Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Sibel Köylüoğlu] - Amerikan Ford'a Türk yönetici

Nuriye Akman

21 Aralık 1997, Pazar

Ford'un yöneticileri arasına girmeyi başaran Sibel Köylüoğlu öyküsünü şöyle anlatıyor: "Michigan Üniversitesi'nde master yapıp, makine mühendisi olarak mezun olduğumda 36 yaşındaydım. Kimse cesaret edip bana iş vermek istemedi. Bana tavsiyelerde bulundular. Ford'a davet edildim. ABD Savunma Bakanlığı Denizaltı Bölümü de iş teklif etti. Ford'u tercih ettim." Köylüoğlu, "Ford'a girdim, ama bunu son olarak görmüyorum" diye ekliyor.

Türk kadınının başarısı...

Dünyanın en büyük ikinci otomobil firmasının yöneticileri arasında bir Türk kadını olduğunu öğrenmek Ford Otosan'ın Türk gazeteci konuklarından olan beni çok heyecanlandırdı. Amerika gezimizin Los Angeles durağında tanıştığımız Sibel Köylüoğlu'nu yakın gelecekte Ford'un Türkiye'deki tesislerinin başında görmek hiç de şaşırtıcı olmayacak. Bir İngilizce öğretmeniyken 32 yaşından sonra makine mühendisi olmaya karar verip 36 yaşında Ford'da çalışmaya başlayan Köylüoğlu insanın kapasitesinin sınırsız olduğuna inanıyor. Öyküsü, açtığı her kapının kendisine başka bir kapı açacağını bilenler için ilginç olabilir. Otomobil dizaynı üzerine bir şeyler öğrenmek de cabası.

ABD'ye ne zaman geldiniz?

1953'te İzmir'de doğdum. Altı aylıkken ABD'ye geldim. Yedi yaşında Türkiye'deydim. Üç yıl sonra tekrar ABD'ye döndük. Eğitimimin tümünü ABD'de yaptım. İlk diplomam haberleşme üzerineydi. Anadolu'yu görmek istedim. ODTÜ, 1973'te Gaziantep'te bir mühendislik fakültesi açmıştı. 1974'te İngilizce öğretim görevlisi olarak işe başladım ve dokuz sene burada çalıştım. İngilizce eğitiminde mühendislik kitaplarını kullanıyorduk. Mühendisliğe merak sardım. O sırada Gaziantep'te tanıştığım meslektaşımla evlendim. Eşimle ABD'ye döndük. ABD'de "Acaba mühendis olsam mı?" diye düşünüp, önce çekinerek bu işe başladım. 30 küsur yaşındaydım. Sıfırdan mühendislik eğitimi yaptım. Michigan Üniversitesi'nde master yapıp, yüksek makine mühendisi olarak mezun oldum.

Mühendis olma arzunuz tutkuya dönüşmüş. Kimse kolay kolay 30 yaşında bir eğitime başlamaz.

İnsan zamanla daha iyisini yapma peşinde. "Mühendisliği yapabilir miyim?" dedim "Neden olmasın?" Babamda da var bu. Önce veteriner, sonra tıp doktoru olmuş. İnsan her an "Acaba daha ne yapabilirim?" diye kendisine soruyor.

Eşinizin mesleği ne?

Siyasaldan mezun. New York Üniversitesi'nde master ve doktora yapmış.

Çocuklarınız var mı?

Hayır, yok. Zaten onun verdiği bir hürriyet de var herhalde.

İlk işiniz Ford mu oldu? Nasıl girdiniz?

'Ford'u tercih ettim'

Mezun olduğumda 36 yaşındaydım. Kimse cesaret edip bana iş vermek istemedi. "36 yaşında bir kadın ne yapacak?" diye düşündüler. Üniversitedeyken şirketler öğrencilerle görüşmeler yapıyorlar. Bana "On senelik hocasınız. Mühendislik dalında öğretim görevlisi olun" tavsiyesinde bulundular. Ford'a davet edildim. ABD Savunma Bakanlığı Denizaltı Bölümü de iş teklif etti. Ford'u tercih ettim.

Neden?

Aslında Savunma Bakanlığı ile çalışmak biraz ters geldi bana.

Özgürlüğünüzü kısıtlayacağını mı düşündünüz?

Biraz. Ama ben savaş karşıtıyım. Ford daha cazip. 1989'dan beri Ford'dayım.

İlk görev yeriniz neresiydi?

Yedi yılda bir hayli değişti görevim. Beş yıl çalıştıktan sonra idareci kadrosuna geçtim. Çeşitli Ford arabaları ve kamyonları üzerine çalıştım.

Sizden dizayner olarak söz edildi.

