Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Rıdvan Budak] - 2000 yılının parlamenteri

Nuriye Akman

05 Ekim 1997, Pazar

DİSK Başkanlığı'na yeniden seçilen Rıdvan Budak, "İnsan 27 yılda sendikacılığı bırakmayı bilmeli. Kayberedek değil, teslim ederek" diyerek politikaya geçeceğini açıklıyor ve ekliyor: "Tabii önce CHP'liyim, CHP ideolojisinin sadık bir üyesiyim. Ama şu anda aklımdan geçen parti liderliği değil ama geleceğin ne göstereceğini bilemem."

Birkaç hafta önce Rıdvan Budak DİSK Başkanlığı'na yeniden seçildi. Başkanlığa merhabası aslında elvedasıydı. Çünkü bir kez daha aday olmayacağını, bundan sonra politika yapacağını açıklamıştı. Gerçi sendikacılık da bir çeşit politikaydı ama 2000'lerde onu parlamenter olarak göreceksek, şimdiden tanışmamamızda fayda vardı. Bu tanışıklıktan memnun kaldım ama Sayın Başkan, beni sorularımı iyi araştırmamakla eleştirdi ve bu noktayı özellikle belirtmemi istedi. İşte sözümde duruyorum. Çünkü ben de onun gibi kendime güveniyorum.

Orta 1'de İngilizce'den iki sene sınıfta kalınca tezgahtarlığa başladınız. Yarım kalan eğitiminizi nasıl tamamladınız?

Bir tahsil yapmam söz konusu olmadı. Bundan sonra işçilik hayatım başladı ama Türkiye koşullarında her sendikacı gibi kendimi yetiştirmeye çalıştım.

Asıl zenaatınız kalorifer tesisatçılığı değil mi?

Evet. İstanbul'un her mahallesinde birkaç bina tesisatında emeğim vardır. O zaman ya devlet memuru olmalısınız veya iyi bir sanat öğrenmelisiniz diye düşünülürdü. Herhalde babam bana kız verilmeyecek diye korktu; beni sanat öğrenmeye yöneltti. Mahmutpaşa'da tezgahtarlık yapmaya devam etseydim belki önemli bir işadamı olurdum.

22'nize basmadan evlendiniz. Devrim evliliği miydi?

Hayır. O zaman siyasete fazla ilgi duymuyordum. Ama ailem CHP'liydi, tabii geçmişlerinde DP'lilik de var. Eşimle babalarımız amca çocukları. Oğlum Devrim bugün 24 yaşında. Devrim evliliği yapmadık ama bir Devrim yaptık.

28'inizde Tekstil-İş Başkanı oldunuz. "Nereden çıktı bu çocuk?" diyenlere "Çocuk zamanında örgütlendi" dediniz. Şimdi politika için nasıl örgütleniyorsunuz?

Özel bir örgütlenme çabam yok. Zaten yaptığımızın politika olduğunu düşünüyorum.

Ama son kez aday olduğunuzu, başkanlığı bırakınca politika yapacağınızı açıklamıştınız. DİSK parlamento için bir sıçra tahtası mı?

Bunu yeni söylemiyorum. 1992'de DİSK yeniden açıldığında, artık sendikacılık yapmak yerine gençleri yetiştirerek DİSK'in sahibi olan işçilere teslim edeceğiz demiştim. Bugün tekstil iş kolunda başarılı bir örgütlenme gerçekleştiren, DİSK'i toplumla buluşturan bir sendikacı olarak söylediğim tarih 2000 yılının sonudur. İnsan 27 yılda sendikacılığı bırakmayı bilmeli. Kaybederek değil, teslim ederek bırakmalı. Üyesi olduğum Avrupa Sendikalar Konfederasyonu'nda hem konfederasyon başkanı, hem sendika başkanı, hem milletvekili konumunda arkadaşlarımız var. Bu, Türkiye'nin sınırlaması. Ben DİSK başkanı olmadan evvel rahatlıkla İstanbul il başkanı olabilirdim üyesi olduğum partide. O yüzden bir sıçrama tahtası olarak kullanmayı asla kabul etmiyorum.

Sendikaların parti kurmasıyla ilgili bir konuşmanızda, ".. parti kuruyorum demenin bir anlamı yok. Sonra sendikacılığınızdan çok yararlandık da sıra parti kurmaya mı geldi derler adama" diyordunuz. Şimdi işçiler size "Sendikacılığınızdan çok yararlandık da sıra milletvekili olmaya mı geldi" demezler mi?

Temsil ettiğim insanlara, sendikacılar arasında ilk üç sıraya girecek kadar hizmet sunduğuma inanıyorum. Bunları gece gündüz demeden bu uğurda hapishanede dik kalarak yapmaya çalıştım. Yaptıklarıma ve inandıklarıma bağlıyım.

