[Ramadan Güney] - Ölümünüz kaça sizin?
Nuriye Akman
30 Ağustos 1998, Pazar
Hayatı film gibi
Ramadan Güney, İngiltere'nin en zengin ve en renkli simalarından biri. Türkiye'de daha çok "Asil Nadir'i mapushaneden kurtaran Türk" olarak hatırlanıyor. 1932'de Kıbrıs'ta başlayan ve 1958'den bu yana Londra'da devam eden hayatının her aşamasından bir film senaryosu çıkarılabilecek denli ilginç. Rumlar'a karşı mücahidlikten, plakçılığa, emlak ve arsa spekülatörlüğünden, Kıbrıs Türkleri'nin İngiltere'deki dini liderliğine, Avrupa'nın en büyük özel mezarlığınının sahibi olmaktan, değişik nedenlerle İngiliz polisi ve adaletiyle olan mücadelelerine kadar uzanan geniş ilgi alanında saatlerce konuştuk. Bir sayfaya sığdırmak güçtü. İngiliz medyasının, bir dönem tarihi Brookwood Mezarlığı'nın bir Müslüman Türk'ün eline geçmesini hazmedemediği için, daha sonra Asil Nadir'le ilişkileri yüzünden uğraştığı, son olarak da Dodi'nin mezarı nedeniyle manşetlere taşıdığı Ramadan Güney'i mezarlık kültürümü artıran insan olarak hatırlayacağım.
Gerçekten, Avrupa'nın en büyük mezarlığının sahibi siz misiniz?
Woking'de 2 bin "ackers" yani yaklaşık 78 bin dönüm büyüklüğünde bir araziye sahibim. Bunun 460 ackers'ı Avrupa'nın Leningrad'dan sonra en büyük özel mezarlığı olan Brookwood Cemetery'dır. Benim mezarlıkta 72 buçuk millet gömülüdür. Mesela İsmailiye mezhebinden olanlar, Afrika, Hindistan ve Pakistan'dan buraya göç edenler, 943'te Almanlar'ın uçaklarını düşürdüğü Türk ordusuna mensup 16 kişi, 1836'da askeri eğitim görmeye gelen yüzbaşı Arif Bey, prensesler, lordlar, sörler, papazlar, İran şahının kız kardeşi prenses Fatma, Mısır Prensi Said'in oğlu, Osmanlı sultan hanımlarının oğulları, Damat Ferit Paşa'nın karısının çocukları, İngiliz bilimadamları, edebiyatçıları... Yaklaşık 350 bin kişi, bir arada huzur içinde yatıyor. Ne kavga ediyorlar, ne de şikayet.
Tarihi 1850'lere dayanan mezarlığı çok ucuza aldığınız söyleniyor.
Doğru, 200 bin pounda bir Yahudi'den aldım. Yıl 985. Mezarlık bana Allah'ın bir lütfudur. Mezarlığı aldıktan sonra işlerim daha da güzel gitti.
Plakçılığın yanı sıra cenaze levazımatçılığı ile de uğraşıyorsunuz değil mi?
Cenaze hizmetleri
Evet, Şeyh Nazım Camii'ne bağlı bir şirketimiz var. Londra'da Müslümanlar'ın ilk cenaze işlerini yapan Teslim Ali adlı bir Pakistanlı'ydı. Sonra ben başladım. Maksadım cenazelerin geliriyle camiyi ayakta tutmaktı. Bu arada başka bir Türk kardeşimiz cenaze hizmetleri kurdu.
Buradaki mezarlık yaşamının Kıbrıs ve Türkiye'den farkları neler?
Türkiye ve Kıbrıs'ta cenazeler doğrudan toprağa konur. İngiliz kanunları, koku yaptığı gerekçesiyle bir çok mezarlıkta buna izin vermiyor. Ama benim mezarlıkta isteyen doğrudan toprağa verebiliyor. Biz mezarı derin kazıyoruz ve kokmaması için üstünü tahta veya mermerle o şekilde kapatıyoruz ki etrafı rahatsız edecek bir koku çıkmıyor. Gömülme şeklinin dışında, Hıristiyan cenazeleri Müslüman cenazelerden çok masraflıdır. Onlar çok güzel taş tabutlar yaparlar. En ucuzu bin pounddur. Dört bine kadar tabut vardır. Ödeme gücüne göre, içinin yatağı-yorganı ile güzel bir tabut yapar. Cenazeyi limuzinleri ile alır götürür. Ölüm pahalıdır Hıristiyanlar'a.
Fakirlere bedava
Gömme fiyatları nasıl?
