Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Kenan Evren] - Evren, önce cumhurbaşkanı sonra ressam

Nuriye Akman

Generaller de resim yapar. Ne darbe lideri, ne de cumhurbaşkanı olmaları buna engeldir. Hatta bu özellikler bazen avantaj bile olabilir. Emeklilik günlerini şimdi fırça darbeleri ile geçiren Kenan Evren, “Bir ressam olarak daha çok ekmek yemem lazım” diyor ama tabloları şimdiden 500 milyona alıcı buluyor. Eserlerinin “bu kadar etmediğini” itiraf eden Evren, “hayırsever sanatseverler” sayesinde yeniden gündemde olmaktan da çok mutlu. Geçen ay Marmaris’te açtığı sergisini 5 Ekim’de İstanbulluların beğenisine sunacak. O, önce cumhurbaşkanı, sonra ressam. Ne görürse onu çizer. Ağaçlar kırmızı olamaz, atlar ayaklarını öyle kaldırmaz. Hiç düşünmedi ama 12 Eylül’ün resmini yapsa kan gölüne bir güneş doğardı. “Nü”ye gelince.. Hele de model kullanarak! Olacak iş değil. Sonra dedikodular ayyuka çıkar…

“Nü” resim yapmam, laf olur

Marmaris’te açtığı sergi büyük yankı uyandıran 7’inci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, “çıplak kadın” resmi yapmasının ayıp olacağı görüşünde. Evren, sanatçı da olsa bir cumhurbaşkanı ya da genelkurmay başkanı böyle bir şey yaptığı anda dedikodular ayyuka çıkar” diyor.

Kaç yıldır resim yapıyorsunuz efendim?

Resme başlamam 1929’da ortaokul birinci sınıfta oldu. O tarihte kara kalemle karelere bölerek büyüterek başladım. Tahsil hayatım süresince de resim yaptım.

Boş kaldıkça mı?

Tabii tatillerde, cumartesi pazar günlerinde falan. Okul kütüğünde ismimin karşısında ressam diye yazar benim. İkinci Cihan Harbi’nde kıtalara gidince bu işe ara vermek zorunda kaldım. Çünkü Avrupa’dan hiçbir şey gelmiyordu Türkiye’ye.

Klasik tarzda resmi tercih ettim

Newyork’ta bir müzeyi gezerken, Picasso’nun resimlerini gördünüz ve “Bunları ben de yaparım” dediniz. İçinizdeki ressamı Picasso mu uyandırdı?

O yanlış anlaşıldı. Picasso’nun o resmi, böyle iki tane beyaz yuvarlak, ortasında da siyah bir çizgi. Bu kadar. Onun için baktım baktım. (Yahu bunu ben de yaparım dedim) Arkamda gazetecilerin olduğunu bildiğim falan yoktu.

“Maazallah gazeteci olduğunu bilsem söylemezdim” diyorsunuz.

Söylemezdim. Çünkü Picasso ile yarışacak değilim ama latife olsun diye öyle söyledim. Bu soyut resimleri ben zaten tutmuyorum.

Acaba bu soyutlama becerisi ayrı bir şey, o yüzden mi?

Tabii tabii ayrı bir branş bu. Yani o konuda biraz bilgi almak lazım. Ben heves etmedim. Onun için ben klasik usulde resim yapmayı tercih ettim.

Polonya sefareti özür diledi

O zaman sizin için “muhafazakâr ressam” mı diyelim?

Muhafazakâr değil. Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerini severim. Çünkü baktığınız zaman hakikaten o manzaranın içinde yaşıyormuşsunuz gibi oluyor. Ötekine bakıyorsun bakıyorsun, kafa yoruyorsun ne demek istemiş diye.

Siz yine Ankara’daki bir bienalde bir resmi kaldırtarak, sanat tarihine “sansürcü” olarak geçmiştiniz.

