Biri kaplumbağaları gözetliyor
Hacettepe Üniversitesi’nden bir grup öğrenci haziranın ilk haftası ile eylülün son haftası arasında yaşayacakları 100 günlük bir maraton için Dalyan İztuzu kumsalında kamp kurmuşlar. Türkiye’nin bu güzel doğal parçasını bir “BBG evine” çevirmişler. Ama onların yarışı BKG. Yani “Biri Kaplumbağaları Gözlüyor.” Caretta carettaları gözetleyerek BBG’ye muhteşem bir alternatif, hayatı kucaklayan bir neşe üretimi yapıyorlar.
Sevgili Nuriye,
Hiç hüzünle sevincin, aynı anda seni ele geçirmeye çalıştığı, iki ateş arasında kalıp yaralandığın oldu mu?
Önce hüzün sahnesine alacağım seni:
Yer: Dalyan, İztuzu kumsalı. Saat 24.00 suları. Gökte kocaman bir ay; ışığı geceye saygılı. Rüzgar, kızgın kumları çoktan sükuna kavuşturmuş. Bir kısım medya, omuzlarında kameraları, ellerinde mikrofonları, boyunlarında fotoğraf makineleri karanlıkta ilerliyor. Önlerinde bir rehber var: Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ali Fuat Canbolat. Çevre Bakanı Fevzi Aytekin’in misafirleri olan gazetecilere Caretta caretta’ların yumurtlamasını gösterecek.
Bilim adamı, biraz önce siyaset adamı ile birlikte bir basın toplantısı yaptı ve medyacılardan flaş patlatmama, kameraların ışığını yakmama sözü aldı, onları sessiz olma konusunda uyardı. Karar verici kendisi olsaydı, bu yarısı gazeteci, yarısı bürokrat 50 kişilik kalabalığın kaplumbağaları rahatsız etmesine asla izin vermezdi.
Nitekim güruh, avını görür görmez her şeyi unuttu. Kumsal birden gündüz gibi aydınlanmıştı. Yumurtalarını bırakacağı yuvaya, en uygun yeri aramak için denizden çıkan bir kaplumbağanın üzerine kameralardan ışık yağıyordu. Arsızlık, sessizliği de ele geçirmişti. Hamile hayvanın görüntüsünü teslim almak için itişip kakışılıyor, bağrışılıyordu.
Zavallı yaratık neye uğradığını şaşırdı. Yumurtalarının düşmanları olarak bildiği tilki, porsuk, rakun ve yengece benzemeyen başka bir yaratıkla karşılaşmıştı. Yükünü bırakmaktan vazgeçti. Geldiği yere dönmek istedi. Ancak ay ışığını ezen yapay bir ışıkla kuşatılmıştı. Tam ters yöne, kumsalın içerilerine kaçmaya başladı.
Gazeteciler, neden sonra Dr. Canbolat’ın son uyarısını duymaya karar verdiler: ‘Işığınızı bari karadan denize doğru tutun ki, zavallıcık, denizin yolunu bulsun’. Öyle yaptılar. Caretta caretta, saygısızlığı görgüsüzlüğünden büyük grubu arkasında bıraktı, denizine daldı. Gözlerindeki yaşlara herkes şahit oldu.
Sevgili arkadaşım,
Doğurmak üzere olan bir kadın, çevresini devasa kaplumbağalar sarsa, hayvanlar ellerindeki görüntü kayıt cihazlarını ona çevirseler ne hissederdi acaba?
Hüznüm, öfkem ve isyanım birbirine karıştı. En çok da gazeteci–kaplumbağa karşılaşmasının mimarı Çevre Bakanı’na kızdım. “Ay ışığında Caretta seyri”ne çağrılıp da, görüntü almadan Merkez’e dönmeyi hangi haberci göze alabilirdi ki? Onları korumak için yaptıklarını anlatmanın yolu onlara zarar vermek olabilir miydi? Bu nasıl bir kara mizahtı?
Ama gerçek, kalplere beklediğimden kısa sürede baskı yaptı. Herkesi derin bir suçluluk duygusu sardı. Canbolat Hoca, “Bir bireyi rahatsız ettik; ama öğrendiğimiz şey büyük oldu.” diye başta kendini olmak üzere herkesi teselli etti. Biraz sonra “kaplumbağanın dönüp yuvasını kurup, yumurtladığı” haberi geldi. Doğru muydu, değil miydi anlaşılamadı; ama bu bilgi en çok Çevre Bakanı’nın vicdanını rahatlattı.
Şimdi seni sevincin sahnesine çağırıyorum:
Yer: Aynı kumsal. Vakit: Gündüz. Güneş, yerde olan her şeyi kızartmakla meşgul. Gölle deniz kavuşmuş, tatlı ve tuzlu suyun bereketinden bir cennet fışkırmış. Şezlongların üstü güneş içen bedenlerle dolu. İsteyen yüzünü denizin köpüklü dalgalarına, isteyen gölün sazlıklarına çeviriyor.
