[Cihan Oskay] - 'Yargıç Benim'
Nuriye Akman
14 Ekim 1997, Salı
Cihan Oskay'ın oğlu Burçak bugün yaşasaydı, aynı kaderi paylaştığı İlknur'un yaşlarında olacaktı. Acılı babanın, oğlunun yaşamına kıyan sürat canavarlarına verdiği 9 yıllık hukuk mücadelesi için de şunları söyüyor: "Mücadelemde öğrendiğim tek şey, hukukta kazanmak için haklı olmak yetmiyor. Şu anda yaşadıklarımı gözler önüne sermek, insanlara örnek olmak için "Yargıç Benim" adlı kitapta toplamaya çalışıyorum."
Acının tesellisi tecrübeyse...
Cihan Oskay'ın oğlu Burçak'ın başı bir sürat motoru tarafından kopartıldığında henüz 12 yaşındaydı. Yaşasaydı bugün yine sürat canavarlarının hayattan koparttığı İlknur Gürcan'ın yaşlarında olacaktı. Ölüm Burçak'ı Bodrum'da, İlknur'u Fethiye'de yakaladı. Burçak'ın babası filmlere konu olabilecek 9 yıllık bir hukuk mücadelesinin sonunda oğlunu elinden alanı 3 sene ağır hapse mahkum ettirmeyi başardı. Adam 1 sene dört ay yattı ve çıktı. Şimdi aynı acılı yollardan Gürcan Ailesi geçecek. Acının tek tesellisi tecrübeyse, Cihan Oskay'ın Gürcanlar'a söyleyecekleri var...
12 yıl önce sizin 12 yaşındaki oğlunuzu da bir sürat motoru biçmişti. Oğlunuzu kaybetmenin acısını yüreğinize gömüp 9 yıl süren bir hukuk mücadelesine girdiniz. Fethiye'de kızlarından birini benzer şekilde yitiren acılı Gürcan Ailesi'ni en iyi siz anlarsınız. Onlar da şimdi hukukun dikenli yollarında, kısa sürmesini dilediğim ama Türkiye'nin koşullarına bakılınca uzun süreceği önceden belli olan bir koşuya çıktılar. Onları neler bekliyor?
Gerçekten onları çok uzun ve zorlu bir yol bekliyor. Gürcan Ailesi'nin yolu önce Fethiye Adliyesi'nde başlıyor. Küçük yörelerde cinayeti işleyen, ben buna kaza diyemiyorum çünkü, yerli halktan biri, mağdurlar da o yöreye tatil için gelenlerse, yerel adliye ister istemez psikolojik tesir altında kalır. Olaya ilişkin keşifle başlıyan uzun yol, kanımca Fethiye Adliyesi'nde bir, birbuçuk yıl sürecektir. Bu süreye dosyanın İstanbul'a bilirkişi raporu için yollanma süreci dahildir.
Neden o kadar uzun?
Çünkü ilk iki celse kimlik tespiti ve bürokratik işlemlerle geçer. Keşif raporuna ve ilk mahalli bilirkişi raporuna genelde iki taraf da itiraz eder. Tekrar bilirkişi raporu istemek iki tarafın da hakkıdır. Ondan sonra istenecek bilirkişi raporu yetkili kuruluşlar ve teknik okullar İstanbul il sınırları içinde olduğu için Sultanahmet Adliyesi'ndeki Asliye Ceza Mahkemeleri'nden birine gelir. Sadece bu işlem zaten dörtbuçuk aydan önce bitmez.
Burada önemli olan raporu yazacak bilirkişi heyetinin seçimidir. Benim başıma gelen ve çok uzun mücadele ile heyetin değişimini sağladığım olay Gürcan Ailesi'nin dikkat etmesi gereken önemli bir noktadır. Genelde menfaat karşılığı rapor yazan şebekeler mevcuttur. Ben bunu yaşadım.
'Sanıklarla ortak'
Neler yaşadınız?
