[Emekli Tümgeneral Osman Özbek 1] - Şirketlerde çalışan emekli askerler soygun düzenine alet oluyor
Nuriye Akman
05 Aralık 2002, Perşembe
Osman Özbek Paşa ile söyleşi beklediğimden çok daha sıcak bir atmosfer içinde geçti. Onu daha çok, medyaya yansıyan hırçın söylemi ile tanıdığım için sorduğum her soruyu anlayışla karşılayan, güler yüzlü bir beyefendi ile karşılaşmak gerçekten şaşırtıcı oldu. Genel Başkanlığı’nı Yekta Güngör Özden’in yaptığı Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı olan Özbek’le 90 dakikalık üç kaset boyunca mayınlı alanlarda dolaştık. Ben tabii en çok Jandarma Harekat Başkanı iken imza attığı yolsuzluk operasyonlarının perde arkasını öğrenmek, Paşa ise en çok partisini konuşmak istedim. 3 Kasım’dan sonra her şeyin daha detaylı konuşulabileceğinde anlaşınca mesele kalmadı...
Bir zamanlar, üniformanız sırtınızdayken, ses getiriyor, dikkate alınıyordunuz. Şimdi bir partinin genel başkan yardımcısısınız; ama arayan yok, soran yok. Nasrettin Hoca’nın “Ye kürküm ye!” deyişi gibi, “Saygı bana değil, üniformayaymış” diye düşündüğünüz oldu mu?
Her dönemin adamı olan, güçlüden yana olmak isteyenler açısından dediğiniz doğru. Sizinle bir saat beraber olmak için randevu talep edenleri görevinizden ayrıldıktan sonra görmüyorsunuz. Ama vatandaş bizi Sayın Yekta Bey ile gittiğimiz her yerde sarılıp öpüyor. Tabii “Partinizi kurun, her şeyimizle yanınızda oluruz” diyenler biz partiyi kurduktan sonra uzaklaştı. Ama 11 Eylül’de milletvekili aday adayları açıklanınca, tekrar partimize büyük bir ilgiyi gördük.
Emekli asker arkadaşlarınızı neden partinizde toplayamadınız?
Bazıları şirketlerde çalışıyorlar, belki o işlerini kaybetmek istemiyorlar. Yekta Bey’in de benim de hiçbir şirketten gelirimiz yok, emekli maaşımızın dışında bir şeyimiz yok.
Emekli generallerin şirketlerin yönetim kurullarında olmasına sıcak bakmıyorsunuz sanki.
Ben hiçbir sivil kuruluşta görev almamalarını ve partimize gelmelerini isterdim.
ASKERLERİ KULLANIYORLAR
Acaba siviller, yolsuzluklarına kılıf aramak için bir asker ismine mi ihtiyaç duyuyorlar da o yüzden mi onları alıyorlar yönetim kurullarına?
Katılıyorum o düşüncenize. Bu soygun düzeninde görev teklif edenler, sade onun kapasitesinden yararlanmak için değil, onun etiketinden ve askeri misyonundan yararlanacağını düşünerek o görevi verir.
Bilerek bilmeyerek alet mi oluyorlar onlar da?
Bilerek değildir. Yani bilmiyorum tabii. Ben, bu soygun düzeninde hiçbir yönetim kurulunda görev almam. Kendi başıma çok sade, basit bir iş yaparım; ama hiçbir şirkette çalışmam.
Şu anda partinizde ne kadar asker var?
Partimizin kuruluşunda, üç general, on taneye yakın subay var.
Çevik Bir neden sizin partinizde değil?
Çevik Bir, başlangıçta bizimle beraberdi. Sonra vazgeçti. Bize biliyorsunuz, “Hazırol partisi” diye yazmıştı bir gazete. Hiç hazırol partisi değiliz. Okyanus ötesinden emir alanlar hazırol partisidir. Partimizde 60 yaşın üzerinde olunca hiçbir görev almayacağız. Bir defaya mahsus seçilebilecek Yekta Bey. Ve iki dönemden sonra, ara vermeden bir daha seçilmiyorsunuz bizde.
