Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Recep Tayyip Erdoğan] - İstanbul’un ikinci fethi!

Nuriye Akman

Kalemi altın, hançeresi güçlü, lakabı Beckenbauer. Dünün İmam Hatipli genci, Kaşımpaşalı Tayyip Erdoğan’ın 39’uncu yaşına taşıdığı bazı özellikler bunlar. RP’nin İstanbul’u fethe memur ettiği ekonomist Erdoğan, 1970’li yıllarda her girdiği kompozisyon yarışmasından “altın kalem” ile çıktı. Şiir okuma yarışmalarının gözdesi bu delikanlıyı, Necip Fazıl Kısakürek, “Şiiri ben yazarım, o okur” diyerek ödüllendirdi. Ayaklarını da dili ve eli kadar beceriyle kullanan Tayyip’e Camialtı ve İETT futbol kulüplerindeki başarısı nedeniyle Beckenbauer adı takıldı. Şimdi gönlü Fenerbahçe’de. 1975’te MSP Gençlik Kolları Başkanlığı’yla başlayan politik kariyeri 1985’ten bu yana RP İstanbul İl Başkanı olarak sürüyor. 1986 ve 1991’de milletvekili olma girişimleri sonuç vermedi. Bugün geçimini toptan gıda ticaretinden sağlıyor. Partide yenilikçi kanadın temsilcisi, adını “Erbakan’ın veliahdı” yakıştırmalarından kurtaramıyor. Nakşî şeyhi Mehmet Zahit Kotku’nun talebesi, inançlarıyla örfler çatıştığında yine inanç sisteminin verdiği ruhsatlardan yararlanıyor. Adaylığı resmileşmediği için İstanbul’u kurtarma projelerini anlatmayı daha sonraya bıraktı.

RP’nin veliahdı: Tayyip Erdoğan

Belediye başkanı olma ihtimaliniz İstanbul’a korku mu, ümit mi veriyor?

Kesinlikle ümit. Çünkü insan bilmediğinin düşmanıdır. Biz bugüne kadar topluma ne olduğumuzu değil, ne olmadığımızı anlatmaya çalıştık. Ama son yıllardaki gelişmeler, diğer partilerin uygulamaları, halkımıza RP’yi tanıma fırsatı verdi. İstanbul bizden korkmuyor.

Ya siz İstanbul’dan korkuyor musunuz?

İstanbul’da işimiz zor. Ama her kutlu doğum çileli olur. İnanıyorum ki, stres kent haline gelen İstanbul’u huzur kente çevirebilmek için bir kutlu doğum yaşayacağız 27 Mart’ta.

İstanbul’u yeniden mi fethedeceksiniz?

Fetih, savaş çağrışımı yapıyor. Oysa Fetih’in kelime anlamı “açmak”. Karanlığı aydınlığa açmak. Bu anlamda ikinci fetih diyebiliriz. İstanbul bir çözümsüzlükler yumağı, zulmün kara bulutlar halinde üzerine çöktüğü bir kent oldu. Biz bu yumağı bir kutlu anahtarla açacağız.

Bu duygular sizde bir Fatih sendromu yaratıyor mu?

Fatih olmak mümkün değil. Olsa olsa onun yanında yürüyen bir gönül eri olabilir.

Ulubatlı olma şerefi

Öyleyse Ulubatlı Hasan mı olacaksınız?

İnşallah. Tabii Ulubatlı Hasan’ın konumu ile bizimki çok farklı. Ancak Fatih’in gittiği çizgiden gideceğiz desek daha isabetli olur. Ama bir Ulubatlı Hasan olabilmek de bizim için şereftir.

Ayda 15 bin yeni üye hedeflediğiniz doğru mu?

Mart’a kadar hedefimiz üyemizi 538 bine çıkarmak. Şu anda 453 bindeyiz.

Bu rakamlar sağlıklı mı?

Kesinlikle. Üyelerimizle temasımız çok yakın. Biz bir kişiyi, “Gel sana nimet paylaşımı sağlayacağız” diye üye yapmıyoruz, onu külfete davet ediyoruz.

Bu dönemde hala külfete koşan insanlar var mı?

Köşe dönücüler zaten Refah’a gelmez. Refah’a ölüm ötesi bir mükâfatı paylaşmak için geliyorlar.

İstediğiniz üyeyi getirmeyene ceza, getirene “hacca gönderme” hediyesi veriyormuşsunuz.