Kumsalın bir köşesinde üç–dört çadırlık bir kamp var. Rüzgarın şemsiye haline getirdiği bir ağacın altında plastik bir masa, çevresinde aydınlık yüzlü gençler: Hacettepe Üniversitesi biyoloji, kimya, istatistik bölümü öğrencileri.
Haziranın ilk haftası ile eylülün son haftası arasında yaşayacakları yaklaşık 100 günlük maraton için buradalar. Türkiye’nin belki de bu en güzel doğa parçasını bir ‘BBG evine’ çevirmişler. Onların yarışı kısaca BKG. Yani ‘Biri Kaplumbağaları Gözlüyor.’ BBG’ye muhteşem bir alternatif, hayatı kucaklayan bir neşe üretimi yapıyorlar.
Biliyor muydun; 1991’den beri 1 Mayıs–31 Ekim tarihleri arasında Özel Çevre Koruma Kurumu’nun 3 teknik elemanı ile 8 koruma görevlisi 24 saat kaplumbağaları gözlemliyor ve insanlardan koruyor. Mesela geçen yıl iki yaralı kaplumbağayı ameliyat etmişler. İşte 12 BKG’li genç bu faaliyete bilimsel destek oluyor. Hem öğreniyor, hem eğleniyorlar.
BBG’lilerin taksi turuna karşılık, BKG’liler, her sabah 5.00–7.00, her gece 20.00–04.00 arası ikişerli gruplar halinde araziye yaya çıkıyorlar. Ucuz yoldan şöhret olmaya meraklı yaşıtları gibi “geyik” değil, kah bilimsel, kah felsefi tonda “kaplumbağa” konuşuyorlar. Her gün yaşamın başka bir yüzüne tanık oluyor, başka bir gizine yaklaşıyorlar.
Onlardan öğrendiğime göre, kerata Caretta caretta’lar öyle bilginler ki, yuvalanacakları yerin denize uzaklığını 35–40 m. olarak ayarlamışlar. Dalgalardan korunacak kadar uzak, yumurtadan çıkan yavruların denize koşabilecekleri kadar yakın.
200 milyon yılın bilgeliğini taşımanın zorluğundan olsa gerek, böyle yavaş yürümeleri. BKG’liler onların 60 rakamının egemenliğindeki yaşamlarını gözlemeye doyamıyorlar: 60 cm boy, 60 cm en, 60 kg ağırlık, ortalama ömür 60 yıl, yumurtaların bırakıldığı yuvanın derinliği 60 cm. Yavrular 60 gün sonra yuvalarından çıkıyorlar. Ve tüm dünyada 60 bin tane oldukları hesaplanmış.
Ellerinde kumpaslar, gözleri Caretta caretta’ların ayak izlerinden yuva tespiti yapıyorlar, günde 20 km yürüyorlar. Bazen çocukların gündüz yaptığı kazılar yanıltıyor onları. Yuvadan emin olmak için 20 cm.lik şişleri batırarak kumun sıkılığını ölçüyor, onları yaşamları boyu izlenebilsinler diye markalıyor, hayvanın sağ kolunun ilk iki plağı arasına koydukları bu metal parçası üzerindeki bilgileri kaydediyor, yuvalama bandını belirlemek için 40 cm sınırına dikilen kazıkları, nirengi noktası yapıp, yuvanın koordinatlarını ölçüp kaydediyorlar. Tilki tahribatına karşı onların üstünü kafesle kaplamak, tehlikede olanları güvenli bölgelere taşımak, bilimsel tekniklerle yapay kuluçka alanları oluşturmak da var işleri arasında. Duygudan duyguya geçiyorlar: Hayvanın yuvasını yaparken harcadığı çabaya hayranlık, yumurtlama anındaki transa geçişiyle büyüleniş, düşmanlarının hışmıyla darmadağın olmuş, kırılmış, yenmiş yumurtalara üzülmek, birkaç hafta sonra yuvadan çıkacak minicik yavruların denize koşmalarına tanık olacakları için heyecanlanmak, çadırlarına dönüp raporlarını yazarken hissettikleri mutluluk.
Keşke Türkiye onların yaşamını izleyebilseydi. Keşke televizyon başındakiler, bu gençlerin, hayatın anlamı üzerine yaptıkları bilimsel ve felsefi tartışmaları dinleyebilseler ve puan verebilselerdi. Grup dinamiklerine, yardımlaşma duygularına, dostluğu ve varlığın bütünlüğünü keşfetmelerine tanık olsalardı. Neden BBG yaşantısına karşı çıkanlar, enerjilerini bir BKG yaratmaya akıtmıyor?