54 yaşındasınız. Yani altı yıl içinde ne yapacaksanız yapacaksınız.
Evet. Zamanım çok az, iktidara gelmemiz lazım. Ülkeyi soyan o hırsızlardan paraları alacağız. Böyle bir ahdim var. Bakın biz, dışarıdan desteklenmiyoruz. İç ve dış güçler, ulusal partileri istemez. Tabii zor işimiz.
Atatürkçülüğü eksen alan hiçbir partinin iktidar şansı görülmüyor. Acaba, “Atatürk’ü” siyasette kullanmaktan vaz mı geçmek lazım artık?
Yok, özellikle kullanmak lâzım. Tabii adını kullanıp da, yaptıklarının tersini yaparsanız, Atatürk’e zarar verirsiniz. CHP de Atatürkçü değil. Atatürk’ün kurduğu parti olduğu için Atatürkçü olmaz. Bir partinin Atatürkçü olması için, yöneticilerin Atatürkçü olması gerekir. Atatürkçü bir parti, Derviş’i partisine almaz. Biz IMF’ye, Derviş’e, Avrupa Birliği’nin şu şartlarına karşıyız. IMF ile ilişkilerimizi donduracağız iktidara gelirsek. Önce milletin hortumlanan parasını alacağız. Hazreti Yusuf diyarından geliyor diye milleti hortumlayana özel helikopterler indirtmeyiz. Halk kendileri için doğruları yapmamızı ve mücadele etmemizi istiyor. Vural Savaş, militan lafını kullanıyor, ben mücadeleci demokrat lafını kullanıyorum. Demokrat olacağız; ama light değil.
Taş fırın demokratı mı olacaksınız yani?
O kelime hoşuma gitmiyor. O biraz televizyon, televolelik bir şey.
Ama siz light derken televolecilik olmuyor mu?
Hayır yani olayların önünde, aktif olmamız gerektiğini söylüyorum. Kurultayımızı aralıkta–ocakta toplayalım diyoruz. Şu anda arttı ivmemiz. Partilerde hüsrana uğrayanlar, bize geliyorlar.
Teşkilatlanmanızı bitiremediniz. Partiniz seçime giremiyor ve size geliyorlar öyle mi?
Tabii çünkü seçimin zamanı ve zemini iyi ayarlanmadı. Yeni kurulan partiler için bir baskın seçim oldu bu. Eğer Türkiye’de mevcut partilerden vatandaş memnun değilse, yeni yüzler istiyorsa, biz görevimizi yerine getirdik. Çok kolay da parti kurulamıyor. En başta maddi sorunlar oluyor. Kolay değil 41 ilde, onun üçte biri ölçüsünde ilçede örgütlenmek. Biz seçime giremiyoruz; ama temiz bir parti kurmanın olmazsa olmaz koşulları olan temiz insanları bir araya getirmeye çalışıyoruz. İleride bize yük olabilecek hiçbir para babasıyla beraber olmayı düşünmedik. Biz Kuva–yi Milliye ruhu ile bu işi yapıyoruz. Yani ülkenin içinde bulunduğu şartlar, Kurtuluş Savaşı öncesindeki şartlar gibi. Yani o zaman para mı düşünülüyordu? Bir sonraki seçimde ki en fazla iki yıl sonra yeni bir seçim olacak bize göre biz iktidarız.
Vural Savaş başta sizinle beraberdi. Bir baktık, DSP’li oldu. Siz niye gitmediniz?
Efendim Vural Savaş ile her zaman beraberiz. Bizim partinin kuruluşunda yer almadı. O sırada kitap yazıyordu, çok meşguldü. Tabii daha sonra da partimize katılabilirdi. Öyle de bekliyorduk. Erken seçim olunca, Sayın Başbakan’ın teklifini kabul etti. Sayın Başbakan, Genel Başkanımız Sayın Yekta Güngör Özden’i de davet etti. Meğer kişisel bir çağrıymış. Yekta Bey “Hayır” demek zorunda kaldı. Halbuki biz onu partisel ve kurumsal olarak değerlendirmiştik.
