Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

Değişen İran 7: Mollalar kenti Kum

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Tahran'a iki saat uzaklıkta, medreseler diyarı Kum'dayız. Her iki erkekten biri molla. Çarşafsız tek bir kadın yok. 1 milyon 100 bin nüfuslu kentte 30 bin medrese öğrencisi var. Kum adeta bir lider yetiştirme merkezi. Ülkenin bütün üst düzey yöneticileri bu kentten çıkıyor.

Tahran'da bazı kadınların saçlarını görmek mümkündü. Duygularımı paylaşmak için sokaktan geçen birine Kum'dan geldiğimi anlattım ve "Hatemî'den umudunuz var mı?" dedim. Adam Azeri'ydi ve Türkçe, "Hatemî de molladır. Menim gözüm molladan su içmire" dedi.

İran'ın medreseler diyarı Kum'dayız". Tahran'ın güneyinde, başkente 2 saat uzaklıktaki bu kentte ülkenin en radikal dini kesimi yaşıyor. Resmi mesainin 7.30'da başlayıp 14.00'da bittiği kent, Tahran'daki nispi "açıklıktan" sonra insana başka bir gezegene düşmüşsün izlenimi veriyor, "beterin beteri var" dedirtiyor. Her iki erkekten biri molla. Çarşafsız tek bir kadın yok. Yalnızca Belucistan gibi ülkenin güneyinden şehri ziyarete gelen kadınlar Afganlılara benzer yerel giysileriyle dolaşıyorlar.

İrşad Bakanlığı, Kum'da benim de siyah pardösü, siyah eşarp takmamı, mümkünse çarşaf giymemi tavsiye ediyor. Siyahlarımı çekiyorum. Her ihtimale karşı bir de çarşaf ediniyorum, İrşad'ın bana eşlik edecek bayan görevlisi de Tahran'da pardösü ile dolaştığı halde, Kum'da çarşaf giymeyi uygun görüyor.

Burası bir göçmen kenti. Şah zamanında da dini hassasiyet merkezi idi. Devrimden sonra aynı hassasiyeti taşıyan bütün radikaller akın akın şehre aktı. Her gün yüzlerce insan Şii inancında büyük önem taşıyan 8'inci imam Rıza'nın kız kardeşinin türbesini ziyarete geliyor. Suları baraja aktarılan Kum Nehri, boş yatağı ile şehri bir ucundan öteki ucuna kesiyor. Nehrin betonla kaplanan, yan kanatları yeşillendirilen yatağını ziyaretçiler konaklama mekânı yapmış.

‘Yöneticiler Kum'dan'

Kum'u radikaller için cazibe merkezi yapan asıl unsur medreseler. Medreselerin dışında Merkezi Tahran'da olan Azad Üniversitesi'ne bağlı tıp fakültesi, ayrıca hukuk ve fen fakülteleri de var. 1 milyon 100 bin nüfuslu kentte 30 bin medrese öğrencisi var. Ülkenin bütün üst düzey yöneticileri Kum'dan çıkıyor. Kum, adeta bir lider yetiştirme merkezi. Humeyni, Hamaney ve Rafsancani gibi Hatemî de burada ünlü Fevziye Medresesi'nde molla eğitimi gördü.

Molla olmak isteyenler liseden sonra medreseye gidiyorlar. Medresenin birinci dönemi asgari 2 yıl sürüyor. Bu dönemin sonunda isteyenler özel molla elbisesini giyebiliyorlar. Ama molla giysisine bürünmek için 5 yılı beklemeyi tercih ediyorlar. Elbise giymeyi hak edenlere Hüccetülislam deniyor. Mollalığın genel eğitimi 10 yıl sürüyor. Onuncu yılın sonunda öğrenciler bir belge alıyorlar. Bu, öğrenimin mastır seviyesini tamamladıklarını gösteriyor.

Öğrenimde 2. dönemin belirli bir süresi yok. Öğrencinin çalışma temposuna göre değişiyor. Hüccetülislam'dan sonraki derece Ayetullah. Mesela Humeyni'nin Mustafa adlı oğlu 25 yaşında Ayetullah oldu. Ayetullah demek Kuran'ı yorumlayarak kitap yazan kişi demek. Ayetullah'ın bir üst derecesi Ayetullah Osma. Ordinaryüs profesörlük anlamına geliyor. Bütün konularda tam bilgili kişi demek.

Çarşaf düzelten eller

Kızların medreseleri ayrı. Ama kızlar için özel bir kıyafet biçimi yok. Hepsi klasik çadır giyiyorlar. Kadınlar da aynı dereceleri alabiliyorlar ama Ayetullah Osmâ'larda olduğu gibi yaptıkları dini yorumların bir ekol olup izleyici ve taraftar bulması mümkün değil. Yani kadından, dini lider olmuyor. Kadın müçtehidlik yapamıyor. Özetle kadın, arkasından gidilecek, yolu izlenecek bir yaratık değil.

