Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Oya Akgönenç] - Vitrinden tezgaha çıkıyor

Nuriye Akman

29 Kasım 1998, Pazar

Oya Akgönenç, her şey yolunda gitseydi 1995 seçimlerinde DYP'den milletvekili olacaktı. Şimdi, seçim tarihi değişmezse, 18 Nisan'da Fazilet Partisi'nden Meclis'e girecek. Adı partisinin GİK üyesi olarak ilk kez 14 Mayıs'ta açıklanan yeni kadın politikacımız böylece vitrinden tezgaha geçmiş olacak.

Bakalım o zaman ne kumaşlar dokuyacak, onun kumaşları nasıl dokunacak? Ama her halukarda onun İzmir Amerikan Kız Koleji, SBF ve Hukuk Fakülteleri, "komünistlere karşı mücadele veren milliyetçi gruplar", American University'de uluslararası ilişkiler doktorası, Amerikan'ın değişik üniversiteleri, askeri Carlsliel Akademisi, Çukurova ve Bilkent Üniversiteleri, Harp Akademileri ve Milli Güvenlik Ademisi'nde hocalıklar, Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde yazılar, Dünya Bankası çalışmaları ve TV programlarından politikaya uzanan çizgisi yeni bir ivme kazanacak. Bir de askerler ona küsmeseydi...

'Araziye uyarım'

Fazilet Partisi'ne girer girmez Genel İdare Kurulu üyeliğine getirilen Oya Akgönenç felsefesini şöyle açıklıyor: "Mesela ben hayatta bikini giymemişimdir. Dolayısıyla bir tarafta eğer mayo giyilmesi pek hoşa gitmiyorsa ille de yüzeceğim diye tutturmam. Esasa ilişkin bir önemi yoksa araziye uyarım. Eğer mutlak suretle değişmesi gereken bir gayeyse onu cesaretle savunurum."

1995 seçimlerinde her şey yolunda gitseydi ve DYP'den milletvekili seçilseydiniz bugün nasıl bir söylem içinde olacaktınız?

Bugünkü söylemimden farklı olmazdı.

Öyleyse DYP'den neden koptunuz?

Çünkü DYP bir partiden ziyade sadece lideri için çalışan bir grup haline gelmeye başladı.

Size teklif yapıldığında zaten öyle bir partiydi.

Bir takım çalışmasının yapılacağı söylenmişti. Böyle olmadığını kısa bir sürede anladım. Benim için önemli olan ülkeye faydalı olabileceğim bir konumda hizmet vermekti. Yani muayyen bir fikirden ziyade millete hizmet en iyi nerede verilir düşüncesi hakim oldu.

Fazilet yüzünden

Dün bu "en iyi yer" DYP idi. Bugün Fazilet. Yarın başka bir parti olabilir mi?

Olamaz çünkü Fazilet'in hakikaten çok geniş bir tabanı temsil ettiğine ve demokrasi yolunda atılımlar yapacağına inanıyorum.

Bilkent'teki görevinizin bitmesinin Faziletli oluşunuzla alâkası var mı?

Fazilet Partisi'ne girişten sonra kontratı yenilemediler.

Sizi protesto mu ettiler?

Bilmiyorum. Gerekçe olarak bilimsel yayınlarımın bazılarının Amerika'daki Social Index'te henüz yayınlanmadığını gösterdiler.

Akitleri yenilenen diğer tüm hocaların burada yayını var mı?

Hayır. Birçok hocanın da yoktu.

Doğramacı ile konuştunuz mu?

Hayır. Onlar bu işi tahlil etmişler bir karara varmışlar. Benim buna saygı göstermem lazım. Orada ders verdiğim sürece öğrenciler tarafından "top" hoca seçildim hep. Bu bana yeter artar.

'Neden hocam?'

Öğrencileriniz Fazilet'te yer almanızı olumladı mı?

Bir kısmı "Sizin gibi birinin orada olması bizi mutlu etti" dedi. Bir grup "Neden hocam?" sorusunu yöneltti, dinleyince "Tamam" dediler. Çok küçük bir grup kızdı, "Size yakıştıramadık" dedi. Ben çocuk değilim, politik olaylara cool bakmak, verilmek istenen bir hizmetin olabileceğini anlamaya çalışmak daha iyi olur dedim. Hocaların da çoğu ben böyle anlatınca "Kararına hürmet ediyoruz" dediler. Bir ikisi küstü.

Sizi Fazilet'e Erbakan mı çağırdı?

