[Faruk Şen] - 'Son şansı kullanalım'
Nuriye Akman
15 Kasım 1998, Pazar
Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, Almanya'nın 1 Ocak 1999'da başlayacak AB dönem başkanlığının Türkiye için büyük bir şans olduğuna dikkat çekiyor ve "Bu önümüze çıkan son şansı iyi kullanalım" diyor.
27 yıldır Almanya'da...
Bir Alman kurumu olan Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen ile, Almanya'nın 1.5 milyon Türk'ü "vatandaş" yapma kararı almasının Türkiye'nin AB ile olan ilişkilerini nasıl etkileyeceğine dair konuştuk.
AB'nin geçen hafta açıklanan, Türkiye'yi 12'nci aday adayı olarak belirlediği raporunun ardından tam sırasıydı.
1985'den bu yana faaliyet gösteren ve Almanya'nın yabancılar politikasına ve yabancıların temel istek, sorun ve taleplerine ilişkin 107 bilimsel araştırmaya imza atan kurumun Türk yöneticisi, 27 yıldır Almanya'da yaşıyor.
Çalışma alanı yalnızca Türkler'le sınırlı olmayan, AB sınırlarında yaşayan tüm Müslüman kökenli yabancılara yönelik araştırmalar da yapan Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin sürekli genişleyen ilgi alanına Karadeniz Ekonomik İşbirliği, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri de giriyor. Rapor ve etkinlikleri, Almanya'da Türkler'in yaşam kalitesinin artması doğrultusunda pek çok kararın hayata geçirilmesine neden olduğu biliniyor. Bunlardan biri de çifte vatandaşlık konusu.
Prof. Şen, bu tarihi kararının muhtemel sonuçlarını anlatırken, Almanya'nın 1 Ocak 1999'da başlayacak AB dönem başkanlığının Türkiye için büyük bir şans olduğuna dikkat çekiyor ve bu şansı iyi kullanalım diyor. AB üyeliği için önümüze açılan son şansı kullanma şartı olarak da serbest dolaşım hakkından bir süre için vazgeçelim önerisi yapıyor.
AB'nin Türkiye'yi 12'nci aday adayı olarak belirleyen son raporunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi bizim buna çok erken sevinmememiz lazım. Avusturyalı Sosyalist Fraksiyon Milletvekili Swabodo'nun bu raporu Türkiye'ye ümit verse bile ya 11-12 Aralık 1998'de Viyana'da ya da 16-17 Haziran 1999'da yapılacak Köln zirvesinde Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi tarafından da kabul edilmesi lazım. Bu da iki şarta bağlı. Bir, Türkiye'nin hakikaten Kopenhag kriterlerine uyum göstermesi, iki ekonomisine de orta vadede para birliğine dahil olabilecek şekilde yön vermesi lazım. Bu kabul edildikten sonra Türkiye ile hemencecik sembolik de olsa resmi görüşmelere başlanması lazım. Diğer genişleme sürecindeki ülkelere verilen ekonomik yardımlara ilişkin mali politikaların işletilmesi ve hazırlık döneminin başlaması lazım. Ancak o zaman bu raporun bir işlevi olabilir.
Peki bayram değil, seyran değil, AB bizi niye öptü?
Çünkü Türkiye ile ilişkileri kopartmak istemiyorlar. Lüksemburg zirvesinden sonra AB ülkeleri Türkiye'nin bu kadar sert davranacağını tahmin etmemişlerdi. Bu sert politika, gerek komisyondaki yetkililer, gerek bazı ülkelerin etkisiyle bunun düzeltilmesi konusunda bir adım atılmasını sağladı. Özellikle Almanya'da hükümetin değişmesinin bunda büyük bir etkisi oldu. Zira Almanya AB nedeniyle Türkiye ile olan güçleşen ilişkilerini bu şekilde bırakmak istemiyor. Ben böyle bir sürecin Almanya'nın dönem başkanlığında başlayacağına inanıyorum. Almanya bir taraftan tüm Türkler'e Alman vatandaşlığının kapılarını açarken, Türkiye'yi yani bu insanların geldiği ülkeyi dışarda bırakamaz. İkinci genişleme sürecine alır. Fakat bu, bugünden yarına olacak bir iş değil. Türkiye'nin AB'ye girmesi en azından bir 20 sene ister. Bu nedenle 1 Ocak-30 Haziran 1999 dönemini iyi kullanalım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir başka ülkede verilen bir kararla, 1.5 milyon Türk insanı başka bir ülke vatandaşlığına da ek olarak giriyor. Bu çok önemli bir dönem. Avrupa'nın en güçlü ve bizimle ilişkileri eskiden en bozuk olan ülke dönem başkanı oluyor. Bizim için büyük bir şans.
