[Röportaj] - Nasıl kısalacak bu dizilerin süresi?
Nuriye Akman
Dizi filmler gecelerimizi gasp etti. Akşam 20.00'de televizyon başına oturan bir müptela, 90 dakikalık dizinin, tekrarları ve reklam aralarıyla birlikte neredeyse gece yarısına kadar çoğu birbirine benzer hikâyelere harcıyor en değerli zamanını.
Nerede ağlatacağı, nerede güldüreceği, nasıl öfkelendirip nasıl sevdireceği ince ince hesaplanmış ticari hikayelere...
Seyircinin isyanını duymadık bugüne kadar. Ama uzun zamandır film ekipleri dizilerin uzunluğundan şikayetçi. Süresi 45 dakikaya inerse hem daha insani şartlarda çalışacaklarını hem de yaptıkları işin kalitesinin artacağını söylüyorlar. Fakat talepleri bir türlü hayata geçemiyor. RTÜK'ün bu konuda yaptırım gücü yok. Sorunu çözmek tarafların işi. Bir yanda televizyon kanalları, bir yanda yapımcılar, bir yanda reklamverenler var. Fakat onların temsilcileriyle görüştüğümde anlıyorum ki, ekonomik çıkarların getirdiği bir fasit daire var ortada. Herkes topu birbirine atıyor.
Sistem şöyle işliyor:
Yapımcılar bir televizyon kanalıyla belirli bir rakama anlaşıyorlar. Kanal dizinin aldığı ratinge göre bonus veriyor. Böylece kanallar, en baştan büyük paralar verip dizi tutmazsa kaybetme riskini ortadan kaldırmış oluyor. Tabii yapımcı vaat edilen o bonusu kazanmak için önce hikayesini reklam alacak cazibeye getiriyor, sonra kesesinin ağzını açıyor. Kastından dekoruna kadar tüm prodüksiyona harcanan paraların yapımcıya hemen dönmesi mümkün olmuyor. Bazı dizilerde başa baş noktasına gelmek on bölümü buluyor. Dizi tutmuşsa daha sonra para kazanılmaya başlıyor.
YAPIMCI CEPHESİ
Ekrem Çatay: Tek çözüm reklama zam!
Ekrem Çatay, oğlu Kerem Çatay'la birlikte Ay Yapım'ın patronu. Dizi film projelerine birlikte karar veriyorlar. Televizyon kanallarıyla görüşmeleri 40 yılın deneyimiyle baba sürdürürken, oğul projenin hayata geçmesi için alanda çalışıyor. "Dizi süreleri nasıl kısaltılabilir?" sorusunu şöyle cevaplıyor:
"Şu an bir dizi en az 84 dakika istiyor. Böyle olunca televizyonlar bunlara dördüncü kuşak reklam alabiliyorlar. Yoksa çıkartamıyorlar işi. Bu yüzden reklam paralarının yüksek olması lazım. Bunu da televizyonlar oturup bir konsensüs halinde becermeleri lazım. Başka çözüm gelmiyor aklıma. Tabii o kadar çok televizyon var ki. Reklamverenler o zaman size vermiyorum, ona veriyorum diyebiliyor. İnsanlar sanıyor ki dizi uzun olunca yapımcılar daha çok para kazanıyor. Hayır, daha çok para kaybediyoruz biz. Çünkü ikinci seti kurmak zorunda kalıyoruz yetişsin diye. Bir yönetmen yardımcısı, kameraman, onun asistanı derken bir ekip daha çok para harcıyoruz. Hadi biz altmış dakika yapacağız dedik, televizyon da buna razı oldu. Ama herkes payını bu oranda azaltacak. Kimse buna razı olmaz.
Ekrem Çatay, dizilerle ilgili diğer sorularımı şöyle cevaplıyor:
Tutan bir dizi yapımcıya ne kadar kazandırıyor, devlete ne kadar kazandırıyor?
