Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Salman Kaya] - Silahımı çekecektim

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

68 kuşağının efsane ismi

Salman Kaya ’68 kuşağının efsane isimlerindendi. Çapa Öğretmen Okulu’nda ateşlenen “Devrimci” heyecanı ona Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’la birlikte THKO davasında yargılanmaya kadar uzanan bir hayat sunmuştu. 8 kez tutuklandı, 5 yıl içeride yattı. Matematik öğretmeniydi, öğrencilerinin elinde gördüğü sağ görüşlü şiir kitaplarını sınıfın sobasında yaktı. O dönemde sürgün ve işkence hayatın dolgu malzemesiydi. 12 Eylül öncesinde sendikacılık, sonrasında tüccarlık yaptı. 1991 seçimlerinde meclise girdi. Tabi 30 yıldır yanından eksik etmediği tabancasıyla. Milletvekili olmanın en güzel yanının serbestçe tabanca taşımak olduğunu söyledi o günlerde. Bugün 49 yaşında. İnsan onunla konuşurken kendini zaman tünelinde sanıyor. “söylem” hiç değişmemiş. Ama değişmeyen sadece o mu? Kaya’nın polis dayağından çürümüş yüzü, sadece dövülen değil, döven zihniyetin de hiç değişmediğini haykırıyor.

Yirmi beş yıl önce öğrenciyken yediğiniz 1 Mayıs dayağını bugün milletvekili olarak yemeniz kaderin size bir oyunu mu?

Kaderin çizildiğine inanmıyorum. Öğrencilik ve öğretmenlik dönemlerimde ve milletvekili olarak karşılaştığım olaylar düşünce yapımla ilgilidir. Kafamdaki özlemim doğal olarak davranışlarıma yansır. Bu, inancım doğrultusunda emekçi halkımıza sahip olma mücadelesidir.

İki dövülme olayından hangisi size ağır geldi?

Her ikisi de ağırdır. Ama karşılaştığım olayların sayısı o kadar çoktur ki. Milletvekili olarak ağır gelmesinin nedeni parlamenter sisteme, en geniş demokratik hakların halkımızdan esirgenmemesine olan inancımdan kaynaklanıyor. Bir parlamentere saldırı parlamenter sisteme saldırıdır. Cindoruk’un imzasını taşıyan kimliğim ayaklar altında çiğnendi.

Neden dövüldüğünüzü düşünüyorsunuz?

Bunun manası kitleyi korkutmak, suskun toplum yaratmaktır. “Bakın değil siz, seçtiğiniz milletvekilinizi bile dövüyorsunuz. Sesinizi çıkartmayın. Yoksa sizi Gölbaşı’nda bir araziye çeker, başınıza kurşun sıkarız” demek istiyorlar.

Taşanlar daha önce de “emekçi halkımızı” coplattırmıştı. Onun görevden alınmasına dövülerek de olsa yardımcı olmaktan memnun musunuz?

Hayır. O Taşanlar gider başka Taşanlar gelir. Meseleye öyle saptırıcı bir mantıkla baktığınız zaman işin içinden çıkamazsınız. Emniyet gücünün, adı üzerinde halkımızın emniyetinin gücü olması gerekir. Emniyet içinde birbirlerine karşı savaşan çeteler olduğu yolunda haberler yayınlanıyor. Taşanlar’dan çok o kurumu alıp masaya yatırmak gerekir. Bu kurum faşist, şeriatçı ve tekelci anlayışın yuvası haline getirildi. Bu da “Belli kesimler halkın emeğini bir çırpıda gasp etsin, yoksul insanlar ekmek kuyruklarında üç beş bin lira için saatlerce beklesin” sistemimin yürümesi içindir.

68 kuşağının “İnce Memed”i olarak biliniyorsunuz. Bugün de kendinizi halka feda ettiğinizi mi düşünüyorsunuz?

Halka kendimi feda etmeye her zaman hazırım. O konuda attığım adımlar çok bilinçlidir.

Yine de uzun zamandır halk kahramanı olarak anılmıyorsunuz. Olay, bu özleminize cevap verdi mi?