'30 yıl yapabilirim'

Daha önce değil de sendikacılığın ölmek üzere olduğu bir dönemde politikaya geçme kararını açıklamanız uzak görüşlülüğünüzün bir kanıtı mı?

Hiç öyle değil. Bu tahriklerden sonra daha 30 yıl DİSK başkanlığı yapabilirim.

Soruları tahrik edici mi buldunuz?

Hayır. Bu tahrikleri son genel kurulda, ayakları yere basmayan bir takım küçük grupların eleştirilerinde de gördüm ve onlara da "Galiba sizi beni daha uzun zaman burada tutmak için tahrik ediyorsunuz" dedim. Ben oyların yüzde 75'ini alıyorsam demek ki temsil ettiğim insanlarda bir sorun yoktur.

Gönlünüzde yatan asıl aslan CHP Genel Başkanlığı mı?

Asla. Şu anda aklımdan geçen parti liderliği değil ama geleceğin ne göstereceğini bilemem. Tabii CHP'liyim, CHP ideolojisinin sadık bir üyesiyim.

Ama Baykal'ı bir kez bile DİSK kapısından sokmayı başaramadınız.

Kimileri buna başarı diyorlar.

Siz ne diyorsunuz?

Deniz Bey'le iyi dostuz. Kendisine yönelik eleştirilerimi sakınmadan yapmışımdır. Onun da serzenişleri olmuştur ama hem son Tekstil, hem de DİSK Genel Kurulu'na gelmiştir. Ama maalesef henüz bu kapıdan içeri girmiş değil. Mesut Yılmaz iki defa geldi. DYP heyetleri geldi.

Baykal sizden evvel girer miydi kapıdan içeri?

Bilemiyorum o dönem ben yoktum.

DİSK tarihini iyi bilmiyor musunuz?

Sayın Baykal DİSK kapısından içeri girmiştir tabii defalarca...

Demek ki sizinle bir meselesi var.

Bu yeni dönemde gelmedi onu eleştirdik.

Cezaevinde size işkence yapıldı mı?

Tabii. Çok genç yaşta, önemli bir sendikanın genel başkanı olmak ve başarılı bir sendikacılık çizgisi izlemek bizi sorguya çekenler tarafından çok merak edilen bir konu haline gelmişti.

Somut olarak ne yapıldı?

Yumruk, falaka, buna benzer. Askerdeyken mayın patlattığımız basmalı aletlerle parmaklarımızı bağlayıp elektrik verdiler.

'Demokrat bir insanım'

Bir koğuş arkadaşınız, "Biz öyle büyük işkenceler görmedik" dedi.

Onlar görmemiş olabilir. Budak, sağ çevreleri çok rahatsız eden bir soyadıdır. Kenan Budak'ın öldürülme sebebi de odur. Yani bir insanın gözlerini bağlayıp, yerlere yatırıp dövmek işkence değilse o arkadaşıma göre işkence yoktur.

Bu arkadaşınız bir de dedi ki, "Alevi olduğunu içerdeyken inkar ederdi." Bunu o günlerin psikolojisi içinde mi düşünmek lazım?

Hayır. Ben Alevi, Sünni veya bir başka bir şey değilim sadece insanım.

Bundan kuşkum yok. İnkar doğruysa, çektiğiniz çileyi gösterebilir...

Laik, çağdaş, solcu ve demokrat bir insanım. Hiç kimsenin Aleviliği, Sünniliği, camisi, cemevi, kilisesi beni ilgilendirmiyor.

Bana içerdeyken namaz kıldığınız da anlatıldı.

Hiç öyle bir derdim olmadı. Hayatımda namaz kılacak kadar zamana sahip olmadım. Bunu söyleyenler şerefsizler. Ayrıca kılanları da kınamıyorum, inaçlara saygılıyım. Ama henüz namaz kılacak yaşa gelmedim.

Hatta şöyle bir anekdot anlatıldı: Ramazan'da teravih namazından sonra grup halinde sesli dualar okuyorsunuz. Gardiyanlar sizi marş söylüyor sanıp, "marş kes" diye içeriye giriyor.

Bu soruları iyi araştırmadığınızı görüyorum ve size yakıştıramıyorum. O hapishanenin şahidi olan 10 arkadaşı buraya çağıracağım, onlarla konuşacak, bunların doğru olmadığını göreceksiniz. Bunları size kim söylediyse alçaktır.

O zaman size bir işçinin sorusunu yönelteyim. Dedi ki, "İşçilerin durumu bugün dünden daha kötü. Ama sendikalar, Refahyol'a yaptıkları kadar bu hükümete efelenmiyorlar. Neden?"

