[Nazime Akkaş – Şehit Annesi] - Şehit cenazesi gördüğümde yüreğim dağlanır
Nuriye Akman
14 Şubat 2006, Salı
Nazime Akkaş, 13 yaşında evlendi. Sekiz çocuk doğurdu. Oğullarından Mikail'i 1991'de kaybetti. Oğlunun adından önce gelen terörist sıfatıyla değil, yaşadığı evlat acısıyla ilgilendiğim için evine gittim.
Birbirlerine el uzatsınlar. Bu toprak, bu vatan hepimizin. Kardeşi kardeşe düşman ettiler. Bunun çözümünü getirsinler artık." Var mı bu sözlere itirazı olan? O zaman devamını dinleyin:
"Oğlum Mikail askerliğini Erzurum'da yaptı. Çavuştu. Çok iyi bir insandı, çok da mutaassıptı. Kur'an okuyordu benimle birlikte. İki kere beraber hatim etmişiz. Tezkeresini aldı, yirmi gün evde kaldı. Bir arkadaşı geldi bize. Dedi gel, bizim köy güzel. Bize gidelim. Kalktı onunla gitti. Haber alamadık bir daha. Bu yana, o yana, baktık kayıptır, yoktur. Askerden önce bir müteahhidin yanında çalışıyordu. Babası dedi belki onun yanına çalışmaya gitmiştir. Kalktı Ankara'ya gitti. Müteahhit dedi vallah yanıma gelmemiştir. İki yıl ne bir ses, ne bir nefes duyduk. Ona kurban vaat ettik. Yine bulamadık. Bir gün telefon çaldı, tanımadığımız biri, 'Mikail mayına basmıştır, durumu iyi değildir.' dedi. Dedim, sen kimsin, oğlum nerededir? Telefonu kapattı. Babasıyla yollara düştük. Günlerce aradık. Sonunda Derik'te toprağa gömdüklerini öğrendik. Aldık buraya getirdik. Askerliğini yaptıktan sonra nasıl oldu da dağa çıktı anlayamadık. Halbuki tezkereyi aldıktan sonra morali iyiydi, şakalar yapıyordu bize."
Bir oğlu dağda, bir oğlu askerdeydi
Nazime ana hiç okula gitmedi. Türkçeyi yazamıyor; ama güzel konuşuyor. 14 yıldır her cumartesi oğlunun mezarı başında. "Sanki onun evine gidiyorum" diyor. Gitmediği günlerde dengesini kaybediyor. O gece uyku haram oluyor ona. Toprakla konuşuyor "Seni besledim, 23 yaşına kadar getirdim, hakkımı sana helal ediyorum. Allah da seni affetsin." diyor. Oğlu için sık sık Yasin okutuyor. "Allah'ım daha bizim ciğerimizi yandırmayasın, bütün cümlemizi koruyasın." diye dua ediyor. Okuttuğu Yasin'i oğlunun öldürmüş olabileceği insanların ruhlarına da hibe ediyor. Çünkü bir oğlu dağdayken diğer oğlu askerdeydi. O yüzden kardeş çatışmasını iliklerine kadar hissetmişti.
Nazime ananın ölen oğlu için kullandığı şehit kelimesinden rahatsız olmadığımı söyleyemem. Fakat ideolojik ve ahlaki bir tartışmaya girmektense psikolojisini anlamaya çalıştım. Gördüm ki şehit kavramına sığınarak hem acısını hafifletiyor hem de toplumla bütünleşmeye çalışıyordu. "Biz Kürt'üz. Kendimizi inkar edemeyiz. Kimse de bizi inkâr etmesin. Beş oğlum askerliğini yapmıştır, hepsi de bu vatan için çalışmıştır. Hepimiz aynı bayrağın altında yaşıyoruz. Ama bir bakıyoruz çocuklarımızın cenazesi geliyor. Gençlerimizin dağa çıkmasını istemiyoruz, askere göndermeye de korkuyoruz. lazım önce Cebimizden bozuk paralar gibi düşüyor çocuklarımız. Türklerle Kürtler kardeştir. Lakin fakirliğin, işsizliğin kaldırılması. 'Bu dağlar niye doldu?' diye sormak lazım. Gençlerimize bir gelecek uzatmak, Kürtleri de inkar etmemek, itip kakmamak lazım."
'Devletimiz bir şeyler yapsın'
Bu arada Nazime ananın eşi İsmet Bey lafa girdi ve "Çanakkale'de, Dumlupınar'da, bilmiyorum başka nerede ne kadar şehit var. Gidin bakın hele o şehitlikte yatanların yüzde kaçı Kürt, yüzde kaçı Türk'tür. Dışişleri Bakanı'mız diyor ki, eğer Filistin ile İsrail he derse barış için biz araya gireriz. Peki, Sayın Gül, soruyorum sen niye kendi evinin içini halletmiyorsun önce? Niye Türklerle Kürtleri barıştırmıyorsun?" diye sordu ve şöyle bitirdi sözlerini: "Devletimiz bir şeyler yapsın. Artık af mı ilan eder ne yapar kendi bilir. Yeter ki bu dağdakiler aşağıya insin, yerdekilerle kucaklaşsın."
Nazime Ana'ya neden oğullarını kaybeden asker ya da polis annelerini ziyarete gitmediğini sordum. "İnanın bana" dedi "onların cenazesini televizyonda gördüğümüzde içimiz dağlanıyor taziyeye gitmek de istiyoruz; ama nasıl karşılanacağımızı bilemiyoruz. Onlar da bize yanaşmıyor, haklıdırlar kendilerince. Keşke bir devlet büyüğümüz bizi bir araya getireydi, ellerimizi birbirimize uzataydık. Onlara diyeydik ki biz seninle bacı kardeşiz. Nasıl bir ağaç kurumuştur da kökünü toprakta bırakmıştır, içimizdeki acılar da böyledir. O annelerle kucaklaşmayı her şeyden fazla isteriz. Ama İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e kendi başımıza gidemeyiz. Buna gücümüz yoktur. Türkiye'nin batısından, ortasından, her yerinden şehitlerin anne ve babalarını evimizde misafir etmeye hazırız. Gelsinler Kürtleri tanısınlar, kapımız herkese açıktır, başımızın üstünde yerleri vardır."
Yarın: Allah'ım bu ateşe bir su serpsin