Ceza değil de, uyarılarımız oluyor. “Eğer insanımızı seviyorsanız, ülkemizin bu yangından kurtulmasını istiyorsanız, her ay asgari bir üye getireceksiniz” diyoruz. Kimseyi hacca göndermedik. Hediyelerimiz arasında bilgisayar, başörtüleri var.

İstanbul’u fetih projesine 1986’da ilçe bazında başladığınız söyleniyor. Şu anda hangi aşamadasınız?

İlçe, mahalle, sokak, apartman, daire derken en ücra köşeye kadar indik. Yaklaşık 14 bin sandık için beşer kişiden oluşan “sandık istişare kurullarımız” var. Haftada bir kendi aralarında, ayda birde sandık üyelerimizle toplanırlar. Her üye bir sinir ucu gibidir. Buradan dokunduğunuz zaman üyeye, ben bunu hissedebilmeliyim. Bana dokunduğunuz zamanda üyem bunu hissedebilmeli. Bu duyarlılığı yakaladığımız için her gün daha iyiye gidiyoruz.

Bu kampanyada ne kadar para harcayacaksınız?

En az 30 milyar.

Değirmenin suyu nereden gelecek?

Bağışlardan. Şu anda ilçeler kendi bünyelerinde para toplamaya başladılar. Mesela bana geçenlerde bir yüzük geldi. Üstelik de nişan yüzüğü, içine ufak bir pusula koymuş. “Başkanım diyor, “27 Mart kampanyasının besmelesini teşkil edecek bağış benim yüzüğüm olsun.”

Sadece bağışlar yetecek mi?

Az bir olay değil bu. Dün akşam Fatih’in bir toplantısındaydım. Bir gecede 1 milyar lira bağış yapıldı.

Belediye başkanı olursanız, otobüslerde kadın erkek yerlerini ayıracak, kadınları örtünmeye zorlayacak mısınız?

Hayır. Ben sadece bana sorulduğunda örtünmenin inancımız gereği olduğunu söylerim. Bu konuda karşımdakini tatlı dille ikna etmeye çalışırım. Bu, ikinci Tayyip’tir. Bir de bulunduğu noktada görevini yapan Tayyip vardır ki işi kadınları örtmek değildir.

Belediye başkanı Refah’lı olan İstanbul’da diskotek, gazino gibi eğlence yerleri olacak mı?

Bunlar faaliyetlerine devam eder. Tabi biz teftiş dosyasının gereğini isteriz. Bu teftiş dosyasında, temizliğinden çalışma saatlerine kadar aranan bazı şartlar vardır. Bunları gramı gramına ararız ve kanunun belirlediği müeyyideyi aynen uygularız. Bizde rüşvet mekanizması çalışmaz.

Bunlara genelevler de dâhil mi?

Genelev konusunda ben şahsen kesin kararlıyım.

Kapatmaya mı?

Tabii. Biz kendimiz için istediğimizi karşımızdaki insan için de isteriz.

Sizin istemediğinizi onlar istiyorsa?

Ona şunu sorarım. Siz kızınızın, eşinizin böyle bir yerde sermaye olarak kullanılmasına müsaade eder misiniz? Bu bir kadın sömürüsüdür. Ben buna evet dersem, ne insanlığa bunun hesabını verebilirim, ne de beni yaratan Rabbime.

Sorun genelevi kapatmakla çözülecek mi?

Bize “gençlerin hali ne olacak?” diye sorulabilir. Bunun tek çözümü evlilik müessesidir. Biz gençlere bu konuda yardımcı oluruz. Toplu evlenme merasimleri de yaparız.

Ben yaptım oldu

Bu kadar kolay mı?

Tabii, ben kendi nefsime uyguladım oldu. Bana olduğuna göre bir başkasına da olabilir.

İrşad için geneleve gittiğinizde onlara nasıl sesleniyorsunuz?

Tabii onlar Refah partili olduğumuza önce inanmıyorlar, kendi dünyalarında şalvarlı birini bekliyorlar. Onlara “Oyunuzu, gönlünüzü, desteğinizi istiyorum” diyorum. Onları düştükleri bu karanlık dünyadan kurtarmaya geldiğimizi söylüyorum. Bir defasında biri kalktı “Başkan başkan sen bizi kurtaramazsın” dedi. Meğer hepsine tarihsiz, rakamsız senet imzalatmışlar zamanında. “13 yaşında düştüm bu tuzağa. O gün bugün borç ödüyorum ama senedin rakamını bilmiyorum, bilsem belki kurtaracağım kendimi. Her an ölümle karşı karşıyayım” diye ağladı.