Köln zirvesine kadar Türkiye'nin ne yapmalı?
'İşsizlik oranı 11'
Bir kere Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek isteyen Almanya ile çok ciddi bir ilişkiye girsin. Bir an evvel yeni başbakanı Türkiye'ye davet etsin ve bir iade-i ziyaret sırası alsın. İki, serbest dolaşım konusunda esnek davranacağını bildirsin. Bu esnekliği Yunanistan, İspanya, Portekiz'in gösterdiğinden daha da fazla göstereceğini söylesin. Zira AB Polonyalılar'a da 10-12 yıl serbest dolaşım hakkı vermeyecek. AB'yi en çok korkutan serbest dolaşım hakkı. Şimdi bizim de bu hakkımızı kullanmayı 20 yıl geri aldık dememiz lazım. Şu anda Almanya'da işsizlik yüzde 11. Almanya'da yaşayan Türkler arasındaki işsizlik yüzde 24. Yalnız Almanya'da benim 190 bin insanım işsizken, Türkiye'den gelebilecek olan insanlarımızın iş bulma olanağı zaten hiç yok. Bu olay AB'nin tüm büyük endüstri ülkeleri için de geçerli. Türkiye'nin bu konuda esneklik göstermesi ve yeni Alman Hükümeti'ne bir güvence vermesi Almanya'nın Türkiye'ye olumlu yaklaşımını daha da hızlandırabilir. Yunanistan tam üyelikten 7 yıl, İspanya ve Portekiz 6 yıl sonra serbest dolaşım hakkını aldı.
Türk Hükümeti'nin bu konudaki yaklaşımı ne?
'Dışlama beklememeliyiz'
Serbest dolaşımdaki esneklik fikri Mesut Yılmaz'ın geçtiğimiz yıl Eylül ayında Almanya'ya yaptığı resmi ziyaret sürecinde de dile getirildi. Yılmaz bu hakkı tam üyelikten sonra uzun müddet kullanmayabiliriz dedi. Şimdi artık Almanya başta olmak üzere diğer 12 ülkede de sosyal demokratlar iktidarda olduğuna göre AB'den Türkiye'ye dinsel ve kültürel bir dışlama beklememeliyiz. Fakat istedikleri bir şey var, demokrasi, insan hakları, azınlıklar ve sosyal refahın genişlemesine ilişkin 1994 Kopenhag kriterleri. Bizim buna uyumumuz konusunda uzun vadeli bir takvim sunmamız, bu arada Almanya ile iyi geçinmemiz, ilişkilerimizi geliştirmemiz lazım. Yepyeni, önyargısız bir lider var Almanya'da. Almanya'daki Türk toplum örgütlerinin bu konuda büyük görevi var.
Mesela siz ne yapıyorsunuz bu konuda?
Türkiye Araştırmalar Merkezi, bunun bir an evvel hızlandırılması konusunda yeni raporlar hazırlayıp politikacıları ve kamuoyunu yönlendiriyor. Biz Almanya'daki Türkler'in bugüne kadar uyumda gösterdikleri mesafeleri daha fazla ortaya çıkaracağız. Şimdi 525 bin Türk hanesi var. 60 bine yakın hane kendi evini orada almış. Evini alan, iş yerini orada kuran, yaşlılar yurdunda kendisi için İslami usullere göre düzenlemeler isteyen adam geri dönmek istemiyor. Son araştırmaya göre Türkler'in yüzde 91'i Almanya'da kalmak istiyor. Şimdi bu insanların uyumunu ortaya çıkarmak lazım.
Yetmez. Bir de Alman toplumuyla özdeşleşmeleri teşvik edilmeli...