Sayın Ecevit’in, sizi özellikle istemediği sonucu çıkıyor buradan.
Hayır, ilgisi yok. Biz parti olarak bu çağrıyı ulusalcıların bir araya gelmesi açısından değerlendirmiştik. DSP, içinden ayrılanlardan sonra daha güçlü ve bize uygun gibi görünüyordu. Ama çağrı öyle değilmiş.
Siz hep hırçın bir resim verdiniz. Sizden çekinilmiştir belki. Hatırlar mısınız, son dönemde, Meclis’i üzen bir çıkışınız olmuştu. Bu sağlık harcamaları nedeniyle, “milletvekillerini asalım” demiştiniz.
Öyle değildi o konu. Meclis’in bahçesinde bir simitçi intihar etmişti. Ben de ayda yetmiş milyarlık fatura getirip, bir ayda yirmi defa doktora çıkan, milletvekillerini vurgulamıştım.
Evet, vurgulamayı “bu insanları asmak lâzım” diyerek yaptınız.
Evine ekmek, ilaç götüremeyen bir simitçi Meclis’in egemenlik parkında kendini asıyorsa, Meclis Başkanı’nın hakkında yasal işlem yaptığını açıkladığı bir milletvekili, o simitçi kadar değerli değildir demek istedim. Yani o milletvekili onun yerine intihar etmeli. Yoksa ben kimseyi asmaktan yana değilim. Bakın şimdi daha önemli konular var. Bizim gibi partiler seçime giremezken, 12 ilde 60’tan fazla aşiret lideri ve şeyh Meclis’e taşınıyor. Doğru mu yani bu?
Onlar vatandaş değil mi? “Meclis’e girmesinler” demek elitist bir yaklaşım.
Yani ben bu yapı bugüne kadar düzelmeliydi diyorum.
Düzelmedi; ama ne yapalım. Bunlar, bölgenin sosyo–ekonomik yapısının ortaya çıkardığı özel yapılar. Onların da Meclis’i olmasın mı TBMM?
Nuriye Hanım, Meclis halkın meclisidir.
E o da halk işte. Nasıl bir halk kavramı var kafanızda sizin?
Ama tarikat lideri, şeyh veya aşiret lideri olarak giriyor Nuriye Hanım. Halkın meclisinde, AB’ye girecek bir ülkede şeyhlik veya aşiretlik bulunmaz. Neden bunun mücadelesini siyasal partiler vermiyor?
Peki neden, genellikle genelkurmay başkanları ve kuvvet komutanları emekli olduktan sonra siyasete girmiyorlar?
Silahlı Kuvvetler’in siyasetten uzak olmasındandır veya her partiye ayrı mesafede durmasındandır.
Şimdi yani askerken siyasete rahat karışılabiliyor, siyasi demeç verilebiliyorken, sivilleştikten sonra siyasete karışmamak mantıklı mı?
Askerken de girmiyorlar siyasete.
Eskileri bırakalım, 28 Şubat bir siyasete yön verme işi değil mi?
Onlar ülkenin geleceği ile görevdir yani. Bunları bence Genelkurmay Başkanı yanıtlayabilir.
Ben niye öyle yaptılar, demiyorum. Hatta “iyi yaptılar” dediğim zamanlar oldu; ama adını koyalım. Yaptıkları siyasettir. Ben psikolojiyi anlamaya çalışıyorum. İçerdeyken, politika yapabilir durumdayken, dışarı çıkınca politikaya çekingen davranmasının nedeni ne? Yani ülkenin geleceği ise söz konusu olan, neden güçlerini, bildiklerini ortaya koymuyorlar? Neden açık politik arenada emniyette hissetmiyorlar kendilerini? Sudan çıkmış balık gibi mi hissediyorlar acaba?
