[Mesrop Mutafyan-Şahan Sıvacıyan] - Cemaati bölen seçim
Nuriye Akman
06 Eylül 1998, Pazar
Patrik Karekin'in ölümüyle Ermeni cemaatine yerleşen patrik "seçimi" beraberinde tartışmaları da getirdi. Bir tarafta İstanbul Valiliği'nin atadığı 72 yaşındaki Şahan Sıvacıyan, diğer yanda gazeteleri bile İnternet'ten takip eden Mesrop Mutafyan. Aylardır süren bu tartışmalar Sıvacıyan'ın sağlığını bozarken, Mutafyan kendinden emin görünüyor.
90'ar dakikalık
Ermeni cemaatinin gündeminde patrik seçimi var. Patrik Karekin'in ölümünden sonra seçime kadar vekilin kim olacağı konusundaki tartışmalar aylardır sürüyor. İstanbul Valiliği'nin, Piskopos Mutafyan yerine en yaşlı din adamı olan Piskopos Sıvacıyan'ı vekil tayin etmesinin ardından medyada son derece ilginç iddialar yer aldı. Bunları iki patrik adayına doğrudan sordum. 90'ar dakika süren görüşmeleri yer darlığından özetliyorum. Üç Horan Kilisesi'nde konuştuğumuz Sıvacıyan'dan aklımda kalan yaşadığı stres nedeniyle yakalandığı zona hastalığının kollarını nasıl delik deşik ettiğini göstermesi ve kilisedeki taraftarlarının öfkeli halleri oldu. Beni Patrikhane'de kabul eden Mutafyan ise kendinden son derece emin gözüküyordu.
MESROP MUTAFYAN:
Şu anda cemaati iki kişi birden mi temsil ediyor?
Hayır. Cemaati ruhani meclisin tayin ettiği kişi temsil etmektedir. Ancak idare bilmiyorum hangi teamüle dayanarak, "Biz en yaşlı ve en kıdemli ruhaniyi muhatap alıyoruz" diyor. Sayın Sıvacıyan, ruhani meclisi tanıyorsa, onun kararını da tanımaya mecburdur. Tanımıyorsa dini kisvesini çıkarması gerekir. Kendisi "Ne yapayım. Vali yardımcısının bir yazısı var. Beni patrik vekili olarak atamışlar" diyor.
Onun yerinde olsaydınız ne yapardınız?
Yapacağım şey idareyi kilisenin örf ve adetleri hakkında bilgilendirmek olurdu. Bana gösterilen teveccühe teşekkür ederdim. Fakat dini andım gereği böyle davranamam der ve çekilirdim.
Olayların perde arkasında kilise mallarının yağmalanması olduğundan söz ediliyor.
Patriklik makamının bir malı yoktur. Kilise ve okul vakıflarının malları vardır. Yasalar gereği bu malları Patrikhane değil, devletimiz denetler. Ancak halk arasında bazı vakıfların iyi ellerde olmadığı konuşulmaktadır. Nitekim Ermeni cemaatinin az olduğu bölgelerde bir kontrolsüzlük vardır. İstanbul kiliselerin yarısı o durumdadır.
Kiliselerin yarısı şaibe altındaysa nasıl biz o işlere karışmayız dersiniz?
'Renksiz biri değildir'
Biz ruhani riyaseti temsil ediyoruz. Bu beni yalnız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir Ermeni birey olarak ilgilendirir. Vakıflardan hesap isteyecek konumda değilim. Vakıf yöneticilerini seçen halktır. Ve kendi temizliğini kendisi yapacaktır. Alınan duyumlar birkaç kere eski patriklerimiz tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne de bildirilmiştir.
Hakkınızda "Ermenistan yanlısı", Sıvacıyan içinse "renksiz" biridir yargısı var.
Sıvacıyan renksiz biri değildir, bana ilk dini rütbemi veren, benden otuz yıl büyük, tatlı bir adamdır. Son yirmi yıl içinde defalarca söyledim: Buradaki Ermeniler, Ermenistan'daki ya da diasporadaki Ermeniler'in Türkiye'deki bir uzantısı değildir. Patriklik özerktir. Piskoposumuzu kendimiz seçeriz, atamayı biz yaparız. Sadece geleneklere uymak için yeni seçilen kişi mezhebimizin kurucusu Kayserili Aziz Gregor'un makamının bulunduğu Erivan yakınındaki Etmiazin'de takdis edilir.
Hakkınızda, ihbar mektuplarından oluşan kalın bir dosya olduğu söyleniyor.