Kapalı kutular açılmalı
Evet, artık kapalı kutulardan çıkmak lazım. Artık yavaş yavaş, Alman vatandaşı olan insanın da Almanlar'ın yaşam tarzına yakın adımlar atması lazım. Tabii ki kendi camisini ayıracak ama spor kulübünü, diskoteğini ayırmaması lazım. Partilere artık daha fazla ilgi göstermesi lazım. Şimdiye kadar dışlandığı için yeterli değildi. Şimdi bir taraftan böyle olumlu sinyal geldiği zaman karşı taraftan da olumlu sinyal gelmesi lazım. Yani vatandaşlık konusunda böyle bir devrim yapan Almanya'ya karşı bizim de özdeşleşip, "evet Müslüman olarak ayrı bir kökten geliyorum ama ben de artık senin toplumunun bir parçası oluyorum" dememiz lazım.
Peki Türkiye bu bütünleşmeye bir şekilde katkıda bulunabilir mi? Yoksa gölge etmesin başka ihsan istemem mi dersiniz?
Türkiye artık Almanya'daki Türkler'i herhangi bir yönlendirme içine girmemesi lazım. Dediğiniz gibi hiçbir şey yapmamasında yarar var. Alman vatandaşı olan Türk tabii ki kendi ülkesinin AB'den dışlanmasını istemiyecek ama Almanya'daki sorunlara da artık yabancı kalmayacak. Yani Almanya'nın üç büyük sorununa, işsizliğe, ekonomik büyümeye, iç güvenliğe kafa yorması, çözüm üretmesi, bu sorunlarla özdeşleştiğini göstermesi lazım. Şimdiye kadar Almanya'daki Türkler partilere yalnız çifte vatandaşlık konusu çerçevesinde ilgi gösterdi. Artık diğer konulara da ağırlık vermek lazım.
1.5 milyon Türkün "vatandaş" olması Almanya'yı nasıl etkileyecek?
'Büyük değişim'
Almanya bugüne kadar dinsel olarak farklı, sadece 60 bin kadar Musevi'nin yaşadığı bir ülke iken aniden 1.5 milyon Müslüman vatandaşı olması Almanya için büyük bir değişim. Artık Türkler'i özümsemek zorunda kalacak. Almanya vatandaşlık anlayışında kan bağından ayrılarak doğum yeri prensibine geçmek istiyor. Şimdi siz hamile olarak Amerika'ya gidiniz. Orada doğum yapınız, çocuğunuz Amerikan vatandaşı oluyor. Mesela Hollanda ve Kanada'da da vatandaşlıkta toprak yani doğum yeri anlayışı hakimdir. Ama çoğu ülkede, bizde de, kan bağı vardır. Almanya 1913'den beri kan bağına bağlı. Şimdi kan bağından ayrılmayı planlıyor. Eşlerden biri Almanya'da doğmuş veya eşlerden biri 14 yaşından küçük olarak Almanya'ya gelmişse onun Almanya'da doğan çocuğu direkt olarak Alman vatandaşı olmalıdır diyor. Bu Almanya için devrim niteliğinde bir değişikliği beraberinde getiriyor. Ayrıca Alman vatandaşlığına geçmek için öngörülen 15 yıllık bekleme prensibini 8 yıla indirmeyi planlayan Almanya, AB'nin bu konuda en önde gelen ülkelerinden biri konumuna geliyor. En önemli gelişmeyi ise Alman vatandaşı olmak isteyen yabancılardan artık eski vatandaşlıklarından çıkış belgesi istemiyor. Böylece Almanya'da bu gelişmeyi uzun zamandan beri bekleyen Türkler'e Alman vatandaşlığına geçiş konusunda önemli bir yeşil ışık yakıyor.
Almanya korkmuyor mu peki?
'Rapor hazırlıyoruz'
Şimdi Almanya'da şöyle bir korku başlıyor. 1.5 milyon Türk kökenli Alman'ın yanında diğer uluslardan da Alman vatandaşlığına geçiş hızlanacak. Acaba bu insanlar seçimlerde Türkiye'den veya diğer ülkelerden politik olarak etkilenirler mi? Yani ilk defa içine yabancı bir uzuv almış ve bu uzvun hareket kabiliyeti sadece kendinden etkilenmiyor. En azından bu korku var. 2002 yılında Almanya'daki Türkler sosyal demokrat ve yeşilleri seçecekler. Şimdi vatandaşlık sorununun baskısı azaldıktan sonra diğer konular çok daha fazla öne çıkacak. Bunlardan biri de dinsel. Müslümanlık'ın size getirdiği bir maddi yükümlülük yoktur. Almanya'da bir Katolik, bir Protestan çalışan, devlete ödediği verginin yüzde sekizi kadarını kiliseye öder. Şimdi Almanya'da 1.5 milyon Müslüman Türk olduğu zaman, onlardan da dini vergi alınması konusunda yeni bir durum ortaya çıkabilir.