-Yaparsın, üzerine yüzde yirmi koyarsın, kazanırsın gibi bir olay değil. projeden projeye çok değişkenlik gösteriyor. Her proje mutlaka kazandıracak diye bir şey yok. Kaybettiğiniz projeler mutlaka olur. Ama isminizi korumak için kayba razı olursunuz. Bunun dışında bir KDV oluşturuyorsunuz, stopajlar veriyorsunuz, gelir vergisi veriyorsunuz. Devlet tabii ki kazanıyor. Ben devletin yerinde olsam şunu yaparım. Mesela kardeşim kime yapıyorsun diziyi, şu kanala yapıyorsun. Ben orasını burasını anlamam. Sen kestiğin faturanın şu kadarını bana vergi olarak ver. Gerisine de karışmıyorum derse, daha çok para kazanır devlet.
Niye yapmıyor bunu?
Baktığınız zaman dizi sektörü devletin genel boyutu içerisinde çok ihmal edilecek bir şeydir herhalde. Türk dizilerine dışarıdan çok büyük talep var. Suriye'deki insanlar aynı anda çanak antenle Türkiye'deki yayınları izliyorlar. Ve Türkçe öğrenmeye başlıyorlar. Azerbaycan, Suriye, Mısır, Yunanistan, Bulgaristan Türkiye'nin yakın çevrelerinde gerçekten Türk dizileri izleniyor.
Ortadoğuya dizi satmak güzel de neden Avrupa'ya Amerika'ya dizi satamıyoruz?
Çin de bize satamıyor. Bu biraz kültür meselesi. Şu anda Ezel otuz ülkeye satıldı. Tamam, Amerika yok bunların içerisinde. Ama İtalya ilgilenmeye başladı. Bunlar zamanla olacak. Burada sektöre destek olunması lazım. Tanıtma fonu var. Kültür bakanlığı var. Şunu iddia ediyorum. Son dört senede Türk dizilerinin yurtdışında yaptığı tanıtım, Türkiye imajına verdiği katkı Türkiye'nin yirmi yıllık geçmişinden topladığınız zaman daha fazladır.
Ama savaş sahneleri doğru dürüst çekilemiyor, büyük prodüksiyonlar değil bunlar...
Türkiye'de 2010 yılında bütün televizyona düşen toplam reklam payı 2 milyar Türk lirası. Kaç tane televizyon varsa hepsi buradan alacaklar. Şimdi bunu ne yapacaksınız, bütün kazancınızla bundan dizi yapacaksınız. 12 milyonluk Yunanistan'ın televizyona düşen reklam payı, şimdi kriz yüzünden azaldı ama 3 buçuk milyar dolardı. Siz nasıl bir savaş sahnesi çekebilirsiniz? 300 bin liraya, 400 bin liraya anlaştığınız bir dizide hangi boyutta çekim yapabilirsiniz? İkincisi, hangi zamanda çekebilirsiniz? Bir hafta içinde bu dizinin bitmesi lazım.
Önceden 13 bölüm çekilip paket halinde satılması mümkün değil mi?
Kim finanse edecek? Eğer Türkiye dış pazarda gerçekten sağlam şeyleri olursa, bu kalıcı bir sistem haline gelirse o zaman siz daha önce ön satış yapabilirsiniz. Yurtdışındaki insanlarla anlaşabilirsiniz. Dizinizi 13 bölüm çekebilirsiniz. Amerika böyle yapıyor. Ondan sonra onu televizyonlara buyurun gelin bakalım size bir gösterim yapacağım. Bu benim dizim. 13 bölüm hazırladım, ister misiniz diyebilirsiniz. Türkiye buraya gidecek gibi geliyor bana. Olacak gibi üç beş sene sonra. Çünkü artık Türkiye'deki dizi kalitesi gerçekten yüksek.
Masanın o tarafı ile bu tarafı arasındaki farkı da merak ediyorum. Bir zamanlar üst düzey televizyon yöneticisiydiniz. Şimdi o televizyonlara dizi satmaya çalışan bir yapımcı. İki tarafı da yaşamış bir insan olarak ne tür beceriler gerekiyor?