Dizayn mühendisliği diye bir şey var. Mekanik dizaynı düşünmelisiniz. Direksiyon milinin dizaynında sırf görünümü değil, mekanik hesaplar da dahildir.

Mesleğinizin, araba sahiplerinin bilemeyeceği püf noktaları neler? Hayallerinizin nasıl arabaya yansıdığını merak ediyorum.

Explorer ilk çıktığında Airbag yoktu. 1995'te yenilenip, Airbag'le sunuldu. Airbag için pek çok hesap yapmak gerekiyor. Bir arabayı piyasaya sunmadan önce o araba defalarca 35 bin mil süratle duvara çarptırılıyor. Araba çarptığında sürücünün direksiyona doğru yaptığı hareket durdurulmalı. Çarparsa göğüs kafesi kırılabiliyor, kişi ölebiliyor. 60 milisaniyede Airbag'in tümü şişmeli. Airbag'i tutan direksiyon mili parçalanmamalı. Hangi maddeyi kullanacağınız çok önemli. Demir kullansan çok ağır. Mümkün olduğu kadar arabaların hafif olması gerekiyor. Ağırlığı arttıkça benzin sarfiyatı artıyor.

Hayaller bir araba dizaynına nasıl yansır?

'Hayat önemli'

İnsan, sürücünün güveni söz konusu olduğunda çok titiz oluyor. İnsan hayatını kurtarmak çok önemli. Piyasaya sunulan her araç en iyisi olsun istiyorsunuz.

Şu anda çalıştığınız konu nedir?

Taurus üzerinde çalışıyorum. Müşterinin isteklerini teknik olarak yansıtmayı amaçlıyorum. Taurus'da önemli olan güven, rahat. Mustang sürücüsü ile Taurus sürücüsü farklı. Mustang sürücüsü hız yapayım, virajı süratli alayım istiyor. Taurus denildiğinde bir aile arabası aranıyor.

Bunları mı hesap ediyorsunuz?

Müşterinin isteklerini dinliyoruz. Konuşuyoruz, dergilerden, raporlardan bilgi topluyoruz. Önemli konuları anlayıp mühendislik diline tercüme ediyoruz. Benzin sarfiyatı çok olmasın, süper fren sistemi olmalı diyorlar. Bunlar Taurus'la uğraşan yüz küsur kişilik bir ekiple konuşuluyor. Kağıt kalem üzerinde hedefler saptıyoruz. Sonra örnek arabalar yapılıyor. Ekip halinde örnek arabaları yollarda deniyoruz. Çıkabilecek sorunu önceden keşfediyoruz. "Şuralar düzeltilmeli. Hedefe ulaşmamış" diyoruz. Ekimde beş gün sırf bu arabayı kullandık. 12 kişilik bir ekibim var. Bütün sistemleri değerlendirdik. Sistemleri çok sıcak ve çok soğuk şartlarda da deniyoruz. Yazın Arizona'ya, kışın kuzeye gidiliyor.

Ford'un yeni bir tipi mi çıkacak?

Her iki, üç, beş yılda bir arabalar yenileniyor. 2 bin küsur yılında çıkacak model üzerinde çalışıyoruz.

Anlayış farklılıklarını şimdiden öngörmeniz lazım. Tespit ettiğiniz temel şeyler neler?

'Yıldız önemli'

İş, yine müşterinin beklentilerini anlamaya geliyor. Teknolojiyi görmek gerekiyor. Diyeceksiniz ki, üç beş yıl sonraki teknoloji tüketici için önemli mi? Beş saniyede 150 kilometre sürate ulaşan motor çıkacaktır diyelim. Bu, taurus sürücüsü için önemli mi?

Hedeflerle ilgili biraz ipucu verin. Bu tür konuları konuşmamak mı gerekiyor?

Aslında biraz konuşmamak gerekiyor.

Çözmeniz gereken problemleriniz vardır. Nerede zorlanıyorsunuz?

Zorlandığımız en büyük konu para. Bugün bir Taurus müşterisi arabasına 20 bin dolar değer biçiyor. Bunun üzerine çıkınca pahalı geliyor. Yeni teknoloji, daha pahalıyı da beraberinde getiriyor. Maliyetle istekler arasında denge sağlamak en büyük sorunumuz.

Sizin gönlünüz hangisinden yana? Terazinin neresindesiniz?

Dünyanın en güzel arabasını yaparsınız ama tüketici almazsa pek anlamı kalmıyor. Neticede hayalinizde kalıyor. Bu nedenle tüketiciyi anlamanız lazım.

Ford'un farkı nedir? Nelere önem veriyorsunuz?

