Hülya Avşar! Kiracı mısın, ev sahibi mi?
Sevgili Hülya Avşar, Geçen gün gazetede okudum. Demişsin ki, "Türkiye'nin en güzel kadını benim. Demi Moore ile Sharon Stone'u yanyana koyun. Onlara da fark atarım" Demek ki Türkiye'deki milyonlarca kadını bir de iki Amerikalı hemcinsini tek tek inceledin, ölçtün, biçtin, kıyasladın, hepsi eleğin altında kaldı, bir tek sen geçmedin o deliklerden, taş gibi yukarıda kaldın öyle mi? Kendini kimbilir ne çok kutluyorsundur.
Peki Hülya, sen güzelliğini hangi bahçeden topladın?
Ne ücret ödedin; bu boyda, bu posda, bu kütlede olmak için?
Artık hangi vitrinde beğendiysen, güzelliğini satın alırken diğer kadınlar neredeydi? Çok mu erken mi kalkmıştın o gün, bedenler seçilmeden önce sen mi gördün hepsini birden, siftahı senden mi yaptı o gün esnaf?
Söylesene, hangi sanatı uyguladın dudaklarının bu biçimde olması için?
Her organına ayrı bir sanat stili mi seçtin?
Hangi kalıbı kullandın, modelini hangi patrondan çıkarttın?
Organlarının arasındaki estetik oranları nasıl buldun?
Güzelliğinin ögelerini hangi hassas terazide tarttın?
Kaç kilo kemik, kaç kilo et, kaç şişe kan, kaç metre bağırsak olacağını nasıl bildin?
Kafana kaç bin tel saç ekeceğini kim öğretti sana?
Hangi tülbentten süzdün güzelliğini?
Teninin, saçının, gözünün rengini nasıl tutturdun? O boyaları nasıl kardın?
Söyle Hülya; ressamın eli, sanatı, fırça darbeleri olmasa o boyalar kendi kendine bir tablo olur mu? Yoksa sen hem ressamsın, hem de tablo musun?
Belki de kendi heykelini yapan heykeltıraşsındır sen! Heykeltıraş işlediği maddeden çıkarılacak bir madde kalmayınca mükemmelliğe ulaşır. Sen mi çıkardın gerçekten gereksiz maddeleri, sen sen olana kadar? Ne kadar zaman harcadın bu estetiğe ulaşmak için?
Bedenin ruhun evi olduğunu sana söyleyen olmadı mı? Güzelliğinin kiracısı olduğunu unutup ev sahibi gibi davrandığın için utanmıyorsun değil mi?
Sokrat, Alkibiades'e şöyle demişti: "Bedeninin bir parçasının ne olduğunu bilen kimse, kendine ait bir şey biliyor ama kendinin ne olduğunu değil. Demek Alkibiades'in bedenini seven kimse, Alkibiades'i değil, ona ait bir şeyi seviyor. İşte Alkibiades, ben benden olup da başkaları çekip gidince, gitmeyip kalan imseyim" Kızma Hülya, sadece hatırlatayım dedim.
Hülya, kaldı ki varlığının bir rüya olup olmadığı bile belli değil, Mevlana'yı okumasan bile Matrix'i seyretmişsen, ne demek istediğimi sezmişsindir.
Üstelik adın Hülya. Adın bile sana bir ihtar çekiyor, "Asıl mısın, kopya mısın?" sor bakalım bir kendine.
"Herkesten güzel benim" diyorsun. Hülya; bu nasıl bir hülya?
Kendin yapmadığına göre, başka yerden de satın almadığına göre bu güzellik kimin Hülya?
Senin olmayan bir şeyi sunarak para kazanmana bir şey demedik, neden diğer kadınları kıskandırıyorsun? Haksız rekabet yapıyorsun. Güzelliğinin altını bu kadar çizdiğin için, senin kadar güzel olmayanlarda psikolojik rahatsızlık yaratıyorsun. "Bizlere" yıpranma payı ödemen lazım Hülya. O zaman da servetin kalır mı Hülya?
Vallahi aklımı karıştırdın: Her nefes, güzelliğini senden çalıyor. Sen bu lafı söylediğin an kadar güzel değilsin, nasıl "en" güzel olabilirsin ki?
Sen, geceleri ıstırabı artan bir hastanın beklediği sabah kadar güzel misin?
LGS'yi kazanan fakir bir çocuğun yüzündeki ışık var mı sende?
Annesiz ve babasız bir çocuğun başını okşayan bir el kadar güzel mi ellerin?
Sabah ezanı gibi etkileyici mi sesin?
Yağmurla toprağın buluşması kadar güzel kokar mı tenin?
Meyveden dalları yıkılan bir ağacın asaleti var mı duruşunda?
Habere göre, "İşimde titizim, spor yapıyorum, kendime güveniyorum" falan da demişsin.
Ayıp olmuyor mu biraz? Söyle hangi kuş, "En güzel ben uçarım" dedi? Hangi arı en iyi balı kendisinin yaptığını söyledi? Hangi aslan "En büyük avı ben yakalaladım" diye kükredi? Hangi geyik, daima antremanlı olduğundan söz etti?
Ha, bir lafın daha var: "Bir gün benden güzeli çıkarsa, ikinciliğe düştüğümü ilk ben söyleyeceğim".
Bak şekerim, dikkat et kendine. Yoksa başına geleceği söyleyeyim sana: En çok nerenden bağlıysan hayata, oradan kopacaksın. Övündüğün kadar acı duyacaksın.
Tarih: 15 Haziran 2003