Her mezarlığın ayrı bir tarifesi var. Benimkinde fakirlere beleştir. Fakirliğin ikinci derecesinde olanlar 150 pounda gömülür. Mezarlığın en pahalı yeri 2 bin 400 poundluk high ground bölümüdür, yani yayladır. Onun altında, lower high ground'un fiyatı bin 900 pounddur. Düz ovaya gömülme fiyatı ise bin 200 pounddur. Aile mezarlıklarının fiyatları daha değişiktir.
Yaylaya ya da ovaya gömülenin dini, fiyatta fark ediyor mu?
Hayır, herkesinki müsavidir.
Şirketiniz cenaze hizmetlerini kaça yapıyor?
80'lerde 350 poundla başladık. Şimdi 450 pound, her şey içinde. Biz cenazeyi hastaneden alıp caminin morguna getiririz. Selası okunur, suyu ısıtılır, yıkanır ve kefeni hazırlanır. Kefen, kadına beş parça, erkeğe üç parçadır. Kadın ise önce bir etek koyuyorsun, belinden aşağıya sarıyorsun. Bir gömlek yapıyorsun baştan aşağıya giydiriyorsun. Oldu iki. İki de çarşaf koyuyorsun tabutun içine, giyimini yapmadan evvel. Bir de başını bağlarsın oldu beş. Erkeklere iki çarşaf korsun, bir de gömlek giydirirsin boydan boya; üç parça olur. Niye böyle yapılıyor bilmiyorum, böyle bulduk böyle gidiyoruz işte.
Farklı gelenekler
İki tane üst üste çarşafa neden gerek var?
Ölünün ağırlığı nedeniyle herhalde yırtılmasın diye. Ayak ucu ve baş ucu bağlanıyor. O şekilde indiriliyor mezara.
Diğer Müslüman milletler ölülerini nasıl gömüyor?
Pakistanlılar başka türlü gömüyor. Mesela biz cenazeyi hazırladıktan sonra namazını kılarız. Sonra mezarlığa götürürüz. Cenazeyi mezara indirir, üstüne toprağı atar, sonra duasını yapar ve döner geliriz. Pakistanlılar, mezarlıkta evvela cenazenin gömüleceği yerin yakınında bir yerde dururlar. Tabutu yere koyarlar. Orada bir dua yaparlar. Sonra alırlar tabutu yürürler bir iki adım. Yine yere koyarlar, yine dua okurlar, sonra alırlar tabutu gene birkaç adım yürürler. Yine yere koyarlar. Böyle böyle mezarın başına getirirler. Tabutu üstünden devirirler, yani ters çevirip üstüne toprak atarlar. İsmaililer başka bir alemdir. Cenazeyi bir çardağın altına koyarlar, etrafına toplanırlar. Bir dua okuduktan sonra götürürler mezara tabutla beraber koyarlar. Bizler normal olarak buhur yakarız mezarın başında. Bazı gruplar, mum yakarlar. Bazıları, her şey tamamlandıktan sonra mezar başında helva veya hamurdan açılmış meze dağıtıyorlar. Pakistanlılar meyve dağıtıyorlar. Bir kısmı hurma getirir.
Yıkamanın detayları
Ölü yıkamada hangi detaylarda fark var?
İranlılar'ın yıkama tarzları başkadır. Bir ölüyü üç kişi birden yıkar. Önce bütün vücudu boydan boya sabunluyorlar. Sonra sağa ve sola çeviriyorlar. Halbuki bizde adet, önce sağ tarafını üç defa, sonra sol tarafını üç defa yıkamak, sonra başını yüzünü gözünü sabunlayıp, gusül yaptırmak, ondan sonra kefenlemektir. Erkek kadın bütün Yahudiler'e doğduklarında bir şal veriliyor. Öldüklerinde şalı başlarına örtüyorlar ve onunla gömüyorlar. Yahudiler'in gömülüşü bize benziyor. Onlar da toprağa veriyor ama mecbur oldukları zaman tabutla gömülüyorlar. Onlar da kefen giyiyor. Ben Hıristiyan da gömdüm bu cenaze hizmetlerimiz dahilinde. Hıristiyanlar'ı da kendi dinimize göre yıkayıp elbiselerini giydiririz, oradan kiliseye götürürüz.
Onları niye yıkıyorsunuz?
Elbiselerini giydireceğim ya, temiz olsun diye. Hem belki Müslüman da olur giderken. (Kahkahalar)
Dodi'de aynı mezarda
Dodi de sizin mezarlığa gömülmüştü değil mi?