Onlar denizin çöpçüleri
Sevgili Nuriye,
Aslında, ürküttüğümüz kaplumbağayı unutursak, son yıllarda yaşadığım en güzel geziydi. Başta Çevre Bakanı olmak üzere, iki günlük gezide emeği geçen tüm görevlilere ve tesislerinde bizi mükemmel bir şekilde ağırlayan İrfan Tezbiner’e teşekkür borçluyum. Öyle çok şey gördüm ve öğrendim ki bu gezide. Mesela, Caretta caretta’daki tekrarın anlamını. Latince adlandırma sisteminde ilk kelime cinsi, ikinci kelime türü ifade ediyor ve mutlaka italik yazılıyormuş. O cinsin başka türü yoksa aynı ismi alıyormuş. Sevgili Nuriye, sen NA isen, onlar da Cc işte. Ha bir de, onlara “denizin çöpçüleri” deniyor; çünkü hareket yeteneğini kaybetmiş canlılarla besleniyorlarmış. Kim bilir doğanın eşsiz dengesi içinde daha ne görevleri vardır?
Gençlerle birlikte, Köyceğiz Çevre Koruma’dan Ahmet Eryiğit Bey de Cc’lara dair çok şey öğretti bana:
Çiftleşmeleri suda da karada da olabiliyor. Dişiler sadece üreme sezonunda karaya çıkıyor. Erkekler hayatlarını tamamen denizde geçiriyor.
Denizden çıkan Cc’lar etraflarında ses ve ışık istemiyor. Yumurta bırakmak için en uygun nem ve sıcaklığı kafasını yere koyarak anlıyor. Birkaç denemeden sonra önce gizleneceği bir çukur açıyor ve kazmaya başlıyor. İstediği derinliğe ulaşınca ortalama 100 yumurtayı yuvaya bırakıyor. Bu arada inliyor ve gözyaşı döküyor. Artık kuruyan gözlerini nemli tutmaya mı çalışıyor, ağlıyor mu tam belli değil. İşini bitirince yuvayı kapatıyor, kumu sıkıştırıyor, üstünü düzlüyor denize dönüyor. İşlem 2 saati buluyor.
40 gr’lık, 40 mm çapındaki yumurtalar yaklaşık 2 ay kumda kalıyor. Yuvadan çıkış 2 günü buluyor, bütün yavrular aynı gün çıkış yapmıyor. Kabuk kırılınca 24 saat hareketsiz kalıyorlar. Sonra birbirlerinin omuzlarına basarak çıkıyorlar. Kumdan başını ilk çıkaran, öylesine yorgun oluyor ki, kafasını yere koyup 20 dakika uyuyor. Alttakilerin ittirmesiyle uyanıyor, doğru ufuk aydınlığına yöneliyor, denize koşuyor. Arkasından da kardeşleri. Ama büyük bölümü denize ulaşmadan karadaki düşmanları tarafından parçalanıyor. Tabii denizde de başka düşmanlar var. Bin yavrudan 2’si erginliğe ulaşabiliyor. Bu, doğanın dengesi içinde normal kabul ediliyor.
Yavrular 20–25 yıl sonra, yumurtlamak için doğdukları kumsala dönüyorlar. Yuvadan çıkıp düşmanlarına yakalanmadan katetmeye çalıştıkları 40 metre boyunca, hafızalarına yıllar sonra dönecekleri bölgenin bütün özelliklerinin kazındığı zannediliyor; ama bunun hakiki nedeni bilinmiyor.
Carettalar bölgeyi kalkındırdı
Her şey BM Çevre Programı UNEP'in 1975’te kabul ettiği Akdeniz Eylem Planı ile başladı. 16 ülke Akdeniz'i koruyacaktı. 1988'de yapılan bir araştırmada, Türkiye'de Dalyan'ın da aralarında bulunduğu 17 bölgenin dünyadaki 8 tür kaplumbağadan biri olan Caretta caretta'ların üretim merkezi olduğu belirlendi ve ertesi yıl Dalyan ve Köyceğiz, Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildi. Kaplumbağa koruyuculuğu devlet görevi oldu. Önceleri bir fantezi gibi görünse de onları korumanın, aynı eko sistemin bir parçası olarak kendimizi korumak anlamına geldiği kısa zamanda öğrenildi. Kaplumbağalar Türkleri terbiye etti.
15 yıl önce Kavala grubunun bir Alman grubuyla birlikte İztuzu'na kondurmak istedikleri turistik tesisler için Türk ve Alman çevrecilerin ayaklanması bugün meyvelerini veriyor. Bu nisan başında 36 milyon marklık Alman kredisi ile yapılan Köyceğiz Dalyan Kanalizasyon ve Arıtma Tesisleri hizmete açıldı. Bölgenin aldığı bütün yardımlar onların yüzü suyu hürmetine geliyor. İçilen bir bardak temiz su, Caretta'ların bize armağanı.
