[Kadir Topbaş] - Partiye sadık biri İstanbul’a başkan olmalı
Nuriye Akman
14 Aralık 2002, Pazar
Beyoğlu Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için adı geçen isimlerden biri. Konu, önümüzdeki haftadan itibaren gündemin önemli maddelerinden biri haline gelecek. Ben kendi hesabıma Kadir Topbaş’ı, İstanbul’un en eski ailelerinden birine mensup olması, aldığı mimarlık ve sanat eğitimi, Beyoğlu Belediye Başkanlığı döneminde değişik inanç ve kültür gruplarıyla kurduğu sağlıklı iletişimi, Tayyip Erdoğan’la hem Karadenizlilik, hem de Kasımpaşa’dan hemşehri olmaları ve onu partisinin genel başkanına rekabet yerine sadakatle bağlı tutan siyasi hırstan arınmış kişiliği nedeniyle en güçlü aday görüyorum. Aday adayları arasında Topbaş’ın asıl rakibinin ise Cüneyt Zapsu olduğuna inanıyorum. Zapsu, partinin kararı açıklanmadan röportaj vermediğine göre, bizim bilmediğimiz başka dengeler mi var diye düşünüyorum.
Aileniz 1860’larda Beyoğlu ile tanışmış. Babanız ilk dükkanını 1935’te Kasımpaşa’da açıyor. 1948’de de İstiklal Caddesi’ndeki Saray Muhallebi hizmete giriyor. Mimarsınız ama muhallebiciliği de öğrendiniz mi?
Saray Muhallebi’nin bu kadar uzun yıllar ayakta durabilmesi için, birtakım imalat ve kalite farklılıkları vardır. Rahmetli babam “Ben bu ismi dökerek kazandım. Beğenmediğim mamulü hiçbir zaman müşterime yedirmedim.” derdi. Babam için bir oklavada 12 yufka açarmış diye söylenirdi. İstanbul’un eskileri, Saray Muhallebicisi’ni yıllardır, damak tadını hiç bozmayan bir müessese olarak bilir. O da nesillerin mesleği devam ettirmesinden.
Siz muhallebicinin oğlusunuz, peki muhallebi çocuğu musunuz?
(Gülmeler) Ben Kasımpaşalıyım. Muhallebi çocuğuyla Kasımpaşalılık bağdaşır mı?
Tayyip Bey de Kasımpaşalı, siz de. Onun üslubundan, yürüyüşünden, tarzından, konuşma stilinden nereli olduğu çok belli. Siz aksine saraylı gibisiniz. O futbolla uğraştı, siz güreşle uğraştınız. Onun etkisi mi?
Kasımpaşa’dayken, bizim yetiştiğimiz noktanın bir farklılığı vardı. Bahçeli, ahşap bir evde oturuyorduk. Üç kardeştik, yaşlarımız çok yakındı. Evimizin yakınında komşularımız vardı. Biz oyunda birbirimize yeterdik. Gidip sokaklarda, mahallenin bıçkın bölümlerinde vakit harcayamazdık. Sayın Başbakan’ın oturduğu bölge sonradan gelişen bir bölge. Benim şansım büyük bir bahçeli evde büyümüş olmak. Çok fazla sokaklarda olmadık.
Orada da muhallebi çocukluğu devreye girdi galiba (gülüşmeler). Anneniz bırakmamış.
Bırakma değil, bahçemiz o kadar büyüktü ki. Kendimize göre macera bulurduk.
Kaç yıl güreş yaptınız?
(Gülüyor) Nereden çıktı bu ya... Kim söyledi?
Çok da teknik güreşiniz varmış.
Futbol da oynadım. Ama çok büyük takımlarda değil. Güreşe 1962’de başladım. Güreş kulübünde bir arkadaşımın merakı beni de meraklandırdı. Serbest güreşiyordum. Hatta milli antrenörümüz Necdet Uçar, benim çok iyi güreştiğimizi söylerdi. Bir ara Fenerbahçe beni istemişti. Bir veya iki yıl içinde milli olabilirsin, çok teknik güreşiyorsun diye. Sağ ayak bileğimde bir burkulma oldu, iki yıla yakın onun sıkıntısını çektim. Ondan sonra bırakmak zorunda kaldım.
