Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Bensiyon Pinto 1] - Yahudi cemaati: Öteki değiliz

Nuriye Akman

03 Aralık 2006, Pazar

Dinler ve medeniyetler arası diyaloğa ev sahipliği yapan Türkiye, acaba kendi topraklarında yaşayan farklı dinlerin mensuplarını ne kadar tanıyor? Bu sorunun cevabını önce Türk Yahudi Cemaati’nde aradım. Cemaatin lideri Bensiyon Pinto, başkan vekili Lina Filiba ve müşavir Silvyo Ovadya sorularımı içtenlikle cevapladılar. 1936 İstanbul doğumlu Pinto, lise mezunu. Elektrik malzemeleri ticaretiyle uğraştı. On beş yaşından beri cemaat işleriyle haşır neşir. Resmi olarak bir yıl evvel cemaat başkanlığı görevini üstlendi. İki yıl daha bu görevi yapacak.

1955 İstanbul doğumlu Ovadya, teknik üniversite çıkışlı elektronik mühendisi. Şalom gazetesinde on beş yıl yayın yönetmenliğini üstlendi.

1958 İstanbul doğumlu Filiba, Boğaziçi Üniversitesi bilgisayar programcılığını bitirdi. Bir seneden beri cemaatin yönetiminde profesyonel olarak çalışıyor.

Hiç düşündünüz mü? 65 milyonluk bir toplumuz. Acaba kaçımızın merak portföyünde Yahudilere beyaz bir sayfa ayrılmıştır? “Onlar”, yani “kendimiz” hakkında neleri yanlış biliyoruz? Hem “Bu toprağın insanısınız.” deyip, hem de farkına varmadan bir parçamızı nasıl incitiyoruz?

Cemaatin temsilcilerinden öğrendiğim bilgileri şöyle özetleyebilirim:

Cemaat başkanı, Hahambaşının atadığı beş kişilik fahri müşavirlerin arasından seçiliyor. Hahambaşı kırk senedir görevde.

Türkiye’deki kökleri zannettiğimiz gibi 700 yıl öncesine değil milattan sonra ikinci yüz yıla kadar gidiyor. Pamukkale yakınında Hierakles’te yer altında bulunan Yahudi mezarları ve içindeki İbranice yazılı rulolar, yedi kollu şamdan bunu kanıtlıyor.

1940’larda sayıları 80 bin olan ancak daha iyi ekonomik şartlar aramak için Türkiye’den göç eden Yahudiler, bugün çoğu İstanbul’da oturan 25 bin kişilik bir cemaat. Bu nüfusun 2 bin 500’ü İzmir’de yaşıyor. Adana, Bursa, Antakya, Ankara’da 100’er Yahudi vatandaşımız var. Şimdilik “on yıl sonra yok mu olacağız” diye bir korkuları yok. Otuz yıl daha cemaatin taşlarının oynamayacağına inanıyorlar.

Yahudi cemaatinde beş çocuklu aile yok. Ancak cemaat liderliği, doğurganlığı teşvik gibi bir görev üstlenmiyor. Karma evliliklerin oranı yüzde 25. Yahudi erkek–Müslüman kadın birlikteliği daha çok.

Kırk yaş kuşağının yüzde sekseni yüksek tahsilli. Fransızcanın yanı sıra İngilizce de konuşan yeni nesilde kadınlar aktif olarak çalışmayı tercih ediyor.

Türk Yahudisi çok zengin olarak bilinir; ancak 20 varlıklının dışında bu doğru değil. Yahudi toplumu artık ağırlıkla ticaretle, parayla uğraşmıyor. Küçük esnaf bitti. Büyük şirketlerde çalışmaya özen gösteriyorlar. Ulusal basında çok sayıda Yahudi görev yapıyor.

Hitler zulmünden kaçanlar hariç 65’lere kadar üniversitelerde Türk Yahudisi yoktu. Bugün 100’ün üzerinde öğretim üyesi var. Öğretmenliğin dışında memuriyette varlık göstermiyorlar.

