Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Nurben Cin] - Tayyip Bey'in arkasında bile gözü var

Nuriye Akman

29 Ağustos 2003, Pazar

Nurben Cin'i Tayyip Erdoğan'ın mitinglerinden tanıyorsunuz. AKP'nin Sosyal İşler Başkanlığı'na bağlı Özürlüler Koordinasyon Merkezi'nin kadrolu elemanı. Bir yandan işitenleri işitmeyenlere bağlayan bir köprü görevi yapıyor bir yandan da tüm özürlü grupların yaşam kalitesinin yükseltilmesi için çalışıyor. Daha önce eşiyle birlikte tekstil alanında çalışan 33 yaşındaki Cin, işitme engelli bir anne babanın çocuğu. Lise mezunu, kendisinde de yüzde kırk işitme kaybı var. İleride siyasete aktif olarak da atılmak istiyor.

İşaret dilini, konuşmaya başlamadan önce mi, sonra mı öğrendiniz?

Önce konuşmayı, sonra işaret dilini öğrendim. Hiç eğitim almamış işitme engellilerin, aile içinde çok basite indirgedikleri bir konuşma sistemi var. Okuma yazma bilmeyen kişiler, eğitim almış işitme engelliler içine girdikleri zaman akıcı konuşamıyor. Annem ilkokul eğitimini aldı. Okula başlamadan önce ailesiyle kopuk bir ilişki kuruyormuş. Kendimi bildim bileli, annemle konuşabiliyorum. Babamsa okuma yazma bilmiyor. Onunla çok zor iletişim kuruyorum.

İşitme engelli bir ailenin çocuğu olmak, sizi nasıl etkiledi?

Küçük yaşta gereğinden fazla sorumluluk alıyor ve ailede söz sahibi olmaya başlıyorsun. Sekiz yaşından itibaren, alış-verişler, elektrik, kira ödemeleri gibi toplumsal hayattaki işlerin içindesin. İletişimi senin aracılığınla kurdukları için erken yaşta olgunlaşıyorsun. İşaret dilini nasıl öğrendiğinizin farkında olmuyorsunuz. Sadece kendi ailem değil, çevredeki diğer işitme engelliler bile dertlerini anlatabilmek için elimden tutup götürüyorlardı. 9 yaşındayken gidip, vergi dairesi başkanı ile konuştuğumu hatırlıyorum.

Siz işinizi değil, işiniz sizi seçti yani?

Evet. Sayıları üç buçuk milyona varan işitme engelliler, sosyal hayatın çok dışında kalmışlar. Görme ya da bedensel engelliler, çevresel düzenlemelerden dolayı büyük sıkıntılar yaşasalar da kendilerini bir şekilde ifade ediyorlar. Ama işitme engelliler bu iletişimi sağlayamıyorlar. Kamu kurum ve kuruluşlarında, hastanelerde, otellerde, karakollarda çok zor durumda kalıyorlar. Ben çok sonraları bunu fark ettim. Aile içerisinde bakıyorum; herkes annesine babasına veya abisine, ablasına bağlı olarak siyasi seçimini yapıyor. Çocuklar kendi bireysel kararlarını veremiyorlar. Anneme bakıyorum, babası annesi ölmüş. Abisine çok güveniyor. Abisi CHP'de ise CHP, Saadet Partisi'ndeyse Saadet Partisi'ne oy verecek. Çünkü ne dediğini anlamadığı için yorum getiremiyor.

Peki yazılı basın?