İyi bir soru. Biz Refahyol'u ekonomik uygulamalarından dolayı reddetmedik. Ekonomik uygulamaları zaten yanlıştı. Bugünkü hükümetin de yanlış ama Refahyol Türkiye'yi öyle bir sürece soktu ki askeri müdahelenin yakın bir tehlike olduğunu tespit ettik; sivil toplum örgütleri olarak çağdaş yaşamın temel niteliklerini korumaya yöneldik. Bugün de pahalılıktan, zorunlu tasarruflardan, sosyal güvenlik sistemine yönelik olumsuz bakışlardan dolayı tepkilerimizi gösteriyoruz. Bunlar yeterince yansımıyor olabilir çünkü medya da anlaşılan bu hükümete bir süre avans vermek istiyor.

'Babamız aile reisiydi'

Turgenyev'in Babalar ve Oğulları neden en sevdiğiniz kitap?

Çocukluğumda çok yüz vermeyen doğulu bir babanın yaklaşımıyla karşı karşıyaydım. Bayramdan bayrama çocuklarının yüzünü öpen ama çocuklarından asla vazgeçmeyen çok iyi bir aile reisiydi babamız. Bize hiç yoksulluk çektirmeyen bir esnaftı. Babamı çok severim, o da bana düşkündür. Bu kitapta baba oğul ilişkisi çok güzel işlenmişti.

Evet, kuşak çatışmasını anlatıyor. Siz bir sendika babası olarak genç işçilerle nasıl bir çatışma yaşıyorsunuz?

Ben de muhalefettim gençliğimde genel merkezdeki yöneticilere karşı ama babamızdan aldığımız desturun gereği olacak, mümkün olduğu kadar büyüklerimize karşı saygılıydık.

Sizi saygısızca mı eleştiriyorlar?

Bazen saygı kurallarını siyaseten bozanlar var ama benim fabrikada çalışan hiçbir insandan bir şikayetim yok.

Genç işçilerin eleştirilerini, romanın baş kahramanından yola çıkarak sormak isterim. Bazarov, bilimden başka şeye değer vermezdi ama aşka yenik düştü. Sendika başkanı olduktan sonra siz de ideolojinize yenik düştünüz mü?

Hayır. 25 yıl evvel koyduğum sol ve demokrat çizgiyi aynen muhafaza ediyorum.

Dün işçiydiniz, bugün hangi sosyal sınıftansınız?

Ben emeği savunan belki biraz onların önlerinde yaşam tarzı olan, demokrat ve dünyaya soldan bakan bir kentli sayılırım.

İşçi misiniz, patron mu?

İşçiyim.

Sendika başkanlarının çoğu sınıf atlayarak patron oldular. Bir tek siz mi işçi kaldınız?

Ben kendimi bir çalışan olarak kabul ediyorum ama çalışanları temsil eden bir insanın yaşam tarzının da illa fabrikada çalışanlar gibi olması gerektiği gibi bir ütopyaya kendimi kaptırmam. Olayları idealize etmem. Yaşam tarzımı da frenlemem ama onun bana sağladığı imkanları kötü kullanmam.

'Maaş alıyorum'

Sizce sendika başkanları sınıf atladılar mı?

Türk-iş, Hak-iş ve DİSK'teki arkadaşlarımın bir çoğu belki temsil ettikleri insanlar gibi yaşamıyorlar ama hiç öyle çok patronca tavırlarını da görmedim.

İşçiyseniz patronunuz kim?

Patronum DİSK'in genel kurulu, yönetim kurulu, başkanlar kurulu, temsilciler meclisi, çalışanlar. Yani onların belirlediği maaşı alıyorum ben.

Bir sendika, başkanına ne kadar maaş verir?

Geçineceği parayı verir.

Söylemeyecek misiniz?

Söylersem maaşınızı benimle bölüşmeye kalkarsınız diye korkuyorum. Ortalama 160-170 milyon.

Başka geliriniz?

Bir iki evin kira geliri var.

Hepsi bu mu?

Benim sendikam da bana maaş veriyor. İki maaş alıyorum.

Kaç eviniz var?

Bir kaç tane. Mal beyanını verebilen tek sendikacıyım ben. Bir gazete "Oh oh bir sendikacının bu kadar malı olur mu?" dedi. Ben de "Sendikacılıktan değil, serbest çalıştığım 10 yılın birikimidir" dedim. Benim malım mülküm sendikacılığa başladıktan sonra azalmıştır.

Ne kadar azalmıştır?

Siz noter misiniz?

Maalesef bu meslek insana çeşitli roller oynatabiliyor.

Söyleyeyim. 94 model bir Honda arabamız, Yeşilköy'de 150 metrekare, o tarihte 1 milyar 750 milyon liraya aldığımız, bugün değeri 7-8 milyar civarında bir evimiz vardır. Silivri'de 80 metrekare bir yazlığımız, Güngören'de 85 metrekare bir dairemiz, Çınarcık'ta annemin babamın oturduğu bir kooperatif evimiz vardır, 8 milyona mal edilmişti o tarihte. Kayınvalidemin oturduğu bir kooperatifim var, maliyeti 12 milyon liradır. Şu anda 2 kooperatife üyeyiyim.

