Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Şadi Çarsancaklı 1] - İdeoloji ile baroya hizmet edemezsiniz

Nuriye Akman

Bu hafta sonu, önemli bir seçim var. Yaklaşık 24 bin üyesiyle dünyanın üçüncü büyük barosu olan İstanbul Barosu, yeni başkanını belirleyecek. Seçime, Hukukun Üstünlüğü Platformu adına giren Şadi Çarsancaklı ile seçimi, Baro'yu ve avukatlık mesleğinin sorunlarını konuştum.

Çarsancaklı, 1986 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Üniversite yılları ve sonrasında çeşitli fikir ve düşünce dergilerinde yer aldı. 1991'de İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği'ni kurdu ve 96-2000 yılları arasında İstanbul şube başkanlığı yaptı. 2004-2007 yılları arasında Kızılay'da şube başkan vekili ve yönetim kurulu üyesi idi. 2006'da "yılın hukukçusu" seçildi. Hukukçular Derneği, Tüketiciler Birliği, Tüketici Hakları Merkezi ve Elazığlılar derneklerinin üyesi oldu. Evli ve dört çocuk babası. Serbest avukatlık yapıyor.

İstanbul Barosu'nun hukukun değil, ideolojik kavganın aracı haline geldiğini iddia ediyorsunuz. Başkan siz olursanız ne değişecek, hizmet edilen ideoloji mi?

İdeoloji ile baroya hizmet edilemeyeceğine inanıyorum. Biz ideolojik duruşu barodan ayrık kılacağız. Baro, hukuku yüceltmek, savunmanın kalesi olmak için vardır, kısır ideolojilerin aracı olmak için değil. Katılımcı demokrasi ve hukuk devleti, ülkenin birliği ve uluslararası emperyalizm karşısında güçlü bir devlete sahip olma isteği, mesleğin öncelenmesi ve insana saygı prensipleri tüm meslektaşlarımızın ortak paydasıdır. Bu ortak paydada birleşebilen özgürlük, adalet ve dayanışma ilkelerini hedefleyen tüm meslektaşlarımız ile seçimlerde aynı tarafta olacağız. Rakibimiz olan kişilere de bu teklifimizi ilettik. Ancak onlar siyasî duruşlarını sürdürmeyi, baroyu bir siyasî araç olarak görmeye devam etmeyi seçtiler.

Siz neden onların ortak paydalarında birleşmiyorsunuz?

Onların böyle bir "ortak payda" kaygısı yok ki! Onların bize önerdikleri kendi ideolojik duruşları, tercihleri. Halbuki ortak paydamız ancak biraz evvel söylediğim evrensel ortak değerlerimiz olabilir. Baro bir meslek kuruluşu. Avukatların yüzlerce sorunu varken, bunları görmezden gelip birtakım ideolojik duruşların arka bahçesi gibi hareket etmek, baroya yakışmıyor. Baronun sığ ve geri ideolojik bir araç olarak kullanılması sağduyulu tüm meslektaşlarım gibi beni de rencide ediyor.

Başkan siz olursanız, rakiplerinize oy veren meslektaşlarınız dışlanmış hissetmeyecek mi kendini?

Hayır. Biz meslektaşlarımızın, siyasî görüşlerinden ve inançlarından vazgeçmesini talep etmiyoruz. Siyasal mücadelenin siyaset zemininde yapılması gerektiğini, baronun böyle bir tartışmanın içine çekilmesinin yanlış olduğunu söylüyoruz. Bizim tüm uğraşımız avukatların itibarının, yaşam standardının yükselmesi için olacak. Meslektaşlarımızı hiçbir biçimde dışlamayacak, kategorize etmeyeceğiz. Baro, savunmanın kalesi olacak. Baroyu ideolojik tartışmaların tarafı haline getirmek isteyenlere izin vermeyeceğiz. Avukatların çok ciddi sorunları var. Avukatlar kendilerine yaraşır şekilde bir hayat sürmek ve en az hakim ve savcılar kadar itibar görmek istiyorlar. Baro, ben başkan seçildiğimde sığ ideolojik çekişmeleri bırakıp bu işlerle meşgul olacak.

