Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Bedrettin Dalan] - “Yılmaz Harcanmaktan Korkuyor”

Nuriye Akman

Oğlan kıza, kız oğlana…

Bedrettin Dalan, bir elinde Kuran, bir elinde laiklik bayrağı, hayatının en büyük sınavına hazırlanıyor. Anayol’un mimarı, İstanbul için artık Mesut Yılmaz’dan umudu kesmiş görünüyor. Yoksa Yılmaz’ın, “Doğruyolcular’ın kendisini harcayacağından korktuğunu” tam da pazarlıkların sürdüğü şu dönemde neden açıklasın? Dalan, bir türlü ona yeşil ışık yakmayan Çiller’e de mesaj gönderiyor. “Şans vermezsen seçime bağımsız girerim.” Çünkü “Oğlan kıza, kız oğlana âşık. Birbirlerine vermezlerse kaçarlar” cümlesinin başka anlamı yok. Siyasetin koçlarla kuzularını eleştiren Dalan’dan tam kurtça bir yaklaşım. Dalan, bu kezde vuslata eremezse siyaseti terk-i diyar edecek.

İstanbul Belediye Başkanı olma hayaliniz sürüyor mu?

Kaybettiğim gün o hayal vardı, bugünde var, yarında olacak. Çünkü İstanbul benim için bitmemiş bir senfoni.

Belediye başkanlığını biraz takıntı haline getirmediniz mi?

Belediye başkanlığı değil, İstanbul bir takıntıdır. İstanbul adamı alır götürür âşıksanız. Ona geceli gündüzlü on yılımı verdim ben.

Sekiz ay önce “Kendimi siyasi nadasa çektim” diyordunuz. Azot dengeniz yerine geldi mi artık?

Çok güzel, agriculture’la (tarım) da uğraşıyorsunuz. Azotu dengelemek için baklagil ekmek lazım toprağa. Bakın ukalalık yapıyorum.

Ukalalık zekâ işaretidir. Rahat olun efendim.

Ukala, akıllı demektir. Bizde terk kullanılıyor. Şimdi, siyasi nadas devam ediyor. DYP Genel Başkanlığı çıkışı hariç, nadası bozmadım. Ama İstanbul için bozacağız. Dolayısıyla azot dengesi de, ruhsal denge de, siyasi denge de yerine oturmuştur.

Yani adaylığınız kesinleşti mi?

Hayır. İstanbullularla aramdaki sevgi bağı artarak devam etti son beş yılda. Bütün kamuoyu araştırmalarından Dalan çıkıyor.

Geriye üç nalla bir at mı kaldı?

At biziz. Bütün mesele bir gem takılması. Bu işe talip olduğumu söylememi bekliyorlar. Bense birilerinin gelip beni bulmasını bekliyorum.

Popülariteniz bu kez oya dönüşür mü?

Popülaritemin oya dönüşme oranı, yaptırdığım araştırmaya göre yüzde 26.75. Vatandaş, “ Bağımsız da olsa oyumu Dalan’a vereceğim” diyor.

Ama araştırmalar şahsi puanınızın yüzde 75’ini ANAP’tan alacağınızı gösteriyor.

ANAP’tan yüzde 54 oy alıyorum. Yani DYP’den bir puan fazla. Bu da doğal. Bugün hala ANAP İstanbul’da güçlü görünüyorsa, benim hizmetlerimden dolayıdır.

Ama siz bir süre önce Mesut Yılmaz’a Mükerrem Taşçıoğlu ile haber gönderip “Beni aday göster. Sana rakip olursam ikimizde kaybederiz” dediniz.

Yalnız Taşçıoğlu değil, ANAP’ın merkez kararındaki 50 kişiden 40’ı hür iradeleriyle seçim yapsalar beni seçerler.

Ya Mesut Bey?

Mesut Yılmaz’ın müthiş bir karşı koyma hadisesi var. Nedenlerini ona sorun. ANAP’ın üst yöneticileri beni o kadar seviyor ki, büyük bölümü bu eve geldi. “Abi artık o kavga bitti. Gel, biz bir bütünüz” dediler. “Benden bir problem yok. Ama hayal görmeyin, başkanınızı ikna edemezsiniz” dedim. Onlar da biliyor ki karşılarına gelirsem, ANAP’ı İstanbul’da kesinkez çökertirim.