İhbarcılar bellidir. Burada bir sekreter çalışmış, işini yapmadığı için patrik işine son vermiştir. Garezi vardır Patrikhane'ye. Bir vakıfı parazit gibi emmeye başlar. Birisi bir rahip olmak istemiş zamanında, patrik bakmış ki bunun karakteri, yaşam tarzı uygun değil. Son otuz yıldır adam rahip olmak için çalışıyor. Psikolojik sapıklık içindeki bu ihbarcılardan yarısı alkoliktir, yanlarında şişeyle gezerler. Yalancılığı yüzünden patrik tarafından resepsiyonlarda kabul edilmeyen, bu yüzden yaygara koparan bir doktor vardır. Cemaatimiz bunları tek tek tanıyor. Ben yirmi yıldır yılda en az bir kere ya akademik ya dinlerarası bir toplantıda Türkiye'yi temsil eden, gittiğim yerde göndere Türk Bayrağı'nı çektiren bir şahısım. Devletin istihbarat birimleri var. Savcıları var. İddiaları ciddi bulsalardı ortaya çıkarırlardı.
Kişisel hayatınızdan söz edelim mi biraz da?
'Taksim'de doğdum'
Taksim'de doğdum. Babam inşaat kalfasıydı. Baba tarafım Adapazarı, anne tarafım Bursalı'dır. Esaya İlkokulu'na, Nişantaşı İngiliz Ortaokulu'na gittim. Liseyi Ştutgart'daki Amerikan Lisesi'nde okudum. Tabii İngilizce daha ağır bastı. Almancam akademik mükemmelliyette değil. İtalyancam ve Fransızcam daha iyidir. Lisansımı Amerika'da felsefe ve sosyoloji üzerine yaptım. Mastırı Kudüs'te ayin teolojisi ve edebiyatı üstüne yaptım. Dolayısıyla İbranice de öğrendim. Şu anda İtalya'da yaptığım doktora tezimi çalışıyorum.
Neden din adamı oldunuz?
Beş yaşımdan beri hep koro üyesiydim. Daha çok öteki kültürler, felsefe, sosyoloji ile ilgilenirdim. Amerika'dayken barış gönüllülerinden etkilendim. İnsanlık için bir şeyler yapmak istedim. Sonra Patrik Kalutsyan'ı tanıdım. Çok muhteremdi. Adama vuruldum. O beni insanlara yardım etmenin bir yolunun da din görevlisi olduğuna ikna etti.
Sizin statünüzdeki din adamları evlenemiyor. Bunu baştan bilerek din adamlığını seçişin psikolojisini anlamak isterdim.
Bu ilahi bir aşktır. Ben çocukluğumdan beri İsa'nın şahsına aşıktım.
Ya bir kadına aşık olursanız?
Bir kadına aşık olacak konuma getirmem kendimi. Kendimizi ruhani hayata verririz. Benim şahsi sosyal hayatım çok azdır. Her zaman kilise içindedir. Bir aşk hayatımız olmaz.
Hiç aşık olmadınız mı?
'Devamlı Internet'leyim'
Üniversitede oldum. Ama hiçbir zaman çok ileri giden bir ilişki tarzım olmadı. Her zaman platonik düzeyde kaldım.
Sinemaya gider misiniz?
Yirmi yıldır gitmedim. Sinema sosyal olarak kabul edilmeyen bir şeydir cemaatte. Ama klasik müzik konserlerine giderim.
Sizi sinemada görseler ayıplarlar mı?
Alışık değiller. Nasıl ki Kınalıada'dayım bu kadar yıl. Denize girmem halk içinde. Tekneyle açılır, öyle yüzerim.
Tiyatro da mı ayıp?
Tiyatroya çok seçerek giderim. Badmington oynarım korodaki gençlerle. Satranç, tavla oynarım yeri geldiği zaman.
Patrikhane'nin İnternet'te bir "web sayfası" var mı?
Tabii. Patrik 2'nci Karekin'in zamanında başladı. Ben devamlı İnternet'leyim. Her gün gazeteleri İnternet'ten okurum.
Sokakta blucin ile dolaşabilir misiniz?
Hayır. Sivil giyineceksem, ceket, pantolon, kravat şeklinde olur.
Mal varlığınız?
Arabam yok. Ailemin bir evi var. Annem oturur.
Teşekkürler.
ŞAHAN SIVACIYAN:
Devlet sizi istiyor, Mutafyan'ı istemiyor mu?
Böyle bir şey yok. Devlet, patriği eşit şartlarda ve adil seçerseniz ben karışmam diyor. Devlet, dini vecibeleri yerine getirirken hiç karışmıyor.
