[Tayfun Mater] - Küresel barış ve Adalet koalisyonu Sözcüsü Tayfun Mater: Evlatlarımızı Lübnan'a göndertmeyiz
Nuriye Akman
20 Ağustos 2006, Pazar
Dünyadaki küresel karşı çıkış 1999'da Seattle'da başladı. 2003'te dünyanın 600 kentinde on milyonlarca insan sokağa çıktığında New York Times "Artık iki süper güç var: Amerika ve buna karşıt olarak dünya kamuoyu" diye yazdı.
Başlangıçta Amerikan halkının yüzde 60'ı Irak'a müdahaleye destek verirken şimdi bu oran yüzde 20'lere düştü. Savaş karşıtı hareket her yerde filiz verdi. Aralık 2002'den itibaren her siyasi görüşten, her meslek ve renkten binlerce insan, 160'tan fazla örgütle birlikte Türkiye'nin her köşesinde eylem yaptı. Temel slogan "Biz bu savaşı durdurabiliriz" idi. Bir zamanların Dev Yol militanı Tayfun Mater tezkerenin görüşülmesinden bir gün önce Beyazıt Camii'nin önünde kadın-erkek beş bin kişiye bir konuşma yaptı. Bu, Türkiye'de bir ilkti. Siyasi kimliği çok belli olan birisi cami cemaatine hitap ediyor ve ilgiyle dinleniyordu. Savaş karşıtları sonuçta 1 Mart tezkeresini durdurarak Türkiye'nin bu savaşa ortak olmasını engelledi. Eylemler hız kesmeden devam etti. Tayfun Mater ve arkadaşları kurum temsilcilerinin, sendikacıların, sanatçıların aralarında olduğu 222 kişiyle Haziran 2003'te Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu'nu kurdular. Eylül 2003'te Ankara'da savaşa hayır ve Filistin'e destek yürüyüşü yapıldı Arkasından Bush'un İstanbul'da NATO zirvesine gelişini protesto için bir kampanya gerçekleştirildi. Bush geldi; fakat halkın arasına karışıp Clinton benzeri sempati fotoğrafı çektiremedi. "Gelme Bush" kampanyası dünyada geniş yankı buldu. İngiltere'de gösteri haberi ve resimleri metroda parasız dağıtılan dergilerde çıktı. Yunanistan'da duvarlara afişleri asıldı. Türkiye'deki savaş karşıtlarının 2006 programında öncelikle "İran, Irak Olmasın" kampanyası vardı. Lübnan savaşı başlayınca bu konuya ağırlık verildi. Şimdi gündemde Türkiye'nin Lübnan'a asker göndermesi tartışmaları var. 40 yıllık eylemci Tayfun Mater'le konuşmanın tam zamanı...
Savaş karşıtı hareket Lübnan konusunda iyi bir sınav verdi mi?
İsrail'in Lübnan'a saldırısını hiç kimse beklemiyordu. Biz "İran, Irak olmasın" kampanyasını yürütüyorduk. Saldırının başlamasıyla beraber hızla örgütlenerek Küresel BAK olarak 32 yerde stantlar açtık, on binlerce bildiri dağıttık, afişler astık, gösteriler yaptık. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı'na barışı sağlamak için çağrı yapan bir metni 16 sivil toplum örgütüyle beraber imzaladık. Biz ilk başta kendi halkımızı ve kendi hükümetimizi ikna etmeye çalışıyoruz. Tabii ki insani konularda elinden gelen her şeyi Lübnan'a yardım olarak yollasın. Ama Türkiye'nin Lübnan'daki askerî bir güce katılmasını kesinlikle istemiyoruz. Bütün bu yapılan gösteriler hükümetin elini bir anlamda bağlıyor. Bir anlamda da Amerika'ya karşı güçlendiriyor.
Asker gönderme kararı Meclis'ten çıkar mı?
Karar Meclis'e gelirse geçmez. Çünkü biz elimizden gelen her şeyi yaparız onun geçmemesi için. Ve o karar geçmez. Evlatlarımızı ateşe attırtmayız. Meclis'e getirmeden yaparlarsa bir şey diyemem. Siz de görüyorsunuz kamuoyunda. Yani çok net, haydi hemen gönderelim diyen hiç kimse yok.
BM barış gücüne asker göndermek prestij meselesi ve bölgenin büyük devleti olmanın gereği diyenler de var...