Kendileriyle şu ana kadar hiç konuşmadım. Geçen gün bir düğünde karşılaştık. Hürmeten el sıkıştım. O kadar. Beni partiye Sayın Kutan davet etti "Tanınan bir hocasın, milliyetçi bir çizgin var. Atatürkçüsün, modernsin, Türkiye için çok şeyler yapmaya çalıştın. Bu parti şimdi değişik bir parti olacak. İçinde sizin gibi kadınlar da yer almalı" dediler. Türkiye'nin pek çok bölgesinden benim adım verilmiş. Bu insanlar benim TRT-1, Kanal 7 ve NTV'deki programlarımı, değişik yerlerdeki konferanslarımı izliyorlarmış.

Bir vitrin malzemesi olmaktan korkmadınız mı?

Evet, bunu sordum da. Çiller'le resmen öyleydik yani. Hani hep yarış için hazırlanırsın bir türlü giremezsin. Onun gibi bir durumdu. "Hayır. Sizin fikirlerinizden de yararlanmak istiyoruz. Sizi GİK'e yerleştireceğiz" dediler. Çok büyük bir şeref hakikaten. Bir partiden GİK'e gelebilmek uzun yıllar alır.

Paraşütle inmek

Hiç emek vermediğiniz bir makama paraşütle inmeyi şeref mi saydınız?

Hiç beklemediğim anda böyle bir pozisyona layık görülmüş olmaktan şeref duydum tabii. Sayın Kutan Bey son derece demokratik birisi. Herkes hakikaten fikrini söylüyor. Tartışılıyor. ortaya bir sentez çıkıyor ve o uygulanıyor.

Varlığınız, partinin "kadın" yaklaşımını etkileyebildi mi?

Nazlı ve Gülten'le benim partiye girişimle bir akım başlatıldı. Bir kapı açıldı. Parti kararlılığını gösterdi, il idarelerine kadınlar girmeye başladı.

Şu anda il idare meclislerinde 10 kadın var. Ayrıca kadın kollarında 420 kadın görevli.

Bunlar anlamlı rakamlar sayılabilir mi?

Yani en azından teşkilat, kadınları daha bir benimsedi. Daha önce "hayır" diyorlarsa şimdi "fena değilmiş işte gayet de işe yarıyorlar" deyip memnuniyetle kabullenildi.

Teşkilatlarda, elinizin sıkılmaması durumuyla karşılaştığınızda ne hissediyorsunuz?

Elimi uzattığım hemen herkes sıkıyor. Sıkmayanlar da özür dileyip, biz Şafiyiz, kusura bakmayın diyorlar. Zaman içinde, insanlara hoşgörüyle bakmayı öğrendim. Bir şeyi herkesin benim yaptığım gibi yapması şart değil. Bu beni çok fazla rahatsız etmiyor.

'Yargılamıyorum'

Elinizi sıkmayan, bir milletvekili olsa da mı?

Etmiyor çünkü uluslararası temaslarımda çeşitli gruplara rastlıyorum. Hepsinin değişik yaklaşımları var, bizim alışkanlıklarımızın dışında. Amerika'da ders verirken bir gün hiç unutmam, kapı açıldı, 3-4 öğrenci geldi. Portakal rengi harmanilere bürünmüşler, kafalarını traş etmişler. Biz dediler Zenbudist olduk. Böyle dolaşacağız ortalarda. Geçen hafta sınıfta blue-jean'le otururlarken, şimdi böyle karşımda büzülmüşler. Fakat yani niye olmasın? O giysiler onları rahat ettiriyorsa ama derslerini de çalışıyorlarsa tamam otursunlar öyle. Ben artık insanları yargılamıyorum.

Bu hoşgörünüzü çarşaf konusunda da gösteriyor musunuz?

Çarşafı giyer misin sualini sorarsanız giymem. Çarşafı falanca giysin mi derseniz, giymemesini tercih ederim.

'Çarşafa karşıyım'

Çarşaflı kadın görüntüsü sizi rahatsız ediyor mu sorusunu tercih ederim.

Biraz.

Ne kadar biraz?

Hüküm vermiyorum, eğer o öyle rahatsa bırak öyle olsun. Çarşaf içinde olacağına sadece başı örtülü, mantolu olmasını tercih ediyorum. Ama sonra kendi kendime şöyle diyorum: Sana soran oldu mu ki kendini hakim pozisyonuna koyuyorsun?

Peki çarşaf giyen kadın nüfusunun artması sizi rahatsız eder mi ve bunun önlenmesi gerektiğini düşünür müsünüz?