Evet. El Fayed sonra çıkardı, kendi evinin bahçesine gömdü. Bu yüzden kendisiyle kapıştık. Dodi için benden geniş bir mezar istediler. 750 bin sterlin olan fiyatı 500 bin sterline düşürdüm. Gömdük. Sonra Dodi'yi mezardan çıkarmaya karar verdiler. Önce yaptığım masrafları verin, ondan sonra gerekli evrakları imzalarım dedim. El Fayed adamları kanalıyla beni tehdit etti. Erkek adamsa kendi konuşsun, isterse param yok desin, ona hediye edeyim dedim. Nihayetinde geldiler, otuzbeş bin pound verdiler, evrakları imzaladık, Dodi'yi çıkardılar. Oğlunun cenaze masraflarını ödemeyen ve itiraz edecek kadar bayağı olan bu adamın dostluğu benim için geçerli değildir. Bir kere dinen sakıncalıdır; bir ölüyü çok mühim bir neden yoksa, mezarından çıkarıp başka bir yerde gömemezsin. İkincisi İngilizler, prensese huzur verdiğine inandıkları bir adam için her gün millerce uzak yerden bu mezarlığa geliyor ve çiçek koyuyorlardı. Sen şimdi oğlunu kendi malikanene gömmekle İngiliz halkına hakaret ettin. Lord Spencer, Diana'yı kendi çiftliğine gömdü ve güzel bir gelir kaynağı ayarladı. Belki El Fayed de onu düşündü. Yarın El Fayed'in oğlunun mezarına gelenlerden para almayacağı ne malum? Dodi adına kurduğu vakıf 20 milyon pound kazandı. Bu para nereye gitti? İngiliz gazeteleri öyle bir vakfın mevcut olmadığını, hiçbir yere kayıtlı olmadığını ispat ediyorlar.
İngiliz sosyetesi
Haddi hesabı olmayan servetiniz sizi, bir Asil Nadir gibi İngiliz sosyetesine sokabildi mi?
İngiliz sosyetesi benden günlerce bahsetti. Gerek Asil Nadir'in davasında, gerek Dodi'nin gömülmesinde. Cemiyetin her sınıfından dostlarım vardır. Benim bir de lord unvanım bulunuyor.
Para ile mi aldınız?
Bu mezarlığın da içinde bulunduğu Woking arazilerini aldığımda o unvan da beraber geldi. Şimdiye kadar kullanmadım. Ama bugün Lordlar Kamarası'na gidip oturabilirim.
Ama hiç denemediniz. Kendinizi layık mı görmediniz?
Yok, kendimi halkımdan ayırt etmek istemedim yoksa ben bugün istesem giyinirim kuşanırım lord gibi. Giyerim melon şapkamı da üstüne. Değneğimi koyarım koltuğumun altına. Çıkar giderim. Ben tanınmış bir kişiyim. 950'lerde EOKA faaliyete başladığında, top yok, tüfek yok, süngü yok, askeri bilgimiz yokken onlara karşı mücadele edecek yeraltı teşkilatını ben kurdum. Arkadaşlarımı topladım üç dört tane daha teşkilat kurduk sonra. Parolası da şuydu: Var olmak lazımsa, kan akıtmamak niye?
Militanlık günleri
İngilizler sizin gibi bir "militanı", başına melon şapka geçirdi diye Lordlar Kamarası'na alır mı?
Almak zorundalar, belgelerim var, yasal hakkımdır.
Asil Nadir, kefaletiniz sayesinde kurtulmuştu. 1 milyon poundluk kefalet parasını İngilizler'e kaptırmamak için üç yıl hukuk mücadelesi vermiş ve kanundaki boşluktan yararlanarak hem kendi paranızı hem de Ayşegül Nadir'in mücevherlerini kurtarmıştınız. Asil Nadir'le dostluğunuz sürüyor mu?
O şimdi İstanbul'da Boğaz'ı seyrederek zaman geçiriyor. İlişkilerimiz bitmiş durumdadır. O gün kendisi için büyük bir riskin içine girdim çünkü başka kefil bulamazlardı, Asil Bey mapusta kalacaktı. O zaman düşündüm, toplam 165 bin soydaşıma ekmek vermiştir bu adam. 958'te Londra'ya ayak bastığımda 95 poundum vardı. Yine 95 poundla gidersem gam yemem dedim ve kefil oldum. Ama sonra bana karşı yaptıklarından sukut-u hayale uğradım. Kendisine şahsen verdiğim külliyetli bir parayı da henüz geri almadım.
'Bana borcu var'
Ne kadar?
