Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Fatma şahin] - Namus cinayeti sadece Doğu'nun sorunu değil

Nuriye Akman

06 Ağustos 2006, Pazar

AKP Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin, TBMM tatile girmeden önce Töre ve Namus Cinayetleri Araştırma Komisyonu başkanı olarak resmî görevini tamamladı.

Ama hazırlanan 300 sayfalık raporda dile getirilen eylem planı yaşama geçsin diye koşturmaya devam ediyor. Memnuniyetle öğrendim ki, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hadislerin sahih olmayanlarını ayıklama projesine Fatma Şahin'in duyarlılığı, takipçiliği ve heyecanı start verdirmiş. Diyanet dahil, komisyon raporunun görev tanımı yaptığı diğer kuruluşlar ekim ayında yaptıkları ve yapacakları çalışmaları Başbakanlık Müsteşarlığı'na gönderecekler. Konu toplumsal bilinç haline gelene kadar bu ağır taşın altına elini sokan herkesi desteklememiz gerektiğine inanıyorum. Namus cinayeti gibi bir namussuzluktan kurtuluncaya kadar, tekrar tekrar yazalım, konuşalım ve soralım: Vahşeti besleyen risk faktörlerini gidermek için acaba biz ne yapabiliriz?

Töre ve namus cinayetleri öncelikle bir Kürt sorunu mudur acaba?

Komisyonda Canan Arıtman Hanım ile en çok kapıştığımız konulardan biriydi bu. Canan Hanım Doğu ve Güneydoğu'yu çok iyi bilmediğinden dolayı önyargıları vardı. Bunu belli bir ırkın veya belli bir inanç grubunun bir sorunu gibi algılıyordu. Ama gerçek bu değil. Karadeniz'e gittik. Orada sivil toplum kuruluşları bile bize dediler ki: 'Buraya niye geldiniz?' Burada çok hafif bir şiddet var. Cezaevine gittik, Diyarbakır'da yatan sayısı kadar namus cinayetinden yatan erkek var. Buna 'hafif' diyorlar. Onu öyle kanıksamış ve içselleştirmiş ki, "Ne yapsın, ama..." diyor. İşte o "ama" toplumsal algılama ve kabullenmeyi gösteriyor. Şiddeti öğreniyoruz, öğretiyoruz. Biz aşiret reisleriyle de görüştük biliyorsunuz. Bir tanesi 'Her evde bu işin dumanı tütüyor' diyordu. Bu cinayetin işleneceği belli yani.

İşte o duman tütmeye başladığı an orada olmayı başarmak lazım.

Altyapısı olmadan yaşanan sosyalleşme çok tehlikeli. Gençler izledikleri programlardan aşiret reislerinden çok daha fazla etkileniyor. "Vekilim, buralarda bunun çaresine bakarken, gidip bu yayınları yapanlardan da hesap sorun" serzenişlerini duyduk. Batman'da intihar eden kızların evlerine gittik. Erkekler, askerde öğrenmişler, çok güzel Türkçeleri. Anneler ile konuşmak için tercüman arıyorsun. Sinirlendim kocalarına. Dedim ki: 'Otuz senelik eşini niye yalnızca doğum makinesi olarak kullanıyorsun? Niye Türkçeyi karına öğretme gereği hissetmedin?' Şoförün bize söylediği; 'Torunum ve oğlum Kürtçeyi, annem ise Türkçeyi bilmiyor. Bunlar birbirini hangi dil ile anlayıp sevecek?'

Aile içi iletişimsizlik, olayları körüklüyor tabii.

Cinayetler sanki fazlalaştı. Güneydoğu'da yaşanan düşük yoğunluklu savaşın yan ürünleri olabilir mi?

Bu mesele yıllar önce çok daha fazlaydı. Ama toplum daha kapalıydı. Kadınlar artık derdini anlatmaya, başka hayatlarla kendi hayatını kıyaslamaya başladı. Geçmişteki yapı, durumu tolere ediyordu. Kapalı bir aile sistemi, aşiretin gücü vardı. Şu anda bu aileler küçülmeye başladı. Artık kendi içinde bunu halledemiyor. Bu nedenle topluma yansıtmaya başladı.

Komisyon olarak altı ay çalıştınız, 300 sayfalık bir rapor hazırladınız. Şimdi eylem zamanı...

Raporu takip edilebilir bir hale dönüştürdük. Her kurum kendi üzerine düşen görevi bu raporda hemen bulabilir. İlgili bütün kuruluşları tek tek dolaştım. Dedim ki: 'Bakın raporun şu bölümü sizi ilgilendiriyor. Burada kısa, orta ve uzun vadede yapılması gereken çok acil işler var.' Daha sonra Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'e gittim. Siyasi irade olarak burada bir koordinasyon gerekiyor. Sağ olsun hemen bütün ilgilileri çağırdı. 'Şöyle şöyle bir eylem planı hazırlayın, yaptığınız ve yapacağınız bütün çalışmaları üç ay içerisinde bize verin.' dedi. Arkasından Başbakan'ın genelgesi yayımlandı ve her ilgili bakana görev verildi.

