Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Nurettin Kaldırımcı] - (Pişman Olan Kazanıyor) Koş kartelci koş, Rekabet Kurumu'na koş

Nuriye Akman

Refah Partisi eski milletvekili Prof. Nurettin Kaldırımcı, 2003'te dönemin başbakanı Abdullah Gül'ün davetiyle üyesi olduğu Rekabet Kurulu'nun, 2007'de başkanı olarak atandı.

Politikanın, kurumun bağımsız karar verme özgürlüğünü zora sokacak bir etki yapmadığını düşünüyor. Fakat kâr etme amacıyla çaba sarf eden insanların davranışlarına sınır getiren, soruşturma açan, trilyonlarca lira ceza kesen kurumun aynı zamanda politik bir işlevi de olduğunu kabul ediyor. Kaldırımcı ile üç saate yakın konuşmamızı özetlerken, demokrasinin olmazsa olmazı rekabetin faziletlerini değil, rekabetsizliğin yansımalarını seçtim. Rekabette pişmanlık uygulamasının müjdesiyle...

Rekabet ihlali, iki kere iki dört kesinliğinde verilebilecek bir karar mıdır?

İki kere iki dört eder gibi cevabı olan özellikle kartellerle ilgili rekabet ihlalleri mevcut. Ancak hakim durumun kötüye kullanılmasıyla ilgili rekabet ihlalleri tüm dünyada tartışma konusu olabilmekte. Mesela Sabah ve Doğan grupları 2001'de birlikte gazete fiyatını belirlemek, bazı gazeteleri dağıtmamak gibi bir davranış içine girdiklerinde biz soruşturma açtık. Sonuçta iki gruba da ceza verdik.

Şu anda medyada hakim olan Doğan Grubu'nun bir haksız rekabet durumu yarattığı iddiasına ne diyorsunuz?

Medya genellemesi teknik olarak yanlış. Çünkü medya alanında çok sayıda farklı pazarın varlığı söz konusu. Satış, dağıtım, reklam geliri vs. gibi. Doğan Grubu hâkim durumda değil, güçlü konumda denilse daha doğru olur. Rekabet açısından ortada "katlanılabilir" bir tablo var.

Medyada kartel yok yani?

Medyada kartel var da diyemem, bütünüyle tam özlenen bir rekabetçi bir görüntü vardır da diyemem. Biz yoğunlaşmaya müdahale ediyoruz. Eğer Doğan Grubu piyasadaki gücünü artıracak, bir devralma, satın alma, birleşme talebinde bulunursa biz orada ince eleyip sık dokuyoruz. Müsaade etmeyebiliyoruz veya o satın alma konusunda şartlar getirebiliyoruz.

Örneğin Vatan Gazetesi'nin alınmasına, iki yıl sonra satma şartıyla evet dediniz. Atv ve Sabah'ın satış ihalesine tek firmanın girmesine ise bir şey demediniz. Bu, rekabete uygun muydu?

Biz o tarafına karışmayız. Ucuz satıldı, pahalı satıldı, bir firma girdi, beş firma girdi. Biz hukuken müdahale edemeyiz. Ama rekabetçi bir yapının oluşması açısından kimlerin o ihaleye giremeyeceğini ve satış sonrası kimlere izin verilebileceğini belirleriz.

TV5'in Doğan Grubu'na verdiği karasal frekans meselesi çok tartışıldı. Siz bu durumu rekabete uygun buldunuz. Ama RTÜK'ten karar çıkmıyor. Nedir bu işin aslı?

Doğan Grubu TV5 ile bir alışveriş ilişkisine giriyor ve 'oradaki karasal frekansı biz kullanacağız CNN Türk'te' diyor. Mevzuat gereği bize geldi konu. Biz dosyayı ince eledik, sık dokuduk. Kamuoyu karşısında savunamayacağımız ve muhataplarımızı mağdur edecek bir karar alırsak görevimizi yapmamış olacaktık.

Başbakan, neden kavga konusu yaptı?