Bir kere bu yeni şapkaya kendinizi alıştırmanız lazım. Açıkçası Türkiye'de hiç kimse bu adam bir televizyon kurdu, şu kadarını da yönetmiş, başarılı da işler yapmış. Şimdide yapım şirketi kurmuş. Hadi biz gidip bundan bir iş alalım demiyor. Siz iyi bir iş yapıncaya kadar her şeyi tırmalamak zorundasınız. Bir zamanlar beraber çalıştığınız veya yanınızda çalışan, bu işe sizinle başlayan, yönetici olmuş insanlarında kapısını çalmak, randevu almak ve proje sunmayı içinize sindirmek lazım. Beğenilmeme, kabul edilmeme riskini göze almak lazım.
Küser misiniz, öyle bir durumla, yıkılır mısınız?
Bu hoşunuza gitmez tabii. Çünkü insan der ki, ya ben ondan daha iyi anlıyorum bu işi. İnandığım için de götürüyorum bu projeyi. Niye kabul edilmesin diye düşünürsünüz. Ama sonra dersiniz ki kardeşim şu anda o direksiyonda bu insan var. O kendi arabasıyla kendi yolundan gidecek.
Direksiyondaki adamın kafasındaki soru işaretlerini bildiğiniz için avantajlısınız aslında.
Aksine, dezavantajlısınız. İnsanlar genelde unutmaktan yanadır, hatırlamaktan yana değildir Türkiye'de. Kim niye başkasının otoritesini kabul etsin, kendi otorite olmak varken. Bu ancak gerçekten iyi bir iş yaparsanız, reyting alırsa ve yapacağınız bir iş yine iyi olacaksa o zaman oluyor.
Sadece iyi olmak değil bence. Üretilen en iyi projeler mi ekrana geliyor? Yoksa arada başka ilişkilerde söz konusu mu?
AGB doğru mu ölçüyor? Ölçüyor veya ölçemiyor. Hiç orasında değilim. Başka bir ölçü yok şu anda. İyi veya kötü şu anda AGB diye bir şey var. Ki bende onun doğru ölçtüğüne inanıyorum. Doğru ölçmüyorsa da istikrarlı bir yanlış yapıyor. Bu, budur. Ssiz bir televizyon yöneticisi olsanız ve bütün geliriniz oradan olsa, kendinizi kalıcı kılmak zorunda olsanız, kardeşiniz olsa inanmadığınız bir projesini yaptıramazsınız. Yaptırırsınız üç bölüm gider, kaldırmak zorunda kalırsınız. Başka ilişkiler vardır veya yoktur. Vardır böyle şeyler demek de şey ama ortaya çıkan iş reyting alıyor mu? İnsanların beğendiği bir şey mi? sevilen bir şey mi? Televizyonda mutlu ediyor mu, ölçü budur.
Siz 1991'den beri her sabah reyting karnesi alıyorsunuz. Bu büyük bir gerilim mi?
Felaket. Anlatılır gibi değil. Her gün bir karne alıyorsunuz televizyon yöneticisiyseniz. Şu anda ben sadece dizimizin olduğu günlerin sabahı karne alıyorum.
Ahiret inancınız var mı?
Vardır.
Orada da bir karne verilecek bize öldükten sonra. Rating karnesinin bir artısı olur mu size?
Bir insan bilerek kötülük yapmıyorsa, birine zarar vermiyorsa,vicdanınız rahatsa tamamdır. Biz kimsenin ahlakını bozmadık yaptığımız dizilerle. O bakımdan oradaki karnemizde umarım kırık not olmayacak.
Faruk Turgut: Sorunu yeni RTÜK yasası çözdü aslında
Gold Yapım'ın sahibi Faruk Turgut, dizilerin süreleriyle ilgili sorunun eski RTÜK yasasına göre her yirmi dakikada yedi dakika reklam alma zorunluluğundan kaynaklandığını belirtiyor. TBMM'den geçen yeni RTÜK yasasının cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasından sonra meselenin çözüleceğine inanıyor:
"Aslında sorun fiilen çözüldü. Eylül ayından itibaren dizilerin süreleri ile ilgili bir farklılaşma olacak. Yeni yasaya göre her yirmi dakikada yedi dakika reklam koymak gibi bir dert yok. Programın bütününde şu kadar reklam yayınlayabilirsin diyor RTÜK. Kanal bunu isterse birinci dakikada verir, isterse 89'da verir, isterse her üç dakikada yarım dakika reklam verir. Bu da doğal olarak hem Türkiye'de reklam fiyatlarının daha artmasını getirecek, hem de sürelerin biraz daha kısalmasını sağlayacak.
