[Sait Sökmen] - 'Ayakta durmayı bilmiyoruz'
Nuriye Akman
24 Ağustos 1997, Pazar
Türkiye'nin ilk koreografı Sait Sökmen'le duruş, yürüyüş, gülüş üzerine bir sohbet yaptık. Sökmen, güzellik yarışmalarında verdiği derslerden, politikacıların da alması gerektiğini söylüyor ve ekliyor: "Politikacıların yüzde 90'ı ayakta durmayı bilmiyor. Meclis'te ders versem, bu kavgalar da sona erer."
Türkiye'nin ilk koreografı
Güzellik yarışmalarının değişmez ismi, Türkiye'nin ilk koreografı, bale tarihimizin yüzakı Sait Sökmen 1942'de Gine'de doğdu. Afrika-Fransız kültürüyle büyüdü. Babası Türk, annesi zenciydi. 1953'te Türkiye'ye geldi. Türk operasının ünlü tenorlarından abisi Cemil Sökmen'in teşvikiyle konservatuarın bale bölümüne girdi. 9 yıllık okulu 5 yılda bitirdi. İngiltere Kraliyet Balesi'nde çalıştı. 68'de Türkiye'de koreografi çalışmalarına başladı. Çok sayıda oyuna imzasını attı. 1970'te Türkiye'nin ilk çağdaş dans tiyatrosunu, 1979'da ilk bale sanat merkezini açtı.
Büyük dans ustasıyla Miss Bellisima 97'nin bitiminde, güzellik yarışmalarından yola çıkarak Türkler'in yürüyüş ve duruş kültürü üzerine konuştuk. Sökmen'e göre hiçbirimiz ayakta durmayı bilmiyoruz. Özellikle politikacılar. Sökmen, Meclis'ten ciddi teklif gelirse milletvekillerine kendilerini daha estetik taşımalarına yardımcı olmaya hazır. "O zaman" diyor Sait Hoca, "İnanın Meclis'teki kavgaların da sonu gelir."
Gelir mi gelir. Denemeye değmez mi?
Güzellik yarışmalarına hangi tip kızlar geliyor?
İzlediğim kadarıyla güzellik yarışmalarına iştirak kızların arzuları dışında gelişiyor. Aile kızının ne kadar güzel olduğunu herkese göstermek istiyor. Bazısı "Kızım pısırık belki topluma girer. Yüzü gözü açılır" diye düşünüyor. Kimisi işte komşularının "Kızın güzel. Şu yarışmaya soksan" demesinin etkisinde kalıyor. Kendi kararıyla giren de var ama o kadar bağımsız olan kızımız pek yok. Tabii son günlerde bu verilen hediyeler de yoksul tabakalara cazip gelmeye başladı. Sokarım yarışmaya, en azından çamaşır makinesi kazanır! Kimi "Ah arabam olsa. Güzelim. Belki kazanırım" gibi hayallerle geliyor ve benimle karşılaşıyorlar.
Yani şok mu oluyorlar?
Tabii büyük şok. "Bana bakın burası askerlik gibi disiplin ister" diyorum. "Daha önce jimnastik yaptın mı?", "Yaptım" diyor. Yalan. Yapısından belli. "Peki yaptınsa şu hareketten 32 tane yap" diyorum. 3'e gelince ah uf! "Yalan söylemek yasak" diyorum. Uygar insan kendine bile yalan söylemez. Önce bunu öğreniyorlar. Sonra yürümeyi. Akşam yattıklarında bacakları sızlıyor. Pozisyonları bir söylüyorsun iki söylüyorsun unutuyorlar. "Zihnini kullanmazsan bu gitmez, dalgın bakma, dikkatli dinle diyorum." "Aa! Ben buraya askerliğe mi geldim" diyor. 3'üncü günde pişmanlık ve isyan başlıyor. "Keşke gelmeseydim" diyor.
Verilmiş güzelliği yeniden kazanmak mı gerekiyor?
