Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[İpek Çalışlar] - Belgeler açıklanmıyor; çünkü Latife'nin öfkesinden korkuluyor

Nuriye Akman

02 Temmuz 2006, Pazar

Yakın tarihimizle ilgili uzun zamandır bu kadar sarsıcı kitap okumadım, bu kadar yeni şey öğrenmedim. İyi araştırılmış, müthiş emek verilmiş, M. Kemal-Latife ilişkisine dair bilinmesi gereken hemen her şey titiz ve dengeli bir üslupla ifade edilmiş.

Satırların üstünden çok aralarına bakan dikkatli okurlar için inanılmaz detaylar var. İpek Çalışlar'ı gönülden kutluyorum. Bize bambaşka bir Latife Hanım portresi sunmakla kalmadı, eski "cadı kadın" imajına inananların görüşlerini de cesaretle kitabına alarak ve Cumhuriyet'imizin kurucusuna bir erkek, bir eş olarak bakarak, dönemin kadın, şehir, ülke manzaralarını da eksik etmeyerek bize "Buyurun. Gerçeklerden gerçek beğenin." dedi. Kitapta geçen kimi olay ve isimlerin M. Kemal-Latife evliliğinin bitişinde oynadığı rol konusunda netleşme imkanı bulunamayışını, çiftin bu sırrın ilelebet saklanması konusunda birbirlerine verdikleri söze saygı olarak değerlendiriyor ve destekliyorum. Latife Hanım'ın yaşarken tuttuğu ve Türk Tarih Kurumu'nun elinde bulunan belgelerin açıklanma zamanı geldiğinde dahi bu sırrın korunacağına inanıyorum. Bu toplum bence İpek Çalışlar'a borçlanmıştır. Elinde konuya dair bilgi ve belge bulunanların kendisine iletilmesi gerekir, ki bizler "tarihinden bihaberler ahalisi", bu kitabın ikinci cildini yürek çarpıntılarıyla okuyalım. Bu söyleşide neredeyse kitabın tamamını konuştuk; ama ancak dörtte birini verebiliyorum. Daha fazlasını isteyenler alır kitabı okur, kendi sorularını kendi oluşturur, cevapları da kendileri verirler...

Kitabınız inanılmaz ufuk açıcı. Meğer bu konuda hiçbir şey bilmiyormuşum. Konu eşi de olsa Atatürk'ün hayatı kolayca fikir beyan edilecek bir alan değil. Siz hangi güçlüklerle karşılaştınız?

Ben de kitabı yazarken öğrendim birçok şeyi. Sıfırdan başladım. Bilmediğim her alana, kadın tarihine, cumhuriyet tarihine dalarak okumaya çalıştım. Anılara baktım. Bütün haberleri bir kenara dizdim. Tabii ki Atatürk'ün eşi olması beni çok dikkatli olmaya sevk etti. Bunun altından nasıl kalkacağım, acaba ezilir miyim diye korktum.

Dikkatli okurlar için satır aralarında olağanüstü ipuçları var.

Bence de var. Bilgilerimin yetersiz kaldığı yerler belki bunlar. Bir de kavrayamadığım noktalarda keskin yorumlardan kaçındım. İki senede bitirdim bu kitabı, üç senede de bitirebilirdim. Belki daha fazla şeyler bulabilirdim.

Evlenirken Atatürk'ün bir yüzük almaması ve bu açığı İsmet Paşa'nın kapatması da bana ilginç geldi. Okurken "Hımm... M. Kemal aslında bağlanmak istemediğini ifade etmiş" dedim...