Tabandan edindiğim intiba çarşafı istemiyorlar. Hatta Kızılcahamam toplantısında bir tane çarşaflı hanım vardı; 17 yaşlarında bir kızcağız. Diğer hanımlar normal eşarp taktılar. Bir hafta boyunca kız yalnız bırakıldı.

Yine de soruma cevap vermediniz?

Çarşaflı sayısının artmasını arzu etmem ve bunun önlenmesinin eğitimden geçtiğine inanırım.

'Haşema demode'

Peki haşemalı bir erkeğe bakarken ne hissedersiniz?

Biraz modanın dışında kalmış diye düşünürüm. Tabii normal mayo giyilmesini tercih ederim.

Haşemalı bir partiliyle yan yana denize girer misiniz?

Karşımdakinin tutumuna hürmetim olduğu için girmem. Yıllar önce Adana'da Dünya Bankası için çalışırken de daima üstüme ceket alırdım, o sıcakta. Sen bulunduğun yerin örfüne hürmet göster, onlar da sana hürmet etsin. İki defa terlemişsin hiç fark etmez. Milletin gözünü çıkaracak gibi bir harekete lüzum yok. Mesela ben hayatta bikini giymemişimdir. Dolayısıyla bir tarafta eğer mayo giyilmesi pek hoşa gitmiyorsa ille de yüzeceğim diye tutturmam.

Özetle "araziye uyarım" diyorsunuz.

Evet. Kimi de inadına yapar.

Peki siz kendi arazinize de uyulmasını istemez misiniz?

İsterim tabii. O zaman şöyle düşünürüm. İddiasını koyduğum olay nedir? İnatlaşmaya değer mi değmez mi? Esasa ilişkin bir önemi yoksa araziye uyarım. Eğer mutlak suretle değişmesi gereken bir gayeyse onu cesaretle savunurum.

'Kadınlar artmalı'

Bu çerçevede Fazilet'i getirmeye çalıştığınız bir çizgi var mı?

Benim getirmeye çalıştığım, daha çok sayıda kadının partide yer alması. Bu tabii bütün partiler için geçerli. Hiçbiri kadına fazla önem vermiyor.

Kaç kadın milletvekili olmasını istiyorsunuz?

Fazilet'ten en az 15 kadın olmalı. Tabii bu, her parti için geçerli olmalı.

Sizin ve Nazlı Ilıcak'ın dışında bir üçüncüsü olursa ne alâ!

Kanımca bu sayı daha yüksek olabilir. Şimdi KADER büyük bir çaba içinde. Onlar diyorlar ki hedef, 55 kadın parlamenter. KADER'i destekliyorum. Toplantılarına katılıyorum. Onlar da ısrarla bizden temsilci istiyorlar. Çalışmalarına muntazam temsilci gönderiyoruz.

Gülten Hanım neden istemiyor?

Seçilirse türbanlı oluşu problem yaratır diye sanırım.

Meclis'te başı örtülü kadın milletvekili görmek ister misiniz?

Benim isteğim değil, kanunların uygulanması önemli. Gün gelir de kanun derse ki "tamam başörtülü milletvekili de kabul" o zaman da ona uyulmalı.

Bu teklif size Refah döneminde gelseydi kabul eder miydiniz?

Bilmiyorum. Düşünürdüm.

'Bir daha aranmadım'

Kabul etmeyi mi etmemeyi mi?

Etmemeyi. Çünkü şartlar, uygulamalar söylemler farklıydı. Hepsinden önemlisi kadınlar fazla dikkate alınmıyordu.

Silahlı Kuvvetler Dergisi'ne yazı yazıyorsunuz. Milli Güvenlik Akademisi'nde ders veriyorsunuz. Harp Akademileri konferanslarına çağrılıyorsunuz... Ve şimdi Fazilet'tesiniz. Nedir bütün bunların anlamı?

Şimdi efendim benim askere saygım büyük. Onların ülke çıkarına her zaman için ön safta bir güvence kaynağı olduğu ve çalıştığı inancını taşıyorum.

Dolayısıyla Refahyol'un işten uzaklaştırılmasını onaylıyor musunuz?

Bazı olayların bunu zorunlu kıldığını düşünüyorum. Orada yazmaya gelince. Bazı meslektaşlarım askerle yakın olmayı istememişler, kendilerinden yazı istendiğinde vermemişlerdir. Silahlı Kuvvetler Dergisi 10 bin adet satıyor. Çok ciddi bir çalışma. Eğer benim söyleyecek bir mesajım varsa, ben bunu bir görev telakki ederim. Nitekim o yazılarımın hepsi çok beğenilmiştir. Daha sonra Akademi'ye davet ettiler. Orada dersler verdim. Sonra işte çeşitli konferanslar oldu. Tebliğler hazırladım.

