Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

Kim korkmaz sıradanlıktan?

Şu ahir ömrümde bir filmi, yönetmeniyle baş başa seyretmenin zevkini tadamadım.

Çağan Irmak da bu bahtiyarlığı yaşatmadı bana. Keşanlı Ali Destanı yüzünden çok meşgulmüş, artık o değil film konuşsunmuş, herkes Dedemin İnsanları'nı kendi fikirleriyle seyredip değerlendirsinmiş. Gerçekten bizim naçiz fikirlerimize ihtiyacı var mı, zaman bulup da okur mu bilmiyorum. Ama beyan esastır deyu, son filmi hakkındaki izlenimlerimi dikkatine sunuyorum.

Film, yedi yaşındayken Girit'ten mübadele ile Türkiye'ye gelen Mehmet Bey'le, ilkokul öğrencisi torunu Ozan'ın ilişkisi üzerinden akıyor ve göçmenlik, aidiyet, daimi öteki olma durumlarını, toplumsal değişim süreciyle paralel biçimde anlatıyor.

Önce hakkını teslim edelim; dönem atmosferini başarıyla kurmuş. Gerek 1923'leri, Giritli göçmenleri Türkiye'ye getiren Gülcemal vapurunun dehşetini, gerekse 12 Eylül öncesi bir Ege kasabasının asudeliğini mükemmel yansıtıyor. Oyuncular da görevlerini kusursuz yerine getirmiş. Ama bunlar filmi sıradanlıktan kurtaramamış. Nedenine gelince:

Film, yönetmenin kendi çocukluk hikâyesi. Dedesinin hatırasına saygı sunmak için çekmiş. Nitekim filmin başında hikâyenin ve kahramanların gerçek olduğu belirtiliyor. Ama bu, eseri iyi yapmaya yetmez ki! Bizi yaşanmışlık değil, filmin kendi orijinalliği ilgilendirir. Bilmediğimiz, yepyeni bir hikâye yok ortada. Göç olgusuna farklı bir yaklaşım da göremiyorsunuz. Önceki filmleri hatırlayıp, yönetmen kendini tekrarlamış diyorsunuz.

Anlatıcının küçük oğlan olması, ister istemez, Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ını hatırlatıyor. Irmak bu çağrışım riskini neden göze aldı diye düşünüyorsunuz. Çocuğun sesi mekanik, duygudan yoksun, sanki elindeki yazılı metni okuyor. Belki de bu yüzden yönetmenin nostaljisi kesmiyor sizi. Keşke hatırlayış ekseninde akmasaydı film, dedesinden yine esinlenseydi de daha dramatik bir yapı kursaydı diye üzülüyorsunuz.

Dede film boyunca dengenin, merhametin, uzlaşmanın sembolü olarak sunulmuş. Doğduğu topraklara duyduğu özlemle yanıyor. Yunanistan'da Türk, Türkiye'de Yunan olarak kodlanmak zor, tamam. Fakat 12 Eylül'de belediyede çalışan damadının haksız yere mahkemeye verilmesi, yani bardağı taşıran son damlanın bu olması, bu dünyaya veda edişini inandırıcı kılmaya yetmiyor. Hikâyenin aslında böyle olması seyirciyi bağlamaz, filmdeki intihar suni kalıyor. 12 Eylül oldu, mertlik bozuldu! Sanki daha öncesinde mükemmeldi her şey. Bu adam, her koşulda yaşamayı seçerdi diyorsunuz.

Filmi zayıflatan şeylerden biri de klişeler. Kocasının öldüğünü reddeden, bir gün döneceğine inanan yarı deli kadın mesela. Kim bilir kaç filmde gördük böylesi tipleri. Kaldı ki çocukla "metafor" kelimesi üzerinde konuşması da İl Postino filminden alınmış. Orada da Pablo Neruda, sürgün olduğu kasabada ona mektup taşıyan postacıya anlatıyordu metaforun anlamını. Keza denize takım elbiseleriyle girip boğuluncaya kadar yürüyen adam imgesi. On yüz milyon filmde böyle intihar etti kahramanlar. Yapmayın Allah aşkına! Daha orijinal buluşlarınız yok mu sizin? Sıradanlıktan nasıl korkmaz insan?

Oyuncuların performansı şahane ancak Çetin Tekindor ve Hümeyra'nın benzer rollerle karşımıza çıkması insana bıkkınlık veriyor. Akil ve tatlı adam, delişmen kadın tiplemesinden sıkıldık. Artık şaşırmak, farklı oyunculuk lezzetleriyle tanışmak istiyoruz. Yönetmen belki alışkanlıklarının konforunu yitirmek istemiyor, bari farklı roller yazsa onlara. Başrollerde yeni yüzlere ihtiyacımız var. Ezgi Mola o kısa rolüne rağmen hayran bırakıyor kendine. Keşke daha çok görseydik onu diyoruz.

Herhalde Irmak da başka filmleri seyrederken, akışı kendince değiştirip, ben olsaydım hikâyeyi nasıl anlatırdım diye düşünüyordur. Mübadele, yaklaşık 3 milyon kişinin yer değiştirdiği çok önemli bir olay. Keşke Irmak daha çok o yıllara odaklansaydı ve Mehmet Bey'i dede olarak çizmek yerine, büyüme sürecini aktarsaydı bize. Veya Girit göçmeni dedeyi, mübadele ile İzmir'den Girit'e gitmiş bir Rum'un hikâyesiyle paralel kurgulasaydı.

Her şey bir yana film bittiğinde "Bu Çağan Irmak iyi bir adam galiba." dedim. Onun dedesi gibi hâlâ kefeni bedavaya veren esnaf kalmış mıdır bu ülkede diye merak ettim. Ve benim insanlarımı düşündüm. Kan bağım olmayanlar için sorumluluk üstlenip üstlenmediğimi sordum kendime. İyilik yapma kapasitemi gözden geçirdim. Başkaları da benim gibi yaptıysa, film bütün kusurlarına rağmen görevini yapmıştır sonucuna vardım.

Tarih: 4 Aralık 2011

Get Adobe Flash player