Bu aslında RTÜK'Ün isteğiyle veya herhangi bir bakanlığın talebi ile çözülemez. Bu tamamen kar zarar hesabıyla ilgili. Sonuçta bir program içine alınan reklam o programın maliyetini karşılamıyorsa hiçbir kanal o zaman o tür programları yayınlamaz. Başka türlü şeylere yönelir. O da dizi sektöründe ciddi sıkıntılara yol açabilir bence."
Turgut, "RTUK Başkanı, dizilerin Avrupa'da ve Amerika'da sürelerini araştırmış. Biz de kültür bakanlığı, turizm, çalışma, maliye, sendikalar, meslek birlikleri oturalım konuşalım bunu diyor. Bunun bir faydası olur mu?" sorusuna da şu cevabı veriyor:
"Bu en temelde Türkiye'deki reklam fiyatlarıyla ilgili bir durum. Tamam Avrupa'dan, Amerika'dan örnek veriyorlar. Ama Amerika ve Avrupa'daki reklam fiyatı ile Türkiye'deki reklam fiyatı arasında uçurumlar var. Türkiye'de bir liraya yayınlanan reklam, Amerika'da on beş liraya yayınlanıyor. O zaman da Amerika'da 45 dakikalık bir dizinin içine alınan iki kuşak reklam, o dizinin maliyetinin beş katına falan tekabül ediyor. Temel sorun, reklam fiyatlarının çok düşük olması. Yeni yasa yürürlüğe girdikten sonra reklam fiyatları da artacaktır."
Turgut, RTÜK'ün televizyon kanallarının reklam gelirinden yüzde 20 pay aldığını, aşağı yukarı dört kuşağın bir kuşağının RTÜK'e gittiğini hatırlatarak bu rakamın düşürülmesi gerektiğini, böylece onun da sorunun çözümü için üzerine düşeni yapmış olacağını söylüyor. Ancak yeni RTÜK yasasında böyle bir hüküm yok. Üst kurul, eskiden olduğu gibi yine reklam gelirlerinden yüzde 20 pay alacak. >
Turgut'a göre, yapımcılarla reklamverenlerin fazla diyalogu olmuyor. Genellikle televizyon kanalları yürütüyor bu ilişkiyi. Turgut, "Dört beş kanal kendi aralarında bir direnç gösterebilirlerse reklam fiyatları artabilir. Ama maalesef orada da o kadar korkunç bir rekabet var ki" diyor ve şöyle devam ediyor:
"Kanal D'nin sektörde ağırlığını kırmak için diğer kanallar çok ciddi fiyat kırıyorlar. Bu da dönüyor dolaşıyor dizide çalışanların, yapımcıların sırtına dayanıyor. Her şey birbirine o kadar bağımlı ki. Oturup bütün birimlerin bir araya gelip bu işe daha sağlıklı çözümler üretmesi gerekiyor."