Diyanet'e de bir görev düşüyor mu?

Tabii ki. Sayın Başkan'a dedim ki, ne olur cami cemaatinin dışına çıkın biraz. Mahallelere kadar ineceğiniz bir aydınlanma projesine dönüştürmemiz lazım bu işi. Bu cinayetlerin arkasında sanki İslam dini varmış gibi bir algı var. Bu, dine yapılan en büyük saygısızlık. Kur'an diyor ki: "Ben sizi bir dişi ve bir erkekten yarattım. Benim için en hayırlınız, benden en çok korkanınızdır." Erkek ve kadının sorumluluğu da eşitleniyor, görevi de. 'Oku!' dediği zaman insanoğluna seslenmiş. 'Erkekler, siz okuyun!' dememiş.

Diyanet'in sahih olmayan hadisleri ayıklama çalışması yoksa sizin çalışmalarınızın yarattığı bir sonuç muydu?

Şöyle oldu. Sayın Başkan'ın yanına gittik. Dedim ki: 'Çorbada bir tuzumuz olsun diye mücadele ediyoruz.' Çok heyecanlandı, dedi ki: 'Tuzdan daha fazla şey veriyorsunuz çorbaya.' Daha sonra beni aradı, 'Fatma Hanım bizi hareketlendirdiniz. Ekipler kurduk. Ben Güneydoğu'ya gittim, hakikaten haklısınız, katı gelenek ve göreneklerini inancın gereği sanmaları çok acı' dedi.

Diyanet'i sizin harekete geçirdiğinizi bilmiyordum.

Ama ben istediğim kadar söyleyeyim, onların geri bildirimi ve heyecanı da önemli. Güneydoğu'ya giderek zorla evlilik ve genç yaşta evliliğin günah olduğunu, dinen mutlaka kadının rızasının alınarak evlendirilmesi gerektiğini söyledi Başkan. Komisyonu başlattığımızda baktık ki konuyla alakalı hiçbir istatistiki veri yok. Emniyet'e, Jandarma'ya, Adalet Bakanlığı'mıza talimat verdik. 'Son beş yılı tarayın' dedik. Gelen bilgileri de yaş, meslek, eğitim gibi faktörlerin analiziyle beraber tarattık. Karşımıza bin doksan bir töre ve namus cinayeti çıktı.

Ve çalışmalarınız ses getirince, sizi Alman parlamentosuna çağırdılar...

Alman İçişleri Bakanlığı'na sordum: 'Sizde ne kadar töre ve namus cinayeti işleniyor?' Dediler ki: 'Bizim de sosyal analiz raporlarımız var; ama bu bölümü çok ayıramadık.' İlk kez biz bir bilginin kuvvet olduğunu ve bizim bilgimizin onlarınkinden daha iyi olduğunu gördük. Ondan sonra İçişleri Bakanlığı ve göçmenlerden sorumlu bakan bize analiz gönderdi. 'İşte senede 50 töre ve namus cinayeti işleniyor.' dedi. Ben Türkiye İstatistik Kurumu genel müdürü ve Sağlık Bakanı ile de konuştum. 'Sadece acil servislerde bir tarama yapılsa bile yeter.' dedim. Sonuçta kadınlar ya ölerek geliyor ya yaralanarak. Buradan karşınıza ciddi bir gerçek veri tabanı çıkacak. Tabii işin bir de sosyal maliyet cephesi var.

Erkeklerin eğitimi için özel bir şey düşündünüz mü?

Cezaevindeki erkeklere gittik. Hikayeler çok başka. Ama duygular ortak. Erkekliklerinden dolayı, o yaşadıkları psikolojik rahatsızlıklardan dolayı çok yalnız kalmışlar. Hatta biri, 'Namusumuzu temizlemek için yaptık bu işi; ama her şey çok daha kirlendi.' dedi. Bu erkekleri birinci derece kadınların namus bekçisi olarak yetiştiriyoruz. Ve adama soruyorlar 'Namus nedir?' diye; Karım, bacım, anam; diyor. Namus o kadar dar bir alan. O daire çizilmiş hepsinin kafasında. Birinci derece yakınları eğer sınırın dışına çıkıyorsa kendine görev düştüğünü düşünüyor. Bunu Milli Eğitim Bakanı'mızla konuştuk. Kadını ikincileştiren örnekler, kitaplar, hikayeler hiç farkında olmadan oluşan şeyler. Ders kitaplarında bunları lütfen tarayın, dedik. Sayın Bakan'ımız bu konuda duyarlılık gösterdi. Ekibine talimat verdi.

Bunlar uzun vadede sonuç alınacak şeyler. Bakın Sezai Aydoğan adında bir uzman eğitimci var. Hollanda Sağlık Bakanlığı'na bağlı Ulusal Araştırma Merkezi'nde çalışıyor. "Zincirin Eksik Halkası: Erkekler Olarak Sorunlarla Baş Etmek" başlığında bir proje geliştirmiş, kendisiyle temas kurabilirsiniz.