Nasıl yani?
Yani Katolik ve Protestan kiliseleri kendileri için para alıyorsa, ben de kalkar kendimi şeyhülislam ilan edip kendi camim için vergi alınmasını talep edebilirim. Almanya adeta yepyeni bir durumla karşı karşıya. Almanya'da laiklik var ama devlete verilen verginin yüzde sekizi kadar vergi alan birçok büyük bir dinsel örgütlenme var. Şimdi bunun yanına bir de Müslüman unsur eklenecek.
Türk Hükümeti'ne bu konularda raporlar hazırlayıp veriyor musunuz?
Türkiye'ye AB ülkelerinde yaşayan Türkler'in ekonomik yapısı ve Türkiye'deki olası seçimlere katılma konularında Türk Hükümeti'ne raporlar verdik. Ayrıca şu anda Almanya'nın dönem başkanlığında Türkiye-AB ilişkileri konusunda bir rapor hazırlıyoruz. Özellikle AB'nde yaşayan Türkler'in Türkiye'deki seçimlere katılmasının gerekliliği ve altyapısı konusundaki araştırmalarımızı sunuyoruz. Çifte vatandaşlık kararı çıktıktan sonra Almanya'da yaşayan Türkler'in uyumu konusunda ne gibi adımların atılması lazım? AB sınırlarında yaşayan 3 milyon 200 bin Türk'ün seçimlere katılmasının Türkiye açısından önemini irdeleyen raporları sunuyoruz. Bunun 2 milyon 50 bini seçmen niteliğinde. Bunun da 1 milyon 372 bini Almanya'da yaşıyor.
Bunlar buradaki seçimlere nasıl katılabilirler?
Üç olanak...
Üç tane olanak var Türkiye'de tartışılan. Bir, konsolosluklarda seçim. En sağlıklısı odur. İkincisi mektupla oy kullanma. Üçüncüsü de bu hükümetin öngördüğü vekalet verilerek seçimlere katılma yöntemi. Bu çok yanlış bir sistem. Ev almak için anama vekalet veririm ama kime oy vereceğim konusunda nasıl vekalet verilir? Mektupla oy verme konusunda da güvence sorunu var. Bazı Türk politikacıları, Avrupa'daki Türkler'e pek fazla güvenmedikleri için onlara oy hakkı vermek istemiyor. Almanlar, bugüne kadar yabancılar konusunda katıyken, şimdi devrim yapıyor. Almanya'daki Türkler'e çifte vatandaşlıkla birlikte seçme ve seçilme hakkı verirken, bizim orada yaşayan bu insanlara bu hakları vermememiz biraz ayıp.
Almanya'da yaşayan Türklerin politik tercihleri de Almanya ve Türkiye'ye göre farklılık gösteriyor. Neden?
Evet. Almanya'daki Alman olmuş Türkler, sol sosyal demokratları ya da yeşilleri seçiyor. Alman olmamış Türk'e de bu soruyu sorduğunuz zaman aynı düzeyde Türkiye'deki sosyal demokratları seçmediğini görüyorsunuz. Yani orada yüzde 70 oy verdiyse burda iki partiye verdiği oy oranı ancak yüzde 33-34. Demek ki oradaki insan artık homopolitik olmuş. Almanya'daki Türk kendi çıkarına göre oy veriyor. Diyor ki Almanya'daki benim çıkarım sosyal demokratları seçmektir. 15 Avrupa Birliği ülkesinin 13'ünde sosyal demokratlar iktidarda. Artık sosyal demokrasinin o eski işçilere yönelik söylemi yok. Her yerde liberalleşme var. Şu anda Kohl ile Schröder'in ekonomi yaklaşımlarına baktığınız zaman aralarında büyük bir fark yok. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Özelleştirme konusunda Baykal ile Yılmaz arasında hiçbir fark yok. Ama Türkiye'de daha ayrı bir güvensizlik var sosyal demokratlara. Bu nedenle Almanya'da oyların yüzde 87'si sosyal demokrat ve yeşillere yönlenirken, Türkiye'ye yönelik tercihte sosyal demokratlara yöneliş yüzde 33'ü pek geçmiyor. Bu konu, Türk sosyal demokratları için düşündürücü olmalı.
Teşekkür ederim.