Patrik seçimi dini bir vecibe değil mi?
Bu idari bir meseledir. Seçimi yapabilmek için devletin kararnamesini bekliyoruz. Burada önemli olan patriği secek delegelerin seçiminin adil ve eşit şartlarda olması. İstanbul'da 32 kilise var. Bu delegelerin nasıl seçileceğine dair belirlenmiş adil oranlar yok. Hatta İstanbul'da kaç gregoryen Ermeni olduğu da belli değil. Seçimin şaibeli olmaması için bütün kiliselerin çıkaracağı delege sayısının, o kilise çevresinin nüfusuna göre önceden belirlenmesi gerekir. Kınalıada'ya sekiz delege koymuşlar. Medeni Kanunumuz'a göre yazlıkta oturanlar oranın seçmeni sayılmazlar, ama sayıldılar. Beyoğlu en kalabalık yer. Üç delege konulmuş, haksızlık oluyor. Bu haksızlık taa 1950'den beri var.
O günden bu tarafa iki defa patrik seçimi oldu. Hiç itiraz ettiniz mi?
Benim yetkim yoktu o zaman.
Cemaatin gazetelerinde de çıktı. Bu seçim tartışmalarının perde arkasında "Ermeni Susurluğu" da denilen, kilise mallarının yağmalanması konusu var deniyor. Ne diyorsunuz?
Kilise malları Maliye'nin ve vakıfların kesin denetimi altındadır. Bir kuruş dahi hiçbir yerde kaybolamaz. Bu çok kötü bir yalandır. Patriklik seçimiyle hiç ilgisi yok. Bunları çamur atmak için söylüyorlar.
Yani sizin burnunuza cemaatle ilgili kötü bir koku gelmiyor mu?
'Cezasını Allah verir'
Hayır. Cemaatimin liderlerine güveniyorum. Şayet böyle bir şey varsa onun cezasını Allah verir.
Yani bu vakıflarda hiçbir şekilde yolsuzluk yapılmamış mıdır?
Yapılmamıştır. Yapılırsa devlet yakasına yapışır.
Mutafyan hakkındaki Ermenistan yanlısı olduğu, PKK ile bağlantıları olduğu şeklindeki iddiaları ciddi buluyor musunuz?
Hayır. İçtenlikle de söylüyorum öyle bir şey kesinlikle yok. Din adamlığı anlayışı farklı olabilir. Gençtir. Bazı reform istekleri olabilir. Tabii her din adamı bunu kendi başına yapamaz. Bunun kuralları vardır. Dünyadaki bütün Ermeni patriklerinin yan yana gelmesi lazım.
Mutafyan'ın yerinde olsaydınız ne yapardınız?
Üç ay önce devletim bana bir yazı verseydi, "Mutafyan en yaşlısı, en kıdemlisidir" diye, ben o anda şapkamı alır, çekip giderdim. Devlet seni oraya patrik kaydettim demiyor ki, bu sadece geçici bir vekilliktir. Devletin kuvveti arkamızda olduğu halde, "Patrikhaneyi işgal ediyorsunuz, çekilin ben gireceğim" dedim mi ben hiç?
Devletin arkanızda olması iyi bir şey mi?
'Arkamda devlet yok'
Devlet arkamda değil. Ama devletin güvenini kazanmak önemli bir şey. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti bir kişinin arkasında bulunamaz.
Ama öyle dediniz biraz önce.
Yani devletin bana verdiği yazılar dedim. O yazılarda beni "Bu işi geçici olarak sizin yapmanızı uygun görüyoruz" gibi tanımlıyor. Mutafyan Bey ölen patriğin şeyleriyle kendi işini yürüttü.
Neyleriyle?
Bir vekaletname vermiş, noter baskısıyla. Ben onu tanımam dedim. Patriklik öyle babasının malı değildir.
Onun için "aktif" sizin için "renksiz" deyimleri kullanılıyor.
Onun imkanları var. Patrikhane'de bir kere İnternet var, şu var, bu var. Dünyayla her an şey yapıyor. Ve cebinden bir şey verdiği yoktur. Milyonlarca para gidiyor. Ben onu yapamam. Dünyaya haber vermekten bir şey çıkmaz. Bugüne kadar ben Türk basınından sizden başka kimseye konuşmadım. Ama onlar çarşaf çarşaf çıkıyor. Arkasında kimler var, kimler onu yönlendiriyor, nasıl finanse ediyorlar, belli değil.
Kim finanse edebilir?