Sürücünün can güvenliğine çok önem veriyoruz. Amerikan Hükümeti, yaptığı testlerle yıldız veriyor. Ford'un beş yıldız alan pek çok arabası var.

Ford'da ne kadar kadın çalışıyor?

Sürekli artıyor. Artırmak için bir çaba var diyebilirim.

Niye?

Çalışanların çoğu erkekken giderek kadınlar da iş piyasasına giriyorlar. Her şirkette kadın sayısı artıyor. Üniversitelere gidip öğrencilerle görüşüyoruz.

Tercih ederken kadın olmak avantaj mı?

'Avantaj'

En azından dezavantaj değil. Avantaj sayılır mı? Belki.

Bütün Ford sistemi içindeki yerinizden söz eder misiniz?

İdareci kadrosunun ilk basamaklarındayım. İyi bir istikbalim olduğuna inanıyorum.

Hedefiniz ne?

İnsan her zaman için kendisini zorlamalı. İnsanda müthiş bir kapasite var.

Sonsuz değil mi?

Evet.

Biraz o kısmını konuşalım.

Mühendislik için üniversiteye müthiş bir korkuyla başladım. İnsan ne kadar çok kapı zorlarsa o kadar çok kapı açılıyor. Buna inanıyorum. Ford'a girdim, mühendis oldum ama bunu da bir son olarak görmüyorum.

Sizi bir doktor olarak yeniden üniversiteye başlamış olarak görebilir miyiz?

Aslında şimdi işletme master’ı yapıyorum. İnsan kapasitesini zorladıkça o kapasite büyüyor.

Aynı konu üzerinde uzmanlaşmak yerine başka bir alana gitmek niye?

Tek dal üzerinde uzmanlaşmak benim için biraz kısıtlayıcı. Mizaç.

Yayılmacı bir ruhunuz var herhalde.

Evet. Mesela fotoğrafçılığa merak saldım. Chicago'da fotoğraf sergim oldu. Tek dal üzerinde uzmanlaşmak sıkıcı geliyor. Dünyada öğrenecek çok şey var.

Ama çok da az zaman var.

En büyük sıkıntım o. İnsan 100 değil de 200 yıl yaşamalı. Devamlı öğrenecek bir şeyler var.

Bu düşünce biçimi iş hayatının dışında sizi nasıl etkiliyor? Amerika'da yaşamak nasıl bir şey?

'İmkanlar sınırsız'

Amerika'da insan olağanüstü şartlar içinde olmadan değişik fırsatlar elde edebiliyor. Mesela Türkiye'de büyük paralar gerektiren iyi bir eğitim büyük bir problem. Burada herhangi bir insan üniversiteye gidebiliyor. Önce iki yıllık kolejden başlıyor, oradan 4 senelik üniversiteye atlıyor. Yani imkanlar daha çok bu memlekette.

Sadece Türkiye'de yetişmiş olsaydınız belki böyle düşünmeyecektiniz. Görebildiğim kadarıyla burada her şey çok büyük. Kavramlar, insanlar, meydanlar, şehirler, porsiyonlar her şey... Bu, belki sizi kışkırtan bir şey. Öyle mi?

Bence o ailemden gelen bir şey. Annem çocukken "Kızlar okumaz" diye 5'inci sınıftan alındığında okula kaçmış. Babam, Elazığ'da veterinerken İstanbul'a gelmiş ve tıp doktoru olmak istemiş. 30 küsur yaşında meslek değiştirmiş.

Çalışma hayatınız, özel hayatınızla ilgili sormayı akıl edemediğim bir şey var mı?

Mesela Türkiye çok daha önemli bir piyasa haline`gelmiş vaziyette Ford için.

Peki neden?

Bir kere büyüyen bir piyasa. Mesela Amerika doymuş bir piyasa. Avrupa da öyle. Ford, büyüyen piyasaları arıyor. Ayrıca Türkiye, Ortadoğu'ya bir basamak olarak düşünülüyor.

Kendi ülkenizle bağlarınız ne durumda? Koptu mu?

Katiyen. Biz 4 kızkardeşiz. Annem hiç üşenmeden her yaz bizi Türkiye'ye götürdü. Annemin de babamın da isteği Türkiye ile olan bağlarımızın kopmaması. Fırsat olsa Türkiye'ye dönüp çalışmayı çok isterim.

Öyle mi?

'Türkiye'ye dönmek...'

Gayet tabii.

Bunca yıl Amerika'da yaşadıktan sonra kendinizi yabancı hissetmiyor musunuz?

Aslında ilginç oluyor Türkiye'ye dönmek. Türksün ve gelişmeleri dışarıdan görebiliyorsun. İstanbul'da yaşayandan daha fazla görebiliyorsun değişmeleri.