Dosya İstanbul 4'üncü Asliye Ceza Mahkemesi'ne yollanmış idi. Ben İstanbul'a gelip devamlı dosyanın tamamlanıp Bodrum'a yollanıp yollanmadığını mahkemenin kalemine soruyordum. Ancak her seferinde dosyanın bana Bodrum'dan gelmediği söyleniyordu. Gene bir sabah adliyenin kapısından sanık ile iş ortağının çıktığını gördüm. Hızla kaleme indim, aynı adama gene dosyayı sordum, gene gelmedğini söyledi. Bunun üzerine hakimin odasına girdim. Durum anlattım. Hakim şaşırdı. Kalemdeki görevliyi çağırdı. Anladık ki hakimden habersiz kalem müdürü bu dosyayı emekli deniz yolları kaptanlarına rapor yazdırmak için vermiş. Ve sanıklarla ortak. Hakim otuz dakika içinde dosyayı geri getirtti. Kendi de çok üzüldü. Oğlunu Güneydoğu'da teğmenken kaybetmişti. Getirilen düzmece raporda oğlum yüzde 50 suçlu gözüküyordu. Hakim gerekli işlemleri yaptı ve dosyayı ilgili yere sevketti. Bu rapor şebekesi de bir süre sonra Sabah Gazetesi'nde teşhir edildi.
Asıl raporu kimin hazırlaması gerekiyor?
Bu konuda ancak Deniz Harp Okulu, Çubuklu Dalgıç Okulu ve Teknik Üniversite'den uzman kişilerin oluşturup yazacağı bilirkişi raporu önemli ve geçerlidir. Zira hakim sadece bu rapor doğrultusunda karar verecektir. Şahitler, keşif hepsi bilirkişi raporunda netleşecek, hakim rapordaki suç oranına göre kitaptaki kanunu buna uyduracaktır. Başka bir tutunacak delili yoktur. Rapor ancak dava ettiğiniz kişi yüzde 100 suçlu bulur ise ceza imkanı doğmaktadır. Yüzde yüzün altına düşen her rapor hafifletici sebep olur, karşı tarafa da suç yükler ve hapis cezası almasını engeller.
Ancak gene burada önemli nokta hakimdir. Hakim benim davamda, yüzde 100 suçlu bulunan kişinin iki sene olan hapis cezasını yüzde 100 oranından dolayı ikiye katladı ve dört sene ceza verdi. Ancak iyi halden dolayı bu ikiye katlanmış cezayı 1986 rakamlarıyla 735 bin 500 TL para cezasına çevirip 24 eşit takside böldü. Yani hakim futbol hakemi gibi düdük ağzında. Takdir hakkı var. Penaltı verir veya vermez.
'Üç sene bekledim'
Gürcan Ailesi'nin yolu burada da bitmecek herhalde.
Evet. Onlarda da büyük ihtimalle para cezası çıkacak davanın sonunda. Bu davayı temyiz ederek Yargıtay'a taşıyacaklar. Ben bu noktada üç sene bekledim.
Ancak şimdi yine bir, birbuçuk seneden önce sonuç alınamıyor. Davayı çabuklaştırmak için Ankara'da, Cumhuriyet Başsavcısı'na çıktım. Kendileri maalesef kanunun suçlu yanında olduğunu ancak o talep eder ise dosyanın öne alınacağını söyledi.
Bir hukuk adamının kanunun suçlu yanında olduğunu söylemesi biraz tuhaf değil mi?
Suçlu yanında mecburen oluyorlar, kanunlar İsviçre Hukuku'ndan alınmış, suçlu dosyanın bir an önce alınıp görüşülmesini talep eder ise bu talep değerlendiriliyor. Hele tutuklu ise öne almak çok daha kolay oluyor. Ama davacının ve müdahilin hiç böyle bir şansı ve hakkı yok. Gürcan Ailesi'nin yolu Yargıtay kararından sonra ya bitecek ya devam edecek. İstedikleri karar çıkar ise dava yeniden görülecek, çıkmaz ise Yargıtay yoluna gidecekleri için uzayacak. Yargıtay sürecini de hesaba katarsak, olaya iki, iki buçuk sene daha ilave etmek gerekmektedir. Kazansanız bile geciken adalet adalet değildir. Anlattığımız gelişmeleri üst üste koyduğunuz zaman normal bir dosyanın 3, bizimki gibi bir davanın 9 senede sonuçlandığını göreceksiniz. Bürokrasi ve adliyelerin dolu olması en önemli ikinci sebep.
