[Ali Sabancı] - Şevket babam ve Aydın babam en büyük avantajım
Nuriye Akman
27 Kasım 2005, Pazar
Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı sıcak bir insan.
Hâli tavrıyla rahmetli amcası Sakıp Sabancı'yı hatırlatıyor. "İçin dışın birse, bir evvel hangi yalanı söylediğini hatırlamak zorunda kalmıyorsun. Ne düşünüyorsam onu söylüyorum, koreografi yok bende" diyor. Bu tabii her düşündüğünü söylediği anlamına gelmiyor. Sakıp Ağa'dan farklı olarak, gündem yaratacak iddialı bir üsluptan kaçınıyor. Heyecanlı yapısı sebebiyle konuşurken, daldan dala atlarken, iki yıl önce yollarını ayırdığı Sabancı Holding'i tedirgin etmemeye çalışıyor. Babası Şevket Sabancı ile kayınpederi Aydın Doğan'ın, Sabancılar'la Koçlar'ın, Sabancı Holding ile Esas Holding'in iş yapma tarzlarını kıyaslarken bilmediğimiz yeni bir şey öğrenemiyoruz. Yunus Emre düşüncesiyle pek tanışıklığı olmadığını söylediğinde yüzündeki samimi mahcubiyet ve daha sonra "İlk defa bir röportajda kendimle ilgili bir şey öğrendim" diyebilmesi, insana şunu düşündürtüyor: "Bu adam iyi bir insan. Malın ilk sahibini biliyor aslında. Yolu açık olsun."
Esas Holding ile Sabancı Holding'in iş yapma tarzları bakımından en temel fark ne?
Esas Holding 100 milyon dolar sermayesi olan bir şirket. Öbürü birkaç milyar dolar. En temel fark, muhtemelen boyutların gerektirdiği bürokrasi farkı. Babam vaktinin yarısını Esas Holding'e harcıyor. Ablamla birlikte bütün kararları veriyoruz. Neredeyse göz göze bakarak veya telefonda konuşarak bazı adımlar atabiliyoruz.
Yani siz, küçük olsun benim olsun diye mi geçtiniz Esas Holding'e?
Esas Holding yapısında mevcut iş hacmi 300 milyon Euro civarında, yani 4 senelik bir kuruluş için hiç de küçümsenecek bir boyut değil. Gelişme sürecimiz aynı dinamizmde sürerse siz tahmin edin 5-10 yıl sonra nereye gelebilir.
Aile şirketlerindeki bürokrasi, akrabalık ilişkilerini nasıl etkiliyor?
Bu sadece aileyi değil işi de etkiliyor. Bu her ailede var. Sabancı'ya mahsus değil. Bir işadamı işi kuruyor. Mesela benim babam ve amcalarım, rahmetli dedemin kurduğu işini büyütüyorlar. Dedem öldüğünde, işin cirosu takriben 400 milyon dolar. Şimdi 25 katı. Kardeşler evleniyor. Onların çocukları oluyor. Bu çocukların müşterek noktaları, görüşme sıklıkları babalarına kıyasla daha az oluyor. Benim zengin, işi olan bir ailenin ferdi olarak tek bir şeye hakkım var. O da hissedar olma hakkı. Yönetim hakkımı, Ali Sabancı olarak değil, Ali olarak almam lazım. Ama Ali olarak da o şirketi yönetme egom olmamalı. Çünkü ben hissedarım diye her şeyi ben biliyorum mantığı ile çıkarsam, bu şirket için en iyisini yapamayabilirim. Soyadı Tabancı olan biri, benim aldığım maaşı alıp, o işi benim yerime yapsa benim menfaatime olur. Dolayısıyla büyük ailelerde bu çok sıkıntı oluyor.
İş hayatının kartvizitleri aile ilişkilerinin samimiyetini daha kolalı bir hale mi getiriyor?
Muhakkak getiriyor. Çünkü günün sonunda agresif, yani hedefleri olan genç insanlar, birbirleri arasında rekabete girebilirler. Ama insanlar geçinemiyor diye değil. Sabancı ailesinde kuzenlerin cumartesi pazar ilişkisiyle ofisteki ilişkileri farklıdır. Ofise niye geliyorsun, bir işi icra etmek için. Ama sosyal ortamda buluştuğun zaman o gündem yok. İlla bunu rekabet diye alma ama.