Evet. Yani yüzün, kaşın, bacağın güzel diye en güzel sen değilsin. Güzelliğin de kanunu var. Sağlıklı, güçlü, dengeli olacaksın. Tabii bunlar hem fikirde hem bedende. Vücudunun sağı ile solu arasındaki dengeyi kurman lazım. Ayrıca güzel olmak için kendine ve başkalarına adil olman, bir de güzelliğini gösterme yeteneğinin olması lazım. Kendini koruyacaksın, başkasını da koruyacaksın. Karşındakine güven vereceksin. Biriyle konuşurken başka yere bakamazsın. Bakarsan karşındaki ona hakaret ettiğini zanneder. Karşısındakinin gözüne bakarak konuşmayı bile bilmiyor bunlar. Ve tabii gülümsemeyi bilmiyorlar.
Tebessümün sahtesiyle içtenini nasıl ayırt ediyorsunuz?
Gülümseme tekniği
Gülümsemek dudaklara hakim olma tekniğidir. Bir kendini beğendirme hareketidir. Gülümseyerek can verilir, gönül aktarılır. Tebessümün karşısında durmak çok zordur ama onu candan yaparsan.
14 kızdan kaçı gülümsemeyi öğrenebildi?
Teknik olarak hepsi güldüler ama doğasından gelen gülme alışkanlığını kendilerine mal edenler, yani sahici gülenler 5'i geçmiyordu.
Bizim ünlüler mesela Cumhurbaşkanımız nasıl güler?
Çok nadir gülüyor. Öyle bir alışkanlığı yok. Güldüğünde kinayeli gülüyor. Karakteri ve pozisyonundan dolayı geliştirdiği özel hareketleri var. Hayat boyu hep yüksek mevkide olmuş. Türk toplum yapısında liderlerin fazla gülmesi, sevinçlerini göstermeleri pek hoş karşılanmıyor, hafife alınıyor. Sanki gülmeyen bir insan daha ciddi, daha akıllı gibi algılanıyor. Halbuki mutlu olduğum, mutluluğumu gösterme hürriyetim olduğum zaman kafam daha iyi çalışıyor. Üzgün insan daha çok hata yapabiliyor, çünkü dengesi bozuluyor.
Mesut Yılmaz nasıl gülüyor?
Yılmaz hiç gülmüyor
Hiç gülmüyor. O da Demirel ekolünden. Gülüşü çok kısa, dişler görünüyor ve ağız tekrar kapanıyor. Sırf icap ettiği için gülüyor. Daha doğrusu gülmek istiyor ama kendini engelliyor. Tansu Çiller devamlı gülüyor ama o nasıl bir gülme? Bir türlü dengeyi bulamıyor. İkisi de samimi değil. Biri toplum yapısından dolayı yapıyor bunu, diğeri dişiliğini kullanıyor. Çünkü güldüğü zaman güzel görünüyor. Tabii onun öğüdünü veren danışmanları var. Amerikan politikacılarının etkisi de var. Bakın diğer politikacı kadınlarımız da pek gülmüyor. Gülmek hafiflik göstergesidir. Bir de raks etmek tabii. Mesela ben Sait Sökmenim. Dünyada bana dost, saygı gösteren, ciddi bakan kültürü çok yüksek insanlar var. Ama bugün beni bir parlamentere tanıştırsan dansörlüğümden dolayı hemen damgayı yapıştırır.
Size Meclis Başkanlığı'ndan bir teklif gelsin, "Lütfen Meclis'e gelin. Beden dilini kullanış, özellikle doğru yürüyüş konusunda bir brifing verin" desin ister miydiniz?
Meclis'e ders vermeli
Teklifi yapanın ciddi olmasını isterim. Matrak olsun diye değil, gerçek birdavetse giderim. Ama bu hengamede böyle bir şeyin akıllarına geleceğini zannetmiyorum. Milletvekillerinin toplum önünde yumruklaşması, beden hareketleri bakımından ne kadar düşük ve bilgisiz olduğunu gösteriyor zaten.
Sizden ders alsalardı bedenlerini kontrol etmeyi öğrenirler miydi?
Evet. Kesin yapmazlardı o hareketleri. Bu kavgalar biterdi. Çünkü hareketler, yüksek varlık olan insanın düşünce yapısını simgeler. Eğer karşısındakine vurabiliyorsa, ondan gelecek tepkiye açtır. Yani o da dayak isteyen bir mazoşisttir. Mazoşistler her zaman sadisttir.