Molla giysileri üç temel parçadan oluşuyor. Başlarda ya siyah, ya beyaz sarık var. Siyah sarığı Peygamber soyundan gelenler takıyor, siyah sarık seyyidliği gösteriyor. Mollalar yere kadar uzun, gaba denilen bir pardösü giyiyorlar. Hepsi aynı model. V yakalı bir sabahlığa benziyor, yandan üç düğme ile tutturuluyor. Gabanın üstüne siyah, tül gibi ince, minik delikli bir pelerin giyiliyor. Pelerinin kolları da var ama çoğunlukla kolsuzmuş gibi kullanılıyor. Mollaların içinde çarık türü önü kapalı arkası açık terlikler de giyen var, normal pabuç da.

Şimdi gözlerimi kapatıp İran'dan aklımda hangi görüntü kaldı diye düşündüğümde, pelerinlerini düzelten erkek elleriyle, çarşaflarını düzelten kadın elleri düşüyor önüme.

‘İran'da özgürlük vardı'

Okullar kapalı olduğu için ne yazık ki medreselerin içini göremiyoruz. Bir dükkânda 35 yaşındaki bir Hüccetülislam ile konuşuyoruz. Sadıghi Bey, soyadını vermiyor ve fotoğrafının çekilmesini istemiyor. Oyunu seçimlerde kime verdiğini söylemiyor. Hatemî'den istediği ise rehberin izinde yürümesi ve İslami kanunlara tam anlamıyla uyması. Bu konuda ona tam anlamıyla güvendiğini söylüyor. Bir Kumlu olarak daha farklı istekleri dile getirmesi mümkün görünmüyor. Seçim istatistikleri Hatemî'nin Natık Nuri'yi Kum'da bile geçtiğini gösteriyor. Ama oylara yansıyan değişim isteği henüz dillere dökülmüyor. Molla Sadıghi'ye Hatemî'nin ülkeye düşünce özgürlüğü getirmesini isteyip istemediğini sorduğumda şu cevabı alıyorum: Ama zaten İran'da var bu özgürlük. Aynen bu minval üzere devam etse yeter. Şah döneminde bile insanlar düşüncelerini bu kadar söyleyemiyordu, inkılâptan sonra herkes ne düşünüyorsa söylüyor. Ben öğretmen olduğum için biliyorum, bu konuda ciddi bir sorun yok."

Peki ya Tahran'da bunun aksini iddia edenler?

"Onlar İslami ve ahlaki kuralları tam benimsedikleri için böyle söylüyorlar, İran'da böyle düşünenler çok az. O bahsettiğiniz kişiler kendi inanç ve düşüncelerine bile sahip çıkmıyorlar."

Molla Sadıghi'nin bir dileği daha var: "Türkiye'de kızların istediği kıyafeti giymesi." Türkiye'de kıyafet özgürlüğü bulunduğunu anlatmaya çalışıyorum ama ikna olmuyor. Sanki İran'da kızlar istediği kıyafeti giyebiliyormuş gibi "Türkiye'de kızların başları zorla açtırılıyor" diyor, imam hatiplerin kapanmasına karşı çıkıyor ve Türkiye'de iç savaşın çıkmak üzere olduğunu söylüyor.

CD'leşen kitaplar

Bu iç savaş iddiasını Ayetullah Osma Gulpayegani'nin medresesine bağlı olarak çalışan bilgisayar merkezinin yöneticisi de dile getiriyor. Mezhep ayırımı yapmadan bütün dünyada çıkan temel İslami kitapları CD'ye alan merkezde bugüne kadar 2 bin kitap CD'leşmiş. Merkezin molla şefine "Türkiye'den hangi kitapları CD'ye geçirdiniz" diye soruyorum. O benim sorumdan, ben onun cevabından şaşkınlığa düşüyorum:

"Çok şaşırıyorum. Türkiye şu anda iç savaşa giderken bir Türk gazetecisi kitaplardan sorgu eyliyor. Oysa Türkiye'de herkes kitaplardan çok uzakta."

Kendisiyle Türkiye'nin durumunu konuşmak üzere gelmediğimi söylüyorum.

Türk eser olarak Buhari'nin hadis kitabının adını belirtiyor. Diğer kitapların adını öğrenemiyorum. Benim "konumuz bu değil" şeklindeki çıkışıma tepkisini merkezden ayrılırken gösteriyor:

"Benim Türkiye'de iç savaş başlayacak dememe kızdınız. Üzülmeyin ama şu andaki görüntüler onu gösteriyor" diyor ve kızgınlıkla arkasını dönüp gidiyor. Arkasından haberci gönderiyorum ve bu iç savaş konusunu konuşmak istediğimi belirtiyorum, içerden cevap geliyor:

"Demin o benimle konuşmak istemedi. Şimdi de ben onunla."

Humeyni'nin evi

Kum'a giderken Humeyni'nin evinin orada olduğundan haberim yoktu. Bu evin, İran'ın en önemli ziyaretgâhlarından biri olduğunu öğrenince Ali'yi evi görüntüleme, beni de içine girme heyecanı sardı. Bunu başarabilirsek yalnızca Türk basınında değil, dünya medyasında da bir ilke imzamızı atacaktık. Ama gazeteciler için yasak bir bölge olduğunu söylüyorlardı. İrşad Bakanlığı'nın Kum yetkilisi, evin dini lider Hamaney'in bürosu olarak kullanıldığını belirterek yöneticilerden bizim için izin almaya gayret edeceğini söyledi. Ancak büro şefi evin içine kesinlikle giremeyeceğimizi bildirdi.

