[Ahmet Yıldız] - İmama grev yakışmaz
Nuriye Akman
27 Aralık 1998, Pazar
İmamları sendikacı yapmak nereden aklınıza geldi?
Memurlara rahmetli Özal döneminde sendika hakkı tanındığında sendikalaşmakta tereddüt ettik. Halkın tepkisinden ve kurumumuz Diyanet'ten çekindik.
Hele bir sendika yasası çıksın, acele etmeyelim dedik. Ama tasarı birkaç kere geldi geri çekildi. 1997'de Mesut Yılmaz imzasıyla yayınlanan genelge bizim için dönüm noktası oldu; memurların sendika kurması engellenmesin, soruşturmaya tabi tutulmasın, faaliyetlerine kolluk kuvvetleri müdahale etmesin deniliyordu. Bu genelge bize cesaret verdi. Ve yaklaşık 20 İstanbul Din Görevlileri dernekleri olarak bir araya geldik. Din görevlileri platformu oluşturduk.
Neden sadece İstanbul?
5 bin personelin olduğu İstanbul'u pilot bölge seçtik. Türkiye'de 80 binin üstünde din görevlisi var, sadece Diyanet'te. Sağlık Bakanlığı, belediyeler ve Adalet Bakanlığı'na bağlı olanlarla beraber 90 bine ulaşıyor sayı. Toplantılarımızda, sendika yasası çıkmasa bile "fiilen bir var olalım" düşüncesi hakim oldu. Şubat'ta kongremiz var. Sonra Anadolu'ya yayılacağız.
Sendika fikri ilk sizden mi çıktı?
Evet, dernekleri bir federasyon çatısı altında bir araya getiremedik. Çünkü bu hak ancak kamu yararına çalışan derneklere tanınıyor. Öyleyse sendika kuralım dedik. Sendikaların kurulması bir hakkın kullanılmasıdır. Demokrasinin gereğidir. Demokrasi halkın kendini ilgilendiren konularda yönetime katılmasıdır. Bizim de birtakım problemlerimiz var. Sendika kurma hakkı verilmişse, niye kullanmayalım. Sıkıntılarımız ve taleplerimizi en etkili biçimde sendika çatısı altında dile getirebiliriz diye düşündük. Biz memurlar arasında üvey evlat mıyız? Öğretmen kardeşlerimiz de sıkıntıda ama onlara ek ders ücreti gibi iyileştirmeler yapılabiliyor. Bizde öyle bir iyileştirmeye gidilmiyor. Biz de çocuklara yazın camide eğitim veriyoruz. Hafta ve bayram tatilimiz yok. Caminde tek kişiysen, yaz tatilin bile yok. Bize de eğitim tazminatı şeklinde bir iyileştirme olabilir. Bizim ana amacımız örgütlü toplum olmanın nimetlerinden yararlanmak.
İmamların sendikalaşmasının Cumhuriyet'in 75'inci yılına denk gelmesi nasıl bir tesadüf?
Demokratik cumhuriyet
Biz cumhuriyetin Irak'taki gibi Libya'daki gibi isim cumhuriyeti değil de hakikaten demokratik bir cumhuriyet olması yani hukuk dahilinde haklarını arayan bilinçli bir toplumun sahiplendiği bir cumhuriyet olması lazım. Bu girişimin 75. yıla isabet etmesini biz şu anlamda önemsiyoruz: Atatürk'ün yanında Kurtuluş Savaşı'nda din görevlileri vardı. Neye rağmen? İstanbul hükümetine ve şeyhülislamın aksine fetvalarına rağmen. Bazı valilerin "işgal ordularına müdahale edilmesin" şeklindeki baskılarına rağmen vaizler, müftüler Mustafa Kemal'in yanında olmuştur. Biz cumhuriyetin kurucusunun yanında o gün olduğumuz gibi bugün de cumhuriyetin sahibi olarak demokrasinin nimetlerinden yararlanmak istiyoruz. Devamlı karanlıktan şikayet edene kadar bir mum da biz yakalım diyoruz. Ücret yetersiz, sosyal hak yok, sıkıntı var demek yerine sendikamızı kurup usulünce hakkımızı dile getirirsek, bizi de dinleyen olur diyoruz. Biz de insana yaraşır bir yaşam tarzı istiyoruz.
Ücretleriniz ne düzeyde?