Sizden 10 gün boyunca ders alan kızlar yarışma gecesi nasıl yürüdü?
Hâlâ gerçekten çok kötü yürüyenler vardı. Öğrenmek için teknik düzeyde zaman kısaydı tabii. Dünyada ciddi yarışmaların organizasyonu 30-40 gün sürüyor. Tabii aynalar bazen yalan söyler. Kızlar yarışma sonunda bir bakıyor hiç rakip bile görmediği arkadaşı birinci, kendisi derecede yok. "Nasıl olur" diyor, "Ben güzel değil miyim, 3 keredir giriyorum kazanamıyorum" diye sular seller gibi ağlıyor. Mesela benim favorim olan güzel hantallığını atamadı bir türlü. Aynaya baktı, "Ben çok güzelim" dedi. Çalışmamak için ne kadar direnme numarası varsa yaptı. Arkadaşları yürüdüler, yüzdüler saatlerce o bir numara yaptı "Ayağım şişti" dedi, bir köşede oturdu. Ben güzelleri yarışmaya hazırlıyorum. Onlara sır bilgilerimi aktarıyorum. İstiyorum ki benim rengimden de bir şeyler geçsin onlara. Estetik, dans, pozisyon... Onları kültüre ediyorum.
Önce ayakta durmak
Onlara önce ne öğretiyorsunuz?
Ayakta durmayı. Biz ayakta durmayı gerçekten bilmiyoruz. Çocuğumuz oluyor, yemek yemeyi, okuma yazmayı öğretiyoruz. Çataldan, kalem tutmaktan öteye öğretmiyoruz. Taytay yapıyoruz iki ayak üzerine geliyor. Sonrasını unutuyoruz. Kültür düzeyi yüksek insanlarımızın bile taytaydan sonra iki bacağını nasıl kullanacağı hakkında bilgisi yoktur. Ayakta dururken ayaklarını hangi pozisyonlarda hangi duruşlarda tutarsa daha güvenli, rahat ve daha estetik olacağını bilmez. Ayakları ya dışa dışa, ya içe içe basar. Paytak paytak yürür. Dizleri kırıktır. Bu sağlam bir basış değildir. Biri yandan ittiği, bir rüzgar estiği zaman yıkılabilir, sakatlanabilir. Yani şu gövdenin altındaki bu sehpa ne şekilde duruyor hiç düşünmeyiz. Kızlara "Sen ayakta durmasını bilmiyorsun" diyorum. "Biliyorum" diyor. "Peki sağ bacağınla sol bacağın nasıl duruyor" diye soruyorum. "Yan yana" diyor halbuki biri önde biri arkada duruyor bacakları. Farkında değil. Onu farkına vardırıyorum. Bu sefer bacaklarını hissetmeye başlıyor. Doğru duruşta topuklar bitişik iki ayak ucu arasında bir yumruk mesafesi açıklığı olacak. Duruşunuz böyle değilse yamuksunuz siz. Bir kadının çarpık yürüyüşünü görürüz, topal zannederiz. Halbuki kendi değil, görünüşü topaldır. Ayaklarını kontrol etmediği için bir adımını büyük, birini kısa atıyor. Adımları eşit atmayı öğreniyor burada kızlar.
Yılmaz yampirik
Politikacılara baktığınız zaman, ayakta durmasını bilen kimler var?
Yüzde 90'ı ayakta duramıyor.
Mesut Yılmaz nasıl yürüyor?
Biraz yampirik, sağına sağına yürüyor. Kafası hep düşünce dolu olduğundan terbiye etmemiş bacaklarını.
Ne yapması lazım?
Terbiye etmesi lazım. İnsan dilini nasıl terbiye ediyorsa ayağını bacağını da terbiye etmeli.
Bu yaştan sonra ayak bacak terbiyesi olur mu?
Oluyor ama biraz sebat edecek.
Kaç derste doğru durmayı ve yürümeyi öğretebilirsiniz?
6 ayda.
O kadar çok mu?
Bu çok değil. Aksine çok kısa bir zaman.
6 ay size mi gelip gidecek?
Evet. Günde 1-2 saat yeter. Ama verdiğim egzersizleri kendi kendine tekrar edecek. Kimse kimseye bir şey öğretemez. Herkes kendi öğrenir. Öğrenme kapasitesi kadar tabii.