Genelde siyasi eğilim olarak muhafazakar olan cemaat, Varlık Vergisi, 6–7 Eylül olayları, “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyasının etkisiyle içine kapanık bir toplum. Cefi Kamhi’den sonra politikaya ilginin arkasının gelmediği hatırlatılınca “Politikaya dininden ve isminden dolayı almamak lazım insanı. İnsanı kendinden olduğu için almak lazım. Demokrat Parti zamanında mutlaka üç dinden birer temsilci olması gerekirdi. Bunların derin bir etkisi olmamıştır Türkiye politikasına” diyorlar.

“Edebiyatta, sanatta neden çok popüler Yahudi sanatçı yok?” sorusu, nüfusun azlığı ve Türk toplumunun genel yapısıyla açıklanıyor. “Türkiye’nin altmış beş milyonda üç tane dünya çapında virtuözü var. Yahudi’den de bir tane çıksın” beklentisi gerçekçi bulunmuyor.

Peki İsrail, Türk Yahudileri için ne ifade ediyor?

1990’lara kadar ifade edilmeyen, ilk kez Beşyüzüncü Yıl Vakfı etkinliklerinde Jak Kamhi’nin açıkladığı gerçek o ki, İsrail’in diasporada yaşayan tüm Yahudiler için çok büyük bir önemi var. Çünkü Yahudi’nin “korkak” olduğu kabulü, İsrail ile birlikte “cesur” da olabileceği anlayışına dönüştü. İsrail’in yarattığı bu kavram üretiminden Türk Yahudileri de payını aldı ve imajını değiştirdi.

Lara Falay’ın intihar haberi ilk kez Yahudi kökeni vurgulanmadan verildi. Cemaat sözcüleri basının göstermiş olduğu duyarlılığa teşekkür ediyor ve bunun devamını diliyor. Suç işleyen cemaat mensuplarından söz edilirken Müslümanlarda olduğu gibi dini kökenlerinin belirtilmemesini istiyor. “Yaptığı iş kötüyse Yahudi’dir, iyiyse Türk’tür” anlayışından vazgeçilmesi ve hiçbir dine karşı ağır kelimeler kullanılmaması en hassas dilekleri.

Dinlerarası diyalog teması çerçevesinde cemaatin Sayın Fethullah Gülen’le de görüşmeleri olmuştu. Pinto’nun bu konudaki değerlendirmesi de şöyle: “Yıllardan beri cemaatimize mensup din adamları ve dinler arasındaki diyaloğa önem veren cemaat mensuplarımız, muhtelif faaliyet, toplantı ve Tv programlarında karşılaştıkları, diyaloğa girdikleri özellikle Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı üyeleri tarafından davet edildi. Cemaat yönetimimiz bu taleplere karşılık verdi ve Sayın Fethullah Gülen ile de ilk temaslar bu şekilde sağlandı. Dinlerarası diyaloğun gelişmesinde önemli rol oynayan Sayın Fethullah Gülen ile yapılan bazı temaslar sonrasında cemaat yetkililerimiz ile birçok din adamımız iftar yemeklerine ve muhtelif toplantılara davet edildi. Bu görüşmeler farklı dinden olan kişilerin birbirlerini daha yakından tanımalarını sağladı, daha önce ulaşılması zor ayrı çevrelerin fertlerinin diyalog kurabilmelerini temin etti.”

Cemaatin sözcüleriyle yaptığım söyleşiyi yarın okuyacaksınız. Bugün o söyleşiden sizinle paylaşmak istediğim bölüm, onlara isteyerek–istemeyerek yaşattığımız “yabancılık” duygusunu anlatıyor:

Ovadya: Geniş toplum, dini azınlığı hâlâ kendinden görmüyor. Ben, siz doğduğunuzdan beri ne yaptıysanız belki fazlasını yapmış olabilirim; ama öyle bir nokta geliyor ki ben Yahudi olduğum için farklı görünüyorum.

Pinto: Meselâ diyorlar ki: “Çok iyisiniz ya! Siz o Yahudilerden değilsiniz.” Bu “sizlerle bizler” kelimeleri bizi fevkalade rahatsız ediyor. Bunu söyleyenler daha çok entelektüel kesimden. Çok üzülüyoruz. Paranın ve imanın kimde olduğu bilinmez diye bir atasözü varsa hangimizin daha fazla Türk olduğunu söylemekte de çok zorlanırız.