Peki nasıl gördüğünüzü söyleyin o zaman Türkiye'yi?

Aslında insan çok büyük çelişkiler görüyor. Bir bakıyorsunuz bir dincilik akımı görüyorsunuz, öbür tarafta daha farklı bir görüntü. Geçen yaz Sultanahmet'teydim. Fotoğraf çekerek yürümeyi çok seviyorum. Sarıyer'den Dolmabahçe'ye, Beşiktaş'a kadar yürürüm.

Kaç saat?

8-10 saat yürürüm. Çevreyi seyrederim. Sultanahmet'te bulurum kendimi. Eskiden kalma birtakım imajları vardı kafamda. Biraz tedirgindim. Fakat baktım orada çok şirin restoranlar, kafeler açılmış. Birisinde oturup bira içtim.

Garsonun centilmenliğini, şekerliğini anlatamam. Masamı öyle süsledi, öyle özendi ki çok etkilendim. "Ay burası artık iflah olmaz" dediğim yerden bir hoşluk fışkırmış.

Bunun dışında genel olarak politik konuşmak istemiyorsunuz.

Gittikçe çok kalabalıklaşan bir şehir.

Bir Türk gözüyle Amerika nasıl bir ülke?

En çarpıcı yönü dünyanın her tarafından insanın gelip burada toplanması. Bakıyorsun Çinli de gelmiş, Türk'ü de gelmiş. Hürriyetine düşkün bir toplum.

Ve siz de öyle değil mi?

Belki o çelişkiyi yaşıyorum. Bir taraftan hürriyeti istiyorsun bir taraftan da en büyük keyiflerimden biri Türkiye'yi ziyaret. İstanbul'da kızkardeşimin evine gidiyorum, çay demliyoruz. O çayı karıştırırken çıkan ses var ya, o tın tın, o bana "evet nihayet evine döndün" gibi bir rahatlık sağlıyor. Onu Amerika'da kolay kolay bulamıyoruz. Şunu da söyleyeyim, bizim görüştüğümüz, arkadaş dediğimiz bütün grubumuz Türk.

Ford'da ne kadar Türk var?

Arazi arabasına ilgi

15-20 kadar Türk var.

Ama sizin bildiğiniz 15 kişi. Bunlarla aynı bölümde mi çalışıyorsunuz?

Hayır. Fakat birbirimizden haber alırız. Ford'a ilk girdiğimde heyecanla her sene öğle yemeği düzenliyordum. Görevim arttığı için şimdi yapamıyorum.

Onlar da mı mühendis?

Genellikle mühendisler. Ford'da olup mühendis olmayan kimse yok.

Amerika'da her şeyin modası var. Araba modası nedir? Ford bu modanın neresinde?

Kamyon bölümündeki Explorer tipi arabalar revaçta. Piyasa o yöne kayıyor.

Binek araçlarında da mı kamyon türü moda?

Evet. Explorer bir kamyon olarak kamyon bölümünde geliştiriliyor. Arazi arabasına karşı büyük ilgi var. Öyle ki bakıyorsunuz şehir içinde yaşıyor, hafta sonu Sapanca'ya gidiyor, tercihi arazi arabası oluyor.

Ne belirliyor bu modayı?

Mesela Explorer türü arabaların büyük olmasının verdiği bir güvence var. Amerikan yaşamında ailelere bakıyoruz. Çocuğun biri futbol maçına, diğeri basket maçına gidiyor. Dolayısıyla binek arabası küçük geliyor.

Renkte belirli bir moda var mı?

Oluyor. Mesela bundan 7 sene önce yeşil arabayı katiyen satamazdım. Şimdi yeşilin çeşitli tonları revaçta.

Nedir bunun anlamı? Neden satılmıyordu, neden yeşile dönüldü?

Onu pek bilemeyeceğim.

Çevrecilikle bir alakası var mı?

Zannetmiyorum. Mesela eskiden eflatun veya mor araba pek görmezdiniz. Şimdi envayi çeşit mor var, eflatun var... Eskiden arabayı erkek alırdı şimdi gittikçe kadın Amerika'da çok daha büyük söz sahibi.

Yani çalışan kadın da, çalışmayan kadın da daha fazla söz sahibi araba alımında öyle mi?

Tabii. Yine bakıyorsunuz, renkler çok değişti. Bugün bir eflatun araba satılıyor.

Amerikalılar hangi sıklıkla araba değiştiriyor?

Vallahi eskiden 2-3 yılda bir diyebiliyorduk. Şu anda bilmiyorum durumu.

Teşekkür ederim.

1997 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player