Onu anlatayım size. Uluslar arası bir sanat bienali açılmıştı. Ben de gideyim, gezeyim dedim. Birçok güzel resim var. Hatta çıplak kadın resimleri falan. Bunlara bir şey demedim. Ufak, koridorumsu bir yer var. Zaten oraya gizlemişler. Oradan geçerken bu resim dikkatimi çekti. Ama çok müstehcen. Müstehcen değil de müstehrek, yani insani kusturacak kadar çirkin.

Ne anlatıyordu?

Üç tane erkek, arka arkaya çıplak birbirlerini şey yapıyorlar. Bu resim değil çirkin bir şey. Dedim ki (Siz bu resmi buraya nasıl koyuyorsunuz? Ben şimdi savcıya haber versem savcı gelir. Derhal bunu kaldırtır ve size ceza verir) Polonyalıydı bu ressam. Polonya sefareti özür diledi ve o resmi hemen kaldırdılar.

Çizgilerle yapılmış karmaşık bir resimdi. Bunu sizden başka kimse fark etmedi o zaman.

Etmiştir, etmiştir de bir şey söyleyememiştir. Sonra bunun hakkında yazı yazan İlhan Selçuk’a bu resmin bir fotoğrafını verdim. (Böyle olduğunu bilmiyordum) dedi.

Bir sergiyi gezerken de, yapıştırma tekniği ile yapılmış bir resme bakıp, “Aa bu resim yırtılmış” demiştiniz.

Hatırlamadım. Herhalde önemli bir şey değildi.

Niye? Kolâj bir tabloya “yırtık” demeniz bayağı yankı uyandırmıştı.

Şu olmuştu; belki onu demek istiyorsunuz. Eskiden kalmış tablolar böyle dökülüyor, bakımsızlıktan, rutubetten. Bunları eski haline getiren sanatçılar var. Bunlardan bir ekip teşkil ettiler. Bu gibi tabloları elden geçirdiler. Budur.

Peki, artık kendinizi bir ressam olarak kabul ediyor musunuz?

Yok, ressam diye kendimi lanse etmiyorum.

Ama sergi açıyorsunuz.

Açıyorum açıyorum da artık bana ressam diyorlar. Ressamlık kolay değil. Yani ressam olabilmek için hayli bir ekmek yemek lazım. Biz ekmekleri yemeğe devam ediyoruz. Belki bundan sonra oluruz.

Kendinizi hangi ekolde düşünüyorsunuz?

Empresyonist şeylerde… Bu branşta resim yapıyorum.

Yani empresyonist mi oluyorsunuz?

Daha ziyade bu manzaralara… Ne deniyordu, siz söyleyin.

Peyzaj mı?

Peyzaj. Sergiyi gezdiyseniz daha ziyade onlar var. Bu arada figürler de var. Hep onlar olmasın diye figürler de koydum.

Bu ilk serginizi açarken tablolarınızı bir uzmana gösterdiniz mi; “Bu resimler ortaya çıkabilir mi, ne derler?” diye.

Birkaç tane tanıdığım kişi geldi, baktı dedi ki (Sizin bir şeye ihtiyacınız yok)

Bunu söyleyen ressam mıydı?

Heykeltıraş ve ressam. (Siz pekâlâ yapıyorsunuz, bozmayın bu şeyinizi) dedi. Sonra ben bu sergiyi bir gelir sağlamak amacıyla yapmadım. Bunu Marmaris’te yapılan kültür sitesine sarf edilmek üzere düzenledim.

Marmaris’e bir hediye mi vermek istediniz?

Hediye olsun diye yaptım. Yoksa ben bu kadar resim yapmazdım. Birkaç tane yapar, bırakırdım.

Yani siz resmi ciddi bir uğraş olarak düşünmüyorsunuz, öyle mi?

Hayır, hayır, artık hep resim yapacak değilim ama kendimi meşgul etmek için zaman zaman yine yapacağım.

Siz hangi ressamları kendinizle kıyaslarsınız?