Sizi bu seçime giren diğer adaylardan farklı kılan ne var?

Diğer adaylar yaklaşık 30 yıldır baroyu yöneten grupları temsil etmektedirler. Geçmiş yönetimlerde görev almışlardır. Her seçim döneminde tıpkı şimdi olduğu gibi bir dizi vaatlerde bulunurlar; ancak bunlar gerçekleşmediği gibi avukatlık mesleği ve baro hep itibar kaybeder. Baronun bugünkü durumu onların eseridir. Ben ise hukuk ile kimliklenen, toplumun aşırı uçlarında değil tam merkezde yer alan bir baro, bambaşka bir bakış, vizyon ve çözümler öneriyorum. Ben sadece baronun değil, hukukun siyasallaşması diye tanımlanan sorunun ülkemizin yüzyıllardır baş başa kaldığı medenileşememe ile yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Ben kendimi ve meslektaşlarımla olan ilişkimi düşmanlıklar, kırmızı çizgiler üzerinden değil, ortak payda üzerinden tanımlıyorum. Benim için ana ölçüt avukatlıktır. Bu nedenle benim tüm faaliyetim hukukun yüceltilmesi ve avukatların birlikteliği, ülke içinde etkin bir güç olması ve özellikle avukatların sorunları ile ilgilidir.

Mesela Çağdaş Hukukçular Grubu da devletin kutsallığı anlayışının sona ermesi gerektiğini savunuyor. Mevcut Baro'nun tutucu, devletçi, otoriter bir hukuki anlayışa sahip olduğunu savunuyor.

Bu görüş Çağdaş Hukukçular'ın doğru bulduğum bir görüşüdür. Ancak Çağdaş Hukukçular Grubu bu görüşü yine kendi ideolojik duruşunun gereği olarak söylemektedir. Baro geçmiş 30 yıllık tarihi boyunca ideolojik bataktan kurtulamamıştır. Devletçi ya da değil, hiç kimse kendi ideolojik kavgasını baro üzerinden yapmamalıdır.

Hukuk sistemimizde sizce neler eksik?

Antidemokratik ve ihtilal ürünü bir Anayasa'mız var. Tüm hayatı "güvenlik konsepti" ile okuyan birden çok derin devletimiz var. Kurumlar hiyerarşisi alt-üst olmuş ve artık Meclis'in üstünde ve vesayet makamı haline gelmiş bir Anayasa Mahkememiz var. Mahkemelerimiz askerden brifing almış ve onları alkışlamışlar. 28 Şubat ve benzeri süreçlerde yargı uygulamaları ciddi yaralar almış, toplum vicdanını tatmin etmeyen tek kişilik terör örgütü gibi davalar görülür olmuştur. İstiklal Mahkemesi hatırası hayalet gibi peşimizdedir ve zaman zaman hortlayarak yeniden hayatımıza girebilmektedir. Tarihsel alışkanlıklarımız ve devlet anlayışımız "güç"ü kutsuyor. Bu durumda da hukuk güçlünün de uymak zorunda olduğu temel prensipler bütünü olmaktan çıkıp güçlünün dilediği gibi eğip büktüğü, zaman zaman da oyuncağı haline getirdiği bir meta konumuna indirgeniyor. Bu nedenle "güç" yerine "hak"ın öncelendiği bir bilinç ve vicdan konsensüsünü yakalamamız kaçınılmazdır.

Bütçede adalete ayrılan pay ne kadar?