Başka armağanları var Latife'nin gönlünü almak için. Nişan sırasında gönderdiği at, bal, tabanca gibi. Bu nikah çok acele kıyılıyor. M. Kemal annesinin mezarına gittikten sonra Latife'nin evine gidip onu babasından istiyor ve 'bu nikahı kıyalım hemen' diyor. İzmir yanmış, ortalıkta bir kuyumcu yok. Belki biraz gayret edilse oradan bir nikah yüzüğü bulurdu. Şu ihtimal de var. İsmet Paşa'nın barış görüşmeleri için bulunduğu Lozan'dan bir yüzük getireceği etrafta anlatılıyor. İsmet Paşa 'yüzükleriniz benden' diyor.

M. Kemal taktı mı acaba kendi yüzüğünü?

Aslında bu güzel bir soru, fotoğraflara pertavsızla (büyüteç) baksak görebiliriz belki. Takmış olduğunu varsayıyorum. Yüzükler ikisi tarafından da boşandıktan sonra da saklanmış, bir tek bunu biliyorum

M. Kemal, Latife'nin aklını övüyor; ama güzel bulmadığını defalarca ifade ediyor. Latife bundan incinmiş midir?

Bence incinmiştir. Kaldı ki Latife bebek gibi güzel değil; ama çok çekici bir kadın. Zaten, Mustafa Kemal'in Latife'ye zaman zaman 'Sen cennetteki hurilere benziyorsun.' gibi iltifatları da var.

Latife'nin ailesi Türk Tarih Kurumu'na bıraktı belgelerini ve açıklanmasını istemedi. Hangi gerçeklerin bilinmesinden korkuyorlar?

Zaten aile gönüllü olarak belgeleri Türk Tarih Kurumu'na veriyor. Belgeleri, 1979'da TTK adına okuyan ordinaryüs profesör ve bilirkişi Reşat Kaynar "Bir süre yayımlanmasa iyi olur." gibi bir not düşüyor. "Belgeler incelenmeksizin devrim tarihi yazılamaz. Ama yer yer Latife Hanım'ın duygusal ifadeleri vardır." diyor. Latife'nin zaman zaman aşkını, zaman zaman öfkesini belirttiği satırlardan bence endişe ediliyor. Her belge lafı ortaya döküldüğünde Latife Hanım'ın mevcut negatif imajı yeniden ortaya sürülüyor. Hırpalanıyor. Sonunda ailesi de "tamam açılmasın" tavrına giriyor.

Bu belgeler eninde sonunda açılacaktır herhalde değil mi?

Ben şöyle düşünüyorum. Bu kitap vasıtasıyla, Latife Hanım'ın tam da olduğu gibi tanınması ile birlikte aile rahatlar. Belki aralarında bir konsensüse varıp böyle bir çalışma yaparlar. Bir çalışma yapmaları lazım çok özel olanları seçmek için. Tabii TTK'nın malı bunlar. TTK hayır derse yine açılmaz. Çünkü ailenin belgeler üstünde resmî bir hakkı yok.

Atatürk'ü Koruma Kanunu'nun nasıl bir etkisi var bütün bunlara?

Bence o kanun olsa da olmasa da ortada yaratılmış bir şey var. Yani her şey Atatürk'e zarar verebilir diye düşünülüyor. Ben bile kitabı yazarken bir şekilde aman yanlış bir sözcük kullanıp rencide etmeyeyim diye endişeler içindeydim. Halbuki bitince baktım, yazmak mümkün. Atatürk'ün gerçek bir insan olarak tanınması onu hiçbir şekilde incitmez diye düşünüyorum. Ama başka türlü düşünenler karar verdiği için... Zaten Latife Hanım, kanser olduğunu anladığında, kendisi açısından mahrem olan belgeleri yaktığına dair tanıklar var.

Evlenirken kadının sosyal güvencesi olarak tanımlanabilen ve boşandıklarında Latife'ye ödenecek mehir miktarının on dirhem gümüş gibi minik bir miktar olması Atatürk'ün psikolojisiyle ilgili size neler söyledi? Hani ben istediğim kadını çok ucuza alırım falan gibi bir meydan okuma mı var?

