[Hakkı Keskin 1] - Acı Vatan’ın “Keskin” kılıcı
Nuriye Akman
Hamsiköylü Hakkı’nın önlenemeyen yükselişi
Hamsiköy’den Hamburg’a uzanan yarım asırlık yaşam, bir meyve daha verdi. Liseyi bitirdiği yıl Almanya’ya göçen Hamsiköy’lü Hakkı Keskin, bugün “Acı vatan”ın saygın bir milletvekili. 1968 öğrenci hareketlerinin “haşarı” devrimcisi. Berlin Üniversitesi’nin başarılı öğrencisi, en sağdan en sola yirmi değişik siyasal görüşü tek çatı altında toplayabilen Türk Göçmenler Birliği’nin Genel Başkanı. Hamburg Üniversitesi’nin kendi bünyesinde çalışsın diye hakkında özel muamele yaptığı siyasal bilimler profesörü için Hamburg bir son durak olmayacak. O şimdiden gözünü Bonn’a dikti. “Almanya’nın ilk yabancı cumhurbaşkanı adayı neden Türk olmasın” diye soruyor. Almanya’da yaşayan iki milyon vatandaşını “ikinci sınıf insan” muamelesi görmekten kurtaramayan Türkiye, bu soruya dudak bükebilir. Ama bu ciddi bir sorudur ve gerçeğin istasyonuna çoğu kez hayal trenleriyle varılır.
Nasıl oldu da Almanya’da bir eyalet parlamentosuna seçilen çifte pasaportlu ilk yabancı milletvekili siz oldunuz?
Politik çalışmanın kısa nefesli olmaması gerektiğine inanırım. Ben 12 sene önce çifte vatandaşlığı ortaya attığımda bu kavram Almanya’da henüz yoktu. O günden bu yana Almanya’nın gerçeklerine uygun, dikkat çekici çalışmalar yaptım. Alman kamuoyunda otorite haline geldim. Bir olay olduğunda Alman basını geliyor(Sizin fikriniz ne?) diye soruyor. Bunun bir nedeni de, siyasal bilimin teori ve pratiğini bir arada yapmam herhalde.
Çifte vatandaşlık hakkını nasıl kazandınız?
Türkiye’nin bir jestiyle. Türkiye dedi ki, (Bu kadar değerli bir vatandaşımızı biz TC vatandaşlığından çıkaramayız).
Ama daha önce sizi iki kez vatandaşlıktan çıkarmıştı.
Üçüncüyü göze alamadılar herhalde. Türkiye’den (Çıkarmıyoruz) diye bir yazı gelince Almanlar beni almak zorunda kaldılar.
Vatandaşlıktan çıkarılmak için ne “muzırlık” yapmıştınız?
1961 yıllarında Almanya Türk Öğrenci Federasyonu başkanıydım. Türkiye’deki gelişmelerin askeri müdahaleye doğru gittiğini görüyor, bunun için mücadele ediyorduk.
“Sol Kemalistler” olarak mı?
Bu adı Marksistler taktı. Bizimle (Sol Kemalist) diye alay ederlerdi. Biz demokrasiye bağlı olmamıza rağmen, burada yaptığımız bazı eleştiriler yüzünden işgüzar bir müfettiş öğrencilikle ilişkimizi kesti. (Türkiye’ye dön) dediler; gitmedim.
Üstelik üniversiteyi “Övgülü pekiyi” ile bitiren başarılı bir öğrenciydiniz.
Daha önemlisi dövizsiz özel öğrenciydim. 1970’te beni vatandaşlıktan çıkardılar. Büyük olay oldu. Türkiye’de haber aylarca manşetlerde kaldı. Danıştay’a başvurdum. Uğur Mumcu avukatımdı. Davayı kazandım, vatandaşlık hakkını geri aldım. Sonra 71 darbesi geldi. Beni yine Türkiye’ye çağırdılar. Yine gitmedim. Yine attılar, yine kazandım.
Kaderin cilvesi yıllar sonra vatandaşlıktan çıkmak isteyen siz oldunuz.
Ben aslında Türk vatandaşlığından çıkmadan Alman vatandaşı olmak istiyordum. Hamburg Eyalet Hükümeti bunu destekledi. Ama bir yabancı düşmanı olan Federal Dışişleri Bakanı reddetti. Böylece çifte vatandaş olma uğraşım önce Almanya tarafından engellendi. Daha sonra (Madem öyle ben de Alman vatandaşı olmak istiyorum) dedim. Çünkü Türk vatandaşlığından çıkıp tekrar girme imkânım var. Bu sefer Türk İçişleri Bakanlığı (Bu adamı haksız yere iki kere çıkardık. Bir kere daha çıkarmayalım) dedi.
Milletvekili seçildikten sonra Türkiye’den kutlama telgrafı aldınız mı?
Maalesef ne siyasi partilerden, ne hükümet yetkililerinden bir şey geldi. Dünya kamuoyunda çok geniş yankı uyandıran, Japonya’dan Amerika’ya kadar çok ciddi yayın organlarında yer alan bu olayı Türk partileri dikkate almadı.
Böyle bir olayın farkına mı varmadılar?
Vallahi varmış olmaları gerekiyor. Bu Türkiye için de çok önemli bir olay. Olay Hakkı Keskin olayı değil. Önemli olan mesajımız. Bu bir ilk adım ve artık Almanya’nın değişmekte olduğunu gösteriyor. Yabancıların aktif politikaya girmesi bir süre sonra Almanya’nın normal yaşam biçimi haline gelecek.