Yok, canım, ben kendimi kimseyle kıyaslamıyorum. Şen Yüce vardır mesela. Köylü ama Allah ona o kabiliyeti vermiş. Bazılarına daha fazlasını vermiş.

Size ne kadar vermiş?

Ne bileyim ben? Bize de birazını vermiş. O da babadan geçiyor. Çünkü benim babam hattattı. Çok güzel yazı yazardı. Onun döneminde resim yapmak günahtı.

Peki efendim. Allah vergisinin dışında birazda çalışma ve resim kültürü gerekiyor değil mi?

Tabii tabii.

Efendim siz gittiğiniz sergilerden birinde yine bir at figürüne itiraz etmiştiniz. “At ayağını böyle kaldırmaz” demiştiniz.

Topçu subayıydım ben. Bizim zamanımızda atlıydı. Atın hareketlerini filan biz biliriz. Mesela bazı film yapımcılarına da söylemişimdir. Adam ata sağdan binmiştir, sağdan inmiştir. Hâlbuki soldan binilir, soldan inilir.

Ama resim bir soyutlamadır, fotoğraf değildir ki. Neden itiraz ettiniz?

Efendim ben resmin bir gerçeği olduğu gibi yansıtmasını istiyorum. Benim görüşüm öyle. Yani bazıları diyor ki(Deniz mavidir ama kırmızıda olur) Ben onu daha yapmadım. Mesela ağaçlarda yaptım ama sonbaharda aldığı renklerdir onlar. Şimdi kırmızı ağaç olmaz.

Nü’de yapabilir ama modelsiz…

Fotoğraf çekseniz daha kolay olmaz mı?

Fotoğraf ayrı, o fırçayla yapılan şey ayrı. Dediğiniz doğru, işte renkli resimler var, onu büyütürsünüz.

Çalışmalarınız arasında neden bir “nü” yok?

Var ya, bir tane. Küçük Çinli kız.

Yok, o “nü” sayılmaz.

Belki onları da yaparım ileride.

Modelli mi, modelsiz mi?

Modelsiz canım.

Niye modelsiz?

Nereden bulacağım ben modeli.

Aman efendim, size modellik yapmak isteyen çok kişi çıkar.

Yok, ben öyle şey yapmam. Belki bir resimden esinlenerek yaparsam yaparım.

O zamanda taklit olur.

Neyse… Böyle dedikodulu şeylere girmem.

Niye? Her sanatçı bunu yapıyor.

Sanatçı da işte cumhurbaşkanlığı yapınca ayıp olur.

Koç’lu, Sabancı’lı açık artırma

Geçenlerde bir dergide bir binbaşının modelli “nü” çalışmaları tanıtılıyordu.

Olabilir ama bir genelkurmay başkanı, bir kuvvet komutanı bunları yapamaz. Çünkü yaptığı anda dedikodular ayyuka çıkar.

Bu binbaşı sizin emrinizde olsaydı ne derdiniz onun hakkında?

Bir şey demem de, ben yaparsam ayıp olur. Benim vaziyetimde bulunanlara malzeme vermiş olurum.

Efendim siz kaç tablo sattınız?

Satmadım da bağış yaptırdım. Geçen sene Kadıköy’deki Kenan Evren Lisesi’nin vakfı bir gezi tertipledi. Beni de davet etti. İşte spor sahası, konferans salonu yapacak, gelir sağlayacak. Ben düşündüm, neyle katılayım diye. O sırada güzel bir resim yapmıştım. Bunu götüreyim, açık artırmaya koyayım dedim. Sabancı falan da vardı orada. Aydın Doğan’la beraber artırmaya başladılar. Elli milyon olunca (yeter artık) dedim.

Bu artırmaya sizi sevdikleri için mi katıldılar, yoksa resmi sevdikleri için mi?

Tabi okula yardım olduğu için. Belki beni de sevdikleri için yapmış olabilirler. Aynı vakfın gecesi bu sene de yapıldı. Aydın Doğan ve Rahmi Koç katıldılar. 110 milyon liraya Koç grubunda kaldı.