Mesut Bey, liderlik tutkunuzun ele geçirdiği iktidarın ötesine taşmasından korkuyor olabilir mi?

Bunu Mesut Bey’e sorun. Turgut Bey’in rahmetli olmasından sonra, ülkenin güçlü bir hükümete kavuşması için DYP-ANAP koalisyonunu, Sayın Demirel’in de bilgisi dâhilinde, ben önerdim kendisine. Bu koalisyona girmeme sebeplerinden biri olarak “Doğruyolcular siyaseti çok iyi biliyorlar, bizi harcarlar” dedi.

Aynen böyle mi söyledi?

Aynen. Turgut Bey’in ölümünden iki gün sonra, Nene Hatun’daki büroda. Götürdüğüm teklifte kendisinin başbakanlığı vardı. Ben de “Mesutçuğum, sen bir başbakan olarak kendini harcatırsan, birileri seni yerse, seni herkes yer. Ummadığın bir kişi de yer” dedim. Şimdi ben belediye başkanı olursam, Mesut harcanacağından korkuyorsa, o benim meselem değil. Tabi insanların içinde liderlik hissi vardır. Ama hayatımda hiçbir zaman falanca kişinin koltuğuna göz dikmedim. 1989’daki kavgada, Turgut Abi ile benim aramdaki kişisel ilke kavgasıydı. Yoksa Turgut Abi’nin yerine oturmam matematik olarak zaten mümkün değildi.

İlke kavgası

Ama “Fırsat bulsa oturur” imajı verdiniz.

Fırsat bulsaydım da oturmazdım. Turgut Bey abeyimdi. İnsan abisinin yerini gasp etmez. Semra Hanım hayatta. Ahmet Özal hayatta. Gidin sorun. Turgut Bey yerini zaten bana veriyordu. “Benden sonraki başbakan sensin” diye açık açık söylemişti. Turgut Bey çok güçlü bir insandı. Onun karşısına çıkmak için de yürek isterdi. İkimiz de ilkemizin kavgasını verdik. Ha, “Dalan madem Turgut Bey ile kavga etti, herkesle eder!” İlke kavgasına düşersek babamla da ederim.

DYP’den aday olmanızın RP’ye yarayacağı söyleniyor. Bu sorumluluğu alacak mısınız?

Benim mesuliyetim varsa, Mesut Yılmaz’ın da, Tansu Çiller’inde var. Herkes otursun düşünsün. İstanbul üzerinde benim hırsım, emeğim Mesut Yılmaz’ınkinden bin kat fazla. Alın terim var orada. Onu ele geçirmek için gayet tabi uğraşacağım. Mesut Yılmaz’ın sadece İstanbul’da gezmişliği var. Onun için böyle suçlamaya giderek Dalan’a oy verecek insanları saptırmaya çalışmasın. Ayrıca benim girdiğim yerde bileğimi keserim Refah çıkmaz, ben çıkarım. Benim Refah’ta da tabanım var.

Kararsız oyların büyük bölümü SHP-DSP tabanına ait. Nasıl avlayacaksınız sol oyları?

Avlamaya gerek yok. İstanbul’daki Alevi, Bektaşi kesim büyük oranda kopma gösterdi SHP’den. Bu vatandaşlarımız Dalan’a yöneldiler.

Aleviler mavi gözlerinizi mi seviyorlar?

Mavi göz meselesi değil bu iş, laiklik meselesi. Her türlü panellerine, şölenlerine beni konuşmacı olarak çağırdılar.

Laiklik bağlılığınızla o tabandan oy alsanız bile RP’den nasıl alacaksınız?

Laiğim ama dinsiz değilim. “Laikse dinsizdir. Kuran okuyup namaz kılıyorsa laiklik karşıtıdır” anlayışının değişmesi lazım artık.

Masanın üzerinde “İman ve Akait” adlı bir kitap görüyorum. Artık dine mi dönüyorsunuz?