Turgut böyle konuşuyor ama "Herkesin çıkarı birbiri ile çatışırken ortak bir akıl bulunabilir mi?" sorusuna cevabı olumsuz:
"Burada temel düğüm ticari çıkar. Bu sorunun asıl tarafı televizyonlarla reklam verenlerdir. Bunların bu işe bir çözüm üretmesi gerekiyor. Ama bunu yapabileceklerine inanmıyorum. Yapımcı çözemez bu sorunu. Hanım'ın Çiftliği'nde 50'inci bölüme geldik. Hala kendimi zar zor amorti etme noktasındayım. Maliyeti çok yüksek bir iş. Her hafta ben 400 milyarın üstünde Adana'da para harcıyorum. Kanaldan aldığım alt limit 350 milyardır. Eğer ben reytingde belirli bir kademeyi sağlayabilirsem o zaman bonuslarımla birlikte belirli bir miktar fatura kesip kara geçiyorum. Yoksa mümkünü yok yapamazsınız bu işleri. Artı bir kanalın bir diziye 450, 500 milyar para ödemesi için en az yarım saat reklam alması gerekiyor. "
Peki bu sorunun çözümünde herkese bir görev düşüyor da yapımcıların hiç mi sorumluluğu yok? Turgut şöyle cevaplıyor:
"Biz aslında yapımcı kimliği ile çok ortada dolaşan insanlar değiliz ki. Biz kanalların taşeronuyuz. Kanallar bizim önümüze farklı sözleşmeler koyuyorlar. Bu sözleşmeler çerçevesinde bu işi yapmaya talipsen yap, yapmazsan git diyor. Onun içinde yapımcının bu işin düzenlenmesi ile ilgili gidip de yok valla bunun süresi 85 olmaz. Biz bunu 60 dakika yapalım dediğiniz noktada kanal size teşekkür eder. Sonuçta kapıda bekleyen bir sürü yapımcı var. Başkalarıyla çalışır. Son dönemde bakın kanallar kendi iç prodüksiyon şirketlerini kurmaya başladılar. Çok hani yapımcıya da bağımlı kendilerini hissetmemek için mesela Doğan Prodüksiyon şu anda dört tane dizi yapıyor. Star ve Kanal D'nin toplam dizi ihtiyacı aşağı yukarı on beş, on altıyı bulur. Üçte birini kendi iç bünyesinde karşılıyor. Orada daha çok yapımcı ile dalaşmamak, yapımcı ile uğraşmamak veya yapımcının çıkaracağı zorlukları göğüslememek adına kendileri de çözümler üretmeye başladılar. Diğer kanallarda çok ciddi bir finans problemi olduğu için, onlar dışarıda parasını kullanacak yapımcı arıyor."
TELEVİZYON CEPHESİ
ATV Genel Müdürü Adem Gürses'i iki kez aramama ve konuyu sekreterine söylememe rağmen bana dönülmediği için görüşlerini aktaramıyorum.
Kanal D Genel Yayın Yönetmeni Pelin Çiftci: SORUN EKONOMİK. ÇÖZÜMÜ ZOR.
Kanal D, bazı dizilerin yapımcılığını da üstlendiği için soruna nasıl baktığı çok önemli olan bir kanal. Genel Yayın Yönetmeni Pelin Çiftçi'ye göre bu bir ekonomik realite ve bu yüzden çözümü çok zor
"Maliyetlerimiz yükseldi gerçekten. Artık görüyorsunuz dünya ile yarışan diziler yapıyoruz. Yurtdışında, sadece Arabistan'da değil, batıda da izleniyor. Ekranda gördüğünüz kalitenin bir maliyeti var. Maliyetler her yıl yarışla birlikte artıyor. 85 dakikalık süredeki dört kuşak reklam ancak dizinin maliyetini karşılar hale geliyor. Bu tek taraflı kanalın, yapımcının isteğiyle çözülemez. Bazen yapımcının kendi isteği ile 110 dakika yolladığı da oluyor. Bu dizinin süresini 85'ten 45'e indirebiliriz. Ama o zaman maliyetini de yarıya düşürmemiz lazım. Bu tamamen matematik."
Çiftçi "Yapımcılar tamamen sorunu kanallara atıyorlar. Biz onların taşeronuyuz. tek çözüm reklama zam yapmak diyorlar. Bu mümkün mü?" sorusunu şöyle cevaplıyor:
"Bu şu demek: Bin lira maaş alıyorsunuz. Ama Bebek'te deniz kenarında oturmak istiyorsunuz! Dizi yapıp, bana şu starı oynatmak istiyorum. Böyle kaliteli çekmek istiyorum dediğiniz zaman zaten o işin maliyeti öyle bir yere gidiyor ki, 45 dakikada yapılamayacak bir iş oluyor. Maliyeti çıkartabilmem için reklama da pat diye zam yapamıyorsunuz. Çünkü reklam verenin de kendi yıllık reklam harcamasına ayırdığı bir bütçe var. Kanal istiyor diye bir anda onu iki katına çıkartamıyor ki. Bu tamamen Türkiye ekonomisine gelip dayanıyor. Dolayısıyla bu iş böyle yaşanacak. Realitesi bu."
