Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

Hayatınızın en önemli kişisi kim?

Sevgili Nuriye,
Gazetelerde bugünlerde bir seri katilin işlediği cinayet haberleri var. Bir türlü yakalanamadı. Doğrusu onu arka arkaya insan yok etmeye yönlendiren hikayesini çok merak ediyorum. Bu arada Murathan Mungan’ın son kitabı Yüksek Topuklar’da “Kadınlardan seri katil çıkmaz ama seri âşık çıkar” cümlesine rastlayınca, içim buruldu. İçimden yazara “Halt etmişsin sen, kadınlar da seri şekilde adam öldürebilir” dedim. Öldürmenin tek yolu mu var sanki. Hem âşık kadın zaten can yakıcı değil midir? Acaba ben nasıl bir seri katil olurdum? Cevabı hemen bulamadım. Doğrusu, Mungan’ın haklı olacağı, benim katil olamayacağım ihtimali çok korkutucuydu. Kadın dediğin her şeyin üstesinden gelmeli, erkeklerle yarışamayacağımız bir konu olmamalı, öyle değil mi? Düşündüm düşündüm sonunda buldum şekerim: Ben zaten seri bir katilim. Oh! İçim bir rahat etti ki.

“Peki cinayet aracın ne?” diyeceksin. Cevap veriyorum: Soru. Ben adamı soru sorarak öldürürüm. Çoktan seçmeli düşünmeye alışık olanlar için bir soruya bin seçenekli cevap listesi sunarım. Ölmekten başka çaresi kalmaz.

Buyrun deneyelim: Nuriye, söyle bakalım hayatının en önemli kişisi kim? Seçeneklerini sıralıyorum: Seni en çok mutlu eden mi? Senin en fazla mutlu ettiğin mi? Sana hayatla ilgili en çok şeyi öğreten mi? Senin öğreteceklerine en çok ihtiyacı olan mı? Sana, kendini dünyanın en özgür insanı hissettiren mi? Yoksa seni kendisine en bağımlı hale getiren mi? Seni ölümcül bir kazada kurtaran mı? Seni gülmekten öldüren mi? Ölüm gerçeğini unutturacak eğlencelerle seni avutan mı? Yoksa ölmeden ölebilmenin dinginliğine seni hazırlayan mı? Karnını doyuran mı? Karnını doyurduğun mu? Rahat ağlayabilesin diye sana omzunu tahsis eden mi? Ağlayanlar arasında omzunu sadece ona tahsis ettiğin mi?

Nuriye, daha fazla ölmemek için “Hepsi birden” deme sakın, sayılmaz. Bak sormaya devam ederim sonra. Bir tanesini seçeceksin. Yoksa öleceksin.

Sen benim cevabımı tahmin edebiliyor musun? Edemezsin. Çünkü bu şıklardan hiçbirinin sırtı, ne gerçeği ne de huzuru tek başına yüklenecek kadar güçlü. Öyleyse benim hayatımın en önemli kişisi kim? Cevap veriyorum: O an kim benimleyse o.

Sabah yanağına kondurduğum bir öpücükle uyandırırken oğlum. 200 bin lirayı elimden alıp, bana en kızarmışından bir simit verirken simitçi. Bir aylık bir çalışmanın sonunda bana maaşımı uzatırken, muhasebeci. Evimi akşam geldiğimde tertemiz bana teslim eden kadınım. Saçlarıma fön çekerken kuaförüm.

Bir nefeslik anı paylaşmak

Tabii bir alışveriş içinde olmak da gerekmiyor hayatımın en önemli kişisi olmaları için. Bir yolu aynı anda yürüdüğüm insanlar. Aynı uçağı, treni, dolmuşu paylaştığım insanlar. Bir filmi birlikte seyrettiğim insanlar. Yani varlık kompütürümüzün programına aynı anda aynı verilerin girdiği insanlar. Oooo! Ölçü bu olursa, aynı güneşle ısındığımız, aynı havayı soluduğumuz, aynı toprağa bastığımız, aynı denizden balık yediğimiz insanlar da hayatımızın en önemli kişileri demem lazım. Tabii o noktada durmak da olmaz. Ölçüyü genişletmem kaçınılmaz olacak. Demek ki sorunun tam cevabı, “aynı anda nefes alıp verdiğimiz bütün insanlar” olmalı.