BKG bir okul gibi
Derya Yurdakul:
Artık laf üretmek yerine iş üretme zamanıdır diye bu projeye katıldım. Cc'lar bendeki annelik hissini uyandırdı. Yuvayı kazmak için bir saat boyunca uğraşması, sonra yuvanın üstünü örterken gösterdiği özen beni çok etkiledi. Marka numarası 215 olan bir Cc'ya psikopat adını taktık. Saatlerce yumurtlayacağı alanı seçemedi, yuvayı yaptı bozdu. Beğenemedi bir türlü. Sonunda bir yerde karar kıldı; ama bu kez de çok uzun sürdü yumurtlaması. O gün hepimiz çok bitkin düştük. “215 psikopat” lafı bize hatıra kaldı.
Meral Ünalleylioğlu:
Bu çok ilginç bir tecrübe. Yaşayarak öğrendiklerimi daha sonra öğrencilerime aktarabileceğim. Burada doğanın dengesinin neden korunması gerektiğini öğrendim. Çünkü her canlının varlığı, bir başkasına bağlı. Bu, “Ne yapıyorsak kendimiz için yapıyoruz.” demek. Canlı zincirinde bir kopukluk meydana gelince hepimiz gidiyoruz. Burada doğayla yaşamayı öğrendim. Şehirde yaşarken onu unutmuştum.
Zehra Altınışık:
Ben istatistik okuduğum için, soyut düşünmenin yanına bir de somut işlerle uğraşmayı ekledim. Markaladığım Cc'lara istatistik teoremlerinin sahiplerinin adlarını verdim. Çok güzeldi, çevrenin parçası olduğumu hissetmeye ihtiyacım vardı. Neden bir kaplumbağa benim hayatımın garantisi olsun derse birisi, ona şöyle derim: Bir masanın sadece üstünü kullanıyoruz; ama altta bir vidası eksik olsa masa yerinde durmayacak.
Başak Öz:
Hep kaplumbağalarla ilgileniyor; ama bir türlü eyleme geçemiyordum. İşin bir ucundan tutmak gerekiyordu. İlk gördüğümde çok heyecanlandım. Her şeyi belli bir düzen ve denge içinde gerçekleştiriyor. Cc'ların yaşam mücadelesi, hayatta karşılaşacağım zorlukları aşmamda rehberim oldu. İşimize öyle bir kaptırdık ki kendimizi, bir ara yumurtaların üstüne oturmayı bile düşündük. Onlar bizim yavrularımız. Onların hayatta kalma çabalarına tanıklık edebildiğimiz için şanslıyız.
İsmail Pehlivan:
Okulun panosunda kampın ilanını görür görmez gönüllü oldum. Hem bilimsel çalışma hem tatil imkanı. Ayrıca biz sadece kaplumbağalara hizmet vermiyoruz ki, insanları da bilgilendiriyor, bilinçlendiriyoruz. Ama bize gelip soru soranlar hep yabancılar, hiç meraklı Türk görmedik.
Simay Ülgün:
Kampta sabırlı olmanın ve paylaşmanın önemini öğrendim. Kaplumbağaların yuvalarının yüzeyini pürüzsüz hale getirinceye kadar gösterdikleri özeni görünce diyorum ki: “Demek, bir şey yapınca en iyisini yapmak lazım.” İlk markaladığım kaplumbağaların numarası uğurum oldu.
Gökhan Elmacı:
Hem bilimsel araştırma nasıl olur onu öğrendim, hem de eve dönünce anneme biraz daha yardımcı olmaya karar verdim. Cc'lar, 200 milyon yıldan beri yaşıyorlar; ama hâlâ yavaş ve güçlüler. Bütün olumsuz koşullara rağmen nasıl hayatta kalınacağını öğrenmişler. Demek ki yapacağın işi biliyorsan yavaş-hızlı fark etmez sonuca ulaşıyorsun, yeter ki sen kararlı ol. Bana umut verdi kaplumbağalar.
Bekir Çoban:
(10 yıllık koruma görevlisi.) Özel merakım Cc'ların markalarını okumak. Acaba yabancı ülkelerden gelen birine rastlar mıyım diye dikkatle incelerim onları. 20 gün önce bir kaplumbağanın kolları arasında beş milyon lira vardı, bana uzattı sanki, “Al şu parayı buradan git, beni rahat bırak” der gibiydi.
Neşe Özdemir:
(2 yıllık koruma görevlisi.) Görevim kumsalda kurallara uymayan insanları uyarmak.
Tarih: 7 Haziran 2002