Başarı kazanma hırsından kuzenlik ilişkisi zarar görmüyor mu yani?
Görmüyor. Ama tabii bu dediğim de çok mantıksız. Ne zarar görüyor? Bence kurumsal samimiyet zarar görüyor. Ve bu kurumsal samimiyette sadece önemli olan aile fertleri değil. Büyük şirketlerde profesyonelce çalışan aile fertleri de zaman zaman iskontolanabiliyorlar. Ben Sabancı Holding'deyken de tesadüfen soyadı Sabancı olan bir profesyonel olarak çalışmaya gayret ettim. Ve ama yeri geldi, bazı müzakereleri yaparken, patronlardan birinin oğlu olarak dinlendim ben. Halbuki ben Ali olarak anlatıyordum. İnsanlar sizin kim olduğunuzdan, neyi söylediğinize kıyasla daha fazla etkileniyor. İskontodan kastım o.
Sizin gibi ailelerin çocuklarına birer iş projesi olarak bakılıyor. Şimdi sizin çocuklarınızın annelerinin işlerine mi sahip çıkması beklenecek, yoksa babalarının mı?
Yaklaşık iki sene önce soyadını taşıdığım gruptan ayrıldım. Türkiye'de bu boyutta bir aile şirketinde yapılmamış bir işti bu. Dünyanın sonu gelmedi. Hatta kararımın ne kadar doğru olduğunu şimdi yaşadıklarımla teyit ediyorum. Öyleyse çocukları yetiştirirken onları bir işe odaklandırmak yerine, onlara doğru eğitimi, doğru sosyal değerleri aşılamak görevimiz. Bill Gates çocuklarına 10 milyon dolar ayırdı. 60 milyar dolardan 10 milyon dolar! Çünkü bu zenginlik, bunlara sosyal gelişmeleri, hayat felsefelerindeki süreklilik, şeffaflık ve içtenlik adına bir tehdit, dedi.
Siz bu tehditleri nasıl savuşturdunuz?
Benim avantajım şuydu. Ben ve ablalarım yurtdışında eğitim gördük. 17 sene yurtdışında yaşadım. Bir restorana rezervasyon yaparken veya uçaktan bilet alırken soy ismimi kodlamam gerekiyordu. Dolayısıyla ben bu ülkenin bu konudaki makyajlarını yapmadım. Hayat akışımızın değişmesinden dolayı biz kalkanlandık. Benim annem, 79 yılında Almanya'ya taşındığımızda iki şoförlü, bir aşçılı, üç temizlikçi kadınlı bir evden gitti, Almanya'da kendi yemeğini yapmaya başladı. Çoğu zengin aile için bu geçerli mi, bilmiyorum. Bana göre bu çok önemli bir tecrübe.
Elinizin altında bunca imkan varken bunu söylemek kolay. Gerçek anlamda sizin sıfırdan başlama imkanınız dahi yok.
Doğru. Ama ben Sabancı Holding'deki o önemli pozisyonumu bıraktım. Dedim ki ya, ben sıkıldım, ben bambaşka bir şey denemek istiyorum. Ve ne deneyeceğimi bilmiyordum Nuriye abla. Benim ailemin büyüklerinin birkaçı bana dedi ki, riske atmıyor musun oğlum? Dedim, valla riske atıyorsam bu genç yaşımda atayım. Haklısın, bu risk parasal değildi. Ama itibar riski vardı. 18 aydır farklı konularda deneyim kazanıyorum. Tabii ki soyadımın Sabancı olmasının önemli faydaları var.
Kayınpederinize nasıl sesleniyorsunuz?
Baba diyorum. Profesyonel manada beş babam vardı, diyorum. Benim şu anda en büyük avantajım, iki omuzumun başında birer babam olması. Ben Şevket babama ne danışabiliyorsam, Aydın babama da aynı detayda danışıyorum.