Güreş tekniği, siyasetteki başarınızı nasıl etkiledi?
Ben hiç ihtiraslı olmadım. Siyasette hiçbir zaman kavgacı, bir yerlere girebilmek için bir yerleri kötüleyerek, karalayarak, kendini çok ön plana çıkarmak için kulis yapan bir yapım olmadı. Hep istendim, lazım olduğum zaman talep edildim ve öyle göreve geldim.
Tayyip Bey’le güreşseniz onu yener misiniz?
Öyle bir şey olmaz; çünkü sıkletlerimiz farklı (gülüyor).
Artık Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na sıçrama zamanı geldi mi?
Benim hiçbir zaman kişisel bir kararım olmadı. Beyoğlu Belediye Başkanlığı’na girişimde de böyle uygun gördükleri için evet dedim. Şu anda da AK Parti karar verecek buna. Benim Büyükşehir’de olmamı uygun görürlerse tabii ki memnuniyetle kabul ederim. Ama kalkıp da hiçbir zaman bunun kavgasını vermem. Bana bu konuda bir görev alanı ortaya çıkarsa, bundan büyük şeref duyarım ve mesleğimi, becerimi, bilgimi en iyi şekilde burada başarılı olmak için kullanırım.
“Benden harika büyükşehir belediye başkanı olur” diyebiliyor musunuz?
Şimdi bunlar çok sıkıştırıcı sorular (gülüyor). Bugüne kadar hangi işte bulunduysam, o işte hep başarılı oldum. Tabii ki belediyecilik sadece kişisel boyutta değil, bir kadro meselesi. Mimarlık eğitimi, sanat tarihi doktorluğunu, kentin içinde yaşamış olmayı bir avantaj olarak görüyorum ve bana böyle bir görev düşerse, burada başarılı olurum diye düşünüyorum.
Karizmatik olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Karizma her şeyi çözmüyor. Ben otuz yıla yakındır siyasetin içindeyim. Karizmatik isim arayışı siyasette yanlış sonuçlar doğurdu. Bu isimler, oltanın ucundaki yemler gibi oluşuyor halkın önünde. Bunun yerine gerçekten bu işi yapacak, bu işe gönül koyacak, bu işin sevdalısı olacak adamlara ihtiyaç var. Karizmanın beraberinde getirdiği başka dezavantajlar var. O kişinin belki ayaklarını yerden kesmiştir, belki çevresinde farklı şeyler oluşmuştur. Bir işi ortaya çıkarmanın karizmayla çok yakın ilişkisi olduğunu düşünmüyorum.
Ali Müfit Gürtuna’ya ulaşamadığınızı söylemiştiniz bir söyleşide. Bu bana dehşet tuhaf geldi. Yani sizinle görüşmeyi mi istemiyor?
Bu sadece benim değil, İstanbul’daki tüm belediye başkanlarının sıkıntısı. Sayın İstanbul Belediye Başkanımızla istediğimiz an, telefonla birebir görüşme imkanımız yok. Öyle bir numarası yok bizde.
Özel kalemi arayınca dönülmüyor mu?
Mesela oğlumun nişanını Beyaz Köşk’te yapmak istedim, on gün sonra yanıt alabildim. Ve kendisiyle de görüşemedim bu konuyu. Hatta vazgeçiyordum. Geçen haziran, temmuz meclisinde, Eyüp Belediye Başkanımız Ahmet Genç, bizzat kendisinin yüzüne, “Sizden altı aydan beri randevu istiyorum, alamıyorum.” dedi. Sayın Başbakanımızın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde, ilçe belediye başkanlarıyla her ay, koordinasyon toplantısı olurdu. Biz iki yıla yakındır, ilçe belediyeleri olarak, Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımızla bir koordinasyon toplantısı yapmadık.
Acaba siyaseten, Tayyip Bey’le yollarının ayrılması nedeniyle mi böyle oldu?