Humeyni 1963'de bu evde tutuklanmış ve sürgüne gönderilmiş, önce Türkiye'ye giden Humeyni, ardından Irak'a, oradan Kuveyt'e, son durak olarak da Paris'e geçmiş. Oğlu Ahmet Humeyni ölmeden önce bu evi dini lider Hamaney'e bağışlamış.

Humeyni'nin Yahçalgazi Mahallesi, Moellem Sokağı'ndaki evinin önünde bir mucize olmasını bekliyoruz; Biraz sonra Moellem Sokağı onlarca otobüsün akınına uğradı. Otobüslerin kapısı açıldı, 300 kız öğrenci siyah bir nehir gibi Humeyni'nin evine aktı. Aralarına karıştık. Kerpiç duvarlarla çevrelenmiş evin avlusuna girdik, içerdeki bina taştandı. Sadece bize değil, kız öğrencilere de içeri girme yasağı vardı. 300 kız daracık kare avluya doluştular. Avlunun ortasında küçük bir havuz, içinde kırmızı balıklar vardı. Kızların yüzünde sanki Kâbe'yi tavaf ediyorlarmış mutluluğu vardı. Bazıları heyecandan hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Mutlulukları kısa sürdü

Ülkenin ta güneyinden 2 günlük bir yolculuktan sonra buraya gelmişlerdi. Mutlulukları tam 5 dakika sürdü; Kızlar havuzun suyuna ellerini sokup feyiz kapmaya çalıştılar. Gözleri yalnızca avludaki plastik çöpleri, pervanelerin üstündeki naylon poşet kırpıntılarını ve içeriye bırakmayan asık yüzlü büyük kapıyı, kapının önündeki üç basamağı gördü. Onlara hayatlarının en büyük mutluluğunu yaşatan şeyler işte bunlardı.

Buşe bölgesi Borazcan şehrinden iki kızla konuştum.

Tahire Ruzegar, "Duygularımı açıklayamam" derken ağlıyordu. Öğretmenleri "Kum'a gidiyoruz" dediklerinde kulaklarına inanamamıştı. Liseyi bitirince ya inşaat mühendisi olacaktı ya da Kum'daki bir medreseye gelecekti. Kurallar izin verseydi tabii ki erkekler gibi müçtehid seviyesine gelmek isterdi. Hatemî'den "imanın izini sürmesini" istedi. Tela Eyvezi de imamın evini gördüğü için çok mutluydu çünkü onların mutluluğu için bir inkılâp yapmıştı. O da Hatemî'den İslami düzenin koruyuculuğunu yapmasını istiyordu.

Kızlara "Bunca yoldan geldiniz. Sizi içerde 5 dakika tuttular. Evin içini de gezemediniz" dediğimde "Ne yapalım kurallar böyle" dediler. İsmi altın anlamına gelen Tela'ya Hatemî'ye yönelteceği bir soru olup olmadığını sordum. Tela'nın altın sorusu şuydu: . "Seçim programınızda yazılı olmayan diğer İslami hedefleriniz nelerdir?"

Tahire'de Hatemî'ye "Buşe'de bir medrese açmayı düşünüyor musunuz?" diye sordu.

Yüzme havuzları...

Elimizde Kum'dan görüntü alabilmemize dair resmi izin kâğıtları olduğu halde, kızlarla birlikte Humeyni'nin evinin bahçesine girmemiz büyük tepki aldı. İrşad Bakanlığı'nın Kum yetkilisi bize gösterdiği iyi niyetin bedelini, evi korumakla sorumlu mollanın "kanunsuz iş yaptığı" suçlamalarına hedef olarak ödedi. Hâlbuki onun hiçbir suçu yok. Kızlara karışıp içeri giren biziz. Çektiğimiz fotoğraf da alt tarafı bir avluyu gösteriyor. Ama İran'da herkes ayrı bir otorite. Otoriteler savaşı, Hatemî'nin düzene sokması gereken bir kargaşa olarak beynime kazınıyor.

Tahran'a döndüğümde kendimi Ankara'ya gelmiş gibi hissettim. Tahran'da hiç değilse bazı kadınların saç rengini görmek mümkündü. Tahran'da blucin ve kısa kollu gömlek giyen delikanlılar, kadınların bisiklete binebildiği parklar vardı. O parklarda çiçekler ve heykeller vardı. Halka açık yüzme havuzları, sinemalar vardı.

Duygularımı paylaşmak için sokaktan birini çevirip mollalar kenti Kum'dan geldiğimi anlattım ve "Hatemî'den umudunuz var mı?" diye sordum. Adam Azeriydi, bana Türkçe cevap verdi:

"Hatemî de molladır. Menim gözüm molladan su içmire."

Tarih: 16 Ağustos 1997

Yarın: Humeyni'nin anıtkabiri

Get Adobe Flash player