Din görevlileri bugün ortalama 70-80 milyon ücret alıyor. Müftünün daire amiri olduğu için aldığı maaş 110-120 milyon, vaizin aldığı maaş 100 milyon civarındadır. Ben yirmi senelik görevli ve üniversite mezunu olduğum için aldığım maaş 90 milyon. Diğer memurlara baktığımızda bizim kesimin daha dar gelirli olduğu görülüyor. Bizler de üniversite mezunuyuz. Bizlere öğretmen olmayan yerlerde derslere girme imkanı verilse maaşlarımızın iyileşmesine de katkı sağlar. Aslında biz "ücretimiz az" demeyi kendimize yakıştıramıyoruz misyonumuz gereği. Maaşınız nedir diye sorulunca "daha iyi bir ücret istiyoruz" demeye utanıyoruz.
Bu psikolojinin kaynağı, yaptığınız hizmetin ruhani oluşu mu?
Hayatın gerçekleri
Evet de ruhanilik kelimesini doğru bulmuyorum. Kutsallık diyelim. Yani ücret, önemli bir problemimiz olmasına rağmen, ücret kavramının öne çıkarılmasını çok da önemsemiyoruz.
Bu çekingenlikle sendikacılık yapılabilir mi?
Tabii bir de hayatın gerçekleri var. Ücret darlığından dolayı memurlar ek iş yapmak zorunda. Ek iş yapınca hizmetin verimi olmuyor. Bir öğretmenin öğrencisine çorap, gömlek sattığını düşünün. Bir imamın doğruyu anlattığı bir insana çorap, ayakkabı gibi şeyler sattığını düşünün ki bu Türkiye'nin gerçeği.
Ve sizler işiniz gereği her gün paradan çok "Allah" diyen insanlarsınız...
Doğru ama madalyonun iki yüzü var. Bu hizmetlerimizin daha verimli yapılması için taleplerimiz var.
Yani ruhların tatmin olması için önce cebin mi dolgun olması gerekiyor?
Aç insana vaaz etmenin hiçbir anlamı yok onu doyurmanız lazım önce. Bu açlık sorunu din görevlisinin ise onu da doyurmanız lazım. Biz bu mücadelede başarılı olabileceğimize inanıyoruz. Çünkü toplumun bu kesime saygısı vardır. Bizim din hizmeti yapıyoruz diye "dünyevi işlerden anlamazlar bunlar" gibi bir düşünce varsa toplumda onu da yıkmamız lazım. Biz sendikacılığı da iyi yaparız. Kaldı ki bunu ispatlayan, işadamlığına, siyasete atılmış çok din görevlisi var.
Ücretin dışındaki problemleriniz neler?
16 bin boş kadro
Boş olan 16 bin kadronun doldurulmasını istiyoruz. Bu kadrolar ya tamamen boştur ya da halkın bulduğu herhangi birileri tarafından doldurulmuştur. Din vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Eğer siz bu ihtiyacı sağlıklı bir şekilde sağlamazsanız bunu bir yerden sağlarlar. Kadroların doldurulması bir bütçe meselesidir. Kasıtlı olduğunu zannetmiyorum. Ekonomik gerekçelerle bu ihtiyaç verilmiyor ama Ali Kalkancı gibilerin yuvalandıkları yerler oluyor buralar. Ben istiyorum ki devlet buralara belli bir tahsil görmüş, yeterlik sınavını almış görevliler tayin etsin.
Hazırda o kadar imam var mı?
16 binden çok fazla imam hatip mezunu vardır ve birçok imam da yeterlik sınavını kazanmış tayin bekliyor. Bin 500 vaiz kadrosu var Türkiye'de, bin 200'ü boş. Devlet Diyanet İşleri Başkanlığı'nı niçin kurmuş? Halkı dini yönden aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek için. Yeterli sayıda vaiz ve imam olmazsa bu ihtiyaç başka kaynaklardan gideriliyor.
Peki sahte şeyhlerle ilgili halkı uyarı çabanız olacak mı?
O sahteliklere vatandaşın kaymaması için aydınlatma görevimiz olacak tabii.
Yani bir yerde ikinci bir Ali Kalkancı görseniz bunu sendika başkanı olarak teşhir eder misiniz?