Hayır bu sadece bizimle değil ki. Diğer ilçelerde de böyle. Yönetim tarzı bu. Son aylarda kent içerisinde ulaşım aksaklıkları görüyoruz. Çalışmaların 24 saat devam etmesi lazım. Mehteran gibi Taksim’deki müteahhidin çalışması. Altı aydan beri, Taksim’in sert zemini düzenleniyor. Kentin birçok yerinde böyle. İl ile ilçeler arasında koordinasyon olsaydı, çok daha farklı olabilirdi.
Ali Müfit Bey’in başka partilerden aday olması yolunda bazı yorumlar var, şansı var mı?
Kendi tercihi. Bir şey söyleyemem. O konumda değilim, çok şükür. Biz siyasete Sayın Başbakanımızla birlikte başladık. Ali Müfit Bey o zaman başkan vekiliydi, Büyükşehir’de. Başbakan’ın mirası olduğunun bilinciyle temaslarımız devam etse, konuşsak, siyasi gelecekler konusunda fikir teatisinde bulunsak daha farklı olurdu.
Neden koptu ilişkiler?
Beraber olduğu çevrenin kendisine empoze ettiği birtakım fikirler var. Yakın tarihe kadar şunu söylediğini biliyoruz Sayın Ali Müfit Bey’in: “Bağımsız olmak en ideal şeydir bir yerel yönetim için.” Bizim AK Parti’nin ta ilk kuruluşundan itibaren, adımlarımız hep partiyle beraber oldu. Sayın Ali Müfit Bey bağımsız olmayı yeğledi. Belki de bağımsız girmeyi bile düşündü seçime. Türkiye’de, hele büyük kentlerde, bağımsız adayların bir neticeye ulaşamayacağı ortada. Şu anda Sayın Başbakanımıza olan güven gün geçtikçe artıyor. Demek ki baştaki tercihlerinde Ali Müfit Bey yanlışlık yapmıştır.
Diyelim ki adaylığınız açıklandı. Bu röportajı okuyacak sıradan seçmenlere yönelik soruyorum. Sizin Gürtuna’dan fazlanız nedir? Neden ona değil de, size oy versinler?
Bunları burada çok açıklıkla konuşmak zülf-ü yare dokunur. Biz sahiciyiz. Biz halkın içinden geldik. Her şeyi gördük. Biz fakir evl eriyle çok bağdaş kurduk. Yıllarca, adım adım, her noktadaki insanımıza ulaştık, Sayın Başbakanımızla birlikte siyaset yaparken. Ve gerçekten dertliyle dertleştik. Tayyip Bey’in sevilmesinin temelinde, bu kadar halkın benimsemesinin temelinde sahiciliği yatıyor.
Yani siz Tayyip Bey’den aldığı mirası kötü mü kullandığını düşünüyorsunuz?
Ali Müfit Bey’in büyükşehir adaylığı ve seçilmesinin en büyük temel etkeni, Tayyip Bey’in başarısıydı.
Diyelim ki Büyükşehir başkanı seçildiniz. En büyük vaadiniz ne?
İstanbul’un bir vizyona ihtiyacı var. İstanbul bir dünya kenti. Üç imparatorluk yaşamış: Roma, Bizans, Osmanlı. Dünyanın bir numaralı yönetim merkezi olmuş. Bu nedenle şehrin gerçeklerini iyi okuyabilen, geçmişini ve bugününü bilen ve geleceğe taşıyacak olan bir yönetim gerekiyor İstanbul’a. Bölgesel, ulusal, evrensel boyutta ele alınması gereken bir kent.
Diğer adayların arasında, en büyük vizyon sahibi benim, iddianız var mı?
Başkalarıyla kendimi kıyaslamıyorum. İstanbul’un kesin bir vizyonunun konması lazım. Kesinlikle deprem meselesinin çözülmesi lazım. Depremle ilgili ciddi bir adım atılmadı İstanbul’da. Kent üzerine kent inşa edilmiş bir kente yaşıyoruz. Bugünkü deprem haritaları, Tayyip Bey’in döneminin haritalarıdır. Yeni yerleşim alanları oluşturulması lazım.