Biz barışçılar böyle düşünmüyoruz. 'Gönderelim' diyenler bir yandan da "Aman askerimiz çatışmaya girmesin" diyor. Bu da son zamanlarda Türkiye'de dillendirilen yeni bir anlayış. Asker yollayacaksın; ama savaşmama şartı ile! Bugünkü görünüm konunun Meclis'e getirilmesi durumunda AKP'nin bölüneceği şeklinde. 1 Mart gibi şansımız var mı bilmiyorum; ama yine vekillerimizi ikna etmeyi deneyeceğiz. Lübnan'a müdahaleye karşı bugün Kadıköy Meydanı'nda yapılacak olan emek ve meslek örgütlerinin çağırdığı mitinge biz de katılıyoruz.. 27 ve 28 Ağustos'ta İstanbul'da dördüncüsü yapılacak olan ve Küresel BAK'ın öncüsü olduğu "Barışarock" festivaline gelecek binlerce gence Lübnan'daki insanlık dışı saldırıyı anlatacağız.
Ha! Rock'n Coke'a alternatif olan festival değil mi bu?
Evet. Mor ve Ötesi, Moğollar gibi tanınmış birçok grubun yanında yüzlerce amatör grup da etkinliğe katılıyor. Beyrut'tan dönen gazeteci arkadaşlarımız gördüklerini anlatacaklar.
İsrail, BM gücünü kendini korumak ve Hizbullah'ı tasfiye için kullanmak istiyor. Bu anlayışla bölgeye barışın gelmesi mümkün mü?
Tabii ki değil. İsrail'in barış niyeti yok ki. İsrail Başbakanı'na BM gücünün İsrail'de de yerleşmesi gerektiğini söylemeye kalkan gazetecilere Olmert "Şaka mı yapıyorsunuz?" dedi. Bölgede herkesin barış anlayışı farklı; ama barışa en uzak olan, İsrail tarafı.
1 Eylül Dünya Barış Günü için de bir eyleminiz olacak mı?
1, 2, 3 Eylül'de başta İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir, Adana, Bursa'da büyük etkinlikler, konserler hazırlıyoruz. Diğer örgütlü olduğumuz yerlerde de basın açıklamaları yapacağız. Tabii İran tekrar gündeme gelecek. Büyük ihtimalle eylül ayından itibaren oralarda da hava ısınacak. Atina'daki Avrupa Dördüncü Sosyal Forumu'nda alınan karar uyarınca 23-30 Eylül arası tüm dünyada İran'a yapılabilecek bir müdahaleye karşı gösteriler hazırlanıyor. Biz de buna katılacağız.
Neredeyse eylemsiz geçen bir gününüz yok.
Size garip gelebilir; ama eylem olmazsa biz rahatsız oluruz. Her akşam "Bugün İncirlik Üssü için ne yaptık?" diye düşünürüz.
Dindarların "Bugün Allah için ne yaptın?" sözünü çalmış görünüyorsunuz.
Onlar da İncirlik Üssü'nü düşünürlerse günlük görevlerini yapmış olurlar. Hep birlikte İncirlik'teki 90 nükleer başlıktan kurtulabilir, üssü kapatabiliriz. Nükleer başlıkların İncirlik'te olduğunu Amerika şimdi kabul etti. Onlar üste kaldıkça Türkiye her an bir savaşa girebilir.
Eskiden militandınız, şimdi aktivist oldunuz. Bu bir düşme midir sizin için, yükselme mi?
Yaşama tekrar katılmadır. Aktivistlik yeni bir kavram Türkiye için. Eskiden örgüt vardı, onun militanı olur, ne denirse hiyerarşi içinde yapardınız. Şimdi insanlar ikna olduğu zaman harekete geçiyor. Demokrasinin sınırları genişlemişken örgütlenmek, mücadele etmek daha rahat. 1980'lerde bu olamazdı.
Demek ki siyasi modaya uyuyor insan.
Moda olarak değil, günün gerçekliği. Sokakta gösteri yapmak daha kolay. İnsanlara dünyayı değiştirebileceklerini anlatmaya çalışıyoruz. Buna ikna etmek önemli. Dünyanın her yerindeki bu küçük çabalar birleşerek bunu yapacak. En başta Amerikan saldırganlığının durdurulması gerekiyor.
Eylemlerin perde arkasında neler yaşanıyor?
Ben 40 yıllık eylemciyim. Bizim 'haydi bir eylem yapalım' dememizle olmuyor. Dünyanın gidişatı bizi zorluyor. İnsanların toplanması, bir şekilde protestosunu göstermesi lazım. En önemli sorun korku. En büyük eylemimizde bile ancak yüz bin kişi toplayabiliyorsak, bir milyona ulaşamıyorsak bunda korkunun payı var. Eylemde çıkacak bir hadiseden, polisin veya askerin yapacağı bir müdahaleden korkuyorlar. Biz savaş karşıtları olarak bunlarla neredeyse hiç karşılaşmadık. Onlarca gösteriden bir ya da ikisinde çok küçük olaylar olmuştur. Biz insanların çocuklarını, annelerini alıp gelebilecekleri gösteriler örgütlemeye çalışıyoruz. 15 Şubat 2003'te yaptığımız mitinge "Çocuklar Duymasın" dizisinin kadrosu, Zerrin Özer katılıp konuşma yapmışlardı. Mor ve Ötesi, Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi pek çok gösteride bize konserler verdiler.