Yo, ben yedi yaşımdan bu yana din terbiyesi görmüşümdür. Babam Nakşibendî’ydi. Adım da zaten Osman Bedrettin, bir büyük Nakşî şeyhinin ismidir. Bir check edelim. Çantamda her zaman Kuran vardır. (Çantasından Kuran çıkıyor)

Okumak için mi, korunmak için mi taşıyorsunuz?

Kuran okumak bir ihtiyaçtır. Her gün bir saat okur, altını çizerim.

Peki, siz Bektaşi misiniz?

Değilim ama Bektaşiliği çok severim. Bektaşi ve Aleviler Osman ismini kullanmaz. Bektaşi veya Alevi olsaydım, Osman Bedrettin zaten olmazdım.

İstanbul Belediye Başkanlığı için adı yine adaylar arasında geçmeye başlayan Bedrettin Dalan, Turgut Özal’ın ölümünden iki gün sonra, Demirel’inde bilgisi dâhilinde Mesut Yılmaz’a ‘Anayol’ formülünü önerdiğini, Yılmaz’ın “Doğruyolcular siyaseti çok iyi biliyorlar, bizi harcarlar” diyerek reddettiğini söyledi.

1992 Mart’ında havaalanında İnönü’ye rastlıyor, ona diyorsunuz ki “Ailem yedi göbekten sosyal demokrat, bana ilgi gösterin. İnönü buyur etseydi SHP’ye geçecek miydiniz?

Bunu kim söylemişse A’dan Z’ye yalan söylemiş.

O anda yanınızda olan bir gazeteci arkadaşım söyledi.

Yalan. Ailemde Halk Partililik var. Ben de Halk Partisi’ne Ecevit zamanında iki defa oy attım. O sıra CHP kuruluyordu. Sayın İnönü’ye, “Babanızın partisine destek verecek misiniz?” dedim. Bana “Devleti kuran partidir CHP. Nostaljik olarak ben de kurulsun istiyorum. Ama CHP’nin ne babamın, ne benim yardımıma ihtiyacı var” dedi. Baktım negatif görüşlü, ben de “Yüzde yüz haklısınız” dedim.

İstanbul dükalığı

Yeniden kazanırsanız İstanbul’a Dalan Dükalığının bayrağını çekecek misiniz?

Türk bayrağı ve Ankara olmasa İstanbul sıfırdır. Ben İstanbul’un Türkiye’nin bölünmez bir parçası olduğunu idrak etmişim. Turgut Abi, polisi bana bağlamayı düşünmüştü. Kesinlikle istemedim. Polisin, bayrağın, adalet mekanizmasının bütün olması lazım. Bu İstanbul Dükalığı bayrağını da kabul etmiyorum.

Ama Metropol grubunun bir toplantısında “İstanbul’a bir tek bayrak çekmediğim kaldı. Bazı arkadaşlar artık dükalığımızı ilan edelim diyorlar” demişsiniz. Espri mi yapmak istediniz?

Bunun şakasını daha yapmam. Tüylerim diken diken olur.

Boş kaldıkça şiir yazıyorsunuz. Felsefenizi anlatan bir örnek verir misiniz?

Ölüm üzerine. Ölüm yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bunun için su temasını kullandım. Çünkü cisimler ısındığında genleşir, soğuduğunda hacimsel olarak daralır. İstisnai tek madde sudur. Su buz haline geçerken yüzde on ağırlığından kaybeder. O yüzden batmaz. Batsaydı suda hayat başlamazdı. Çünkü denizin dibine gittiğinde yumurtaları öldürürdü.

Peki, şiirinizi dinleyelim.

Ölüm denilen şey/ var mı/ şu yalan dünyada/ bazen bulut olur/ uçarız havada/ bazen anlık darbeler/ olsa da/ buz olur batmadan/ kalırız suda/ insanoğlu/ yolun sonunda/ bulur kendini/ Tanrısında su olur/ cana can katarız/ orada da.

Hiç aşk şiiri yazmadınız mı?

Aşka vaktimiz kalmadı.

Ona şiir yazacak kadar etkilendiğiniz bir hanım olmadı mı?

Belli bir kafa yapısına gelmişseniz, artık kadına şiir yazmazsınız.

Sizinle ilgili bir anekdot daha var. Belki yine kazanacaksınız ama bu çizgiye uymuyor.