Bu hakikaten o gün aralarında çok gülüşme konusu olmuş. Herhalde artık bu mehir hikayesinin sona ereceğini gösteriyor. Zaten Türkiye o kadar yoksul ki, hakikaten Latife'ye ciddi bir para verilmesi çok da kolay değil.

Bir de şu var. Evlendiği kadın o kadar zengin ki... Ona nasıl bir mehir verebilir?

O da ikinci mesele. Latife bugünün Sabancı ve Koç ailesiyle kıyaslayabileceğimiz bir ailenin kızı. Türkiye'nin hali belli. Kasa tamtakır. Ben bir sevda evliliği olarak kabul ettim. Ancak o sembolik para Latife için çok önemliymiş. O gümüş dirhemleri küçücük bir tülbende sarıp kasasına koymuş.

Latife'nin o günün koşullarında Türkiye'nin en zengin kızı olması bu evlilikte önemli bir etken midir? Çankaya'ya yedi deve yükü çeyiz ile o günün rakamlarıyla 660 bin dolarlık bir para getiriyor. Daha sonra bu servetin Ankara'nın imarı için kullanılmış olabileceğini görüyoruz. Yani sanki yoksul bir kız olsaymış ona o kadar meyletmeyecekmiş. Ve bu evlilik bir projeymiş gibi algılıyor insan okurken bunu...

Bunun bir proje gibi algılanması benim çok bayıldığım bir şey değil. (gülmeler) Çünkü ben Latife'nin ona aşkının, Mustafa Kemal'in de ona bir tutkusunun olduğunu varsayarak yola çıktım. Ama söylediğiniz gibi bir gerçek de var. O günün parasıyla 1 milyon lirayı görünce ben çok şaşırdım. O günün değeriyle 660 bin dolar büyük para. Aileye, 'Öteki kızlara da bir milyon verilmiş olabilir mi?' diye sordum. Verildiğinden emin değiller. Ama tabii Muammer Bey'in Milli Mücadele'yi desteklediğini unutmayalım. Bu da bir destek olmalı. Bu baştan hesaba katılmış olamaz. Bir milyon liralık bir çeyiz vermeyebilirdi Muammer Bey.

Bu durumun çiftlerin psikolojisini nasıl etkilediğini düşünelim. Koca on dirhem gümüş veriyor. Kadın 660 bin dolar lira veriyor. Latife daha baştan çok güçlü...

Bu güzel bir soru. Latife ekonomik olarak çok bağımsız bir kadın. Belli ki bankada onun adına çok ciddi bir para duruyor. Her an eli cebinde. Her gittiği yerde bağışlar yapıyor. Fabrikalara ortak oluyor. Deprem oluyor, muhakkak Mustafa Kemal kadar para yatırıyor. Ekonomik bağımsızlığını her an kullanıyor.

M. Kemal nasıl hissetmiştir kendini?

O kadar sağlam bir yerde duruyor ki... Yani bu ülkeyi hep beraber kurtardık diye düşünüyor. Sonuç olarak ülkeye gidiyor o paralar. Latife'nin bağımsız para harcamasından ezilmediğini fark ettim.

Latife'nin ekonomik bağımsızlığından güç aldığı söylenebilir mi?

Kesinlikle. Latife'nin bence ekonomik olarak sağlam olması onun bütün kişiliğinde rol oynayan bir şey. Annesinin durumu da öyle.

Normal şartlarda evlilik bittiğinde mal paylaşımı yapılır. Öyle bir şey olmuyor; Latife sadece bavulunu alıp gidiyor.

Sanıyorum zaten onları almak istemezdi. Belki bavulunu bile götürmek istememiştir. O dönemi maddi olarak hatırlatacak şeyleri yanında götürmek isteyeceğini sanmıyorum.

Bir çocukları olsaydı bu evlilik kurtulur muydu?