Sayın Başbakan'ın hangi mülahaza ile hareket ettiği kendi takdirindedir, onu bilemem. CNN Türk esasen kablodan ve uydudan yayın yapıyor. CNN Türk daha önce karasal yayına sahipken o frekansı bir başka şirketine, TNT'ye devretti. CNN Türk, her ne kadar kablodan yayın yapıyorsa da bu karasal yayından dolayı Türkiye'deki toplam izlenme payında yüzde 1'lerin altında bir düşme olduğunu söyledi. Yüzde 0,4 civarındaki bu azalma tabii reklam verenlerin taleplerini etkiliyor. Ona göre pazarlık gücü azalmış oluyor. CNN Türk yöneticileri, o nispi azalmayı telafi etmek amacıyla TV5'in karasal frekansını devralmak istediklerini belirterek bize bir dosya verdiler.

Karar verirken nelere dikkat ettiniz?

Piyasa şartlarına baktık. Acaba, TV5'in karasal yayın frekansını CNN Türk'ün kullanması, zaten güçlü konumda olan Doğan Grubu'nun gücünü daha da artırır mı? Çünkü Doğan Grubu halen 3 olan karasal yayın hakkını 4'e çıkarmakta ve TRT'ye ait haklar dışarıda bırakılırsa, ilgili piyasanın yüzde yirmisine sahip olmakta. Ve çok küçük de olsa, karasal yayın hakkına sahip bir aktör yani TV5 piyasadan çıkıyor

TV5, Milli Görüş'ün değil mi?

Kimin olduğu bizim için önemli değil. Biri satıyor, biri alıyor. Biz piyasada bu devirden sonra rekabette bir azalma olacak mı, ona bakıyoruz. Baktık ki TV5 piyasadan çıksa da, çıkmasa da piyasanın o rekabetçi tablosuna ciddi bir katkısı yok.

Pahalı bir şey midir bu karasal yayın?

Hayır, değil. Üstelik birkaç yıl sonra demode olacak. 2015'e kadar dijital sisteme geçilecek. Duruma baktık. TV5 uydudan yayına devam edecek. İzlenme oranında kayda değer bir azalma olmayacak. Konuyu şu anda da gelecekte de yine kayda değer oranda Doğan Grubu'nun mevcut gücünü artıracak ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak bir faktör olarak değerlendirmedik.

Karar öncesinde siyasi bir baskı gördünüz mü? Mesela Başbakan arar sizi. Ya Nurettin sakın vermeyin şunu Doğan Grubu'na der!

Öyle bir şey olamaz. Kamu yönetiminin etkinliği dışında, Sayın Başbakan, müdahil olmanın, bağımsız bir kurulun şu ya da bu konuda ne şekilde karar vereceğinin derdinde değildir. Biz kararı verdik. Bu tür spekülasyonları önlemek amacıyla, haber kanalında kullanmak kaydıyla ve frekans tahsisine ilişkin diğer mevzuat hükümleri mahfuz olmak kaydıyla dedik. Bizden dosya çıktı.

Sizin onayladığınız bir frekans devri kararı RTÜK'ten niye çıkmıyor? Üstelik de komşunuz.

Kurumlar birbirine çok yakındır Ankara'da. Ama bir başka açıdan çok uzaktırlar. Herkesin kendi kanunu, tebliğleri var, çalışma prosedürleri var.

Belli ki burada politik bir direnç var.

O tartışma bizim kararımızdan kaynaklanmadı. RTÜK'te işte Zahid Akman meselesi, Kanal 7 meselesi, Almanya'daki Deniz Feneri meselesi çıktı. Karşılıklı iddialar. İthamlar şunlar bunlar.

Ama o kavganın içinde Başbakan bunu da kullandı. Dolayısıyla bu, sizin kararınızın da onaylanmadığı anlamına gelmiyor mu?

Hayır. Biz kendi açımızdan konuyu değerlendirdik. Hukuk zemini bize yeter etkin olmak için.

Akaryakıtın Türkiye'nin her yerinde aynı fiyata satılmasını rekabete aykırı bir durum olarak görmediniz. Ama belli ki firmalar aralarında gizli bir anlaşma yapmışlar. Bu da rekabetin baş düşmanı kartel demek değil midir?