Üç yıl evvel yakalanan bu yeni davranış biçimi toplumu ne yönde değiştirdi?
En basitinden bugün yapılan bütün kamuoyu yoklamaları dünyadaki en şiddetli Amerikan karşıtlığının Türkiye'de olduğunu gösteriyor. Son İsrail saldırısında bu zirveye çıktı.
Bunu tamamıyla olumlu bir gelişme olarak mı görüyorsunuz, ya yaratacağı olası tehlikeler?
Amerikan halkına karşı olmadıkça, onu ikna etmeye çalıştıkça bir tehlikesi yok. Bizim gösterilerde kortejlerimiz çok renklidir. Rengarenk bayraklar, dövizler, pankartlar, balonlar yaparız. Bunları taşıtan aktivistlerimiz yüzlerini boyarlar, marakas dediğimiz ses çıkaran kutuları salarlar, davul, darbuka çalarlar. Kullandığımız barış bayrağı başta İtalya olmak üzere her yerde aynıdır, gökkuşağı renkleridir. Döviz, afiş tasarımlarımızı Bülent Erkmen yapar, oldukça etkileyici grafiklerdir. Kortejimizde başta Memet Ali Alabora olmak üzere pek çok sanatçı olur. Yürüyüş sırasında korteji slogan attırarak koştururuz.
Eski ideolojik sloganların da rengi değişti artık...
Evet, şarkılı sloganlar yarattık. Örneğin Eti reklamını şöyle çevirdik: "Bir bilmecem var çocuklar-Haydi sor sor-Petrol ve kanla beslenir-Acaba nedir nedir?-Savaş denince akla onun adı gelir-Tamam şimdi buldum-BUSH, BUSH, BUSH." Bir diğer slogan İncirlik Üssü'ne ilişkin. "İncirlik Üssü kapatılsın, halı saha yapılsın"... Bunu binlerce kişi bağırıyor. Bir kısmı diyor ki, çocuk bahçesi yapılsın. Adana'da bir arkadaş "Ocakbaşı yapılsın" diye slogan attırdı, onlarca kişi dükkânlardan çıkıp alkışladılar. Biz yeni tür gösteriler de yapıyoruz. Mesela İstanbul'da balonlarımızla, bayraklarımızla bisiklete binip turlar atarız.
Bu eylemcilerde biraz çocuksuluk var mı?
Var tabii. Biz sokakta savaş karşıtı milyonlarca insanı etkilemek, kazanmak istiyoruz. İncirlikteki üs, nükleer başlıklar, ancak bütün Türkiye halkı "çıkart" derse hükümet çıkarır, üssü kapatır. Bizim işimiz elimizden gelen tüm araçlarla halkı ikna etmek. Ta 68'den kalma meşhur bir slogan var. Bizim hayatımız tam o aslında: "Gerçekçi ol, imkansızı iste". Orada oldu işte 1 Mart'ta. Gerçekçi bir şekilde baktık, imkansızı istedik. Oldu. Bakın İsrail uçakları, İsrail pilotları Türkiye'de eğitiliyor. Konya'daki büyük Konya ovasında her yıl eğitim yapılıyor. Karşılıklı anlaşma gereği bunlar. Türkiye'nin F4 uçakları İsrail'de modifiye edilmedi mi? Konya ovası çok müsait ya, orada Türk pilotlarıyla zannediyorum dogfight tatbikatları yapıyor karşılıklı. Çünkü İsrail'de yapabileceği alan yok. Yani o hedefleri, şimdi Lübnan'da hayata geçirdiği şeyleri önce Türkiye'de deniyor.
Biz mecbur muyuz buna izin vermeye?
Bu hükümet sorunudur, Genelkurmay'ın sorunudur. Türkiye'de iki şey var: İncirlik'teki nükleer başlıklar, Konya ovasındaki İsrail hava kuvvetlerinin eğitimi. Daha geçenlerde okudum. İsrailli generale soruyorlar 'Bu sene eğitim yok mu?' diye. General "Zaten savaştayız diye bu sene yapmayacağız." diyor. Ancak başka nedenler de olabilir. Çünkü tam rezalet çıkardı öyle bir şey olsaydı. Bunu çok az insan biliyor. Bizim işimiz olduğu için biz bilmek zorundayız.