Kasımpaşa ağası
Çiller nasıl yürüyor?
Sekerek. Dik ama biraz dizleri kırık yürüyor. Kilosu bacaklarına göre biraz fazla. Bir de ilk zamanlardaki duruşu, yürüyüşü daha feminendi. Şimdi biraz erkekleşmiş görüyorum. Bedenini taşıyışı, ayağını tutuş pozisyonları erkekçe. Meclis'te konuşurken kürsüye abanıyor, tıpkı bir kabadayı gibi, kaykılıyor. Bir koluyla dayanmış, ceket kaymış. Sayın Çiller eski başbakanımız, bir kadın ama böyle Kasımpaşa ağası gibi konuşuyor Meclis'te.
Erbakan nasıl yürüyor?
Yaşına göre bayağı düzgün yürüyor. Yaşlılıktan gelen biraz kamburluk var. Yalnız yürüyüşü düzgün görünse de sanki bir dokunsam yıkılacak gibi. Bu da gözündeki tikten.
Erbakan'ın gözünde de mi tik var, Ecevit gibi.
Evet gözbebekleri oynar devamlı. Bak sen böyle düz bakıyorsun, onunki böyle baktığın zaman oynar. Gözdeki o şey insanı çok dengesiz yapar. Zihnen de vücut olarak da dengesiz olur. iki topuk arasını daha fazla açarsan dengen yayılmaya başlar. Bazı hanımlar daracık etek giyer, koca koca adımlar atarlar. Adımların boyu bir ayak boyunu aşmamalı. Bunu kontrol etmezsen yaylanmaya başlarsın. Politikacıların da yüzde 92'si böyle yaylanarak yürüyor.
En zor ders
Yürüyüş tek bir çizgi üzerinde mi olacak?
Hayır iki paralel çizgi üstünde.
Kızlar bana tek çizgi üstünde yürünür dediler ama.
Yanlış. Bunlar daha evvel bir şey duymuşlar ama ben onlara söylüyorum ve unutuyorlar. Bunlara 10 günde 3 tane pozisyonu zor öğrettim.
Bu kadar zor mu öğrenmek?
Zor değil. Benden önceki hocaları onlara bir şeyin nasıl akılda kalacağını öğretmemişler. Benden önceki yol gösterenlerde hata var.
Peki dans eden insan nasıl yürür?
Dansçılar sürekli egzersiz yaptığı için yerçekimine karşı güçleniyor vücut. Yerçekimini fazlalaştıracak hiçbir yükünüz olmuyor. Dansçı normal insan gibi yükünü yere vererek basmaz. Dansçının ayaklarının altı tokmak gibi olur, yer davulun yüzeyi gibidir, onu çalar gibidir dokunuşu. Böyle bastığı zaman ayağı toprağa dalmadığı için yere vurur vurmaz havalanır, uçmaya başlar. Dans öyle bir yüzeye varıyor ki havadayken bir de düşünme payı kalıyor sana. Yerde insan nasıl düşüne düşüne yürür, dansçı da o uçuş anlarında dalar, rüya bile görür. Zaman sanki orada esniyor. Zıplarsın, yukarılardan aşağıları görürsün. Ayağının sesi bile duyulmaz yere inerken. Sanki yerde bir hava yastığı vardır. Egzersiz insan vücudunu bu kudrete getiriyor işte.
Tüy gibi kızlar
O yüzden mi balede kızlar top gibi havaya atılıp tüy gibi yakalanabiliyor? Kızın ağırlığı kadar top olsa insan yere yıkılır.
Evet. İşte insanın eşyadan farkı. iki insanın arasındaki kontakt ve hisle ilgili bir şey. Doğru kaldırma tekniklerini uygularsan o kız 55 kilo değil de 5 kilo gibi gelir sana. Onu sıçratma ve havada yakalama süresi çok önemli tabii. Bir salise geç kalsan sizin kafanıza tonlarla gelir. Halbuki tek kolunla kızı sahnede dolandırırsın. İnsan zaten sahnede metamorfoza uğrar, başkalaşır. Tanrı'ya çok yaklaşır. Onun içine girer, ruhu ona varır.
Teşekkür ederim.