Latife bir çocuğu olsun hep istemiş. Çocukları olsaydı boşandıktan sonra bambaşka bir hayat yaşardı. O zaman bütün ilişkiler değişecekti. Mustafa Kemal Paşa'nın çocuğunun annesi olacaktı. O çocuk nerede büyüyecekti? Çankaya'da mı, Latife'nin yanında mı? Bambaşka bir senaryo çizmek lazım. Hayal etmesi zor.

Latife boşandıktan sonra bir yabancı gazeteye verdiği röportajda diyor ki: "Kocamla ben bir cennet bahçesinde bir erkek ile bir kadının olabileceği kadar mutluyduk. Ta ki yılan çıkıp gelene kadar. Yılan kim diyeceksiniz, bu soruya cevap veremem. Bu benim sırrım ve bu benimle birlikte mezara kadar gidecek." Yılan kim?

Latife ile Mustafa Kemal boşanırken, "Boşanmamız üzerine hiçbir şekilde konuşmayacağız." diye karşılıklı söz vermişler. Latife'nin de söylediği tek söz bu. Yılan.

İnsan tahmin ediyor; ama söylemeye çekiniyor.

Latife bunu kendisi açıklamadığına göre ben de tahmin yürütmek istemiyorum.

Veled Çelebi'den Latife'ye: Sen bir kaplanla evlisin

New York Times'ta yayımlanan Latife'nin Mustafa Kemal'in ölümünden sonra Türkiye'yi yönetebileceğine dair haberlerin de ben Atatürk'ün marifetiyle yazıldığını düşündüm. Sanki bu onun muhaliflerine karşı bir gözdağıydı.

Valla çok enteresan. Bu açıdan düşünmemiştim. Ama bir şeyi eksik bırakmak her zaman mümkün. (gülmeler) Bunu da düşünmek lazım. Evet o muhalifler açısından büyük bir darbe olmuştur. Böyle bir haberi okuduktan sonra muhalifleri o geceyi çok kötü geçirmişlerdir diye düşünüyorum.

TTK'daki belgelerin içinde benim en çok okumak istediğim şey Latife ile Mevlevî şeyhi Veled Çelebi arasındaki mektuplar.

Doğrusu ben de çok merak ettim. Boşanma noktasına gelen bir kavgaları var. O kavgadan sonra Veled Çelebi'yi köşke çağırıyor. 'Ben ne yapacağım?' diye akıl soruyor. 'Kaplanla evlisin' diyor ona Veled Çelebi, Latife bunu kabul ediyor; ama o da evini yuvası gibi görmek istiyor.

Latife, güce tapan bir kadın bence. Onun gibi hem zengin hem entelektüel bir kadını Atatürk gibi birisi keserdi. İhtiras var içinde...

Ben bu güç ve ihtirasa saygı duydum. Erkek bakış açısıyla güç ve ihtiras kadın için çok kötü bir şey. Ama Latife'nin Türkiye ile ilgili projeleri var. Bunları Mustafa Kemal'in eşi, sekreteri pozisyonunda yapabilir. Ya da politikaya girerek. Eş olarak yaptığında dedikodusu çok olur tabii. Öyle bir şey olmasın diye, harbiden diyor ki, yahu şu kanunları değiştirin ben de gireyim Meclise. O zaman o da kanun teklifini verecek, arkasında duracak. Bu hırs, bence kadınlara gerekiyor. Kadınların çoğu hırssız yaşıyor. Yetenekleri var. Bir yere gelmek için uğraşmıyorlar. Ama Latife'de bu varmış. Ve ben bunu takdir ettim; ama eleştiren çok olmuş tabii.

İpek Çalışlar

'Latife Hanım' kitabında Mustafa Kemal-Latife ilişkisine dair bilinmesi gereken hemen her şeyi titiz ve dengeli bir üslupla ifade ediyor. Kitapta Latife Hanım, Atatürk'ün eski karısı olarak değil, daha çok Latife Uşşaki olarak inceleniyor.

2006 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player