Elbette. Bunu yapmamız lazım. Çünkü Kalkancı gibilere hoca denmesi en fazla bizi rencide ediyor. Bakınız, bizim uzun vadede de bazı taleplerimiz var. Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan zaman zaman kürtaj, başörtüsü gibi bazı konularda istenen görüşlerin dikkate alınmasını istiyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı, anayasal bir kuruluş olduğuna ve görüşüne müracaat etme ihtiyacı duyulduğuna göre o görüşün değerlendirilmesinin devlet-millet kaynaşması açısından gerekli olduğuna inanıyoruz. Aynı zamanda Din Şurası kararlarının da dikkate alınmasını istiyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın siyasi etkilerden uzaklaştırılmasının gerekliliğine inanıyoruz. Bunun için de Başbakanlığa bağlanmasını, yarı özerk olmasını ve teşkilat yasasının artık çıkmasını istiyoruz. Diyanet İşleri Başkanı seçimle işbaşına gelsin diyoruz.
Sendikalar mücadele örgütüdürler. Siz bu talepleriniz için mücadele edecek misiniz?
'Kimseyle didişmeyiz'
Biz kanun dahilinde önce diyaloğu, ilmi toplantıları tercih ediyoruz ama bu gösteri, yürüyüş, miting yapmayacağımız anlamına gelmez. Bunu sadece hak talebi açısından değil, toplumsal meseleler karşısında daha duyarlı olmak adına yapacağız. Eylemlerimizde devletimiz, idarecimiz sıkıntı görür mü biz onu her zaman düşüneceğiz. Hiçbir zaman kolluk güçleriyle karşı karşıya gelmeden, halkı sıkıntıya sokmadan, gayet medeni, hukuk içerisinde, misyonuna da yaraşır, kimseyle karşı karşıya gelmeden, kimseyle didişmeden eylemlerimizi yapacağız.
Ama kimseyle karşı karşıya gelmeden hak aranmaz ki.
Ama sendika demek şiddet demek değildir. Bugün artık ideolojik eylemci sendikacılık yerine, mesleki, hizmet sendikacılığı itibar görüyor. Bugün artık yumruklarını masaya hızlı vuran değil, hesabını iyi yapan sendikacılık kazanıyor. Kanunların dışına çıkılması ve taşkınlık yapılması sendikacılığın aleyhine oluyor. Biz şu aşamada teşkilatlanma çalışmalarına ağırlık veriyoruz. Önce üye sayısı açısından güçlü olmamız lazım.
Peki grev hakkı çıkarsa nasıl kullanacaksınız?
Bir sendikanın grev hakkının mutlaka olması lazım. Ama bu hizmetin gereği biz grevin doğru olmadığına inanıyoruz.
Yani insanlar "bugün ezan okumuyorum" ya da "bugün namaz kıldırmıyorum" tehdidi ile karşılaşmayacaklar mı?
Bu bir sendikal hak olabilir de öyle bir hak verilse bile onu kullanmayacağız.
Grev hakkını kullanmak istemeyen bir sendika olur mu?
Biz varız işte. Din Görevlileri Sendikası zaten dünyada ilk sendika. Tek olduğu için de grevsiz olmasının yadırganmaması lazım. Din hizmeti grevi kaldırmaz. "Siz bu kutsal hizmete layık değilsiniz" derler adama.
Peki o zaman caydırıcı silahınız ne olacak?
Eğlence sevmez...
İlle silahlı (!) mücadele mi yapmak lazım? Hakikaten bizi çok tanımayanlar tanıyınca böyle de hoca olur mu diyorlar. Çoğunluğun kafasında bir kalıp hoca tipi var; işte kadınla görüşmez, düğüne gitmez, müzik dinlemez, eğlence bilmez?
Hocalar bütün bunları bilir mi yani?
Niye bilmesin? Müzik derken tabii ki sözü önemli, muhtevası önemli.
Mesela siz "oynama şıkıdım şıkıdım"ı söyler misiniz?
İçinizden mırıldanırsanız. Bizim halkın içinde olmamız lazım. Cenazede oynamak ne kadar anormalse, düğünde de eğlenmemek o kadar anormaldir. Mesela Muazzez Ersoy'un nostaljisini çok severiz. Kutlu doğum programlarında halkın iştirakıyle tasavvuf müziği konseri yapılıyor. Biz halkın okuduğu mevlitlerin bir müzik olduğuna inanıyoruz.
Sendika olarak ne zamana kadar bağımsız kalacaksınız?
