Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Necmettin Cevheri] - Bıyığımı kesmeyeceğim

Nuriye Akman
Hürriyet Gazetesi

Kimdir?
1930’da Urfa’da doğdu. İlköğrenimini Adana’da, orta öğrenimini de İstanbul Galatasaray Lisesi’nde yapan Cevheri, 1955’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre avukatlık yaptıktan sonra 1965’te Urfa’dan milletvekili seçilerek Parlamento’ya girdi. 1969–71 yılları arasında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı, 1977–78 yıllarında ise Adalet Bakanlığı görevlerinde bulundu. Halen Koalisyon hükümetinde Tarım Bakanı olarak görev yapıyor. Evli ve iki çocuk babası, Fransızca ve İngilizce biliyor.

Sayın Çiller’i desteklemeye ne zaman karar verdiniz?

İktidar olup olmayacağımızın tartışıldığı, nitekim 91 seçimleriyle ancak birinci parti olabildiğimiz bir dönemde, bir genç kadın, İstanbul’dan kalktı, geldi ve “Ben bu mücadelenin içine giriyorum” dedi. Kendisine sempati ile baktık ve hep yardımcı olduk. O zamanlar genel başkanlık meselesi yoktu.

Onu, aday olduğu andan itibaren mi desteklediniz?

Aday olduğu ortaya çıkınca faydalı olabileceğini düşündüm. Tabii partinin diğer dengeleri de vardı, bizim şahsi meselelerimiz, bir takım arkadaşlarımızla olan bağlantılarımız vardı. Tansu Hanım 15 gün önce beni ziyarete geldi. “Aday olacağım. Sizin bazı arkadaşlarınızla, ağabeylerimizle dostluğunuzu biliyorum. Sizden destek de istemiyorum. Eğer kazanırsam yardımınızı isterim” dedi. “Memnuniyetle, kazanırsanız hepimiz size yardımcı olacağız” dedim. Gençliği, hanım oluşu, dünya lisanlarını konuşuyor olması, dünyada daha çok tanınması dolayısıyla partiye daha çok yarar getireceğine inanıyordum. Bunu kendisine de söyledim. Buna rağmen “Sana desteğim açıklanamaz” dedim.

Kongre öncesinde “İsmet Sezgin’e destek vermemeyi siyasi açıdan gayri ahlaki sayarım” diyordunuz…

Böyle bir beyanım olmadı. Ben siyasetle ahlakın birbirleriyle ayrıldığı çizgiyi gayet iyi bilirim. Dolayısıyla ben kongreden 24 saat önce Sayın Sezgin’e, “Burada bir rüzgâr esiyor, bu rüzgârın önünde durmak pek doğru değil” dedim.

İsmet Sezgin sizin için “Beni arkamdan hançerledi” deyince, “Onu ben değil, onu bu yola itenler hançerledi” dediniz. Kimdir Sezgin’i itenler?

Kim itmişse kendisine söyledim. Kongreden bir gün önce kendisine “Bak, hafta başında bir başka aday vardı. Aynı senin arkandaki çevre, haftanın ortasında bir başka adayı çevreledi. 2 gün kala da seni çevreledi. Üçüncü defa ortaya sürülen bir kimse olmayı, ben senin için iyi bir şey saymıyorum” dedim. Bunun şahitleri Ekrem Ceyhun, Esat Kıratlıoğlu, Selahattin Kılıç’dır.

Sezgin’e açıkça ortaya çıkmayın mı dediniz?

“Rica ediyorum” dedim. Bak seni yanlış bir yola itiyorlar. Sayın Cumhurbaşkanına atfen bu destek lafını kullananların sana faydası yok. Sen bu destek lafını arkana almasan, daha çok oy alırsın. Sayın Cumhurbaşkanına olan tepki değildir bu, destek lafına tepkidir.

Sezgin’de sizi rahatsız eden neydi?

Beni rahatsız eden hiçbir taraf yoktu. Ben sadece sevdiğim bir insanla, şu anki durumuyla partiye faydalı olabilecek bir başka insan arasındaki tercihin sıkıntısını çektim.

Sizin fark ettiğiniz bir gerçeği, Sayın Sezgin nasıl fark edemedi?

Bilemem. “Yazık abi, yapma” dedim. Haftanın başında aday Köksal’dı, ortasında Dalan oldu. Dalan’a yazıhaneler tutuldu falan. Ondan sonra döndü insanlar, İsmet abi demeye başladılar. Bir ikincisi, “Kasım’a kadar” dendi. Delege böyle bir şeyi kabul eder mi? Sayın Sezgin’in aleyhinde olan faktörler bunlar. Otellere doluştular, Sayın Cumhurbaşkanı’nı bu işle alakası yokken bulaştırmak istediler.