Cüneyt Zapsu’ya göre sizin avantajınız nedir?
Bence siz bütün adı geçen adaylarla söyleşi yapın, sonra kendinize göre bir avantaj çıkartın. Ben Cüneyt Bey’i veya Veysel Bey’i veya Erol Bey’i kendimle nasıl mukayese edebilirim?
Cüneyt Zapsu için, “Başbakan’ın dış ilişkilerini fevkalade yürütüyor. Büyükşehir belediye başkanlığında ne işi var?” diye soruluyor. Buna ne diyorsunuz?
Kendisine sorun, ne işiniz var, diye.
Tayyip Bey, İstanbul’a öyle birini seçtirmeli ki, ona ileride siyasi bir rakip olarak karşısına çıkmasın. Sizi adaylar arasında öne çıkaran sebeplerden biri siyasi hırsınızın olmaması mı?
Bir genel başkanın, seçime partinin kendi prensip ve ilkelerine sadakatini ön planda tutan, üç gün sonra ben partiyi bırakıyorum diye birtakım tahriklere kapılmayacak birisiyle girmesi çok doğaldır yani. Çünkü İstanbul gerçekten çok farklı bir yer, çok farklı bir güç. Tayin edeceği insanın yarın AK Parti’nin ilke ve prensipleriyle ters düşmemesi lazım.
Pendik Belediye Başkanlığı mı, insana daha büyük bir deneyim kazandırır, yoksa Beyoğlu mu? İstanbul’u hangisi daha iyi temsil eder?
(Gülüyor) Nezaket kuralları var. Kalkıp da aday adayı olarak isimleri geçen arkadaşlarımla ilgili bir şey söylemem. Sayın Başbakanımız, İstanbul, Türkiye’nin özetidir diyor. İstanbul’un özeti de Beyoğlu’dur. Beyoğlu, dünya kolonisi.
Diyelim ki Büyükşehir’e aday olmadınız. Mimarlığa döner misiniz, yoksa yine ilçe belediye başkanlığına adaylığınızı koyar mısınız?
Mesleğime de âşığım. Ama şimdi döner miyim, onu konuşmayacağım. Henüz net bir fikrim yok.
‘Yoruldum’ diyor musunuz?
Hayır. Yaşamımda, yorgunluk ve üşenme kelimesi hiç olmadı. Gece saat 02.00’de hanım bir şey istedi, çıkar alır gelirim. Tembellik duygularım hiç gelişmedi. Meşguliyet değiştirdiğim zaman dinleniyorum. Fazla uykuyu sevmem. Uzanarak dinlenirim.
Florya’da büyük bir evde oturuyorsunuz. Bütün kardeşler, bir klan halinde mi yaşıyorsunuz?
Osmanlı tarzı diyelim. Biz ailemizden, büyüklerimizden öyle gördük. Kardeşlerimizle ve çocuklarımızla birlikte yaşıyoruz. Bir eve bir malzeme alınırsa dört tane alınıyor. Bir televizyon alınıyorsa yine öyle. Evine birisi yarım kilo kahve alacaksa, dört tane paket alır, yalnız kendisini düşünmez.
Eşiniz hiç çalışmadı zannediyorum.
Çalışmadı. O da Kasımpaşa’dan. Liseden ayrıldı.
Başörtüsü sebebiyle mi?
Yok. O dönemde başı açıktı. Sonradan kendi isteğiyle kapandı.
Evlenmeden önce flört ettiniz mi?
Yok. Tavsiye ile evlendik. Bir arkadaşımın eşi beni görmüş. ‘Çok iyi bir kızcağız var, tanıştırsak’ demiş. Ben pek mühimsemedim. Lafın gelişi, güldüm geçtim. Sonra dikkatimi çekti demek ki. Üç tane çocuğum var. İkisi erkek. Büyük delikanlı endüstri mühendisi, Amerika’da işletme master’ı yaptı, işte bizim işlere devam ediyor. Kızım, Mustafa Kavurmacı’nın oğluyla evli. Küçük delikanlı da şu anda Koç Üniversitesi’nde, işletme birinci sınıf.