'Onlara danışmadım'

Bugün ne sıklıkta görüşmeleriniz?

Fazilet Partisi'ne girdiğim andan itibaren temasım kesildi.

Onlara danışmamış mıydınız?

Hayır. Şöyle düşündüm. Beni kaç yıldır tanıdıkları kadar tanıdılar. Kemalist çizgim belli. Hangi partide olursam olayım fark etmez, ben ben olmaya devam edeceğim. Analizlerimi Oya olarak yapacağım. Değişmeyeceğim. Yani askerlere ne diyecektim, izin veriyor musunuz mu diyecektim?

Peki şu anda hoşnutlar mı?

14 Mayıs'tan itibaren konuşmadılar. Dergiye yazı istemediler. Konferansa çağırmadılar. Orada çalışan benim gibi sivil diğer hocalar dediler ki "Sana çok öfkeliler hiç gözlerine görünme". Ben de onların gözlerine görünmedim böyle bir mesaj alınca.

Bu, benim senaryoma hiç uymuyor. Ben aslında askerlerin sizin orada görev almanızı istediğini sanıyordum.

- Hayır. Aslında ben komutan olsaydım... Kimdir onun kararını veren bilemiyorum, o kadar büyük bir teşkilat ki. Bizimle çalışan 50 tane hoca var diyelim. Ben şöyle düşünürdüm: Bunların bütün profillerini tanıyoruz... Askeriye çok dikkatlidir.

'Benim çizgim belli'

Herhalde sizin için bir istihbarat yapmışlar ki içlerine kabul etmişler.

O halde endişe edecek ne var? Yani bu insanın ne olduğu, çizgisi belli. Ben olsam rahat olurdum. Bilemiyorum bu küslük niye başladı?

Topluluk psikolojisi, grup dinamiği diye bir şey var. Kendinizi bir süre sonra akıntıya kaptırmış ve inanmadığınız şeyleri savunurken bulma olasılığınız var mı?

Yok. İnanmadığım şeyi savunmam. Ne olursa olsun çizgimin dışına çıkmam. Fazilet'le konuştuktan, programını okuduktan ve sualler sorup cevaplarımı aldıktan sonra baktım ki bunlar hakikaten farklı bir grup.

İlk GİK toplantısından bu tarafa Fazilet'in askerle ilişkisinin düzeltilmesini istiyorsunuz.

Evet, her zaman demişimdir ki askeriyenin bizimle ilgili yanlış bir imajı, geçen seneki olaylardan kalma endişeleri var. Bunun aydınlığa kavuşturulması, imaj değişikliğinin yapılması, köprülerin kurulması şarttır.

Belki de Fazilet sizi askerle köprü kurmaya yardımınız olsun diye aldı.

Bana bu ifade edilmedi. Bana kendi sahamda bilgi ve tecrübeme ihtiyaç duyulduğu söylendi.

Peki imaj değişimi için ne yaptınız?

Parti olarak pek çok girişimlerimiz oldu. Partinin büyükleri konuşma talep ettiler. Jandarma Komutanlığı ile konuştular. Diğer yerlerden sırası geldiğinde randevu verilecektir haberleri geldi. Henüz cevap verilmedi.

'Davet gelirse giderim'

Yani varlığınız orduyu yumuşatmaya yetmedi?

Yetmedi, benden çok daha önemli kişilerin bunu yapması, onlara kendilerini anlatma şansının tanınması lazım. Ben askerlerle çalışmayı büyük şeref telakki ediyorum. Beni konuşma yapmam, ders vermem, konferansa katılmam için yeniden davet ederlerse çok büyük zevkle onlara katılır, bildiklerimle faydalı olmaya çalışırım.

Üniversiteniz sizi dışladı, askerler dışladı. "Fazilet'e girmeye değer miydi?" diyor musunuz?

Etrafın bu hiç de hoşgörülü olmayan ve hiçbir mantığa dayanmayan davranışlarına üzülmüyorum desem yalandır. Bu fedakarlıkların sonunda ülkeye bir hizmet verebileceksem, toplumsal barışın sağlanmasında katkım olacaksa değer. Benim gibi insanlar politikada fazlalaşırsa, partilerin daha uyumlu bir gelişim çizgisi tutturacağına inanıyorum.

Teşekkür ederim.

1998 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player