[Mehmet Çelik] - Suriye'nin hedefi öğrenciler
Nuriye Akman
18 Ekim 1998, Pazar
Ne Arap'ın yüzüne Şam'ın şekeri
Celal Bayar Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Doç. Dr. Mehmet Çelik, aynı zamanda Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nin kurucusu. Başta Süryaniler olmak üzere birçok araştırmaya imza attığı gibi, Suriye'nin de içinde bulunduğu bölge topraklarının tarihi, kültürel, sosyolojik ve dini yapısı üzerine 16 lisansüstü çalışmayı yönetti. Türkiye-Suriye gerilimi yatışma belirtileri gösterirken, kendisiyle konuşmanın tam zamanı diye düşündüm. Çelik, Suriye'nin Antakya Süryani Kilisesi ile Şam'da okuyan Türk öğrencilerine dayanarak, bir müddet sonra Hatay için yeniden seçim istemeye yönelik planlarına dikkat çekti. "Ne Arap'ın yüzü ne Şam'ın şekeri" diyeceğimize, önce bölgedeki öğrencilerin tahsil meselesini çözüp, biraz da Türkiye'deki Süryaniler'e sahip çıkmanın, milli çıkarımız olduğunu söyledi.
Bugün Türkiye-Suriye ilişkilerine tarihin penceresinden baksak, hangi görüntüler geleceğimize ışık tutardı?
Tarihte Suriye diye bir devlet hiç olmadı. En eski dönemlere baktığımız zaman orada Aramiler, Akadlar, İbraniler, Asurlular var. Makedonya Kralı Büyük İskender'den sonra Romalılar geliyor. Dönemin hakim kültürü Helenistik. Emeviler döneminde bile Grekçe, resmi yazı diliydi. Arapça, Halife Abdülmelik döneminde, 7'nci yüzyılda resmi dil oldu. Roma yıkılınca buraya Türkler geldi; önce Selçuklular, sonra Memluklular, ardından Osmanlılar. Hep Şam eyaleti diye geçer.
Suriye kelimesi nereden çıkıyor?
Asurya kelimesinden. A harfini Yunanlılar telaffuz etmiyorlardı. Baas Partisi'nin kuruluşuna kadar Suriye adeta bir ihtilaller beldesidir. Sabah kim erken kalkarsa ihtilali o yapardı. Esad'ın ekibi devleti 1946'da kurunca oturup düşündüler ve bu Suriye kelimesini buldular. Arap değildir Suriye halkı. Araplar onlar için Arabülmuarrebe yani "Araplaşmış halk" derler. Şimdi Baas Partisi iktidara geldi ama devleti teşkil edecek millet çoğunluğu yok. Etnik açıdan çok bölük pörçükler. Bunlar arasında, yüzde 11 nüfusa sahip Nusayri kesim, askeri gücü yanına alarak iktidara sahip oldu. Rejime bugün damgasını vuran Nusayriler'dir.
Nusayrilik nasıl bir mezhep?
'Hepsi Hatay doğumlu'
Kelamcılar, genel manada "Şia" diye bilinen Alevilik'i ikiye ayırıyorlar. Bir, "aşırı Şia" kolu ki yetmişin üzerinde dalı var. Bir de ehli sünnete yakın, "mutedil Şia" var. Nusayriler bu "aşırı" denilen grubun içinde sayılıyor. Çünkü Hz. Ali'ye "Allah" derler. Yani, "Allah Ali'nin bedenine girdi, insanları öyle yönetmeye başladı" diye düşünürler. Bizde de İskenderun-Hatay civarında, yüzde 25 gayrıresmi Nusayri nüfus olduğu tahmin ediliyor.
Suriye'de okuyan Türk gençleri Nusayri mi?
Hepsi olmayabilir. Ama hepsi Hatay doğumlu. O şart. Antep doğumluyu götürmüyor. Türk çocukları Suriye'de sınavsız olarak üniversitelere kayıt yaptırıyorlar. Ama fen bilimleri değil de tarih, felsefe, edebiyat, ilahiyat fakültelerine. Suriye, 4-5 yıl kendi öğrencilerine verdiği burstan daha fazlasını bunlara veriyor. Şimdi bunlar mezun olunca ne olacaklar?
Şimdiye kadar hiç mezun olan olmadı mı?
Oldu ama bu kadar yoğun değil. Şimdi kitle halinde götürüyorlar. Bugün 2 bin 500- 3 bin öğrencimiz olduğu tahmin ediliyor. Eskiden senede 10 öğrenci giderdi. Trabzon, Diyarbakır, Muğla'dan da giderdi. Suriye artık bunları okutmuyor. Öğrencileri İskenderun'da bir eğitim vakfının organize ettiği biliniyor. Suriye'nin bu son 10-15 yılda yaptığı şey çok bilinçli bir planın parçası.