Bu tür hukuki problemleri nasıl çözeceksiniz?

Buraların istimlâki söz konusu. Zaten belediye yasasına göre çalışmaları mümkün değil. Bunların hepsi gayri resmi çalışıyor. Hasta oldukları halde Zührevi Hastalıklar Hastanesi’nden sağlam raporu alarak ruhsatsız kadın çalıştırıyorlar. Karaköy’deki bu yer maalesef altından tünellerle dışarıya bağlı. Bunu Emniyet’ten öğrendim. Şimdi burayı istimlâk edip, inşallah yerine Balkanlar’ın en büyük ve elektronik merkezini kurmak istiyorum.

Filiz Ergün, “Tayyip Erdoğan’ın tanıdığım güne şükrediyorum” demişti. Siz de o güne şükrediyor musunuz?

Ben hamdediyorum. Çünkü böyle bir kardeşimizi partiye kazandırdık.

Son olaylardan sonra pişman olmadınız mı?

Hayır. Son olayların hepsi iftira, düzmece.

Üyeliğinde tezkiyeniz olan Gülay Pınarbaşı, Adnan Hoca Kanalıyla mı geldi?

Hayır, bizzat o hanımefendinin kendi arzusu.

Kendisi Adnan Hoca’nın müridi olduğuna göre, şimdi hocanın da patronajını almış mı oldunuz?

Bu eksi değil ki artı bir şey. Eğer o da Refah Partisi’nin destekledim diyorsa.

Hakkında akıl sağlığı yerinde olmadığına ilişkin raporlar olan Adnan Hoca’nın tarzını onaylıyor musunuz?

Adnan Hoca’ya teklif

Gençleri topluma kazandırmanın gayreti içindeyse ki öyle olduğuna inanıyorum, böyle bir şeyi takdir etmek gerekir. Karşımdaki şahıs kim ve hangi gruptan olursa olsun, benim düşünceme ters dahi olsa, ona saygı duyarım. Tasvip ederim, etmem o ayrı mesele. Ama o Refah Partisi’nin ilkelerini beğeniyor ve destekliyorsa buna şaşmamak gerekir.

Adnan Hoca’ya partinize üye olma çağrısı mı yapıyorsunuz?

Olmak isterse yaparım tabii.

Adnan Hoca’yı ziyarete gidecek misiniz?

Olabilir. Bu adaylık olayı kesinleşsin, irtibat kurabiliriz.

Tansu Çiller’i “vitrin mankeni” olarak nitelerken gerçek mankenleri vitrininize almak nasıl bir duygu?

İkisini ayıralım. Birisine temsil yetkisi veriyorsunuz, partinin genel başkanı oluyor. Gülay ve Filiz hanımların henüz böyle bir yetkisi yok. Şu anda sadece üyedirler.

Bu hanımlar RP’nin yeni makyajı mı?

Hayır, onlar bütünün içinde bir parçadır. Bizim makyajımızda şu anda başörtüsü var.

Son zamanlarda başörtüsü pek vurgulanmıyordu. Bu, parti içi gelenekçilere mesaj mı?

Yok, başörtüsü yine bizim temel esprimiz. Gülay Hanım gibi, Filiz Hanım gibi olanlar kadın komisyonumuzda adeta semboldür. Bizim 32 kişilik hanımlar komisyonumuzda sadece ikisinin başı açık.

Bu hanımlar sizin reklâm aracınız mı?

Hayır. Biz ne erkeği, ne de kadını ideallerimiz için bir vasıta aracı olarak kullanırız.

Bunların partiye getirdikleri mi, götürdükleri mi fazla?

Getirdikleri. Bazen “Niçin” diye soruluyor. Açıklayınca “Tamam” deniyor. O bir ilk reflekstir, o da ilmi bilgi birikimimizin müsait olmadığı yapılardan geliyor.

Kadınlarla tokalaşmaktan kaçınmıyorsunuz. Bu bir takiyye mi?

Toplumda bizim inancımızla ters olan örfler olabilir. Bunlardan biri de tokalaşmak. Bir bayanın eli uzandığı zaman onu reddetmek onun şahsında bir antipati meydana getiriyor ve bununla da hemen bağlar kopuyor. Bunu düşünerek adeta kendimi mecbur hissediyorum.