Polis dayağıyla yeniden gündeme gelmem, halka polisten gelen zulmü, emniyetteki karanlık güçlerini işgalini sergilemeye katkıda bulunduysa bundan memnunum. Çünkü özlemim halkımın onur mücadelesine katkıda bulunmaktan ibarettir. O gün partili arkadaşlarımızla köprüye geldiğimizde kesin bir olay çıkacağını net gördüm. Yani ben kendi canımı düşünsem oradan kalkıp giderdim. Kaldı ki ben olay çıkarılmaması için çaba harcamışımdır.

Taşanlar’ın görevden alınması, “Milletin aslı dövülebilir ama vekili asla” çifte standardını su yüzüne çıkardı, ne diyorsunuz?

Milletin vekili bundan sonra da belki dövülecek. Çünkü sistem, milletin vekili olarak TÜSİAD’ın mantı toplantılarına katılan yahut Anadolu Klüp’te kumar oynayan vekil istiyor. Meclis’in bana sahip çıktığına da inanmıyorum. Meclis’te değerli arkadaşların yanı sıra çok sıradan insanlar davar. Bunlar benim için “Orada ne işi var?” diyor. Kendilerinin ne işi vardır mantı toplantılarında, halkın birikimini satma toplantılarında, başka çıkar ilişkilerinin içinde?

Mitingin dağılmamasında direnen bir grubu örgütlediğiniz için dövüldüğünüz iddiası var.

Hayır efendim, polis kitleyi tahrik etti bana göre. Polis orada barikatlar kurmasaydı kitle doğal olarak Sıhhiye köprüsünden aşağı inip, otobüslere binecek ve dağılacaklardı. Kesinlikle bir olay çıkarma amacı yoktu.

Yürüyüşünüzün organizatörlerinden biri miydiniz?

Hayır.

Peki, tüm o kitleyi çok iyi tanıyor musunuz? Nasıl bu kadar emin konuşuyorsunuz?

Herkesi yakinen tanımam ama orada sendikaların flamaları vardı. Yani kitlenin orada olay çıkarma diye bir niyeti yoktu. Ama polis gerginlik yaratınca etkiye karşı tepki olayı gelişti. Ben bölgenin milletvekiliyim. Farz edin ki onların içinde de olay çıkartmak isteyenler olabilir. Orada yapılacak bu tür yanlışları da izlemek benim görevim.

30 yıldır tabancanızı yanınızdan eksik etmezsiniz. Bu olayda onu kullanmaktan sizi ne alıkoydu?

Açık söyleyeyim köprünün üstünde tabancamı kullanma duygusu geldi. Hatta elimi atınca “silah var” diye çekildiler. Orhan Doğan’ı meclis kapısında tutup araca atan polis bir haftalık sakalıyla oradaydı. “Seni yakinen tanıyorum” dedim. Ekibini çekti. Ben o arada bağırıyorum, köprüden atılan insan için. Öldü deniliyor, kimse yanına yaklaşamıyor. Ona yardım etmek, hastaneye götürmek için aşağıya indim. Etrafımdaki polislerden çekinmedim, niye çekineyim? Bir art düşüncem yok ki.

Silahınızı kullanmamanız şansınız mı, şansızlığınız mı oldu?

Aşağıya indiğimde zaten kullanmaya fırsat bulamazdım. 20 kişi birden çullandılar. O arada içgüdüsel olarak bir genç beni korumak için belime sarıldı. Onun beni tutması artık sararlı mı oldu, faydalı mı oldu bilmiyorum. Kaldı ki silah çekmeyi ben doğru bulmuyorum.

Bir defasında “silahı devrimci kişiliğimi korumak için kullanırım” demiştiniz. Kişilik silahla nasıl korunuyor?

Öğretmenlik dönemimden örnek vereyim. Şimdi sınıfa bir girdim ki sağ kesimin bir şiir kitabı dağıtılmış. Çocukların elinden topladım, sobaya soktum.

Demek siz kitap da yaktınız!