Çok sembolik. Yaklaşık yüzde 1. Bu miktarlarla gerçek bir hukuk devletinin kurulması ya da muhafaza edilmesi adeta imkânsız. Avrupa ülkelerinde bu oran ortalama yüzde 9'dur ve bu bile azdır. Bütçeden ayrılan payın doğal sonucu olarak yargıda ciddi altyapı sorunları var. Başta hâkim ve savcılar olmak üzere personel yetersizliği de had safhada. Hâkim ve savcıların maaşları onların adil ve objektif yargılama yapmalarını temin edecek düzeyin çok altında. Hâkim ve savcılar ile sair personele düşen dava sayısı hayal sınırlarını dahi zorlar düzeyde. Bu nedenle adalet sisteminde dönen çark yargı personelinin kelimenin tam anlamı ile kahramanlıkları ile dönebilmekte. Çok fedakâr ve idealist insanlar eli ile yine de bu ülkede yargıçlar var denilebilmektedir.

Hakim ve savcı eksiğimiz var, buna mukabil yaklaşık 60 bin avukatımız var. Aşırı fazla bir rakam değil mi?

Gerçekten çok fazla sayıda avukat var. Gereğinden çok hukuk fakültesi açıldı ve cidden yetersiz eğitimle mezun vermekteler. Bu nedenle merkezî sistemle yapılacak mezuniyet sınavı hem tüm fakültelerin yeterli kalitede mezun vermelerini zorlayacak hem de görece bir standart oluşmasına hizmet verecektir diye düşünüyorum. Avukat sayısının fazlalılığına rağmen hukuk sistemimizde savunma ayağı hep ihmal edilmiş ve çoğu kez neredeyse gereksiz bir formalite seviyesine indirgenmiştir. Bu bakış, avukatın yasal anlamda yetkilendirilmesinden hâkimin ve diğer adliye personelinin tutumuna, mahkemelerin fizikî yapısına, buralardan da toplumun avukata yönelik bakışına yansımaktadır. Hâlbuki savunmanın iddia makamı ve hüküm makamı kadar kendi alanında etkili olmadığı bir yargılamanın adil yargılama olarak nitelenmesi imkânsızdır. Bunun olabilmesi için öncelikle güvenin ve bununla orantılı yetkinin/etkinliğin gerekli seviyeye çıkartılması gerekir.

Hukuk fakültelerinden mezun olan gençleri çok mu yetersiz buluyorsunuz?

Hukuk fakülteleri YÖK sistemi ile bilimsel olmaktan uzaklaşmış ve özgün insan yetiştirme yetisini de kaybetmiştir. Genç meslektaşlarımız, kuru ve yetersiz bilgilerle mesleğe atılmak zorunda kalıyorlar. Yüzme bilmeyen birinin denize atlaması gibi... Benim hocalarımdan her birinin etrafı birkaç asistan ve doçentle beslenip kırkın üzerinde fakülte açıldı. Şu anda her sene binlerce hukuk fakültesi mezunu hayata atılıyor ve avukat avukatın kurdu haline gelmiş. Gelecek kaygısı çok ciddi bir sorun. Hukuk, idealist insanların işidir. Hukukçu, gerçek mutluluğun adalet ile gerçekleşebileceğine inanır, hayatını buna göre programlar. Yeni mezun olan genç hem hâkimlik, kaymakamlık gibi sınavlara hazırlanacak, hem de stajını yapacak, geçimini temin edecektir. Önünde askerlik, evlilik, büro açmak ya da iş bulmak gibi devasa sorunlar vardır. Eğer kendini koruyacak bir aile zenginliği falan yok ise gelen her işi almak, bazen çok ağır dosyaları çok küçük ücretlerle kabul etmek zorunda kalmaktadır. Bu da onu ilerleyen süreçte müvekkiline karşı mahcup olmak, hatta birçok avukat açısından disiplin soruşturmasına maruz kalmak durumunda bırakmaktadır. Bir tarafta geçim endişesi ve toplumun ondan beklediği standartta yaşama zorunluluğu, diğer tarafta ise dar iş imkânı, kimseden yardım alamama ve meslektaşlarının rekabeti.

YARIN: AVUKATLAR DA HAKİM VE SAVCILAR KADAR SAYGI GÖRMELİ

2008 Yılı Röportajlar