Yani bir nefeslik anı, paylaşmayı seçtiğim ya da seçmediğim insanlar. Mademki benimle birlikte hayattalar, benden saygı görmeyi hak ediyorlar. Hayatlarını merak etmemi hak ediyorlar. Onları korumamı hak ediyorlar. Onlara hizmet etmemi hak ediyorlar. Çünkü, tümünü birden değerlendiremeyeceğim sonsuz sayıda durumun yoğurduğu, bir araya topladığı, açığa çıkarttığı bizleri bir araya getiren bir program var belli ki. O program, bu anın en iyi şekilde yaşanmasını ister ki, başka bir ana en güzel şekilde geçsin, kaysın, uçsun, sıçrasın, ne yapacaksa artık. Bilmem anlatabiliyor muyum Nuriye? Bunu kavrayabilsek, demin sana sorduğum bütün soruların cevaplarını kapsardı hayatımızın en önemli kişisi. Eh artık, ölmediysen bile bayılmışsındır arkadaşım bu kadar sorudan sonra.

İşte bu hafta sana bahsedeceğim Ebru Yıldırım da böyle biri. O benim masözüm. Birlikte olduğum anlarda hayatımın en önemli kişisi. Sandalye üstünde, bilgisayar başında fazla kalmanın getirdiği bel, sırt ve omuzlarımdaki yükü, haftada iki kez boşaltırken ondan daha önemli biri yok.

İşini o kadar güzel yapıyor ki, yaşadığı o ana ruhunu öyle bir katıyor ki, eminim diğer hastalarının hayatlarında da önemli kişiler listesine çoktan girmiştir. Yaklaşık bir buçuk saat süren masajın bir nefeslik anı bile boşa geçmiyor. İşine âşık bir meslek erbabının becerikli dokunuşları, zamanını Ebru’ya verenleri dünyanın en mutlu insanı yapıyor.

Geçen gün Ebru’ya dedim ki; “Türkiye’de çok az insan senin gibi aşkla çalışıyor. Herkes kendi işini dünyanın en önemli işi saysa, senin gibi yapabileceğinin en iyisini yapsa, bu ülke başka bir yerde olurdu şimdi. Lütfen masaj yaparken ne hissettiklerini bana yaz.”

Masaj, bedenin ruhuyla dans etmektir

Ebru aynen şunları yazdı. Satırına dokunmadan aktarıyorum:

“Masaj, bedenin diliyle konuşmak, ruhuyla dans etmektir bence. Hastanın o anki psikolojisini bilmek, ona göre davranmak, onun rahatladığını hissetmek benim için çok önemli. Masaj bana göre bir sanat dalı. Tıpkı resim yapmak, piyano çalmak en çok da bale yapmak gibi. Ben masajı sadece parmaklarımla değil, bütün benliğimle yapmaya çalışıyorum. O anda hastayla tek bir vücut gibi bir bütün oluyorum. Hastaya uyguladığım her ritmik harekette sanki ben rahatlıyorum. Kendimi o anda çok farklı bir ortamda hissediyorum. Parmaklarımın piyanonun tuşlarında gezindiğini, kendini bana emanet eden o insanın bedeninde dans ettiğimi düşünüyorum. Bir balerin gibi ayak parmaklarımda değil, ellerimin parmaklarında sıçrıyorum. Zannediyorum ben böyle hissedince hastanın ruhu da benimle bütünleşiyor. Ruhunun benim parmaklarımın ucunda olduğunu neredeyse görüyorum. Bazen de ‘Ben bir ressamım’ diyorum. Kasların en ince ayrıntısını düşünüp; ellerimle en iyi renk tonunu yakalayıp, o vücutta muhteşem bir tablo ortaya çıkarmak gibi geliyor bana işim. İnsanlara şifa vermeye bayılıyorum. Bütün hastalarımın sabahları yataklarından son derece iyi, mutlu ve kuş gibi hafif bir şekilde kalkmalarını istiyorum. Böyle kalktıklarını söylediklerinde ben de kuş gibi uçuyorum. Çok sevdiğim bir hastam bana hep ‘meleğim’ diye hitap eder. Kendimi insanlara mutluluk dağıtan, küçük kanatları olan bir melek gibi hissediyorum. Bu duygular beni işime daha çok bağlıyor.”