500 bini geçer. Vermem demiyor ama ne zaman vereceği anlaşılmıyor. Ona maddi ve manevi yaptığım yardımları bir Hıristiyan'a yapmış olsaydım benim heykelimi dikerdi. Etrafındaki adamlar daima onu kışkırttılar bize karşı. Halbuki biz hiçbir zaman onun bir zarara uğramasını istemedik. Mesela üç sene Kıbrıs'taki gazetesinin ayakta durmasına yardımcı oldum. Bankası iflasın eşiğindeydi, ben oraya tayin olduktan sonra bankayı iflastan kurtardım. Daha bir çok şeyler yaptım. En azından paramın verilmesini beklerdim. Onun için mahkemelerle mücadele ettiğimiz dönemde hanımım öldü. Onun arkasından her gün stres, by- pass ameliyatı oldum. Üç tane damar değişti. Şimdi etrafındaki insanların ne derece doğru çalıştıklarını görüyorum! Demek ki temiz adam istemiyor. Ona İngiltere'deyken de söyledim: "Kandırma kabiliyetiniz güzel. İş kurma kabiliyetiniz birinci sınıf. Açıkgözsünüz. Beceriklisiniz ama insan seçmesini bilmiyorsunuz. Size yardımcı olmak isteyeni tepiyorsunuz. Sizi her gün çalmak isteyenleri baştacı yapıyorsunuz." Daha hâlâ etrafında dolaşanların kendini sömürdüklerinin farkında değil adam. Bazen "Merak etme ben onlardan geri alacağım" derdi. Ama neyi alacaksın? Bir şeyin kalmadı ki. Otellerin gitti, bankan sallantıda, gazete sallantıda. Neyi alacaksın? Atı alan Üsküdar'ı geçmiştir.
20 korumayla geziyor
Şu anda ne iş yapıyor?
Vallahi yirmi tane koruması olduğuna, zaman zaman özel uçak kiralayarak oraya buraya gittiğine göre bir çeşmeden bir su akıyor ama bu çeşme nerededir, bilmiyorum. Benim ağırıma giden, gerek benim kanalımla gerek başkaları aracılığıyla ona para veren masum insanları mağdur etmesi. Çok saf bir kişi bütün hayatı boyunca artırdığı 35 bin poundu Asil Bey'e altı haftalığına ödünç verdi. O kişi yıllardır hâlâ parasını alamadı. Sonra emekli olan kişilerin maaşlarından biriktirdikleri 750 bin poundu o sıkışık olduğu devirde topladık verdik. Onları olsun geri ödeyemedik. Benim bunlar gücüme gidiyor. Bugün gitsen Lapta'daki villasını görsen yüzme havuzları, suni gölleri, şelaleleriyle bir şato yapmıştır. Allah bağışlasın, güle güle kullansın. Ama evvela bu borçlandığın paraları öde. Bu fakir fukaranın hakkıdır. Hatta bir yaşlı nine, "Üçyüz lira biriktirdim Ramadan Bey. Al bunu da ver" dedi. Bunları ödemesi lazımdı. Birkaç kişiye ödedi. Onlar da kapıya kadar gittiler, rezillik yaptılar da öyle aldılar parayı. Yani ben alacağım için gelip rezillik mi yapmam lazım? Bana bir gün telefon açıp da "Ramadan Bey mahkemelerde sürünüyorsun. Bir yardıma ihtiyacın var mı?" diye sormadı. Sadece ameliyat olduğumda bana bir şifa çiçeği gönderdi.
'Açıkgöz bir adamdır'
Asil Nadir mevzuu bitmiş midir?
Bitmemiştir. Çünkü Asil Bey açıkgöz bir adamdır isterse Uzak Doğu'da veyahut Türk diyarlarında büyük işler kurabilir. İnşallah öyle olur. Bir işadamı güneşe benzer. Sabah doğar akşam batar. Büyük şirketler kazandıkları gibi kaybedebilirler de.
Denktaş'ın şu an ki yaklaşımı ne?
Denktaş Bey'in, Asil Bey'in aleyhinde konuştuğunu duymadım. Gördüğüm kadarı ile yani zamanın hükümetleri Asil Bey'in otellerini elinden almak için her çabayı sarf ettiler. Bütün oteller Asil Bey'in elinden gitmiştir. Denktaş bir cumhurbaşkanıdır. Hükümetin alacağı kararları ya onaylar ya reddeder. Eğer bu otellerin Asil Bey'den alınması için cumhurbaşkanının imza etmesi gerekiyorsa herhalde etmiştir.
Teşekkür ederim.