Yabancıya düşmanlığı suç yapacak
Yani SPD’nin “göstermelik” adayı olduğunuz eleştirilerine katılmıyorsunuz
Benim milletvekili olma iddiam yoktu. Tam tersine benden rica edildi. Bir hayli düşünerek (Evet) dedim. Bu işin çok önemli bir sinyal olduğu, yani Almanya’daki göçmenlerin tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturulduğunu göz ardı edemezdim. Bana dediler ki (Bu mesajı senin gibi biri verebilir. Herhangi bir yabancı bu işi yapamaz)Bu nedenle adaylığımı koyduğumda parti kurultayına (Eğer siz göstermelik olsun diye bir yabancıyı aday yapmak istiyorsanız, ben yanlış kişiyim, beni seçmeyin. Benim bir programım var. Seçilmem halinde bunu yapmaya çalışacağım)dedim.
Partide tek başınıza ne yapabileceksiniz?
Partide benim gibi düşünenler de var. Bu ödünsüz ve iddialı çalışmam sürerse önümüzdeki yıllarda bazı haklı taleplerimizi yaşama geçirebileceğim. Bunlardan biri çifte vatandaşlık. Ayrıca yabancı düşmanlığını suç sayan ve ağır cezalarla kovuşturan bir yasanın çıkarılmasını istiyorum.
Türkiye’deki cengâver bürokrat
Eyalet parlamentolarının buna yetkisi var mı?
Yok, fakat eyalet parlamentoları bu taleplerini federal parlamentoya götürebilirler. Ben yabancılar komisyonunun büyük olasılıkla başkanı olacağım. O zaman sadece partimin değil, diğer komisyon üyelerinin de desteğini alan bir uzlaşma oluşturmaya çalışacağım. Hıristiyan Birlik Partisi dışındaki diğer üç partinin desteğini alabileceğimi zannediyorum.
Türkiye’nin desteğini alabilecek misiniz?
Destek sözleri hep veriliyor ama yerine getirilmiyor. 28 senedir burada yaşıyor ve Türk toplumunun sorunlarıyla ilgileniyorum. Almanya’nın en güçlü örgütünün temsilcileri olarak son dört yıl içerisinde üç kere Türkiye’ye geldik. Çifte vatandaşlığın Türkiye için önemini anlatmaya çalıştık. Hazırlattığımız yasa taslağı Ercan Karakaş ve Bülent Akarcalı tarafından meclise verildi. Ama sonuç yok. Bir tane bürokrat, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürü Özgen Bey yasasın çıkmasına engel oluyor.
Muhalefet lideriyken konuşmak kolay
Neden?
Adam diyor ki (yasaya gerek yok, yönetmelik var) Bizim insanımız haklı olarak yönetmeliğe güvenmiyor. Bir kişinin Alman vatandaşlığına geçmesi için Türk vatandaşlığından çıkıp girmesi iki üç sene sürüyor. Kimse bunu göze almak istemiyor. Çünkü yasal güvence yok. Vatandaşlıktan çıkardığını istese almayabilir. Vatandaş Merkez Bankası’ndaki parasından, Türkiye’deki mülkünden, ailesinden kalacak mirasın geleceğinden korkuyor. Bunları adama anlatıyoruz, (efendim, yasa çıkarırsak, Almanlar buna karşı önlem alır) diyor. Biz geri zekâlı mıyız? Yıllardır bu işle uğraşıyoruz, müsaade edin de Almanya’yı sizden iyi biz bilelim.
Bir bürokratın yasanın çıkmasına tek başına engel olduğu büyük bir iddia değil mi?
Tabii siyasiler bu işi isteseler olur ama Demirel muhalefet lideriyken çifte vatandaşlığı savundu. Başbakan olunca bu adamın yazdığı yazıya imza attı. Son olarak Tansu Çiller, (Bırakın yasayı, Anayasa’yı değiştireceğiz) dedi. Buradaki gazeteler haberi manşetten verdiler. Türkiye yıllardır AT’ye girmek için çalmadık kapı bırakmadı. Fakat bunun için Avrupa’daki kendi insan gücünü kullanmayı hiç düşünmedi. Avrupa’da güçlü bir lobi olma fırsatını kaçırıyoruz.
İnönü’nün önerisi çok komikti
Ama çifte vatandaşlığı Almanya da kabul etmiyor henüz…
Almanya henüz etmiyor ama uzun yıllardır yaptığımız kararlı çalışmalar sonucunda dört tane yasa tasarısı hazırlandı. Hepsi de aşağı yukarı aynı içerikte. Bütün siyasi partilere mektup yazdık ve bir taslak üzerinde anlaşmalarını istedik. Tabii Almanların da bazı sorunları var. Ama Türkiye’nin bu yasayı çoktan çıkarması gerekirdi. Anayasaya bir madde konacak, denecek ki (Yurtdışında yaşayan Türkler isterlerse yaşadıkları ülke vatandaşlığına geçerler, vatandaşlık hakları saklı kalır) Yok anayasa değiştirilmeyecekse, bizim verdiğimiz yasa taslağının çıkması lazım.
Siz, bu yasa metni için 2 bin mark ödemişsiniz. Doğru mu?
Ödediğimiz para, yasayı hazırlayan profesör arkadaşın emeğidir.
Devletin yapması gereken işi siz kendi paranızla yaptırdınız. Bu biraz dramatik değil mi?
Paranın önemi yok. İşin sonuçlanması önemli. Şimdi Almanya’da yasanın çıkmasına Hıristiyan Birlik Partisi ile Hıristiyan Demokrat Partisi karşı çıkıyor.
Yarın: Cumhurbaşkanı olacağım