Bu dünyada sırtınız yere gelmez. Bir muzırlık yapsam. İki omuzunuzda yaptığınız iyilik ve kötülükleri yazan iki melekten sual eylesem...
Muzırlık yapma abla!
Babalarınızın iş yapma tarzları arasında ne fark var?
Bu iki insan ve eşleri bizim evlenme konumuz olmadan önce de çok özel arkadaşlardı. Aydın Bey ile hiçbir zaman beraber çalışmadım; ama anlattıklarını algılıyorum. Aralarındaki en temel fark, Şevket babam bir grup hissedar arasında katkı sağladı. Yani o beş kardeşin bir tanesiydi. Aydın Bey ise tek başına bazı şeyleri yaptı. Bugün geldiğimiz noktada Aydın Bey'in başarıları ile Şevket Bey'in başarıları aynı. Şevket babam uzun yıllar kurumsal yapıda çalışmış. Aydın Babam daha yakın zamandır kurumsal yapıda çalışmış.
Koçlar ile Sabancılar'ı sosyolojik olarak kıyaslama imkanınız var mı?
Onların işi daha kolay. Yani soy ağacı daha dar. Daha az sayıda aile ferdinin bir aile şirketinde çalışması o şirketin sevk ve idaresinde kurumsal sistemin kurulmasına daha fazla olanak sağlıyor, her işin başında bir aile ferdi olmuyor. Bu, profesyonellerin önünü açıyor.
Sakıp Bey'den sonra yeni yapılanmada belli isimler bilerek ya da bilmeyerek dışlandı. Bu, aile içinde küskünlüğe yol açtı. İşte Demir Bey'in istediği operasyonlar olmadığında yaşadığı kırgınlıklar, sizin ayrılışınız, Ömer Bey'in durumu... Güler Hanım Sakıp Ağa'dan sonra, aileyi onun kadar kuşatıcı olamadı mı?
Ben Sabancı Holding'den ayrıldığımda amcam hayattaydı. Hayatta daha uzun yıllar olmaması için herhangi bir işaret yoktu. Bir sene kanserle boğuştu. Amerika'dan döndüğünde doktorların bize dediği, şampanya için, çünkü kurtuldu. Ben amcama ayrılma kararımı anlattığımda bir sağlık problemi yoktu. Ben Demir'in benden sonra ayrılacağına veya Ömer abimin böyle bir karar vereceğine binaen bir adım atmadım. Demir de re'sen bir karar verdi. Bir şeye reaksiyon olarak değil. Tabii buna alışık değil kamuoyu.
Güler Sabancı ismi hiç mi gerilim yaratmadı?
Bende yaratmadı abla. Çünkü Güler Sabancı ismi yoktu ben ayrıldığımda. Diğerlerinde yarattı mı, onu sormam lazım abla Ömer Abi'ye, Demir'e.
Esas Holding'in Sabancı Holding'e göre daha hızlı hareket etme kabiliyeti, aynı alanlarda çalışmasanız da, bir süre sonra sizi rakip haline getirir mi?
Bu çok iddialı bir soru. Yani biz onlara gösteririz de falan! Abla, Esas'ın daha çok fırın ekmek yemesi lazım. İki kuruluş ancak aynı sektörde aynı işin peşinde koşarlarsa rakip olabilirler. Biz mesela çimento özelleştirmelerine bakmayız. Çünkü çimentoda Sabancı Holding'in önemli bir mevcudiyeti var. Ben hissedar olarak kendi kendimi ayağımdan vurur muyum?
Bir aile şirketi olarak Sabancı ailesi profesyonelleşmeye tam olarak geçti mi?
Bana göre geçti profesyonelleşmeye. Ama bu bir günde olmuyor. Yeni bir yapı konuluyor, buna insanlar alışmak zorunda. Kendi dünyamdan söyleyeyim. Pegasus şirketinin yönetim kurulu başkanıyım. Mal sahibini temsil ediyorum. Ben beşte bir ortağım. Ablalarım, babam, annem ortak. Buna rağmen benim burada her dediğim olmuyor. Olmamalı da. Her ay, yönetim kurulunun stresini, iki hafta yaşıyorum bir dosya hazırlanacak diye.