Sorun sorun. Vallahi kızmıyorum.

Bir toplantı arasında çay molası veriliyor. Arkanızda üç adam var. Biri çay tabağınızı, biri pasta tabağınızı, biride puro içiyorsunuz kül tabağınızı tutuyor. Çayınızdan bir yudum alıyor, arkadaki tabağa koyuyorsunuz. Bu manzara doğruysa, özür dilerim bir “megaloman” portresi veriyor.

Buna anlatan mega yalancıymış. Ben 1979’dan beri sigara içmem, hayatımda ağzıma puro almadım. Yalan olduğu çıktı mı meydana? Hayret bir şey! Ben tarım işçiliğinden, ezilerek geldim. Onun için hayatımda öyle tabağı tutturacağım falan, bunu yaptıranlara kızarım, tabağı da vurdum mu deviririm aşağıya.

1992 Mart’ında Davranış Bilimleri Enstitüsü bir test uyguladı size. Hatırladınız mı?

Birisi uygulamış güya.

Nasıl yani? Aktüel’de yayınlandı. Onlar sordular, siz cevapladınız. Bir kişilik testiydi. Sonuç, “Dalan: Maymun iştahlı” çıktı.

Maymun iştahlı olduğumu belirtecek bir şeyimi kim görmüş? Yani bir projeyi ele almışım, yaparken dönmüş müyüm? Haliç gibi dünyanın en zor kararlılık isteyen projesini devirip atmışım. Birleşmiş Milletler Dünya Çevre Ödülü almışız.

8 Ekim 92’de “Hazırladığım bir tablonun tam yarısındayken fırçamı elimden aldılar” dediniz. Bu cümlede içinizdeki “çocuğu” gördüm. Gerçekten İstanbul size oyuncağınız gibi mi geliyor?

1992’de küçük oğlumla münakaşa yapıyordum. Bana dedi ki “Baba ihtiyacım olduğunda neredeydin?” Neredeydim İstanbul’daydım. Evlatlarıma veremediğim zamanı İstanbul’a verdim. Dolayısıyla İstanbul’u bir çocuğun oyuncağı olarak düşünmeyelim, ama İstanbul benim, ben de İstanbul’un çocuğuyum.

Çiller “İstanbul çocuğuna” belediye başkanlığı şansı verecek mi?

Bunu Çiller’e sorun. Ben yolumu aldım İstanbul’a doğru gidiyorum. İstanbul’u kazanmak gibi bir problem varsa, bunu çözmeye çalışacaktır bazıları.

Problem lehinize çözülmezse bağımsız aday mı olacaksınız?

Kız oğlanı, oğlan kızı istiyor ve ana-baba birbirine vermiyorsa, sonunda kaçarlar.

Siz Parlamento’nun çalışmalarını eleştirirken de “Meclis’te koçlar ve kuzular var” demiştiniz. Siz ne kuzu, ne koçsunuz. Siz kurt musunuz?

Tabii, ben kurdu severim. Kurda sormuşlar “Neden ensen kalın?”, “Kendi işimi kendim görürüm ondan” demiş.

Ama kurt, kuzuların da, koçların da korkulu rüyasıdır.

O da doğru. Kurt Türklerin simgesidir, Ergenekon’dan.

Eyvah, MHP imajı!

Yok, MHP profili çıkmasın. Yani MHP’li olmayanlar Ergenekon’a düşman mı? İnsan kendi milli kültürüne ters dönemez. Beni illa kurda benzetiyorsanız tamam kardeşim, kurdum.

Madem kurtsunuz, koçlarla kuzuları yiyecek misiniz?

Gerçek kurt olsaydım, koçu da, kuzuyu da yiyemezdim. Çok yumuşak kalpliyimdir. Hayatımda hiçbir hayvanın ölümüne neden olmadım.

Ama DYP’den aday olursanız belki de ANAP’ın ölümüne neden olacaksınız.

ANAP’ın veya Doğru Yol’un ölümü diye bir şey yok. Keşke ikisi birde ölse de tek bir parti kurulsa yerine. O ölüm yeni bir diriliş anlamına gelir.

1993 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player