O deyim kaba olur. Ben sudan çıkmış balık gibi değilim. Emekli olunca Silahlı Kuvvetler’e bağlılıklarından siyaset yapmak istemezler. Benim kendi düşüncem, Genelkurmay Başkanı Başbakan’dan sonra geliyor Türkiye’de, konumu çünkü çok yüksek. Bence böyle bir Meclis’te siyaset yaparsa yıpranır diye düşünüyorum. Sadece Genelkurmay Başkanı için söylüyorum; ama tabii onların takdiri, olmaz diye bir şey yok. Ama genelde üst düzey komutanlar, özellikle genelkurmay başkanları ve kuvvet komutanları siyasete girmiyor.
Jandarma Harekat Başkanı’ydınız. Yolsuzlukla mücadele operasyonları sürüyordu. Kayseri Jandarma Bölge Komutanlığı’na atandınız. Bu göreve gitmeyi uygun bulmadınız ve istifa ettiniz. Çalışmalarınız neden onaylanmadı?
Yürütülen operasyonlar savcının, İçişleri Bakanı’nın ve benim üstümdeki komutanımın bilgisi dahilindeydi. Ama biliyorsunuz, İçişleri Bakanı da partisi tarafından istifaya zorlandı. Bunlar, benim tek başıma açıklayabileceğim basit olaylar değil. Bazı şeyleri tam ifade etmek zor; ama ben ayrılmamın yararlı olacağına inandım.
Ordudan “diskalifiye” edildiniz resmen.
Nuriye Hanım, emekli de olsa bir insan, Silahlı Kuvvetler’in bir parçasıdır. Silahlı Kuvvetler’de öğrencilik dahil 38 yılınız geçmiş. Zorluk şu; Silahlı Kuvvetler’i incitecek bir kelime, haklı da olsanız, söylemeniz mümkün değil. Aldığımız terbiye gereği ayrılsak da Silahlı Kuvvetler’i küçük düşürecek hiçbir söz ve eylemde bulunamayız.
ÜLKE HÂLÂ SOYULUYOR
Durdurulmanız insanlara “ordu bir şekilde politikaya girmiş oluyor” yorumlarını yaptırdı.
İşte sorunuzun cevabını o yorumlar veriyor zaten. Halk cevabını veriyor. Bir şeyin cevabı biliniyorsa, tahmin ediliyorsa, anlayan anladığı halde onun cevabını bir daha vermek benim için uygun değil. Yani çok zor bir olay. Kol kırılıyor yen içinde kalıyor. Hakikaten ülke soyuluyordu. Halen de soygun devam ediyor. Polis ve DGM savcısı ile iyi bir işbirliği içindeydik. Ama işte önce bakan görevden alınıyor. Sonra savcı yıldırılıyor biliyorsunuz. Ondan sonra benim yardımcım görevden alındı. Sonra ben görevden alındım. Şimdi halk bunun hepsini biliyor. Yolsuzluklarla mücadele, asker de olsanız kolay değil.
Siz gittiniz iş bitti mi?
Bazı şeyler şahıslarla kaimdir. Yani şahısların heyecanı önemlidir. O şahıslar varsa, o iş güzel yapılabilir, o şahıslar yoksa, o iş normal yapılır. İdare–i maslahatçı bir düzenle yapılır.
Mesut Yılmaz, çalışmalarınızı kendisine bir komplo olarak düşündü galiba.
Öyle görünüyor basındaki açıklamalarından ama İçişleri Bakanı o partinin mensubuydu. Soygunu durdurmak ve suçluları yakalamak için yapılıyor operasyon. Herhangi bir partiye yönelik bir operasyon söz konusu olamaz.
Siz o zaman Jandarma Genel Komutanı olan Aytaç Yalman’ı, Mesut Yılmaz’ın kişisel çıkarlarına hizmet etmekle suçladınız galiba.
Bir gazete suçladı. Bana dayanarak yaptı bunu; ama ben böyle bir şey söylemedim. O atanma için gazetenin kendi yorumuydu. Kamuoyu kendiliğinden bir cevap yakıştırıyor. Benim bir şey söylememe gerek yok. Bir asker, tavrını istifa ederek gösterir. Pişman değilim. Çok mutluyum, doğrusunu yaptım. Arkadaşlarımın da yüzde 99’undan, asker ve sivil takdir aldım.