Ovadya: Bir televizyon programında, benim gibi Müslüman olmayan bir kişi daha vardı. Çok meşhur, aydın bir yazar olan programcı, “Bu akşam programı yabancılarla yapacağım.” gibi bir laf kullandı. Ben döndüm dedim ki: “Herhalde bizi kastetmiyorsunuz.” Bir espriye vurarak işi çevirdi. Fakat onun gibi bir adamın bile bu şekilde düşünmüş olması beni yıktı.

Pinto: Türkiye Cumhuriyeti’nde hayatında hiçbir Yahudi görmemiş kişiler çoğunlukta. Karşısına bir Yahudi geldiğinde “Aaa, hiçbir farkı yok.” diye düşünüyor.

Ovadya: Şalom Gazetesi’nin Gözlem Kitapları TÜYAP Fuarı’na sekiz dokuz senedir katılıyor. Oraya gelenler Yahudilikle ilgili on–on beş tane kitapla karşılaşınca, nasıl bir adam olduğunuzu görmek için yüzünüze bakar.

Pinto: İçimiz cız ediyor bunlara. Üzülüyoruz. Ağırımıza gidiyor.

Gazetem, Türkiyem...

Gazetem beni tanıyor, ben gazetemi. Tümünü “dipdiri” diye nitelendireceğim okurların Orhan Pamuk ve Nilüfer söyleşilerine yaklaşımı, hayatı algı denilen büyük gücün yönettiğini bir kere daha gösterdi bana. Biz insanlar için gerçek, algıdan bağımsız olarak var olamıyor. Bana gelen elektronik postaları kabaca şöyle sınıflayabilirim:

1– “Nerden çıktı bu kadın, durdurun onu” diyenler. Ne soranın ne de cevap verenin kelime, kavram ve üslubunda kendisininkinden farklı bir nüansa tahammül edebilenler. Röportajcının seçtiği konukla birlikte gazetenin ahlakını bozduğunu düşünenler. Her on mailden biri.

2– Alışık olmadıkları bir röportaj stiline daha esnek bakanlar. “İyisiniz hassınız da keşke o kişiyle şu konuda konuşmasaydınız.” diyerek kendi bakış açılarını sevgi dolu bir dille sizinle paylaşmak isteyenler. Her on mailden ikisi.

3– “Nerdeydiniz şimdiye kadar?” vurgusuyla röportajcıya açık çek verenler. Popüler sanatçılarla konuşmaların devamını, sevdikleri sanatçının adını da vererek talep edenler. Gazetenin ciddi yüzünde bir tebessüm isteyenler. Değişikliğin ve cesaretin tadını çıkaranlar. Her dakika her şey için teşekkür edenler. Her on mailden altısı.

4– Sorular ve cevapları yorumlayıp, röportajdan ciddi bir Türkiye analizi çıkaranlar. Her on mailden biri.

Tabii bunlar bana gelen maillere göre kabaca yaptığım bir değerlendirme. Muhafazakarıyla, liberaliyle bütün algı sahiplerini kucaklıyorum. Hepsinden bir şeyler öğreniyorum, gazetemi seviyorum. Çünkü bu okur profili Türkiyeme benziyor. Türkiyeme güveniyorum.

HİLMİ YAVUZ’A NOT:

Sevgili Hilmi Yavuz. Yine bir sataşma ve çarpıtma var benim malum sorumla ilgili. O soruyu ısrarla röportajın ruhundan soyutlayıp “türbanlı kızlara ilişkin” olarak algılıyorsanız, malul de olsa algı sizin. Ama o soru, Pamuk’un yarattığı Ka tiplemesinin ne kadar gerçekçi olup olmadığıyla ilgili olarak sorulmuştu. Bu konuyu daha fazla konuşmak isterseniz beni çaya davet edebilirsiniz... Maluliyetimizi çayın yanında kek olarak yeriz.

2006 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player