Çiftçi'ye göre RTÜK'ün dizilerin 45 dakikaya inmesi talebinin realitede bir karşılığı yok. Çiftçi, her 20 dakikada bir reklam verme zorunluluğunu kaldıran yeni RTÜK yasasının da aslında sorunu çözmediğine inanıyor:
"Orada da bir yanlış anlama var. Yeni yasa reklamın sadece şeklini değiştiriyor. Ama süresi tam tersine azalıyor. Bir saat içinde kullandığımız reklam süresi eski yasaya göre yüzde 15 oranında daralıyor. Bu da bizi mutsuz ediyor. Çünkü bizim borç ödememiz gerekiyor bir yandan da. Nasıl çözeceğiz bilmiyorum. Şunu bilin ki, burada topu kimse birbirine atmıyor. Bir sorun masanın üstüne geldiğinde pat diye nasıl çözülemezse bu da böyle bir durum. Bu duruma nasıl geldi? Altı sene önce böyle değildi. Altı sene önce ben yapımcılık yapıyordum. İki oda bir salon diziler çekiyorduk. Dizi maliyetleri de böyle değildi. Artık çektiğimiz diziler gerçekten sinema filmi gibi. Dolayısıyla kameranın önünde gördüğünüz her şey para."
Bu durumda tarafların bir yuvarlak masa toplantısında ortak akıl aramasının bir anlamı yok görünüyor. Çiftçi katılıyor bu yoruma:
"Bir yararı olmayacağını düşünüyorum. Kaldı ki televizyon kuruluşları çok karlı kuruluşlar da değil."
REKLAMVEREN CEPHESİ
Gündüz Özdemir: Reklama zam, sorunu çözmez
Televizyon dizilerinin gerçek patronu olan reklamverenlerden görüş alma imkanı bulamadım. Firmalardan ve dernekten resmi görüş alamayınca ben de Reklamverenler Derneği eski başkanı Gündüz Özdemir ile derneğin kurucu başkanı Ömer Kayalıoğlu'na ulaştım.
Gündüz Özdemir, reklamların süresi uzadıkça etkisinden kaybettiğini, çoğunun algılanmadığını düşünüyor. "Reklam kuşağının kısalması her iki taraf için de yararlı" diyor. Fakat reklam fiyatları arttığı zaman da küçük firmaların reklam veremez hale geleceğini hatırlatıyor. Özdemir, yeni RTÜK yasasının da dizi sürelerinin kısalmasının da reklamverenleri etkilemeyeceği görüşünde. Ona göre fiyatlar her zaman reklamverenle medya arasındaki pazarlıkla belirlenecek.
Ömer Kayalıoğlu: Bu bir yumurta-tavuk hikâyesi
Ömer Kayalıoğlu da, dizilerin çok uzun olduğunu, gereksiz tekrarlarla seyirciyi sıktığını düşünenlerden. Reklam fiyatlarının Amerika ile kıyaslanmasını ise doğru bulmuyor. Çünkü Amerika'nın televizyon reklam etki alanı ile Türkiye'nin aynı olmadığını düşünüyor. O da Gündüz Özdemir gibi "reklam fiyatları televizyonlarla reklamverenlerin pazarlığıyla belirlenir" diyor. Onun asıl şikayeti televizyonları dizi vizyon haline getiren anlayış. Kanalların diziler yüzünden kimliklerinin kaybettiğini belirtiyor:
"Dizi varsa reklam veren verir, yoksa vermez. Bence bu biraz yumurta tavuk hikâyesi gibi. Onlar da reklam vereni yanlış yönlendiriyorlar. Reklam veren çaresizlikten peki o zaman ona vereyim diyor. Televizyon kanalları bir sürü dizi oynatıp, abuk sabuk paralarını sağa sola yatıracaklarına daha akılcı kullansalar ticari olarak daha doğru iş yaparlar. Birbirlerine benzer dizilerle işi götürmeye çalışıyorlar. Çok kötü bir yere doğru sürükleniyoruz. Televizyon kanalları her kaybettikleri parayı reklamverenden alamazlar. Dolayısıyla attıkları adımı da fizibiliteyi daha doğru yaparak yola çıkmalılar. Reklamverenin hiç mi sorumluluğu yok?