Gürcan Ailesi dava boyunca psikolojilerini nasıl sağlam tutacaklar?
Biz bu davayı kazanacağız, kızımıza olan bu görevimizi yapacağız diyecekler ve de sanki bu davayı kazandıkları ve suçluyu demir parmaklıklar arkasına koydukları vakit kızlarının geri döneceğini düşünecekler. İnanacaklar, sabredecekler, yılmayacaklar. Çünkü süre uzadıkça en yakınlarınız bile sizden uzaklaşıp, giden gitti, bırak artık bu işin sonunu diyebiliyor. Bizim davamızda şahsen ben kaldığım otelde avukatımla saldırıya uğradım, diğer başka zaman mahkemeye girmeden uzun süre gözaltında tutuldum.
'Celse bitmişti'
Nerede?
Sabah 9.30'da Bodrum Asliye Ceza Mahkemesi önünde hakkımda şikayet olduğu bildirildi. Gerekçesi Emniyet Amirliği'nde açıklanabilir dendi. İki saat bekledim. Yanlışlık oldu dendi. Serbest bırakıldım ama bizim celse bitmişti. Sonra gittiğim her davada iki polis bana işlek etti. Bunları anlatıyorum ki misal olsun, yöre halkı mağdurlara yardım etsin.
Fethiyeliler, Gürcanlar'a nasıl yardım edebilir?
Onları güleryüzle karşılayarak, misafirperverlik yaparak, bildikleri bir şey varsa, saklamayarak. Yani oranın da Türkiye'nin bir parçası olduğunu, bu davanın yabancı bir ülkede görülmediğini hissetmeleri gerekli.
Şahsen öyle anlar yaşadım ki, Bodrum'dan ne kadar çıkarsa çıksın, bir an önce bitsin ki ben de yasal haklarımı değişik platformlarda arayabileyim dedim.
Dava neden 455/2'den açılıyor?
Türk hukuk sisteminde kasıtsız suçlara 455/2 uygulanıyor. Yani dikkatsizlik ve tedbirsizlikten ölüme sebebiyet vermek. Bu da ya paraya çevriliyor veya tecil oluyor. Ama yine söylüyorum burada püf nokta hakim. İster ise paraya çevirmeyebilir. Sistem yanlış, ceza çok hafif. Sonrası tazminat davaları. Daha da komik, bu yüzden şahsen ben hiçbir tazminat davası açmadım. Çünkü avukatıma hesaplattım. Çocuğun yaşı ile orantılı ve de ailenin üzüntüsü katılarak yapılan hesap ile 1987 parası ile ancak bir milyon 200 bin lira gibi bir para ödeniyordu. Komik tabii. Ama ben Türkiye'de ilk defa şunu yaptım. Kasıt unsurları koyarak davayı Fethiye Asliye Ceza'dan Muğla Ağır Ceza'ya aldırdım. Bizim dava biraz farklı idi tabii. O anda denizde başka bir teknenin olmaması, görüşün açık olması, 100 metre içinde olması, motorun hedefli gibi gelmesi, ister zevk için olsun, ister bir hınç unsuru olsun kasıt nedenini çağrıştırır. Kasten üstüne gitmek de bir cinayettir. Ayrıca denizde yüzenin hareket kabiliyeti sınırladır. Kaçamaz. Tekne içinse tam tersidir. Bu da esasında ağır cezada görülmesi için yeterli sebeptir.
'Politik engeller çıktı'
Bu durumda Gürcanlar'a ne öneriyorsunuz?