Türkiye'deki akaryakıt dağıtım şirketlerinin nihai tüketiciye intikal ederken ürettiği malların fiyatının aynı olmasıyla ilgili şikâyetler bize geldi. Yine bu süreçte EPDK kendisine de benzer şikâyetler intikal edince Rekabet Kurumu'nun da bu soruna müdahil olmasına dönük bir resmi talepte bulundu. Biraz şanssızlık olarak da bu talep basına yansıdı.

Niye şanssızlık?

Bize bir şikâyet vaki olduğunda konuyu önemli görürsek hiç kimsenin haberi olmadan kendi içimizde bir ön araştırma kararı alırız. Mahkemeden karar çıkartır, o firmaların rekabete aykırı örgütlenmeleri varsa onların delillerini elde etmek için hazırlık yapmalarına fırsat bırakmadan yerinde inceleme yaparız. Ama kamuoyuna bir şey intikal ederse onlar ajandalarını, bilgisayarlarını temizlerler.

Böyle mi oldu burada?

Öyle oldu demiyorum. Ama öyle bir risk vardır diyorum. Biz zaten bu sektöre dönük araştırma yapıyorduk. EPDK'dan bu talep geldiğinde yerinde incelemeler yapıldı. Belgeler, bilgiler toplandı. Kurum konuyu çok yönlü ele alıyor. Yaptığımız müzakerede soruşturma açılmamasına karar verdik.

Yani topu EPDK'ya attınız!..

Hayır. EPDK ilgili diyaloğumuz üst seviyededir. Biz onlara dedik ki siz bizden böyle bir talepte bulundunuz. Yaptığımız çalışmalar sonucunda şimdilik soruşturma açmak için yeterli bir gerekçe bulamadık. Ama şunları şöyle düzeltmek lazım. Bize düşeni yapacağız. Siz de gereken tedbirleri alın.

Bu durumda da benzinin Türkiye'nin her yerinde aynı fiyata satılmasının rekabete aykırı bir durum olmadığını söyleyip aynen devam kararı vermiş olmuyor musunuz?

Haklısınız. Kararımız bu şekilde anlaşılabilir. Bölge ve şehirler itibarıyla farklılıklar var. Biz ilgili sektörde yapıdan ve mevzuattan kaynaklanan ve rekabeti olumsuz yönde etkileyen unsurların çok ağırlıklı olduğunu, oradaki firmaların anlaşma yaparak ortak fiyat belirlemediği sonucuna vardık. Bizde karar yedi kişiyle alınır. Dört kişi soruşturma açılsın deseydi açardık.

Bu centilmenlik anlaşması yaptıkları görüntüsünü nasıl açıklıyorsunuz peki?

Benim şahsî kanaatim de centilmenlik anlaşması yaptıkları yönünde. O kararda da karşı oyum var zaten. Öte yandan intifa diye bir şey var. Bir petrol istasyonunun sahibi, bir dağıtım firması ile sözleşme yapıyor. Dağıtım firması diyor ki, on yıl boyunca benden alacaksın. Bunun karşılığında ben sana şu kadar para vereceğim. O intifa meselesi, satış noktalarının kendi arasında rekabet etmesini engelleyen ve dağıtıcı firmanın tavsiyesine bütünüyle uymaya zorlayan bir etki yapıyor. Satış noktası o tavsiyenin dışına çıkıp daha aşağıda bir fiyat koyamıyor. Koyarsa ilişkiler bozulur o dağıtıcı firma ile. Dolayısıyla dağıtımcının tavsiyesi sabit fiyat gibi uygulanıyor.

Yok mu bunun bir hal çaresi?

İntifa meselesi şu anda gündemimizde. Yani o sürenin kısaltılmasına dönük kurumsal hazırlık yapıyoruz. On beş yıl olmaz, on yıl olmaz intifa. Şahsi görüşüm beş yıl civarında olması gerekir.

Akaryakıt dağıtımında kartel yok kararını verdiniz. Peki kartel olan alanları düzenlemek için başka bir hazırlığınız var mı?