Yani PKK'nın ortaya çıkışı ve güçlenişi dönemi...
'Çocukları götürecekler'
Aşağı yukarı. Bu öğrencilerin kontrolleri ise Nusayri Öğrenci Birliği'nin denetimi altında. Bu "birlik"ten onay almayan öğrenciler, Suriye'de hiçbir işlerini yürütemiyor. "Birliğin" referansını alanlar ise hafta sonlarında Baas Partisi elamanlarınca siyasi eğitime tabi tutulmaktadır. Yakında PKK'ya benzer bir örgütle karşılaşırsak hiç şaşırmayalım.
Zaten bir öğrenci-casus yakalandı...
Biraz daha sıkı takip edilirse arkası da çorap söküğü gibi gelir. Şimdi bu çocuklar mezun olunca diplomasını denklik için YÖK'e gönderecek, Türkiye'den iş isteyecek. YÖK de Milli Eğitim de bu diplomaları iki yıldır kabul etmiyor. Ne yapacaklar? Hatay'ın sokaklarında dolaşacaklar. Ellerinde para etmeyen bir diploma. Muhaberat'ın elemanları devreye girecek, diyecekler ki "Bak senin devletin iş vermiyor. Niye? Hataylı Nusayri olduğun için. Gel Suriye'ye işin hazır." Ve çocuklarımızı alıp götürecek ve resmi görev verecekler. Şimdi ikibin tane yüksek tahsil yapmış, Suriye tipi Nusayrilik kültürü almış insanın orada görev yaptığını düşünün. Bunlar ailelerinden de en az yirmi nüfus çekerler oraya. Yarın onların çocuklarının da çekecekleri çocukları düşünün. On bin tane Türk vatandaşı Suriye'de devlet memuru! Beşyüz bin nüfus da Türkiye'deki aile çevreleri. Suriye yarın bunu uluslararası platforma getirip, Antakya Süryani Kilisesi'nin tarihi zeminiyle de birleştirip bir oylama ister. Tabii bugünün işi değil bu ama elli sene içinde Türkiye'nin başını ağrıtır.
Türkiye bugününü göremiyor, değil ki 50 yıl sonrasını düşünecek...
Destek iddiaları
Maalesef. 1980'li yıllardan itibaren Suriye yanlısı Nusayriler kulaktan kulağa fısıldanan bir iddia üzerine (1938 yılında yapılan seçim ve sayım sırasında Fransızlar'la yapılan gizli bir anlaşmaya göre, 100 yıl sonra yeni bir seçimin yapılacağı) Samandağı, Reyhanlı ve Antakya'da yoğun miktarda gayrimenkul almaya ve nüfuslarını artırmaya başladılar. Bu konuda Suriye'den parasal destek aldıkları iddiaları da var.
Peki Antakya Süryani Kilisesi'nin Suriye ile bağlantısı ne?
Hıristiyan aleminde Kudüs'ten sonra kurulan ilk kilise Antakya Kilisesi'dir ve ilk patriği Süryani'dir; Mor İlnatios. Büyük Konstantin'den itibaren Hıristiyanlık devletin resmi dini olunca üç büyük patrikhane kurdular. Biri Antakya, biri İskenderiye, biri de Roma. Süryanilik bir mezhebin adıdır, bir bölge ya da etnik yapının değil. Kelimenin aslı "süryoyo", Asurlular'dan gelmedir. Şimdi Baas, 1946'larda bir devlet ve millet kurma faaliyetine girince dayanacak bir etnik yapı bulamadı. Hatay sevdasından da vazgeçmiyor. Burada hak iddia etmek için kendine tarihi bir zemin arıyor. Asurlular'ın devamıyım dese olmuyor. Selçuklular da Memluklular da Türk. Osmanlı'nın devamıyım da diyemez. Elinde bir tek Antakya Süryani Kilisesi kalıyor.
Bu kozu da ona veren Türkiye tabii...
