Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

Uluğbay'ın sırrı!

Mustafa Karaalioğlu
Yeni Şafak Gazetesi

17 Temmuz 1999

Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay'ın intiharının arkasındaki nedeni anlamak için iki ayrı senaryoya müracaat edilmişti. Bunlardan birincisi, bakanın yoğun iş temposuna dayanamayarak tetiğe bastığıydı. Bu teze bir de "onur" sosu eklenmek istedi ama tutmadı. İkinci tez ise, IMF belgesinin Mesut Yılmaz tarafından borsada spekülasyon amacıyla kullanıldığı, Uluğbay'ın da bundan rahatsızlık duyarak konuyu Başbakan Bülent Ecevit'e ilettiği, Ecevit'in de "büyütme, hükümeti zora sokacak çıkışlar yapmayalım" diyerek, konuyu geçiştirmesinin bakanı uğradığı hayal kırıklığının sonucu olarak intihara yönelttiğiydi. Hatırlanacağı gibi bu tez, Yılmaz'ı bir hayli öfkelendirmiş ve ANAP lideri "bana iftira atanlar şerefsizdir" demişti. Yine hatırlanacağı gibi, Uluğbay'ın intihara teşebbüs ettiği gecenin sabahı basın karşısına çıkan Ecevit bile, kendisini "Sayın Yılmaz biraz dikkatsiz sözler söylemiş olabilir" demekten alıkoyamamıştı. Bu cümlenin, intiharın gerçek nedeniyle yakından ilgisi bulunuyor.

Bakan'ın intihara teşebbüs gerekçesi gibi böylesine önemli bir olayın ardından 6 gün gibi çok çok kısa bir süre sonra apar topar evine gönderilmesi ve burada tecrite zorlanması da ilginçtir. Uluğbay, hayatının en önemli olayında tedaviye ve yardıma en çok ihtiyaç duyduğu dönemde bu imkanlardan yararlanamamaktadır. Uluğbay, şu anda psikolojik açıdan ciddi bir klinik tedaviye muhtaçtır ve belki bugün siyasi gerekçelerle ihmal edilen tedavi bakanın önümüzdeki hayatında daha üzücü tesirler bırakacak sonuçlar doğuracaktır. Uluğbay'ın ne tür bir boşluk içinde olduğunu kestirebilmek için 21 Eylül 1997'de Sabah Gazetesi'nde Nuriye Akman'la yaptığı konuşmaya göz atalım.

Akman soruyor: "Geri planda kalmak sizin tercihiniz mi, yoksa partinizin... özel yapısından mı geliyor?"

Cevap: "Saatin dışarıdan görünen boyutu akrep, yelkovan ve kadranıdır, ama saatin içindeki her dişli önemli bir işlev görür. Önemli olan bulunduğunuz dişli konumunda görevinizi yapmaktır. Ben, gerek bürokratik, gerek siyasi yaşamımda kendimi hep bir dişli olarak kabul ettim. Üzerime düşen görev belirlenmiştir. Ben o görevlerle uğraşırım."

O dönemde Milli Eğitim bakanı olan ve 8 yıl kesintisiz eğitime bu sıfatla imza atan Uluğbay, bir dişli olduğu konusunda o kadar kararlı ki Akman'ın ders kitaplarını okuyup okumadığı yönündeki 'sıkıştırma' amaçlı sorusunu, "bakanın bizatihi görev kapsamında olmadığı için okumadım" şeklinde cevaplıyor.

Ve bugüne ışık tutacak çok önemli bir soru ve çok önemli bir cevap. Akman, Uluğbay'ın vejeteryen -etyemez- olduğundan bahisle soruyor: "Sevdiğiniz bir kuzunun kesilmesi sizi vejeteryan yaptı... Vejeteryanlık psikolojik bir takıntı mı?"

Uluğbay: "Sanmıyorum o da bir yaşam tarzı. 6 yaşındaydım, kuzumu 4 ay süreyle kendim beslemiş, onunla arkadaş olmuştum. Tepkim ona yönelikti."

Akman: Bu kadar yufka yürekliyseniz, çocukların da çağdaşlığı tartışılır bu eğitim sisteminin kurbanları olduğunu düşünüp yutkunduğunuz, aldığınız bazı kararların et lokması gibi boğazınızda düğümlendiği oluyor mu?

Cevap tek kelime: "Olmuyor."

Günlerdir; bu hassas, geri planda kalmaya özen gösteren, yalnız ve kendisini sistemin bir dişlisi olmaya adamış insanın intiharının arkasındaki gerçek nedeni arıyoruz. Hem kişisel gözlemlerim, hem uzman ve hem de uzman psikiyatr-politikacılarla yaptığım görüşmeler sonucunda ulaştığım sonuç şu:

Uluğbay, ne Mesut Yılmaz'ın borsada spekülasyona yol açan belge oyununu, ne de Ecevit'in Yılmaz'ı hükümetin devamı adına himaye ettiği iddiası nedeniyle canına kıymak istedi. Bu iddiaların tamamı ya da bir kısmı doğru da olabilir ama, Bakanın intiharı özel nedenlere dayanıyor. Kişiliğiyle ilgili bütün parçalar, hatta hastaneye götürülürken başını kaldırıp eşine sinirli sinirli parmak sallaması bile bunu gösteriyor.

Psikoloji profesörü bir milletvekili şunları söyledi: "Kişiyi intihara sürükleyen depresyon 'benlik saygısı'nın bitmesinden kaynaklanır. Ne işler kötü gidiyor diye; ne de bir başkasının sözgelimi iddia edildiği gibi Yılmaz'ın yakınlarının borsadan çıkar sağlaması intihar nedeni olamaz. Aksine, bu durum Uluğbay'ın benlik saygısı artıracağı için, intiharı değil olayı kamuoyuyla paylaşma yolunu tercih etmesi gerekirdi. Dürüst bir adam olan Uluğbay'ın intihar girişiminin altında ya kendisinin ya da bir yakınının içine girdiği yeni ve alışık olmadığı bir ilişkinin yarattığı baskı olma ihtimali yüksektir. Yılmaz'ın belgeyi kendisinden aldığını söylemesi de zaten sıkıntı içinde olan bakanın paniğini artırmış ve bu ifadenin kendisini deşifre ettiği zannına kapılmasına yol açmıştır."

Herkesin özel bir dünyası var ve intihar bu özel dünyanın kontrolden çıkıp insanın üzerine yürüdüğü an olmalı. İşte sadece bu nedenle bile bir başkasının özel dünyasına girmeye hakkımız yok ama, tetiğe basan bir bakan olunca iş değişiyor. Böylesi galiba, bireyin değil devletin intiharı oluyor da ondan...

Get Adobe Flash player