Okuyorlar; fakat anlayamıyorlar. En basitinden, annem bir dergi okuyor. "Güzide Duran'ın sıkıntısı yüzüne vurdu" diye yazıyor haberde. Annem diyor ki: "Güzide Duran'a vurmuşlar" "Hayır anne, sıkıntısı yüzüne vurmuş. Çok sıkılmış, bunalmış ve sivilceler çıkmış" diyorum. "Öyle diyene kadar, sivilce çıkmış diye yazsalar ya." diyor. "Vurdu"yu, "dövdü" anlamında algılıyor. Mesela işitme engellilerin nikahları kıyılamıyor. Noter hiçbir işlem yapmıyor tercüman olmayınca. Mahkemeye bir davayla veya boşanmayla ilgili bir işitme engelli gittiği zaman, tercüman yoksa o dava görülemiyor. Onun dışında alım ve satımlarda mutlaka yeminli tercüman bulundurma zorunluluğu var. İşitme Engelliler Milli Federasyonu tarafından verilen o belge olmadan tercümanlık kabul edilmiyor. Hastaneye gidiyor işitme engelli, derdini doktora anlatamıyor. Karnını gösteriyor, midesini gösteriyor, belini gösteriyor. Doktor, anladığı kadarıyla bir şey yapıyor. Yanlış teşhisten dolayı yanlış tedaviler gören işitme engelliler var.

Korkunç bir şey, ciddi misiniz?

Tabii, çok oldu. Bir defasında doktor soğuk algınlığı gibi algılayıp, ona göre reçete yazmış. Meğerse adamın böbrek rahatsızlığı varmış. Erzurum Valiliği çok güzel bir uygulama başlatmış. Bütün karakollardan birer tane polis almış. Bunlara işaret dili kursu vermiş. Ve tekrar karakollara geri göndermiş. İşitme engelli bir vatandaş geldiğinde, hemen o polis arkadaş devreye giriyor, derdini anlatıyor; ona göre cevabını alıp geri dönüyor. Bence tüm hastanelerde bir özürlüler ofisi kurulmalı. Görevlendirilecek iki tane memurla onların hayatı çok kolaylaşabilir. Adliyelerde ve nikah dairelerinde de böyle olmalı.

AK Parti'de çalışmaya başlamanız nasıl oldu?

Tayyip Bey'in İstanbul'da yaptığı özürlülerle ilgili çalışmalar, Türkiye'de bir ilk. Gerçekten, Tophane'de kurulan Özürlüler Merkezi müthiş bir yer. Oradaki çalışmaları uzaktan takip ediyorduk. Deniz Baykal, yıllar önce kongrede işaret dilini kullandığında çok ilgi gördü; saygı uyandırdı. Sayın Başbakan'ımız o dönemlerde siyaset sahnesine yeni çıkıyordu. İşte parti kurulacak. Tayyip Bey'i çok seviyor ve iktidara gelmesini istiyordum. İşitme engellilerin içinde, babası ateist olan, solcu olan var, HADEP'li olan var. Doğru Yolcu, ANAP'lı var. Sayın Başbakan'ımızın bunlara bakışını benim bir şekilde anlatmam lazımdı. Ama sadece o gruba anlatıyorum. O grubun dışındakilere anlatamıyorum. Dedim ki, bunların kendilerinin direkt anlamalarını sağlamak için ne yapmak lazım? Böyle bir öneriyi ben getireyim diye düşündüm. Partimizin kurulduğu ilk dönemlerde bunu bir proje halinde Sosyal İşler Başkanlığı'mıza getirdim. O zamanki proje başkanımız Sadık Yakut çok ilgilendi. Merkez Yürütme Kurulu (MYK)na çıkardı. Proje kabul edildi ve böylelikle partide işaret dili çevirmeni olarak işe başladım.

Konuşmaları çevirirken, ne tür sıkıntılar yaşıyorsunuz?

Çok fazla siyasi terim olduğu zaman sıkıntı yaşayabiliyorum. Bir de bazı yeni kelimeler çıktı. Mesela bir reenkarnasyonun çevirisi yok işaret dilinde. Bunu anlatmam gerektiğinde baktım ki, beynim hızlı bir şekilde hareket ediyor. Reenkarnasyon nedir, ölmek, başka bir bedende tekrar dirilmek. Onu hemen ölmek ve başka bir bedende tekrar dirilmek şeklinde beden dilinde beş altı işaretle anlatıyorum. Sayın Başbakan'ımız zaten çok iyi bir hatip. Onu yakalamakta zorluk çekmiyorum.