Tabii, neden olmasın. Biliyorsunuz; 'Nimet Hanım'ın (Çubukçu) askeriyeyle yaptığı bir çalışma var. Şimdi askeriyede de şiddet ile ilgili eğitim verilmeye başlanacak. Ve tabii medyaya çok fazla iş düşüyor. Genel yayın yönetmenlerini çağırdık komisyona. Yapılan her programda çok doğal olarak sunulan ama cinayetleri tetikleyici bir şey olabilir. Hizmet içi eğitim yapıp şiddet karşıtı bir bakış açısı geliştirsinler ve bunları ayıklasınlar istedik.

Medya bunu yapamaz, yapmaz.

Ulusal yayın yönetmenlerinden bir arkadaşımız dedi ki: 'Sayın vekilim, senin söylediğin şekilde biz yayın yapacak olursak hiç kimse seyretmez. Biz toplumun bir aynasıyız. Toplum bu dilden anlıyor. Aynı tavuk-yumurta misali.' Sen de bu dilden anlayıp reyting kaygısıyla olayı farklı taraflara götürdüğün zaman bu topluma yazık oluyor. Bugün o gelen o silah sizi de vurur, dedik. RTÜK başkanıyla konuştuk. 'Bize söylediği, itiraz geldiği zaman hukuksal boyutta, bir yılı aşan süreçler yaşanıyor. O bir yılın sonunda dizi mizi kalmıyor.' diyor. Onun için bir yasal çerçeveyi çalışıyorlar şimdi. Önümüzdeki dönem gelecek Meclis'e. Bizim o denetleme yetkisini, özgürlüğü kısıtlamadan götürmemiz lazım.

Raporunuz, CHP'nin muhalefet şerhiyle çıktı?..

Canan Hanım ile Vedat Bey'in arasında bu işin Kürtlerin sorunu olduğu noktasında bir sıkıntı yaşandı. Öncesinde Almanya'dan bir heyet geldi. Onlara neler yapmaları gerektiğini anlattık. 'İlk göçmen grubu 1950'lerde gitmiş olmasına rağmen siz göç yasasını yeni çıkartıyorsunuz. Hep bunlara, geri dönecekmiş gibi muamele yaptınız. Ötekileştirdiniz.' dedik. Hâlâ Almanya'da yalnızca Türk kanalı seyreden kadınlar var. Almanca bilmediği için entegre olamıyorlar. 'Türkler bunu yapar' dediğiniz sürece bu sizi çözümsüzlüğe götürür. Lütfen gidin bu risk faktörleri üzerinde çalışın, dedik. Canan Hanım döndü dedi ki: 'Bunlar erkek egemen bir parti. Bu kafalarla bu çözülmez.'

Alman bakanı ne enterese eder bu konu?

Bizi kötüledi, kötüledi ve sonunda 'Biz iktidar olunca bu problemleri çözeriz.' dedi. Alman Bakan, Canan Hanım'ın sözünü keserek dedi ki: 'Ben burada muhalefet ile iktidarın ortak olmayan yönlerini araştırmaya gelmedim. Toplumsal bir sorun üzerinde çözüm bulmak üzere buraya geldim.' deyince oturdu kaldı. Sonuçta biz af edersin bir şey yarışında da değiliz. Aşırı rahatsız oldum. Sayın Deniz Baykal'ı aradım. Yaşananları anlattım. Bu tür bir yaklaşımın ne CHP'ye ne Türk toplumuna faydası olduğunu söyledim. 'Ben yeterince olgun davranıyorum, ama bunun da bir sınırı var. Artık o sınırı çok aşıyor, dedim.' Ondan sonra bunlar hemen bir muhalefet şerhi hazırlama kararı almışlar. Raporumuzun ana temasıyla alakası olmayan soyut ve ideolojik şeyler. Biz bir toplumsal sorunu çözmek üzere bir araya gelmiş iki partiyiz. Bu sorunda bile ortak bir şey çıkartamıyorsak, ne yapacağız bilemiyorum.

184 Alo Şiddet hattı yetersiz

Alo Şiddet Hattı'na ciddi bir teknik mekanizma ve 24 saat çalışacak bir personel gerekiyor. Birbirleriyle bağlantılı olacak kurumlar. 112 hattına da entegre edilebilir. Hollanda'daki alo şiddet hattında öyle bir sistem kurmuşlar ki tam otuz kurum birbiriyle bağlantı halinde. Mesela gece yarısı kadın ayağında terlik, iki çocukla dışarıda kalıyor. Bu kadının hukuksal problemi var, psikolojik problemi var. Barınma ve can güvenliği problemi var. Bunun mali bir bedeli var. Bir koordinasyon bakanlığının bunun analizlerini yapıp, Türkiye için bir model ortaya koyması lazım. Hat düzgün çalışmıyor.

2006 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player