Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Ariana Ferentinou] – Türkiye Avrupa'da hâlâ uçan halılarla tasvir ediliyor

Nuriye Akman

09 Ekim 2005, Pazar

Önümüzdeki çetin AB müzakere sürecinde bizi en çok zorlayacak konulardan birinin Türk-Yunan ilişkileri olacağını düşünerek, Türkiye'de yaşayan Yunanlı gazetecilerin Türkiye'yi ve Türkleri nasıl gördüklerini merak ettim.

Bugün Ariana Ferentinou'nun ilginç hikayesini sizlerle paylaşıyorum. Yarın da Evengelos Aretios'un Türkiye izlenimlerini vereceğim. Ariana Ferentinou, bizim ilk yabancı gelinlerimizden. Türk eşinden ayrılmasına rağmen 1996'dan bu yana İstanbul'da yaşıyor. Atina'da ve Londra'da eskiçağ ve arkeoloji eğitimi aldı. 1979-1995 arasında BBC'de belgesel programlar hazırladı. Referans ve Turkish Daily News gazetelerinde yazıyor, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim üyeliği ve Yunan devlet radyosunun Türkiye muhabirliğini yapıyor.

Türklerle ilgili ilk deneyimlerinizi hatırlıyor musunuz?

Tüm Yunanlılar gibi benim de Türklerle ilgili deneyimim korku üzerineydi. Bir kere ilk bakıştaki görünüşleri son derece ürkütücüydü. Sınıfımızda hemen kara tahtanın üzerinde asılı duran Mehmet Ali Paşa'nın resmini hâlâ hatırlarım. Oradan o ürkünç kaşları ve uzun kıvrık bıyığı ile bize bakardı. Yiannia adındaki güzel Yunanlı kadına âşık olup reddedildiği için onu gölde boğması ile ilgili öykü benim beynimde yankılanıp durmuştu. Atina'daki ilkokul yıllarımın başlarında Türklerin aynı şiddetle sevip aynı şekilde de öldürebilecek çılgınlıkta insanlar olduklarına çoktan karar vermiştim. Bu düşüncelerimin üzerinden uzun yıllar geçse ve bu izlenimlerim büyük ölçüde değişse de bütünüyle yanlış olduğunu söyleyemem.

Türklerle ilgili düşmanlık daha okuldayken aşılanıyordu demek çocuklara?

Sınıf duvarında asılı başka figürler de vardı. 1821'deki büyük isyanda korkunç Türkleri ezip geçen yiğit ve korkusuz ulusal kahramanların destansı resimleri de orada asılıydı. Herkesi korkutabilecek bu düşmanlar kapkara gözleri, upuzun bıyıklarıyla Türklerden başkası değildi kuşkusuz. Tahmin edeceğiniz gibi kana susamış düşmanlarla kahramanları nasıl ayırt edeceğimiz bize gayet iyi belletilmişti. Kahramanlar beyaz etek benzeri kıyafetler giyerken düşmanlar türban ve şalvarlarıyla boy gösteriyor, kılıçlarından kan damlıyordu.

Bu görüntüler daha sonra değişti mi?

Atina'daki ortaokul ve üniversite yıllarımda gözle görülür bir iyileşme olduğunu söyleyemem ancak tüm bunlar daha sofistike bir hal aldı. Türkler en büyük ulusal düşmanımızdı, Bizans İmparatorluğu'nu yerle bir etmiş, başkentimiz Konstantinopolis'i ele geçirmiş ve 400 yıllık kölelikten sonra kadın çocuk demeden etrafta ne kadar Yunanlı varsa kılıçtan geçirmişti. Çocukken aramızdaki en popüler oyun sevmediğimiz birinin üzerine sanki Türklerin yaptığına inandığımız yöntemle tükürmekti. Türklerden korkutma en çok annelerin işine yarardı: Bir Yunanlı çocuğa yemeğini hemen yedirmek isteyen anneler için onları Türklerin kapacağı tehdidi en sık başvurulan yoldu.

Oysa zihniniz bu imajlarla yüklüyken kader size bir Türk koca hazırlıyordu...

Bu ilk yıllarda oluşan son derece cahil yaklaşımlarım uzun yıllar değişmedi. Ta ki Londra'da daha sonra evleneceğim Türk'e rastlayana kadar. O zamana dek Türkler Asya'dan gelen esmer, ilkel ve kötü niyetli insanlardı sadece. Bizler Batı uygarlığının kurucularıydık; onlarsa Asya'dan gelip Avrupa'yı ve medeniyetimizi yakıp yıkanlardı. Türkler sanki bizim için eski çağlardan gelen en büyük düşmanımız olan İranlıların bir uzantısıydı. Bu geleneksel yanılgıdan kurtulmak yıllarımı aldı. Bugün ise hâlâ İranlılarla Türklerin aynı ırktan geldiğini sanan pek çok Yunanlı bulabilirsiniz. Bir başka büyük yanılgı da Türklerle Osmanlıları birbirinden ayıramamaktı. Bugün uzun süredir bu ülkede yaşayan bir Yunanlı olarak bütün bunları ayırt edip bu yanlış yargılardan kurtulmayı başardım.