2008 başında yayımlanan ve temel ceza kanunlarında değişiklik yapan kanun içinde bizim ne şekilde nasıl ceza verebileceğimizin sınırlarını belirleyen birkaç maddede değişiklik yapıldı. Usule ilişkin cezalarımız çok arttı. Biz istiyoruz ki insanlar bilgisizlik nedeniyle bu cezaları almasınlar. Cezaların nasıl hesaplanacağına, hangi durumlarda artırılacağına, hangi durumlarda hafifletici nedenler denilerek azaltılacağına dair ceza ve pişmanlık yönetmeliği hazırladık ki, bir rekabet ihlalinde bulunup hiç ceza almamak mümkün olacak.

Bu, önemli bir haber. Yani pişmanlık yasası sadece terörde değil, rekabette de olacak öyle mi?

Kartel kuranlar suskundur. Delilleri ortadan kaldırırlar. Bize ipucu bırakmazlar. Pişmanlık yönetmeliği bunu kırmaya yarıyor. Yani kartelin içindeki firmalardan biri şöyle düşünebilir: "Rekabet Kurumu ortalıkta kol geziyor. Aman ben de ceza alacağım. Gideyim, Rekabet Kurumu'na her şeyi anlatayım. Arkadaşlarımı ihbar edeyim. Ben cezadan kurtulayım. Cezayı onlar alsınlar." Bize ilk gelen hiç ceza almıyor. Bu, bir yarış şekline dönüştürülüyor. Bu, Amerika'da ortaya çıkmış ilk. Bizim artık avukata değil, koşucuya ihtiyacımız var diye ifade edilir. Çünkü kapıya ilk gelen tamamen cezadan kurtulacak. İkinci gelen yüzde elli ceza indirimi alacak. Amerika'da bir iki dakika ara ile kaybedilmiş haklar vardır. Telefon edilir. Randevu istenir. Böyle bir ihbarda bulunacağım denir. O sırada başka biri gidip kapıya dayanabilir. Ve ilk ceza almama hakkını o alır. Böyle bir sistem.

Peki, ne zaman çıkacak bu yönetmelik?

Yönetmeliğimiz kurulumuzdan çıktı. Bayramdan önce, Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve AB Genel Sekreterliği'ne görüşe gönderdik. Bir ay içerisinde onların görüş vermesi gerekiyor.

Şimdi kartelciler koşa koşa kapınızda kuyruk mu oluşturacak?

Biz ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyiz. Hukukî zorunluluk olarak vereceğimiz cezaları muhatapların gördüğü durumda, yani daha sonra altından kalkamayacakları bir yükün altına girmelerini gördüklerinde bize ihbarların geleceğini, kartel anlaşmalara girilmeyeceğini, kartel türü çabaların azalacağını ümit ediyoruz.

Ama terörde bu iyi sonuç vermedi. Pişmanlık yasasından yararlanan bazı adamları tetikçi olarak kullandılar. En kötü ihtimalle sizin alanda ne olabilir?

Bir kartelin kurulması için güven gerekiyor. Şirketler birbirine güvenecek ki o anlaşma devam etsin. Ama bir kere gelip bize kendini ifşa ettikten sonra ona güven sarsılır piyasada. Bunun örnekleri de oldu dünyada.

Ama yine de karteller var dünyada. Pişmanlık yasası tek başına çözüm olmasa gerek.

Elbette. Hatta, dünyada artık kanıksanmış ve meşru görülen uluslararası karteller bile var, OPEC gibi. Bazı ülkelerde hapis cezaları var. Menfaat ve ihtirasın sınırları hayli geniş. Kontrolü güç. Biz rekabeti sadece bir hukuk meselesi, bir kamu yönetimi pratiği olarak görmüyoruz. Aynı zamanda bir ahlak meselesi olarak telakki ediyoruz. Yani hakkı olan kazansın. Hakkı olmayan manipülasyonla, elindeki gücü kötüye kullanarak tüketiciyi istismar etmesin. Batı dünyasındaki rekabetçi anlayışla aramızdaki açığın ortadan kalkmasını istiyoruz. Rekabet, Batı dünyasının omurgası. Bütün sistem hak edenin kazanmasını temine dönük bir liyakat hiyerarşisine göre ayarlanmaya çalışılıyor. Türkiye'de herkes rekabetten bahsediyor. Ama adil rekabet ortamından söz eden yok. Biz oyunun kurallarını ortaya koyup bunun kurumsallaşmasını istiyoruz.

2008 Yılı Röportajlar