'Bilgisayarla ilgim yok'
Ne bileyim ben. Ama ediyorlar. Her gün telefonu, İnternet'i kullanırsanız, bunun bir hesabı yok mudur? Bir faks çeksen bilmem ne kadar tutar. Benim bunu yapacak gücüm yok. Onun için belki sönük gözüküyorum. Ben ortalarda çok durmam. Beni tutan çevreler bile benim için bugüne kadar parmağını hiç taşın altına sokmuyor diyorlar.
Bu iyi bir şey mi?
Sokmuyorum! Seçilmezsem seçilmem.
Bilgisayarla, İnternet'le hiç meşgul olmaz mısınız?
Hayır. Daha oraya kadar gelmedik.
Siz de İstanbul doğumlu musunuz?
Üsküdar'da doğdum. Çocukluktan kiliseye çok hevesli idim. Kudüs'de yedi sene ruhban okulunda okudum. İki yıl Hayfa'da görev yaptım. Üsküdar'da 30 yıl ruhban okulu müdürlüğü ve diğer okullarda Ermenice öğretmenliği yaptım. Ellibeş yaşında emekli oldum. Uzun yıllar Patrikhane Ruhani Meclis Başkanlığı yaptım. Şimdi de patrik vekilliğinden maada patrik olmak istiyorum. O da canı gönülden bir şey değildir benim için. Zira yaşım 72'dir.
Patrik olmaya hazır hissetmiyor musunuz?
Kutsal kitabımızda şöyle denir: "Kendi kendini değerli diye tanıtan değil, Rab'bin değerli tanıttığıdır onaylanan." Ben kendi kendimi lanse etmem. Benim gibi birkaç kişi daha aday olsaydı "Beni bu yaştan sonra bu işe sokmayın" diyebilirdim. Ama şimdi ben çekilirsem sadece Mesrop Bey kardeşimle seçim demokratik olmaz ki.
Cemaatle ilişkiler, gençleri kavrama, yeniliklere açık olma durumunuz nedir?
'Ne zenginim, ne fakir'
Kilisede böyle gençleri tutmak diye bir şey yok. Bizim görevimiz kilise içidir. Kilise dışında ben şahsi olarak hiçbir şeye karışmam. Orada toplantılar yapmak, gençleri toplamak... Hayır! Okullar vardır. Bu tür sosyal faaliyetler patriğin görevi değildir. Hem siyasetle işimiz yoktur hem de sosyal faaliyetle.
Mal varlığınız?
Dairelerim var. Çok sıkıntıyla 40 sene evvel yaptırdık. 15 milyon gibi düşük kiralar alırız. Benim o paralarla hiç ilgim yoktur, biradere veririm. Arabam yok. Ne fukarayım ne zengin.
Bir yardımcınız var mı?
Tek başınayım. Kilisenin ruhanileri ikiye ayrılır. Evlenenler evlenmeyenler. Ben evlenmeyenler sınıfındayım. Evlenmeyen ruhaniler daha faydalı olmuşlardır kiliseye.
Hiç aşık oldunuz mu?
Ben kiliseye aşkım. Eninde sonunda öleceğim ama arkadaşlara diyorum ki "Ben kilisemden nasıl ayrılacağım?"
Yani bir kadından ayrılmanın acısını yaşamadığınız için yine de şanslısınız.
Kadınlar size yakınlık gösterebilir ama bu sizin makamınızadır. Kilisede bizi görürler, yüzümüzde gözümüzde bir kusur yoksa, o dini elbiselere hayran olurlar. Şimdi ihtiyarız ya o ayrı konu. Bu kadınların tabiatı icabıdır.
Erkeğin de tabiatı icabı onlara ilgi duyması normal değil mi?
Tamam ama benim gibi düşünenlerin daha yüksek dereceli bir aşkı vardır. Yüce Allah'a karşı, cemaate ve kiliseye karşı.
Maaşınızın dışında ayrıca yaptığınız takdis, nikah vs. den para alır mısınız?
Hayır, parayı bana vermezler, patrikhaneye verirler. Onun kurulu vardır, pay edilir. Vatandaş evli papazlara gidip der ki "Adam ben bir dükkan açtım. Gel bir şu dükkana bak. Bir dua yap." Eline de bahşiş verirler. Ama bizim sınıfta yapılmaz, ben yapmam.
Yaptığınız ya da izlediğiniz bir spor var mı?
Yok. 50 senedir denize girdiğim de yok.
En önemli hobiniz?
Okumak.
En son ne okudunuz? Tavsiye edebileceğiniz?
Benim işlerim din kitapları. Türk edebiyatını da severim. Elime geçerse okurum.
Teşekkür ederim.