Olmaz olur mu? Fakat kısır döngü bu. Reklamveren de buna sürükleniyor. Onlar da aman dizilerin içinde olalım diye reklam veriyorlar. Onlar verdikçe o televizyon kanalını beslemiş oluyorlar."
RTÜK CEPHESİ
RTÜK Başkanı Davut Dursun: Reklam sürelerini uzatın, diziyi kısaltalım, diyorlar. Hiç inandırıcı değil!
RTÜK Başkanı Davut Dursun'un konuya ilişkin görüşleri ise şöyle: "Bizim hesaplarımıza göre, Türkiye'de yaklaşık 100 yerli, 40 da yabancı dizi yayınlanıyor. Yabancı dizilerin süreleri ortalama 45 dakikayı buluyor. Yerli diziler ise 90 dakika kadar sürüyor.
Dizilerin bu kadar uzun olması RTÜK açısından da bir sorun oluşturuyor. Biz sadece yayıncıların sorunlarını, taleplerini dikkate alacak bir düzenleme, sektör yapılanmasını önceleyen bir kuruluş değiliz. İzleyicinin taleplerine öncelik vermek zorundayız. Yayıncılar yaptıkları yayınları izleyen kesimin de taleplerini dikkate almak zorunda.
Bizim açımızdan çalışanların haklarının korunmasından öte izleyicilerin taleplerinin dikkate alınması önemli. İzleyiciler dizi sürelerini ciddi şekilde eleştiri konusu yapıyor ve makul seviyeye çekilmesi için bir başvuru oluyorsa bunu sağlamak için çalışmak gerekir.
Türkiye'de dizi sürelerinin uzunluğuyla ilgili hem izleyicilerden hem de dizilerde çalışanlar ve set görevlilerinden şikâyetler alıyoruz. Dizi sürelerinin kısaltılması için yürüyüşler ve gösteriler yapıldı. RTÜK'ü göreve çağıranlar oldu, 'Neden müdahale etmiyor' diyenler oldu. 27 Aralık'ta İstanbul'da diziler ve izdivaç programlarıyla ilgili olarak yayıncılarla bir toplantı yapmıştık. O toplantıda yayıncılar da dizilerin bu kadar uzun süreli olmasından şikâyetçi olduklarını ancak bir takım konjonktürel nedenlerle dizi sürelerinin uzadığını ifade etmişlerdi. Yayıncılar o zaman oyuncuların yüksek ücret almaları, rekabet ortamı, reklam yerleştirmeleriyle ilgili yaşanan sıkıntılar gibi faktörler üzerinde durmuşlardı. Hatta bu konu, "RTÜK Başkanı oyuncu ücretlerinin düşürülmesini istiyor" diye çarpıtılmıştı. Tabii ki böyle bir şey söz konusu değil.
Orada şöyle bir paradoks yaşanıyor sanıyorum. Bölümü 45-50 dakika tuttuğunuzda, bölüm başına bir oyuncu mesela 30 bin lira alıyorsa, bu bölümün süresi 90 dakika olunca yine aynı parayı alıyor ve nispi olarak maliyet düşüyor. Dolayısıyla iki bölüm için 30 bin lira ücret almış oluyor. Bu yapımcı ve yayıncının işine geliyor, daha az ücretlendirmenin bir yönü. İşin bir boyutu bu. Öte yandan süre uzayınca alt düzeyde bir set çalışanı, daha uzun çalışıyor ama ücretlerinde iyileştirme olmuyor.