Gürcan Ailesi'ne de tavsiyem odur. İlk günden Fethiye Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararı alarak, davanın Muğla Ağır Ceza Mahkemesi'ne aktarılması için tüm çabalarını harcamalıdırlar. Bunun için dava dilekçelerinde kasıt unsurlarını kullanmaları gerekmektedir. Orada tek tekne oluşu, kızların 50-60 metrede yüzmesi, teknede alem olması, zevk için insan öldürebilir gibi bir intiba bırakmaktadır. Bizim olayımız da Bodrum'da olduğu için, davamız Yargıtay kararı ile Muğla'ya alınmıştı. Burada kaza yapanın yöredeki nüfuzu, etkinliği, politik ilişkileri gibi başka faktörlere de dikkat etmek lazım. Bizim davamızda olayı yapan kişi devrin papatyalarından biri ile evli olduğu için karşımıza devamlı politik engeller çıktı.
Ne gibi?
Politikacıların hukuka müdahale ettiğini hepimiz biliyoruz. Burada suçlunun hanımı ünlü bir papatya ve ünlü bir kadın doktorudur. Devrin başbakanının hanımından, yöredeki ilin milletvekillerine kadar herkesi maalesef hep karşı saflarda gördük.
Tabii bu kazanın turizm sezonu bitiminde olması da ayrı bir şansızlık, değil mi?
Büyük şanssızlık. Eğer medya bu kadar yayını sezon başında yapsa ve yetkililer önlem alsa idi belki de İlknur yaşayacaktı. Bu yüzden öncelikle 455/2 maddesi ceza bölümleri artırılmalı. 2 yıl yerine 10 yıl olmalı ki paraya çevrilmesin. 12 senedir hep söylüyoruz. Ancak beyler sadece maaşlarını artırmak için kanun çıkartıyorlar. Bu konuda umutsuzum. Belli yörelerde "deniz yunusları", görevlendirilebilir, bunlar ile sürücülerin ehliyet ve sürat kontrolleri yapılabilir, zira mevcut olan kanunu işletirler. Yani bu sürat motorlarını 100 metre içeri kesin sokmazlar. Motorlar kıyıya bu mesafeye ancak motorlarını kapatıp girebilir. Bu üç basit kural uygulanabilirse göreceksiniz insanları biçmek o kadar kolay olmayacak. Bu arada medyaya da görev düşüyor. Yolu tekerlek kırılmadan göstermeli, ölüm olmadan ikaz edici olmalı. Yaz başlarında bu konu için uyarıcı yazılar yazmalıdır.
'Haklı olmak yetmiyor'
Dokuz yıllık hukuk savaşından öğrendiğiniz en önemli şey ne?
Öğrendiğim tek şey, hukukta kazanmak için haklı olmak yetmiyor. Yorumunu okuyuculara bırakıyorum. Dokuz senelik hukuk savaşımı, insanlara örnek olsun diye bir film yapmak ve gerçekleri gözler önüne sermek istemiştim. Ancak büyük gibi gözüken TV kuruluşları ve ünlü bir yönetmen, beni ve olayı istismar ettiği için mahkeme kararı ile durdurdum. Şu anda "Yargıç Benim" ismi ile kitap haline toplamaya çalışıyorum.
Nasıl istismar edilmek istendiniz?
Ünlü yıldızlı TV kuruluşunun yönetim kurulu başkanvekili ve yine yönetim kurulu üyesi çok değerli kişilerce yaptığım görüşmede bu projeyi yapmak istediklerini söylediler. Ben de seve seve kabul ettim. Çok ödüllü ve gözlüklü bir yönetmenle tanıştırıldım. Ve zenaryo yazımı ile yapım çalışmaları başladı. Ünlü yönetmene 12 milyar avans ödendi. Projenin tamamı 60 milyar idi. Benim talebim ise oğlumun mezun olduğu ilkokula bir sınıf yapımına katkı idi. Bu da yaklaşık 600 milyon liralık bir harcama gerektiriyordu. Ancak 6 ay sonra tarafıma verilen cevap 150 milyon lira ve de senaryo ucuz Türk filmlerine dönünce mahkeme karar ile durdurdum.
Size teşekkür eder, Gürcan Ailesi'ne başsağlığı, sabır ve girdikleri hukuk mücadelesinde şans dilerim.