Türkleri nasıl tanıdınız peki?

Yunanlıların hâlâ anlayamadığı bir şeyi daha anladım. Türkler rakamlarla konuşmaya ve onları çarpıştırmaya bayılıyorlardı. Hesap çok basit. Ortada 70 milyon Türk'e karşı 10 milyon Yunan'a gelip tıkanıveriyordu. Eski eşim, "Bir kere sizin kaderiniz bizimle, bize katlanmak durumundasınız." derdi. Aslında pek de haksız sayılmazdı; ama ben her defasında buna karşı çıkardım.

Siz asıl arkeoloji eğitimi görmüştünüz sanırım...

Evet, ben tesadüfen gazeteci oldum. Arkeoloji eğitimi gördükten ve Yunanistan'da 1,5 yıl kazılarda çalıştıktan sonra ülkemi terk edip yüksek lisans için Londra'ya gittim. O dönemde arkeolog olarak iş bulamayınca radyo prodüktörü olarak BBC'ye başvurdum. 23 yaşında Yunanistan'ı terk ettikten sonra yedi yıl bir İngiliz'le evli kaldım. Bir Türk'le evlenmek, ölesiye sıkıcı zengin İngiliz banliyö yaşamından sonra ilginç bir alternatif olarak göründü gözüme. Türk kocam genç, meraklı, hırs doluydu. Türk kimliği konusunda son derece alıngandı. Yunanlılara karşı aşk ve nefret duygularını aynı anda barındırabilen biriydi. Yıllar sonra Özal döneminin sonlarına doğru yetişkin hale gelmiş bir sürü genç Türk erkeğinin bu tanıma birebir uyduğunu fark ettim.

Sıra dışı bir öykünüz var...

Babam sosyalist kimliğiyle Yunan tarım endüstrisinde önemli bir figürdü. Türklere ve Atatürk'e hayranlık duyardı ve 1922'de Türklerle Yunanlılar arasında olup bitenleri hiç de alışılmadık görüşlerle açıklardı. Ateist bir baba ve pek de dindar olmayan bir annenin çocuğu olarak bu sıra dışı aileden bir Türk'le evlenmek için izin almak pek de zor bir şey değildi. Asıl zor olan Türk bir kocayla yaşamaktı. Bana gelip de bir Türk'le ilişkileri olduğunu söyleyen ve onlarla evlenip evlenmemeleri gerektiğini soran bir sürü Yunanlı kadın arkadaşım var. Onlara bu işin göründüğü kadar kolay olmadığını söylüyorum.

Yunanistan'da da olay haline gelen, Yabancı Damat dizisini de dikkate alarak Türk-Yunan ilişkilerinin bugünü hakkında neler düşünüyorsunuz?

Yunanistan'da artık politikacılar Türk kartını oynamamaya başladılar. Yunanlılar artık Türklerle ilişkilerinde politikacıların oyuncağı değil. Özellikle 1999 Ağustos Depremi iki halkı birbirine yaklaştırdı. Tabii ki evlilikler, birbirine âşık olmalar kaçınılmaz. Eskiden Ortodoks kilisesi aşk hikayelerinde en büyük engeldi. Bir Rum'un bir Türk ile evlenmesi İstanbul içinde bile duyulmamış bir şeydi ve müthiş bir günahtı. Şimdi popüler kültür ile beraber bu bir trend haline geldi. Yunanlılar için sadece Türklerle değil, başka kültürden insanlarla da evlilik bir sorundu. Biliyorsunuz Katolikler ve Protestanlarla Ortodokslar arasında müthiş bir çekişme var. Ortodoks kilisesi son derece tutucu bir kilise. Hıristiyan bile olsa farklı bir mezhepten evliliğe sıcak bakmıyordu. Son on yılda bu durum değişince Türkler de bu potaya girdi. Şu anda özellikle Araplarla Yunanlılar arasında müthiş bir evlilik patlaması var.

Türklerle Yunanlıların ne kadar da çok benzeştikleri çok söylenir oldu. Doğru mu bu?