12 Eylül'de diyelim ki malvarlığınız 1'di. Bugün kaç olmuştur bu duruma göre?

Bilemiyorum. 12 Eylül'den evvel bir kooperatif üyeliğim vardı. Onu devrettim, başka bir kooperatife girdim. Ama bitmişti. Epey bir birikimim olmuştu. Ama o zamanki 1 liram bugün kaç para biçiminde bir hesabı yapamam.

Serbest döneminizde ne sattınız?

Tişört, tekstil ürünleri. Kooperatif sektöründe çalıştım.

İşportacılık mı yaptınız, ithalat-ihracat mı?

İhraç fazlası bir mal vardır onu alıp başka bir yere sattım

Kooperatifçiliğinizle ilgili bir yasal tahkikata uğradınız mı?

Bir defa uğradım, beraat ettim.

Bugün kooperatifçiliğiniz var mı?

Yok. 1992'den itibaren tasfiye ettim.

SSK hastanelerine yemek veren bir şirketin ortağı değil misiniz?

Hayır. Toptan gıda işi olarak Rami'de bir dükkan kurulmuştu, babamın kardeşi konumundaki bir delikanlı oranın sorumlusuydu. Eşim ortak gözüküyordu. Ama SSK'ya da mal sattıklarını zannetmiyorum.

Geniş projeler

İlk seçildiğinizde DİSK'in sadece sözleşme imzalamayacağını, işçinin 24 saatine gireceğinizi, Gaziantep'te bir işçinin tedavisi için İstanbul'a gitmesi gerekiyorsa göndereceğinizi, işçinin ayağına tiyatro, sinema, konserler götüreceğinizi, çocukları için kolejlere hazırlık ve yabancı dil kursları açacağınızı, kooperatifler kuracağınızı, aksi takdirde aidatların üzerinizde borç olarak kalacağını söylediniz. Bunların hangilerini yapabildiniz?

Bunlar projeler.

1994'ten beri hâlâ proje mi?

Bu projelerin bir çoğunu konfederasyon üyesi sendikalar gerçekleştirdiler.

Yani işçiye borçlu değilsiniz?

Hayır. İşçinin kendi örgütü. Bugün Rıdvan Budak, yarın işçi Mehmet görevlidir. Ekonomik imkanlar olduğu sürece bunlar yapılır. Hepsi yapılmamıştır. Sağlık ve eğitim sorunlarıyla olanaklar ölçüsünde ilgilenilmiştir ama bu projelerin hepsi tamamlanmamıştır. Bunlar ideallerimizdir.

Neden işçi aidatlarının nereye harcandığı açıklanmaz?

Bu söylediğinizden yanayım. İşleyiş bilinmediği için, bu konuda bir takım şikayetler gelir. Genel Kurul bunu 3 yılda bir yapıyor. Denetim kurulları ayda bir denetliyor. Ama denetimin şeffaflaşması bakımından ben de bu gelir-gider tablosunun 3 ayda bir ortaya konmasının doğru olduğunu düşünüyorum. Sendika ağalığı yani işçi gelirlerinin yanlış yerlerde harcandığı gibi yaygın bir kanaat var. Buna imkan veren sendikacı arkadaşlarımızın da olduğunu biliyoruz.

Sendika ağalığını ortadan kaldırmak için ne yapmalı?

Alınmıyorum üzerime. Onun için rahatsız değilim.

Sendikal hareketin yüzde kaçı böyle?

DİSK'i o kategoride görmediğim için yorum yapmam.

DİSK'in Türk-İş'den ne farkı var?

En önemli farklılığı sendikal demokrasinin işleyişidir.

DİSK'in sermayeyle barışıklığı en az Türk-İş kadar, değil mi?

Biz soldan bakıyoruz. Türk-İş Başkanı'na da sorun nereden baktığını. Türk-iş kamuda örgütlü olduğu için sermayeyle ilgili söyleyecek fazla bir sözünün olduğunu zannetmiyorum. Biz özel sektörde, genellikle kurallara uyan sanayicinin işyerlerinde örgütlü olduğumuz için, siyaseti iş yerlerinde değil, meydanlarda ve parlamentoda yapacağız. Türk-İş'in o anlamda bir çekincesi olduğunu düşünüyorum.

En sevdiğiniz yemek olan karnıyarığı kendiniz de yapar mısınız?

Hayır. Ben kazak bir erkeğim. Eşim hasta olduğunda rahatlıkla bulaşık yıkar, yumurta kırar, kahvaltı hazırlarım. Ama karnıyarık yapmasını becerecek kadar usta bir aşçı değilim.

Teşekkür ederim.

1997 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player