Meslektaşla Askerî Konuşma
M. Ali Kışlalı
Radikal Gazetesi
18.08.2007
Bu köşede yazdığımdan TV programlarına katılmayı genelde düşünmem. Ama yazılı basından gelen sorulara katkıda bulunmaya çalışırım. Onun için, Hürriyet'in Ankara bürosunu yönettiğim yıllarda gazeteciliğe başlamasına katkıda bulunduğum Zaman gazetesinin başarılı röportaj yazarı Nuriye Akman'ın, askeri konulara gösterdiğim ilgi odaklı bir konuşma önerisini kabul ettim. Üç saate yakın süren konuşmada, hazırladığı dört sayfadan fazla tutan sorularına ve konuşma sırasında çıkan diğerlerine yanıt verdim.
Galiba, ülkenin en önemli kurumlarından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yakından bu kadar uzun süre izlemiş başka meslektaşın olmaması, zaman zaman ilgi çekiyor. TSK güncel olaylar içerisinde ön plana çıktığında bu alandaki çalışmalarım hakkında sorulara ve eleştirilere de muhatap oluyorum.
Genelde askeri konulara, özelde ise TSK'ya gösterdiğim büyük ilginin ve kurumun üst düzey komuta heyetleriyle sağladığım mesleğimle ilgili temasların mahiyeti pek anlaşılmıyor. Bu gazetecilik çabalarının kapalı bir kutu olan TSK'dan önemli ve sansasyonel haberler çıkarmam ile ilgili olması gerektiği düşünülüyor.
1984'te PKK olayları patlak verdiğinde Hürriyet'te iken zamanın Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ'un gösterdiği anlayışla, bu konuda başladığım çalışmalar 1996'da 'Güneydoğu-Düşük Yoğunluklu Çatışma' isimli kitabı yazmamı sağladı.
12 Mart 1971 Muhtırası verildiğinde Yankı yayınının başlamış olması ve zamanın üç komutanı; Faruk Gürler, Muhsin Batur ve Celal Eyiceoğlu ile mesleki alanda kurulan ilişki o dönemin havasının doğru yansıtılmasında rol oynadı.
Gazeteci olarak temas kurmak istediğim komutanlarda zaman zaman ve özellikle ilk yıllarda, askerlerin genelde sivillere, özelde gazetecilere kuşku ile bakma eğilimi yarattığını hissettim. Ama onlardan 'sansasyonel haber koparma' çabasında olmadığım anlaşıldığında ilişkilerim önemli konuları kavramamda hep yardımcı oldu.
Yazılarımda yararlandığım kaynaklar sadece askerler değil. Askeri konulardaki belli başlı yabancı kaynakları hep izlemeye çalışmışımdır. Böylece oluşan kitaplık, önce mesleğimin bir parçası olarak gördüğüm alanın şimdi artık vazgeçemediğim bir tutku alanı haline gelmesini sağladı.
Son yıllarda ülkeyi çeşitli açılardan daha fazla etkileyince, neredeyse yarım yüzyıla dayalı birikim olayları daha anlaşılır hale soktu.
Nuriye Akman'ın ayrıntılı ve ısrarcı soruları bana, son yıllarda, özellikle ABD'den gazeteci ya da araştırmacı unvanlarıyla gelip çok uzun, hatta filme alarak yaptıkları ama nerede yayımlandıklarını görmediğim konuşmalarda, TSK hakkındaki sorularını hatırlattı. Kendi düşünceleri ve eğilimi, hatta gazetesinin askeri konulara yaklaşımın düşüncelerimi doğru yansıtılmasına engel olacağını sanmıyorum. TSK ile ilgili gözlemlerimi paylaşmak isteyen meslektaşlara hep açık olacağım.