Türklerle Yunanlılar arasında benzerlikler bulunduğuna dair bir sürü saçma sapan konuşma var. Bir dolu abartı ve yarım yamalak bilgi bunlar. Benzer görünsek ve bazı durumlarda benzer davransak da aynı değiliz. Hatta çok da farklı sayılırız. En basitinden Türkler özellikle de erkekler duygularını ifade etmekte son derece güçlük çekiyorlar. Bir Türk erkeğinin ya da kadınının aslında ne demek istediğini, ne düşünüp neler hissettiğini tam olarak anlayana kadar yorgun düşüyorum. Duygu ve düşüncelerini öylesine dolaylı yoldan anlatıyorlar ki; sonunda laflarının başladıkları yerden çok uzak bir yerde olduklarını fark ediyorum. Eski Türk eşim her zaman Türklerin "Yunanlıların depresif hali" olduğunu söylerdi. Depresif olup olmadıklarını bilmiyorum; ama çabuk öfkelendikleri kesin. Yaşamla ilgili problemleri çözemediklerinde kaderciliğe sığınıveriyorlar. Aslında Yunancada "Türk gibi kızmak" diye bir deyim vardır. Deneyimlerim bunun ne kadar doğru olduğunu bana gösterdi.

Bütün bu olumsuz denebilecek izlenimlere karşın Türkiye'den kopamıyorsunuz...

Doğru. Bugün en iyi arkadaşlarımın çoğu Türk. Her ne kadar Türkiye hakkında homurdanıp dursam da dokuz yıldan ve acı dolu bir boşanma deneyiminden sonra hâlâ buradayım. Türkiye, daha doğrusu İstanbul, öyle bir yer ki; tüm yaşamınız boyunca hiçbir yere seyahat etme ihtiyacı duymuyorsunuz. Bütün kültürleri tanıyabildiğiniz kendi içinde kompakt bir yolculuk burası. Bu kentte beni içine çeken bir şeyler var ve buradan başka bir kentte yaşamayı pek düşünemiyorum.

Yunanistan'ın AB'ye giriş sürecini hatırlarsak, şartlar çok farklı olmakla birlikte benzer şeylerle karşılaşacak mıyız dersiniz?

Biz o dönemde küçük ve önemsiz bir ülke olarak görülüyorduk. Antik tarihimiz bir tarafa suvlaki, sirtaki ve uzun sahillerimizden başka pek bir şeyimiz de bilinmiyordu doğrusu. Bu tavrın aynısı ile Türkiye yüz yüze gelecek. Burası ne yazık ki; hâlâ uçan halılarla, feslerle ve çarşaflı kadınlarla özdeşleştirilen bir ülke. Geçen hafta Türkiye'yi betimleyen politik karikatürlere bir göz atarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. AB içinde 20 yıl geçse bile Avrupa içinde imajımızı düzeltebildiğimize pek inanmıyorum. Türkiye ise emin olun kendini tam anlamıyla tanıtmak için bizden çok ama çok daha uzun bir zamana ihtiyacı olacak.

Türkiye'nin ilk 'Yabancı Gelin'i sayılırım

Eski eşinizle nasıl tanışmıştınız?

1980'lerin ortalarında BBC'nin dünya servisinin Yunanca bölümünde çalışıyorsanız bir Türk'le tanışmamanız neredeyse imkansızdı. Türkçe bölümü hemen bitişiğimizdeydi, aynı stüdyoları, aynı montaj odalarını paylaşıyor, birlikte tonlarca kahve ve sigara tüketiyorduk. Türkler ve Kıbrıslı Rumlar 1974'te Kıbrıs'ı terk edip Londra'ya gelmişlerdi ve birlikte çalışıyorlardı. Artık ortak bir işverenimiz vardı: İngilizler. Gecenin bir yarısı 50'ye yakın milletten insan aynı kafeteryada yemek kuyruğuna giriyorduk. En iyi arkadaşlarım Türkler oluvermişti. Gerçek Türklerin sınıfta asılı korkunç Ali Paşa portresiyle alâkası yoktu doğrusu. Çok geçmeden bu Türklerin içinden biriyle duygusal yakınlığım oldu ve daha sonra onunla evlendim de. Bana bir tür "Yabancı Gelin" diyebilirsiniz; hem de ilk versiyonlarından.

Yunanistan AB ile zengin oldu

AB üyesi olmak Yunanistan'ı nasıl etkiledi?

Fakir bir ülkeydik, zengin bir ülke haline geldik. Kadının toplumdaki rolü çok daha liberalleşti. Bir sürü kanun geçti Avrupa Birliği sayesinde. Bu da kadınların konumunu çok daha güçlü hale getirdi. Şu anda 72 yaşında olan teyzem eskiden bir ev kadınıydı. Fonlar sayesinde bir kadın örgütüne katıldı ve başkanlığına kadar yükseldi. Bireysel olarak da etkiledi yani. AB sayesinde kadınların davranışları, talep ettikleri roller farklılaştı, toplumdaki değerleri arttı. Daha açık görüşlü bir toplum haline geldi Yunanistan.

2005 Yılı Röportajlar