İsmet Sezgin, gerçekten Sayın Demirel’in adayı değil miydi?

Onu bilemem efendim. Cumhurbaşkanı’nın niçin adayı olsun ki. Sayın Cumhurbaşkanı’nın “karışmıyorum” tebliğinin dışında bir hareketi olduğuna inanabilir miyim?

Demirel’e kafasındaki adayın kim olduğunu sormadınız mı?

Bu ilkeler itibariyle doğru değildir. Biz rahmetli Turgut Özal’ı hep tenkit ettik. Ondan sonra biz 27 günlük Cumhurbaşkanımızı bu işin içine niye sokalım? Bu kongrede bir arkadaş kazanır, bir arkadaş kaybeder. Bunun telafisi vardır. Kazanan arkadaşın her kim olursa olsun yeterince görevini yapamaması halinin giderilmesi çaresi vardır. Ama Cumhurbaşkanımızı işin içine sokmak yanlıştı.

İsmet Sezgin, neden “Herkesin durumunu anlıyorum da bir tek Necmettin”in durumunu anlayamıyorum” dedi?

Ben kendisinin gerçek dostuydum, halen de dostuyum. “İşaret filancaya” lafıyla kazanılmayacağını bilmesi gerekirdi. İsmet Bey de, delegenin kabul etmesi mümkün olmayan “Kasım’a kadar İsmet abi” kompozisyonunun dışında hareket etseydi daha güçlü olurdu.

İnterstar’ın açık oturumundan sonra Ekrem Ceyhun, İsmet Sezgin ve siz Demirel’e gittiniz. Ne konuştunuz?

Hayır, Demirel’e Sezgin’le birlikte gitmedik. Demirel’e Ekrem Bey ile birlikte gittik. Neler konuştuğumuzu söylemeye yetkili değilim.

Otuz yıllık arkadaşınızı, iki yıldır tanıdığınız Tansu Hanım için sattığınız yorumları yapıldı.

Benim dostumla münasebetlerim, hizmet ölçülerimi değiştirmez. İsmet Bey çok değerli hizmetleri olan bir insandır. Ama çağ değişmiş, bizim buna karşı direnmemiz mümkün değil. Ben niçin kendi adaylığımı aklımdan geçirmedim. Arkadaşlardan bana da soranlar oldu. Ben, 40–50 yaş kuşağından, partiye daha hareket getirecek birisi olsun dedim.

Çiller’in Başbakanlık görevini aldığı görüşmeye basın neden sokulmadı sizce?

Ben ne bileyim?

Demirel ve Çiller’i el sıkışırken gösteren bir fotoğraf istemez miydiniz?

El sıkışmalarını da isterdim, gerekirse elini öpmesini de isterdim. Böyle bir fotoğraf iyi olurdu.

Peki efendim. Siz Hükümette bir Bakansınız ve Kürt kökenlisiniz. Hükümetinizin izlediği Kürt politikasında sizi rahatsız eden unsurlar var mı?

Olaya Kürt sorunu olarak bakmaktan ziyade, devletin ve devletin karşısındaki bir hareketin perspektifinden bakmak lazım.

Yani olayı sadece bir asayiş sorunu olarak mı görüyorsunuz?

Olay, bir etnik olay olmaktan ziyade siyasaldır. Mesela Barzani ve Talabani, ayrı yerlerdeki Kürt liderleri. Geliyorlar, benim Cumhurbaşkanımla görüşüyorlar. Demek ki, bir başka yerdeki Barzani ve Talabani, ya da İran’daki Kürtlerin katılmadıkları ayrı bir olay var işin içinde. Ben de o yörenin insanıyım. Çok küçük yaşlarda sıkıntılara uğramış bir insanım.

Niçin? Kürt olduğunuz için mi?

Evet, ama devletimize küsmemişiz. Ondan sonra devlet gelmiş, bizi okutmuş. Sonra TC’nin en önemli Bakanlıklarından Adalet Bakanlığı gibi, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı gibi Türkiye’nin yarısına hizmet veren bir Bakanlığa getirilmişiz. Rahmetli Özal çıkmış, benim anam şuydu, benim babam şuydu diye kan bağına işaret eden bazı şeyler söylemiş ve bunlar Türkiye’yi rahatsız etmemiş. Türkiye’de yaşayan insanlar bundan rahatsız değiller.

Peki, birlikte barış içinde yaşamanın gerekleri nedir?