İnsanın ne kadar mal varlığı varsa onu korumak için harcayacağı enerji de o kadar fazladır. Ve bu kısırdöngü insanın kendi hakikatini aramaya mecal bırakmaz...
Neye mecali kalmaz bir açıkla bana abla?
Para kazanma hırsı öyle kuşatır ki, ben kimim, bu dünyada niye varım, ölüm ne, doğum ne gibi soruları soramaz kendine.
Para kazanma hırsından öte bu başarma ve takdir edilme hırsı var. Geçenlerde ekonomik bağım olmayan bir büyüğümden mektup aldım. Diyor ki, "Seni izledim. Müthişsin. Her zaman başaracağını biliyordum." İki gündür ayağım yere değmiyor biliyor musun. Bu sorduğun soru iş hayatında ne kadar agresif olduğunla ilgili bana göre. Biz şu anda, Esas Holding olarak dedik ki, Sabancı Holding'deki hisselerimizi satmayalım. Ama burada da bir zenginliğimiz var. Bunu nasıl geliştireceğimize bakalım. Başarıya şartlanıyorsun.
Şartlanmanız sizi eziyor, başarınız varlığınızın diğer boyutunu boğuyor olabilir mi?
Eğer eziliyorsan, sen başarma gibi bir imkanın yok. Diyorsan ki, hemen hemen sıfırdan başlamış gibi bir hale geldin, bir buçuk senedir, evet. Üç sene sonra 20 milyar dolarlık bir işim olsun gibi bir hedefim yok. Ben adım adım başarabilirim diyorum.
Yani işinizi başarmaya harcadığınız emek kadar da manevi hayatınıza yatırım yapıyor musunuz? Kendi hakikatinizi merak ediyor musunuz?
Abla ya öyle derin bir soru soruyorsun ki, bunun kısa cevabı hayır . En son kendim için yaptığım şey berbere gitmek. Doğru düzgün bir hobin var mı onu sor bana.
Bütün o hobilerin dışında bir şey soruyorum.
O kadar derin bir insan değilim yani. Günün sonunda maneviyatımla ne kadar bütünleşmişim? Bu konularda egzersizim yok.
Maneviyata, insanın farkındalık katsayısını artırması açısından günün sonunda değil her an ihtiyaç yok mu? Yani bu bilinci diri tutacak bir duygunuz, bir ritüeliniz yok mu?
Hayır, yok. Allah'a inanıyor musun dersen tabii ki de; ama o sorduğun soru o değil yani. Daha gencim. Belki olur sonra.
İki amcanız kanserden öldü, diğeri öldürüldü. Varlığa ve yokluğa bakışınızda hiç mi bir sarsıntı olmadı?
Oluyor; ama çok kısa sürüyor. Yine aynı günlük telaşa giriyorsun. Sabancı Holding'den ayrıldıktan sonra zannediyordum ki, daha yavaş bir hayatım olacak. İnsan yarattığı hayatı yaşıyor. Benim para kazanmam için çalışmam gerekmiyor ki. Para kazanmak için mi yapıyorum bu işleri? Hayır. Bu çarkın içine niye giriyorum? Bir şeyi başarmak için.
Peki "Mal sahibi mülk sahibi. Hani bunun ilk sahibi?"
Anlamadım, ne demek istediniz?
Yunus Emre diyor bunu. Devamı da şöyle: "Mal da yalan mülk de yalan, var biraz sen oyalan."
Valla şimdi oyalan lafı hoşuma gitmiyor yani. İlk sahibi derken kişilikten mi bahsediyorsun?
Hayır, o kişiliğin de sahibinden bahsediyorum.
Bütün hayatımı değiştireceğim yani!
Sakıp Bey dünyanın en zengin 123. kişisi olarak vefat etti.
Ben nasıl ölmek isterim, değil mi? Ben iz bırakıp ölmek istiyorum. İlla zengin çocuğu olman gerekmiyor bir şeyler bırakman için. Beyin sermayenle de bir şey bırakabilirsin. Ben de buna çalışıyorum. Önemli ve özel bir insan olarak hatırlanmak istiyorum.