İlk ne zaman başlamıştınız çeviriye?

İlk mitingimiz Eskişehir'deydi. Tayyip Bey'in bir işaret dili tercümanı koymasını hiç beklemiyorlardı. Eskişehir, Türkiye'deki ilk işitme engelli üniversitesinin olduğu şehir. Bir grup işitme engelli, "Nasıl olsa anlamayız, ama uzaktan bir görelim" diye gelmişler. Bir de bakmışlar, kendileri ile ilgili bir şey var. Hepsi orada toplanmışlar. Bana uzaktan işaretlerle "Bize bak" dediler. Konuşma bittikten sonra Sayın Başbakan'ımıza, efendim dedim, bir grup işitme engelli var. Size el sallıyorlar, "Biz seni seviyoruz" diyorlar. O da onlara işaret dili ile "Ben de sizi seviyorum." demişti. Artık ben olmadığım zaman da onları sevdiğini söyleyebiliyor. İşitme engelliler de "Aa! Başbakan işaret dilini biliyor." diyorlar. Sayın Başbakan da "Hayır bilmiyorum, sadece bu kadar, ben sizi seviyorum" diyor. Zaten "sizi seviyorum" demek gönülleri fethetmeye yetiyor.

Bir insanı sevdiğini ifade etmek, beden diliyle mi, yoksa sözcükle mi daha güzel?

Konuşmalarda, dikkat ettiyseniz Sayın Başbakan'ımız sinirliyken ben de öfkeleniyorum. Yüzümün şekli değişiyormuş. Çok güzel bir şeyden bahsettiği zaman, ben de böyle mutlu, gülümseyen bir tavırla anlatıyormuşum. "Seni seviyorum", derken de, kendi yüreğini gösteriyorsun; zaten o an, gözlerin de bedenin de konuşuyor. Bence işaret dili ile sevdiğini söylemek çok daha güzel.

İşaret dilinin normal konuşma diline göre avantajı ne?

Çok kısa ve öz anlatıyorsun. Normal bir sohbette cümlelerin daha zengin olur. İşaret dilinde pratik, hemen anlatıyorsun ve bitiyor. Karşımda işaret dilini bilen, normal sağlıklı bir insan varsa farkında olmadan, işaret dili ile destek yapıyorum.

Tayyip Bey nasıl bir insandır?

Bana göre, çok yumuşak, çevresiyle çok ilgili, sakin bir insan. Bazen benim bile, "Yeter, bu kadar insanın üzerine gelinmez, boğuluyorum" dediğim ortamlarda bile, bıkmadan, herkese tek tek cevap veriyor. O kalabalığın içinde benim bile göremediğim özürlüyü fark ediyor. Ezilen, bunalan insanı, ağlayanı, güleni fark ediyor. Ben Tayyip Bey'in herhalde, arkada da gözü var, diyorum. Ben bile hayrete düşüyorum yani. Beden dilini inanılmaz güzel kullanıyor. İşaret dili ile konuştuğumuz zaman, farkında olmadan aynı hareketleri yapıyoruz.

Baykal'ın konuşmasını çevirmekte zorlanırdım

Hangi parti liderinin konuşmasını çevirmek daha zor olurdu?

Mesut Yılmaz ağır konuştuğu için, herhalde onda hiç zorlanmazdım. Deniz Baykal biraz hızlı konuşuyor, Demirel'inki de kolay olurdu diye düşünüyorum. Tansu Çiller'in çevirisinde zorlanırdım. Çünkü çok heyecanlı ve hızlı konuşuyor. Ama şu da var: Çok ağır konuşmalarda koparsın. Mesela "Bugün size yemeğe geliyorum." diyorsunuz. Bu cümle işaret diline, "Ben geliyorum, yemeğe, size, bugün." şeklinde çevriliyor. Oradaki denge çok önemli. Çok ağır konuşan bir insanı bekleyeceksiniz. Cümle komple bitecek ki, onu toparlayıp çevirebilesiniz.