Ayrılmasaydınız gelecek sene korgeneral olacaktınız değil mi?
Evet iki yılım vardı. Ama komutanlar takdirlerini her zaman kullanır. Şimdi, “Sizi diskalifiye etti Silahlı Kuvvetler” diyorsunuz; ama general atamalarında Cumhurbaşkanı’nın da Başbakan’ın da imzası var.
Demek ki sistem sizi istemiyor.
Bu sistem İçişleri Bakanı’nı da istemiyor. Yani bir parti diyor ki: “Ben bu bakanlıkta devam edeceğim”. Çünkü o parti, o bakanlık kanalıyla geçiniyor. O bakanlık gelir getirici bir kaynak. Ama o sistemin başındaki Başbakan, Cumhurbaşkanı, “Bu bakanlıkların yerlerini değiştirelim, bu partiler buradan gelir alamasın” demiyor. Görevden alınanlar dürüstken, burada kimlerin imzası varsa, bence onlar da istiyor anlamına gelmiyor mu Nuriye Hanım?
CUMHURBAŞKANI BANA SAHİP ÇIKABİLİRDİ
Kimse size sahip çıkmadı, diyorsunuz.
Bana değil, ülkesine sahip çıkacak. Osman Özbek önemli değil. Soygun düzeninde mücadele biraz yürek işi. Biraz ruh işi. Ben beklerdim ki, eğer aşağıdan gelmişse, hükümet istemişse, Sayın Cumhurbaşkanı “Bu generalim, bu bakanım yerinde kalsın.” desin. Diyebilirdi yani.
Neden bir randevu istemediniz? Gidip Cumhurbaşkanı’na durumları anlatmadınız?
Efendim bir askere yakışmaz ki bu. Ben istifa etmekle her kesime her türlü cevabı verdiğime inanıyorum. Silahlı Kuvvetler’in de takdirinde bir hata varsa ona da bir cevap, arkadaşlarıma da örnek, halkıma da cevap veriyorum. Bakın beni buradan aldılar bir yere verdiler. Ben rütbe bırakıyorum. Yani bir noktada sizin parçanız oluyorum diyorum. Tabii askeri hatıralarım ve sevgim kalbimde duruyor. Birkaç kişiye kızmakla Silahlı Kuvvetler’e en ufak bir küskünlüğüm yok.
Ama sistemde belli ki bir arıza var.
Sayın Tantan hakimiyet noktaları diyor. Ahlaki kirlilik ülkeyi sarmış. Bu ahlaki kirliliği yürütenler, temizlik yapmak isteyenleri istemiyor. Hükümet bir karar almışsa, bu operasyonlar duracak diye, buna Silahlı Kuvvetler bir şey yapamaz.
Başınıza gelenler Telekulak Operasyonu’nuzun rövanşı mıydı?
Bizim öyle bir şeyimiz olmadı. O operasyonda suçlananların telefonunu, savcı dinletti. Olayları takip ederseniz olaylar gözüküyor. Koca koca genel merkez binaları yapılıyor partiler tarafından. Nereden yapılıyor? Kolay değil ki, parayla yapılır bunlar. Normal yollardan gelmiyor bu para. Partiler çıkar amaçlı menfaat şebekesi oldu. Hepsinin geçmişinde bir şey var.
Peki ne oldu şimdi bu operasyonların sonucu özetle?
Yargıda devam ediyor. 11 yıl ceza aldılar, para cezası aldılar. Yani tam doyurucu olmasa da eldeki delillere göre en doyurucu sonuç alınan operasyonlardan biri; ama yarım kaldı. Bana göre siyasi boyutu yarım kaldı. Yani bu operasyondan yarası olup gocunanlar basında çeşitli demeçler verdiler. Bize dolaylı yollardan bu operasyonu kesmemiz telkinleri geldi. Gördüm ki hırsızlıkta sağ veya sol diye bir şey yok. Hırsızlıkta işbirliği ve elbirliği var. Fırsatı bulan herkes soyuyor bu ülkeyi.
Yarın: “O Lafı Erbakan’a söylemedim”