Biz seçilmiş başkan değiliz. Genel Kurul'dan sonra seçilmiş kurulun kararı doğrultusunda en güçlü bir konfederasyona üye olmak gerekiyorsa bu yapılır. Bütün sendikaların bize destek sözleri var. Sayın Bayram Meral desteklemekle birlikte, "bu bir sendika değil bir meslek teşekkülü" diye bir ifade kullandı. Bu, dini bir meslek olarak görme yanlışıdır. Din bir meslek değildir. Dinin bir zamanı yoktur. Yani siz doğmadan önce dinle irtibatınız vardı, annenizin babanızın nikahı itibariyle. Doğunca sizin kulağınıza ezan okundu. Ölünceye kadar dinle iç içesiniz. Sadece namaz kıldırma işi değil. Din İşleri Yüksek Kurulu'na gelen suallerden de belli bu. Kürtajdan diş dolgusuna, sigortadan kaskoya, saç boyasından peruk takmaya, büyü ve muskadan falcılığa, hisse senedinden finans kurumlarına kadar halk hayatındaki her adımının dinde cevabı nedir diye soruyor.
Din bir meslek olmayabilir. Peki yaptığınız işin adı ne?
'Diyalog kuracağız'
Bizim işimiz diğer mesleklerden farklı. Polis kardeşimiz emekli olunca polislik yapar mı, izinliyken polislik yapar mı? Bir öğretmen de öyle. Ama ben izinliyken de imamım, emekli olduktan sonra da. Vatandaş, izinli olduğum gün beni çeviriyor, "Hocam ne dersiniz bu konuda?" diyor. Yani biz işimizi, görev yerimizde değil her yerde ve her zaman yapıyoruz.
Yine de Meral'in görüşünde haklılık payı var. Bir kere siz baştan grev hakkını istemiyorsunuz.
Şimdi doktorlarımız dese ki "biz insan sağlığı açısından grevi kabul etmiyoruz", sağlık sendikasına "siz sendika değilsiniz" mi diyeceğiz? Yoksa böyle bir şey diyebiliyorlarsa onları takdir mi edeceğiz?
Siyasi partilerle diyaloğunuz olacak mı?
Mutlaka. Hiçbir partinin tabelasına, görüşüne bakmadan, belki de bizi yanlış anlaması en mümkün olandan başlayarak tüm siyasi partilerle diyalog kuracağız.
Teşekkür ederim.
Avukatlık yapmak istedi ama
Ahmet Yıldız, 1956 Trabzon doğumlu. İmam hatip lisesini bitirdikten sonra İstanbul'da imamlığa başladı. Aynı zamanda Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Çocukluk arzusu olan avukatlık stajını yapıp, İstanbul Barosu'na kaydolduğunda, yakın çevresi "Hoca dediğin avukatlık mı yapar?" diyerek onu kınayınca etkilendi ve imamlık mesleğinde karar kıldı. İmamların öğretmenler gibi aynı zamanda avukatlık yapma hakkı olsaydı, iki işi birden yapacaktı. İçinde kalan "sosyal enerjiyi" önce dernek çalışmalarına yöneltti, 1991'de Din Görevlileri Dernek Başkanı oldu. Bugün Eyüp'deki Şevki Bey Camii'nin imamlığını yapan Yıldız, 24 Ekim'den bu yana Türkiye Din Görevlileri Sendikası'nın Genel Başkanı. Türkiye'nin ilk imam sendikacısı, "gerçek" madalyonunun iki yüzünü çok net anlattı. Maneviyatın ılıman havası ile maddiyatın kara iklimi arasındaki gel-gitler satır aralarına aktı. Avukat imam, "Paramız az" demeyi ar yaparken, "imamlar da insan gibi yaşamalı" fikrini utangaçça kamuoyuyla paylaşmaya hazırlanıyor. Şimdilik maneviyat ağır basıyor görünüyor: "Grev hakkı istemeyiz. Ne ezan susar, ne cenaze musallada kalır. İmama grev yakışmaz" diyor ve ekliyor: "Sendika demokrasinin gereğidir. Üyelerimizin menfaatlerini koruyacağız."
Din Görevlileri Sendikası'nın üyeleri, cumhuriyetin imamları, hatipleri, müezzinleri, kayyımları, murakıpları. Ne yardan ne serden vazgeçiyorlar. Karanlığa küfredeceklerine bir mum yakıyorlar.