Tabii şimdi… Aslında ben kitap yakmaya karşıyım. Ama yaktığım kitap 14-15 yaşlarındaki çocukları faşist ideolojiye şartlandıracak kitaplardı.

Kitaplar sol içerikli olsaydı da sobaya atar mıydınız?

Atmazdım. Bu, halktan yana bir anlayış olduğu için. Öbür tarafta insanları köleleştirme anlayışına karşı mücadele eriyorum. Yani onlar yanlış yönlendirilmesin diye. Yoksa ben kendi çocuğuma bile şöyle düşün, böyle düşün demem.

Çocukların kitap yakan bir öğretmenden nasıl etkilendiğini düşünüyorsunuz?

Psikolog olmadığım için bilemem tabii. Olaydan sonra tutuklandım. Yargılanırken çocukların tümü mahkeme salonunu doldurduklarına göre, herhalde sadece derslerine çalışmalarını istediğimi düşünmüşlerdir. Aslında ben buna da karşıyım da, o kitaplar bildiğimiz şairlerin şiirleri değildi… Neyse, anladım ki sınıfta bana bir tezgâh hazırlanmış. Baktım okul çıkışında 8-10 kişilik bir grup beni bekliyor. Ben o silahı çekip de ayaklarının dibine ateş etmeseydim büyük ihtimalle beni temizleyeceklerdi.

Siz canınızı korumuşsunuz, kişiliğinizi değil ki.

Şimdi o gelenler beni ayakları altına alsalar kişiliğim zedelenmiyor mu? Silah, devrimcilerin kendini halka anlatma, özümletme mücadelesinde kendisine gelecek zora karşı devrimci yapısını korumak için vardır.

Devrimci kişiliğinizi Meclis’te de mi silahınızla korudunuz?

Savunma olarak şunu söyleyeyim. Hoşgörülü ve demokrat bir düşünceye sahibim. Meclis kürsüsünde dinlemek istemediğim bir kişi varsa salondan çıkıyorum. Kaldı ki Meclis’te ben genellikle silahlı bulunmam.

Kapıdan girince bırakır mısınız yani?

Arabama bırakırım. Gerçi devletimizin güvenlik güçleri tarafından çevrilip dövüldüğümüze göre, böyle meclis çatışı altında da bir saldırı gelir m gelmez mi diye artık düşünmek zorundayım.

Korunmak için Cindoruk’a başvurmayı düşünüyor musunuz?

Hayır. Bu olay bir Salman Kaya olayı değildir, parlamenter sisteme yöneliktir. Bizi genel başkanımız dâhil partili arkadaşlarımız, başbakanımız aradı, “geçmiş olsun” dedi. Hatta Cumhurbaşkanı aradı aynen “Çok üzüldüm. Sanki kafamdan sıcak su dökülmüş gibi oldu” dedi. Fakat meclisimizin başkanı televizyon seyretmiyor herhalde. Üstelik başkan olması için kendisine oy da verdim. Arayıp bir nezaket gereği “geçmiş olsun” demedi. Bırakın beni o çatıya demedi. İçişleri bakanımız da öyle bir şeyde bulunmadı. Demek ki meclis başkanımıza o faşist darbeler bir şey yapmamış, onu sadece çaylı kahveli yerlerde konuk etmişler.

DYP grubundan yükselen sesler, her taşın altından sizin kalktığınızı söylüyor. Akbank Selamiçeşme soygunu dışında siz hangi taşların altından çıkıyorsunuz?

Diyelim ki 3 milyon ile geçinemeyen memurlar bir hak talebinde bulunuyor, o taşın altından ben çıkıyorum. 15-16 yaşlarındaki gençlerimiz yargısız infazla yok ediliyor, 2-3 yaşındaki çocuğunun önünde ana babası katlediliyor, o acıyı içime duyuyor, tabii ki o ailelerin yanında yer almaya çalışıyorum. Ya onlar hangi taşın altından kalkıyorlar? TÜSİAD senaryolarının, halkın parasını belli kesimlere peşkeş çeken taşların, şaibeli ihale taşlarının altından da onlar çıkıyor. Şatafatlı işveren sofralarında kemik kemirme taşlarının altından onlar çıkıyor. Onların çıktıkları bu taşların altında en ufak bir tehlike yoktur, dolarlar, marklar vardır. Ama benim çıktığım taşın altında her an ölüm vardır.