Evet. Süryani Patrikhanesi 1938'e kadar Mardin'deydi. Patrikler, tarih boyunca ve hâlâ bugün de, resmi sıfat olarak Antakya Süryani Patriği diye imza atar. Azınlıkların tümü ihanet içindeyken, Atatürk 1920'de Ankara'ya geldiğinde garda karşılayanlar arasında son Süryani Patriği İlyas Şakir de vardı. O zaman Süryaniler'in nüfusu 1 milyona yakındı. Ve Lozan'a oturduğumuz zaman kendilerini azınlık saymadılar. Nedeni şu: Eğer İslam orduları 6'ncı yüzyılın sonunda Anadolu'ya gelmeseydi, Bizans'ın o kitle katliamları sonucunda yeryüzünde bir tek Süryani'den bahsedilemezdi. Hz. Ömer'e Faruk lakabını Süryaniler verdi. Hz.Ömer'in Kudüs'ü fethi sırasında ona "Foruko, Foruko" diye alkışlarla tempo tuttular. Foruk, Süryanice "Kurtarıcı" demek.
Midyat'taki Deyrulumur Manastırı'nın aslı yoksa Deyrulömer mi?
Evet. Umur, işler demektir. Nitekim Hz. Ömer döneminde manastırın tadilatı için para da gönderildi. Dolayısıyla İslam ordularına kurtarıcı gözüyle baktılar. Selçuklu Sultanı Kılıçarslan'ın Antalya'yı fethi sırasında yetmiş bin kişilik orduda yirmi bin tane Hıristiyan vardı. Kılıçarslan, Süryani Patrikhanesi'ni Antakya'dan Malatya'ya taşıdı ve eyaletin yönetimini Patrik Mor Mihayel Rabon'a verdi. Patrik, ölene kadar hem Müslümanlar'ı, hem Yahudiler'i, hem de Süryaniler'i yönetti. Kılıçarslan ölünce Süryani kiliselerinde kırk gün yas ilan edildi.
Muhabbetleri buradan geliyor yani.
'Atatürk'ün dostuydu'
Evet, bize borçlu olduklarını düşünüyorlar. Son patrik, Atatürk'ün yakın dostuydu. Urfa'da Fransızlar'a karşı bizimle birlikte savaştılar. Patrik, 1938'de Hindistan ziyareti sırasında öldü. Yeni patrik seçimi zamanı geldi. Atatürk vefat etmişti. Türkiye İnönü döneminde içe kapandı. Bu meseleler hiç ilgilendirmedi onları. Fransızlar, patrikliği Türkiye'nin elinden almak için çeşitli dalavereler yaptı. Bütün metropolitler gibi Türkiye'de eğitim gören Homs köyünden Afran patriklik seçimini kazandı. Ve tuttu patrikhaneyi Şam'a taşıdı. Afram'dan sonraki iki patrik de Suriye'nin istekleri doğrultusunda seçildi.
Esad, Süryaniler'e nasıl davranıyor?
Süryaniler'i ve Ermeniler'i iç istihbaratta kullanıyor. Bir çarşı düşünün, yirmi dükkan bu tarafta, yirmi dükkan şu tarafta. Hepsi Sünni Müslüman. Onlar rejime, rejim de onlara karşı. Aralarına bir tane Süryani, bir tane Ermeni esnaf koyuyor. Kuş uçsa aynı dakikada bildiriliyor. Suriye'ye gidin bir elli doları silah dayasanız, Sünni bir esnafa bozdurtamazsınız. Ama bir Süryani ya da Ermeni kuyumcu şakır şakır bozar. Bunlar devletin hangi kapısına gitseler "Süryaniyim, Ermeniyim" dedi mi bütün kapılar açıktır. Pazar günkü kilise ayini devletin resmi televizyonundan canlı verilir.
Türkiye'de din eğitimi alamadıkları için çok mutlu oldukları söylenemez.
Eğitim merkezi
Tabii ruhban eğitimi manastırda olur. Osmanlı döneminde bütün patrikler, Deyrulzafaran veya Deyrulömer manastırlarından mezun olurdu. 1980'e kadar bütün dünya Süryanileri, Hintlisi, Suriyelisi, Iraklısı burada eğitim gördü. 12 Eylül'de basın, Süryanileri Ermenilerle karıştırarak menfi yayın yaptı. Savcısı, askeri, polisi de burda ne oluyor diye üzerlerine gittiler. Manastırlarda eğitim yasaklandı. Bunlar daha önce çocuklarını ilkokula dahi göndermiyorlardı. Mecburen ilkokula, ortaokula, liseye çocuk göndermeye başladılar. Ve dediler ki "Manastırı fakir çocuklar için yurt olarak kullanıyoruz." Bu çocuklar gittikleri okullarda sıkıntıyla karşılaştılar. Öğretmenlerin, öğrencilerin ve çevrenin yanlış tutumu bunları rahatsız etti. Arkasından göçler geldi. Dünyanın değişik ülkelerine dağıldılar. Şimdi Suriye'deki patrikhane ruhani okul açamaz mı? Çok rahat açar. Fakat o tarihi ruhani hava oralarda olmadığı için dini eğitimi burada yaptırmak istiyorlar.