Kendi kendimize bir takım yapay gerekler çıkartıyor ve yerine getirilip getirilmediğini tartışıyoruz. Bu bölgenin her şeyden önce istediği huzur, can güvenliği arkasından kalkınma. Devletin el atmasını istiyor bölge. Köyümüze okul yapın, su, yol yapın diyorlar. Yani akademi kurulması değil sorun.

O mekteptekiler Kürtçe konuşmak istemiyorlar mı?

Konuşmak isterlerse konuşurlar. Düğünlerde konuşulur, şarkılar söylenir. Diyarbakır’da, Mardin’in sokaklarında, çarşılarında. Mesele değil bu.

Sayın Sezgin “Cevheri Kürt oylarını sattı.” demiş.

Bunu İsmet Bey’in söylediğini sanmıyorum. Çok ahlaksızca bir tanımlama. Ama İsmet Bey’in etrafında böyle düşünenler var. Benim babamın göğsünde kırmızı şeritli İstiklal Madalyası var. Bu madalya cephede savaşanlara verilir.

Babanız sürgüne gönderildiğinde siz kaç yaşındaydınız?

Sekiz yaşındaydım. Bir bayram sabahı kapılar açıldı, sofranın başında yemeğimizi yedirmeden götürdüler. Göğsünde İstiklal Madalyası’yla birlikte. Biz o yaşta sürgüne giderken, sokaktakiler bağırırlardı “sürgünler, sürgünler” diye. Ben bu ıstırabı da yaşadım. Ben İsmet İnönü zamanında onun politikasıyla bu sürgünü yaşadım, şimdi oğluyla aynı hükümet içinde bulunuyorum. Bu, Türkiye’nin yaşamak zorunda olduğu bir uzlaşmadır. Mesela, yeni hükümette görev almayı düşünmüyorum, ama Sayın İnönü’nün görev almasını istiyorum.

Siz bir defasında “Sayın Demirel’le şeyh-mürid ilişkisi içerisindeyim” dediniz. Müridler, şeyhini Çankaya’ya uçurunca müridlik bitti mi?

Ben Demirel’i onun ismini dillerinde dolandıranlardan çok daha fazla seviyorum. Kendilerine bağlılığım sonuna kadar sürecek. Kendisine de “Emriniz bizim için her şeyden önce gelir” demişimdir. Benim karşı çıktığım şey, eski Genel Başkanımın yanlış yerde kullanılmaya kalkışılmasıdır.

Efendim, siz Sayın Demirel’in, Number One şapkalı, tişörtlü halini benimsediniz mi?

Çağdaş görünüm içinde olmak da bir şey. Daha evvel de yapılabilirdi yani. Daha evvel yapılmamış olmasından ötürü belki yadırgandı. Her şey gibi şeyhlik de çağdaş boyutlar, imajlar almış oldu.

Demirel çağdaş şeyh mi oldu?

Ben çağdaş şeyh falan demiyorum. “Her şey çağdaşlaşırken, şeyhlik niye çağdaşlaşmasın” diyorum. İkisi ayrı şey.

Tansu Hanım ile birlikte partinizde bıyık kesme modası başladı. Bu modaya sizde uyacak mısınız?

Hayır. Ben bıyık kesmeyeceğim. Tabii sizin bıyığınız yok, rahatsınız. Sayın Genel Yayın Yönetmeniniz ve değerli dostum Ertuğrul Özkök’ün bir yazısını okumuştum. Tansu Hanım bizim kadroya katıldığında “Bir bıyık huzmesi içerisinde çağdaş bir hanım” diyordu. Ama yazısının üzerindeki fotoğrafı da bıyıklıydı. Yaşlanınca bıyıklar böyle benimki gibi ağardıktan sonra, çoğu kimse keser. Şimdi kendisi de bıyıksız fotoğrafını kullanmaya başladı.

Gelecek sene Sayın Demirel ile birlikte Hacca gitmeye niyetliymişsiniz.

Niyetimiz bu sene Hacca gitmekti. Ciddi ciddi düşünüyorduk. Sayın Demirel, Turgut Bey rahmetli olmadan önce Hacca gitmeyi arzuladığını söylemişti. Sayın Cumhurbaşkanımın niyetleri gelecek sene ne olur, gider mi, gitmez mi, giderse beni götürür mü bilemem.

Erken seçime gitmeli mi Tansu Hanım sizce?

Rüzgâr yakaladım diye gidilmez seçime. Sayın Ecevit ve Sayın Yılmaz’da sonucu gördünüz. Ama hükümet kurulamazsa başka çare yok. Seçim gerekebilir.

1993 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player