Amerika'da öğretim ve yönetim kadrosunun büyük bölümü sağırlardan oluşan özel üniversiteler var. Bu konuda bilginiz var mı?

Bilmiyorum ama duyduğum kadarıyla Amerika'da özürlülere üniversiteye başladıkları andan itibaren mezun oluncaya kadar bütün derslerinde onlara yardım edecek bir rehber tahsis ediliyormuş. Türkiye'de işitme engellilerle ilgili bir üniversite Eskişehir'de var. Ama geniş kapsamlı değil. Özellikle İstanbul Milletvekilimiz Lokman Beyin ve Sosyal İşler Başkanı'mız Nükhet Hanım'ın ele aldığı ve gelişmesi için çalıştığı konular bunlar.

İşitme engelli yabancılarla teması olan Türk engelliler var mı?

Var. Mesela annemin bir Rus arkadaşı var, sık sık görüşüyorlar. Hiç dil bilmeyen bir Türkle bir Rus, hiç anlaşamaz. Ama hiç dil bilmeyen bir Rusla, bir Türk işitme engelli, mutlaka ortak bir şey çıkarırlar. Yani anlaşmaları çok daha kolaydır. İşaret dilleri çok farklı ama temel noktalarında benzerlikler var. Ben başka işaret dillerini bilmiyorum. Sekiz dil bilen, işaret dilini dünya çapında araştıran bir hanım, en gelişmiş işaret dilinin Türk işaret dili olduğunu söylemişti.

Uluslararası bir işaret dili (ISL) var. Onu biliyor musunuz?

Hayır. Önce Türkiye'deki işaret dili yasağını kaldırmamız gerekiyor ki, uluslararası işaret dilini öğrenebilelim. Türkiye'deki sağır ve dilsizler okulunda işaret dili kullanmak 1965'ten bu yana yasak. Çünkü konuşmayı tembelleştirdiğini düşünüyorlar. Aslında yanlış bir düşünce. İşitme Engelliler Milli Federasyonu yasağı kaldırmak istiyor. Öğretmenler işaret dilini kullanmasalar da çocuklar bunu dışarıda öğreniyorlar. Eğer eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapılırsa, engelliler de konuşmayı başarabilirler. Bunlar sesleri duyamadıkları için konuşamıyorlar.

1989'da, Washington DC'de Uluslararası Sağırlar Konferansı yapıldı. 85 ülkeden 5 bin sağır toplandı. Türkiye'den kimse katıldı mı acaba?

Bilmiyorum. Ama ekim ayı içerisinde Türkiye İşitme Engelliler Milli Federasyonu Başkanı Yunus Bey, Uluslararası Birinci İşitme Engelliler Kongresi düzenliyor. 81 ülke katılacak. Ve Sayın Başbakan'ımıza da özürlülere gösterdiği bu yakın ilgiden ve hassasiyetten dolayı onursal başkanlığı teklif edecekler.

Biraz hızlı konuşuyorsunuz, öyle değil mi?

Hızlı konuştuğumun farkındayım. Çok tezcanlı, yerinde duramayan bir insanım. Bu konuşmama da yansıyor ister istemez. Hızlı konuşurken kelimeleri yuvarlıyorum. R'leri ve S'leri de yutuyorum. Özürlülerle ilgili yapılan çalışmalarda herkesin ciddi anlamda katkılarını bekliyorum. İlla ki aileden birinin özürlü olması gerekmiyor. Çünkü her sağlam insan, bir özürlü adayıdır.

2003 Yılı Röportajlar