Bu sırada içinizden tövbe mi ediyorsunuz?

Olay kalbîdir. “Yâ Rabbî affet” diyorum.

Bir demecinizde orduyla ilişkileriniz için “fevkalade” demiştiniz. Bunun için ne yapıyorsunuz?

Bir defa gidiş gelişlerimiz arttı. Mesela Cumhuriyet ve 30 Ağustos resepsiyonlarına katılmak suretiyle ordumuzdaki üst düzey yöneticilerle görüşmelerimiz oluyor. Bazen de tek tek ziyaretlerimiz oluyor. Bu ziyaretlerde enine boyuna konuşuyoruz.

Ne gibi tepkiler alıyorsunuz?

Aksine tanışınca “Biz çok geç kaldığımıza inandık. Sizi görünce RP hakkındaki kanaatlerimiz alt üst oldu” diyorlar.

Generallerden sempati

Bunların rütbeleri ne düzeyde?

Genelde general seviyesinde. Tüm belediye başkanlarımıza bir talimatımız var. Ordudan, okullardan, sağlık ocaklarından, belediyelerimizden gelen istekler olursa, ilk işimiz onları çözmek olacak.

Bugüne kadar askerlerin hangi işlerini yaptınız?

Bunlar kişisel istekler değil, yol gibi, kaldırım gibi hizmetler. Onların bizle ilgili düşünce değişiklikleri de ideolojik değil, insani münasebetler noktasında. Sadece Aralık ayında 9 emekli albay İstanbul’da partimize üye oldu.

Bir dönem Refah ile ipleri koparan Esat Coşan’ın tavrı bu seçimde ne olacak?

Esat Hocam Allah’ın izniyle seçimde bizi destekleyecektir. Önümüzdeki hafta içinde ziyaretine gitmeyi düşünüyorum.

Talebesi misiniz?

Ben kayınpederi Mehmet Zahit Kotku efendinin talebesiydim. Ben Esat hocam ile yakın irtibatta olan birisiyim. Gidiyorum, nasihatlerini alıyorum.

En son ne zaman gittiniz?

Bir yıl oldu.

O zaman sizi desteklediğinden nasıl eminsiniz?

O tabanla olan arkadaşlarımız var. Onlar sık sık görüşüyorlar. Onların kesinlikle bizi destekleyeceğine imanım var.

Alevi yurttaşlarımızı da ziyaret edecek misiniz?

Evet, eski oturduğum binada 7 Alevi aile vardı. 89 seçimlerinde camlarına benim posterlerimi astılar ve kampanyada dolaştılar. Eğer Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim. Çünkü Hz. Ali’nin yaşama biçimini hayata geçirmeye çalışan birisiyim. Ama Alevilik İslama küfretmekse kesinlikle değilim ve karşıyım.

İpek peygamber tavsiyesi

Kravatınız ipek mi?

İpek karışımı olabilir belki.

İnançlarınız açısından ipek karışımı kravat takmak sizi rahatsız etmiyor mu?

Hayır, o konuda rahatım.

Kendinizi nasıl rahatlatıyorsunuz?

Yani görüntümün farklı olması lazım. Mücadele anında görüntüyü azametli hale getirmek için ipek tavsiye olunur. Peygamber efendimizin uygulamaları var.

Peygamberimiz ipek mi giymiş?

Öyle bir bilgiye rastlamadım. Ancak harp anında ipek tavsiye edilmiş.

Şu anda harpte olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?

Olaya böyle bakmıyorum. Sadece bu toplumun örfünü yakalamak için giyim ve kuşamda hassasiyet gösteriyorum.

Yani örf adına taviz verilebilir mi?

Ruhsatlar kullanılabilir.

İslam Mekke’de iktidar olmadı. Önce kendi Medine”sini kurdu. İstanbul sizin için Medine değerinde mi?

İstanbul bu noktada Medine’nin karşılığı olmuyor. Bu bir yerel seçimdir. İslam Medine’de devlet olmuştur. Siz İstanbul’da devlet olmuyorsunuz, devletin içinde bir dilimsiniz. Bu, sosyolojik etkisi sebebiyle böyle düşünülebilir belki ama pratik neticeleri bakımından böyle düşünülmesi mümkün değil. İstanbul, sadece adil düzen iktidarına yol açan bir adım olacak.

1993 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player