Resim fiyatı neden yükseliyor?

Koç’lar da, Sabancı’lar da sanata düşkün insanlardır. Bu tabloları herhangi bir sergide görselerdi iltifat ederler miydi?

Bir kere okula yardım o birinci faktör. İkinci faktör benim bir eserim olması. Bu iki sebepten fiyatın yükseldiğini düşünüyorum. Yoksa o tablo o değeri bulmaz, ben de biliyorum. Ama belli olmaz. Bakarsınız bundan yirmi otuz sene sonra, biz ölmüşüzdür birisi bakar, (kıymetlidir bu eser) der. Picasso’nun, Van Gogh’un eserleri öyle olmamış mıdır? Van Gogh fakr-u zaruret içerisinde kalmıştır. Onlar öldükten sonra milyarlar verilmiştir eserlerine.

Belki bir gün sizinkiler de öyle olur.

Ben mahsus böyle söylüyorum; satılsın diye.

Sergideki tablolarınıza yüzer milyon fiyat konmuş.

Yok, yok, hiçbir fiyat koymadım. Yalnız (bundan evvel iki tane satıldı birisi 50, birisi 110 milyona, herhalde sizler bundan aşağı rakamlar vermezsiniz) diyeceğim. Zaten ben almayacağım parayı, vakıf alacak.

Efendim siz 12 Eylül’ü resmetseniz nasıl yapardınız?

Hiç düşünmedim.

Hadi benim için düşünün.

Böyle bir tablo yapmak aklımdan geçmedi. Ben peyzajla uğraşıyorum, öyle şeylerle kafamı yormam.

Peki, renk olarak düşünelim. En fazla hangi renk ağır basardı?

Ben en çok doğadaki o yeşil renkleri seviyorum.

12 Eylül’ün resminde yeşil olur muydu?

Bırak 12 Eylül’ü. 12 Eylül nedir? 12 Eylül terördür. Terörü göstermek lazım.

Dolayısıyla kırmızı mı ağır basardı?

Yani kan…

Bir kan gölü mü çizerdiniz?

Yani, 12 Eylül’den evvel Türkiye’nin içinde bulunduğu ortam her gün yirmi vatandaşın hayatını yitirdiği bir dönemdi.

Çizeceğiniz tabloda bir kan gölünün üstüne bir güneş mi doğardı?

Olur, öyle bir şey. Önerinizi bir düşüneyim bakayım.

Benim çılgınlığım yoktur

Ressamlar çılgın insanlardır. Mesela Van Gogh kulağını kesmiş sevdiğine göndermiş. Sizin hayatınız boyunca yaptığınız böyle bir çılgınlık var mı?

Efendim siz beni o gibi dünyaca meşhur olmuş kişilerle kıyaslamayın. Çok ayıp olur.

Bana mı ayıp olur?

Hayır. Böyle kıyaslamak ayıp olur. Ben daha bu işlere yeni başlamış amatör bir ressamım. Şimdi Picasso’yla, Van Gogh’la beni kıyaslamak çok gülünç olur. Onlarda çılgınlık var diye bende de olması gerekmez.

Ben o manada söylemedim. Sanatçıların duyguları coşkun olur. Sizin en coşkun anınızda yaptığınız en büyük çılgınlık ne oldu?

Benim hiç böyle bir çılgınlığım yoktur. Demek ki ben tam bir ressam değilim.

Ama tablonuz 500 milyon liraya satıldı.

Tablonun bu kadar etmediğini ben de biliyorum. Nuh Çimento’nun sahipleri bu parayı hayırsever oldukları için verdiler. Amaç Marmaris’e kültür sitesi kazandırmak. Hatta aldıkları tabloyu görmediler bile. Bir tablomu almak istediklerini belirtip seçimi bana bıraktılar. Ben de (anne sevgisi) isimli tablomu onlar gönderdim.

1993 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player