Türkiye'nin bundan kazancı ne olur?
Türkiye, "Ben bir imparatorluk bakiyesiyim. Yüz sene sonra dünyanın şartları değişir. Şöyle bir etrafıma bakayım. Şu topraklarda kültürüm var" diye düşünse, bu imkanı başkasına bırakmaması lazım. Çünkü dünyadaki Süryani metropolitlerin çoğu hâlâ Türk. Avrupa'daki metropolitleri idare eden İsa Çiçek, Midyatlı'dır ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Amerikan metropoliti Ergün Kaplan Türk vatandaşıdır. Arjantin, Avusturya, İsveç, Norveç'deki de öyle. Şimdi bunlar arasında ruhani makamların seçiminde çekişmeler olmaktadır. Türkiye, kendi vatandaşı olan metropolitlere herhangi bir destek vermediği için bu seçimlerde Suriyeli adaylar kazanmaktadır. Türkiye'nin böyle bir politikası olmadığı için o adamlar da artık Suriye yönetimiyle iyi geçinmek durumundalar. Şimdi Suriye, yarın bu Hatay meselesini gündeme getirdiğinde, Süryani patrikhanesini öne sürerek, onun 2 bin yıllık tarihine sahip çıkacak. Antakya ismini Şam'da resmen kullanıyorlar çünkü. Hatay'ı istedikleri sürece, başka alternatifleri yok.
Teşekkür ediyorum.
'Komşunu tanıyacaksın'
Türk Süryanileri'yle Şam'daki patriğin güçlü bağlılıkları var mı?
Kayıtsız şartsız bağlılıkları vardır. Çünkü bu dini bir hiyerarşidir. Patrik isterse onları kiliseden afaroz da eder. Patrik iki sene evvel buradaydı. İlk gelişlerinde Kenan Evren Çankaya'da resmen kabul etti ve akşam yemeği verdi. Askeri idare biraz daha akıllı yanaşmıştı olaya. Geçen sene bazılarına sordum: Ermeni patriği ölse ne yapacaksınız? Dediler ki "Allah korusun. Çünkü hiçbir hazırlığımız yok." Nitekim patrik seçimi aylarca sürüncemede kaldı yeni seçilebildi biliyorsunuz. Her devletin komşularıyla ilgili masaları, dosyaları, hazırlıkları, senaryoları olur. Bugün Suriye uzmanı yok Türkiye'de. Elazığ Fırat Üniversitesi'nde Ortadoğu Araştırma Merkezi'ni kurunca o bölgeyle ilgili onaltı yüksek lisans tezi yaptırdım. 45'de Fransızlar bölgeden çekilince oradaki muhalefet bizden yardım istedi. Antep'teki kolordumuzu gönderseydik Suriye'nin konumu bugün çok farklı olurdu. Fakat o çok temkinli psikolojik yapısı İnönü'ye o adımı attırmadı. Türkiye Ege de aynı hatayı yaptı. Bir tehlikeyi tam kapınızın önünde önleyemezsiniz. Biraz daha ilerde önlemeniz lazım. Türkiye Trakya bölgesini korumak istiyorsa, siyasi ve kültürel tahkimini Makedonya'dan, Arnavutluk'tan, Bosna'dan yapmalı. Türkiye Güneydoğu bölgesini korumak istiyorsa, tahkimini Suriye'den, Irak'tan başlatmalı. Dünyanın en yanlış sözlerinden birisi "Ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü" dür. Böyle politika olmaz. Milletler birbirlerine düşman olmaz. Devletlerin ve siyasi rejimlerin çıkarları olur. Çıkarınız uyuşursa dostsunuz, çatışırsa düşman. Benim küçük çocuğum bir İspanyol futbolcunun ayakkabı numarasını biliyor. Türkiye'de yaşayan bir tek insan bu sene Suriye'de şampiyon olan takımın adını söyleyemez. Irak'taki bir tek futbolcunun adını bilemez. Bu komşuluk değil. Bu Türkiye'ye ihanettir. Komşunu tanıyacaksın. Seveceksin demiyorum. Bu rejimler yarın gider, ama o halkta benim kültürüm var, tarihte ortak noktalarımız var. Bunlar bizim etki hinterlandımızdır. Biz bunu kaybetmeyeceğiz. Eğer büyük devlet olmayı düşünüyorsak tabii.