Onlarca çeşit masaj var

Kusursuz güzelliğe ve daha sağlıklı bir yaşama kavuşmak için asırlardır binlerce yol deneniyor. Masaj bunlardan sadece biri, belki en eski, en çekici ve en rahatlatıcı olanı. Ebru’dan öğrendiğim kadarıyla masaj M.Ö. 3000’li yıllarda Çin ve Hindistan’da uygulanmaya başlandı. Masaj, vücuttaki yumuşak dokuları uyarmak için ritmik olarak uygulanan basınç ve germeler olarak tanımlanıyor. Masajın vücut üzerinde fizyolojik, psikolojik ve mekanik etkileri var. Öncelikle kan akımını düzenliyor ve lenf akımını artırıyor. Yani toplardamarların taşıdığı kirli kanın kalbe gidişine yardımcı oluyor. Özellikle kasılan adalelerin gevşemesini ve kişinin rahatlamasını sağlıyor. Ayrıca yaralanmalardan sonra oluşabilecek doku bozukluklarını gidererek sertlikleri yumuşatıyor. Masajın iç organlara da pozitif etkisi var. Karın kaslarını gevşetiyor, mide hareketlerini artırarak boşaltımını hızlandırıyor.

Ben tek çeşit masaj var sanırdım. O kadar çokmuş ki, mesela onbeş dakika süren yüz masajı. Amaç, cildin katmanlarına göre dokularını uyarmak, kan dolaşımını artırmak, daha çok kanla beslenmesini sağlamak, dirilik vermek amacıyla yapılıyor. Klasik tam masaj yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Sırt, bacaklar, kol, göğüs bölgesine uygulanıyor. Tüm vücudu rahatlatıyor, kasılmalara bağlı ağrıları gideriyor. En farklı masaj, lenf drenaj masajı. Özellikle vücudunda su toplanan kişiler için, lenf akımının yönüne göre yumuşak dokunuşlarla yapılıyor. Vücudumuzdaki bütün sinirlerin son bulduğu çok hassas bir bölge olan ayak tabanlarına uygulanan refleks masajıyla kas ve deri segmentlerine bağlı hastalıklar ve ağrılar tedavi ediliyor. Bir de konnektif doku masajı var. Bağ dokusu içindeki refleks bölgelerine yapılıyor. Organların bağlantılı olduğu segmentler arasında oluşan ağrılar ve tıkanıklıklar gideriliyor. Migren ve fıtık sonucu oluşan ağrılar tedavi ediliyor. Bu masaj ayrıca romatizmal hastalıklarda kan dolaşımının artırılmasında ve sindirim sistemi hastalıkları sonucu ortaya çıkabilecek ağrıların hafiflemesi için de uygulanıyor. Kadınlar için en önemli masaja geliyorum: Selülit masajı: Ebru’nun elleri, kan dolaşımını hızlandırarak, yağları kırarak, dağıtarak, kadınların incelmelerine yardımcı oluyor.

Ebru, Bestekar Sokak 72 numaradaki Gümüş İğne Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çalışıyor. Burada ayrıca mezoterapi, lazer tedavisi ve akupunktur da uygulanıyor. Ebru’nun en büyük düşü, kendine ait bir kurumda, dekorundan müziğine kadar her şeyini kendi zevkine göre seçtiği bir mekânda insanların vücutlarında parmaklarıyla dans etmeye devam etmek. Bunu Ebru bana masaj yaparken öğrendim. O an onun için bir dilekte bulundum: Sonsuz sayıda veri, herkes ve her şey elbirliği etsin, onun hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olsun. Onun mutlu olmasını istedim; çünkü o an benim hayatımın en önemli kişisiydi.

Tarih: 18 Mayıs 2002

Get Adobe Flash player