Reklam fiyatlarına RTÜK karışamaz; reklam fiyatını piyasa belirler. Ancak bazı yayıncılar reklam uygulamaları dolayısıyla reklam sürelerinin uzatılmasını talep ediyorlar. Yani 45 dakikalık bir diziye 2 reklam bandı giriyor. 90 dakika olunca da 4 bant giriyor. 'Reklam sürelerini uzatırsanız, bizi biraz daha serbest bırakırsanız dizi sürelerini kısaltabiliriz' deniliyor. Bunun çok inandırıcı bir tarafının olmadığını sanıyorum. 45 dakikada 20'şer dakikalık arayla 2 reklam bandı giriyorsunuz. 90 dakikaya çıktığınız zaman 4 reklam bandı giriyorsunuz. Yani 90 dakikaya çıktığınızda 20 şer dakika, 15'er dakikaya inmiyor.
Reklam sürelerinin uzatılması bizim açımızdan yapılabilecek bir şey değil. Biz 20 dakikada bir reklama girilebilir şeklindeki düzenlemeyi de 15 dakikaya çekiyoruz diyemeyiz. Kanun bunu düzenlemiş bulunuyor. Daha da önemlisi bu konudaki düzenleme sadece kanundan kaynaklanmıyor, Türkiye'nin taraf olduğu Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesinden kaynaklanıyor. Sözleşmede 20 dakikadan önce reklama girilemeyeceğine ilişkin hüküm var. Türkiye, kanunla yaptığı düzenlemeyi sözleşmeden alıntılayarak yapmıştır.
RTÜK'e yönelik 'dizi sürelerinin maksimum sınırını belirleyin' eleştirileri üzerine Avrupa ülkelerindeki dizi süreleri, sürelerin belirlenmesinde hangi aktörlerin etkili olduğu yönünde bir çalışma başlattık. Bu çalışma yeni sonuçlandı. Avusturya, Bulgaristan, Almanya, Danimarka, İspanya, Finlandiya, Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda, Polonya, Portekiz, Romanya ve İsveç'i kapsıyor. Arkadaşlarımızın yaptığı araştırmayla, Avrupa ve Amerika'da dizi sürelerinin 20 dakika ile 60 dakika arasında değiştiğini tespit ettik. Çağdaş dünyada 20 dakikadan kısa, 60 dakikadan uzun dizi yok. Dizi süreleri ortalama 45 dakika. Birçok dizinin ABD yapımı olduğu dikkate alındığında, ABD'de de durumun farklı olmadığı sonucuna ulaşabiliriz. Türkiye'de ise dizi süreleri 80-90 dakika veya daha uzun. Bunun yanında özetinin yayınlanmasıyla 2,5-3 saate kadar çıkıyor. Bir de reklamları eklediğinizde süre 4 saate tırmanıyor. Bu izleyiciler açısından kabul edilebilir bir şey değil.
Bu ülkelerde dizi sürelerinin nasıl belirlendiği de araştırıldı. Bu 45-60 dakikayı kimin belirlediğine baktık, yayıncı mı, izleyici mi, izleyici temsilcileri mi, program yapımcıları mı yoksa RTÜK benzeri otoriteler mi, devlet mi? Yaptığımız çalışmada, dizi sürelerini RTÜK benzeri düzenleyici otoritelerin değil, arz talep dengesinden hareketle yayıncıların belirlediğini tespit ettik.
Bu kapsamda Kültür ve Turizm, Çalışma ve Maliye bakanlıkları ile sendika ve meslek birlikleri temsilcilerinden oluşan bir komisyon dizi süreleriyle ilgili bir çalışma başlattı. Komisyon ilk toplantısını 22 Şubat'ta yaptı ve çalışmalarına devam edecek. Bu konu, artık kamusal düzenleme noktasına kadar gelen önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor. Çalışma koşullarının yapılacak denetimlerle daha iyileşeceğine inanıyorum, ancak dizi süreleri konusunda bir gelişme olur mu bilemem. Burada biz nasıl bir politika izleriz, onu kesin belirlemiş değiliz ama dünyadaki örnek, bizim için yol gösterici olabilir diye düşünüyoruz.