Ama “kemik kemirme” yakıştırmanızla arkadaşlarınıza hakaret ediyorsunuz.

Bu lafımdan kim o taşın altındaysa o alınsın, olmayanlar alınmasın. Halkının ülkesinin demokratik mücadelesine bireysel çıkarlarını düşünmeden katılan hiçbir arkadaşıma en ufak bir sözüm yoktur.

Siz devrimci eylemlerin dışında bir parlamenter olarak Meclis’te ne iş yaparsınız?

Şimdi Meclis’te çok yakarlı işler yaptığımızı söyleyemeyiz. Onu açık yürekle itiraf etmek gerekir.

Yani eylem yapmaktan yasa yapmaya vakit bulamadınız mı?

Tabii o tür olaylar var, meclisin işleyiş gereği etkili olamıyorsunuz. Hazırladığınız yasa teklifi hükümet tasarısı şeklinde gelmezse çıkması mümkün değil.

Yine de, yürüyüşlerine katılarak desteklediğiniz “emekçi halkın” hayatının iyileştirilmesi için yasa önerileri hazırlayamaz mıydınız?

Tabii. Sosyal Güvenlik Bakanlığı bizde olduğu için bu konuda hazırlanan yasaları ya da Adalet Bakanlığının hazırladığı yasaları aldık. O yasalar dahi DYP tarafından sulandırılıyor. Benim bu konudaki çalışmalarım işte yargısız infazlarla ilgili yazılı sözlü soru önergeleridir. O konuda da matbu cevaplar geliyor. Diğer taraftan benim bölgemin insanları son derece yoksuldur. Hele hele şimdi SHP iktidar oldu, tabii bunu insanlarımıza tek tek anlatmak zordur.

SHP’nin “iktidarsız iktidar” olduğunu mu anlatmak zordur?

Bu deyime katılıyorum. SHP’nin o konudaki politikasının çok yeterli olduğunu söyleyemem. Ama onu yeterli gele getirmek için çaba sarf ediyoruz. 12 Eylül cuntasından sonra bir kişiliksizleştirme süreci yaşandı. SHP de bundan nasibini aldı.

Bu, Dev-Genç lideri olarak gösterdiğiniz etkinliği Meclis çatışı altında gösteremeyişinizin nedenini açıklar mı?

İşte ben sistemin yapısına şey ediyorum. İstediğin kadar tasarılar hazırla, bir şov şekline dönüştür, gündemin arka sıralarına atılır. Bir tarafta da tahammülsüzlük vardır. Adam şartlanmış dinlemiyor. Zaten kapasite de dardır. Onun dışında ben toplumsal olayların bulunduğu yerlerle ilgilenmeyi daha doğru buluyorum.

Yani daha çok meclisin içi yerine dışında çalışıyorsunuz. Sokakta mücadeleye alışkın bir insan olarak kendinizi neden parlamento altında soktunuz?

Ben ambarlardaki hamal arkadaşların sendika şube başkanlığını yaptım. “Sendikal mücadelemi acaba parlamenter olursam daha rahat yapabilir miyim” diye düşündüm. Yani parlamenter olayıyla biraz daha az sıkıntı çekersin. Yolun hemen çevrilmez, bir yerde toplantıya gittiğin zaman “ne işin var orada, ne geziyorsun” denmez. Bu bir güçtür. Bu gücü alırsın, kimi bunu kendi çıkarı doğrultusunda kullanır, kimi de halkına katkı olarak.

SHP içinde bir grup 12 Eylül öncesi söyleminiz yüzünden size “Taş devri solcusu” diyormuş.

Onlar ANAP’lılaşan, DYP’lileşen kesimdir. Sistemin çıkarına öbürleri gibi yapışanlardır.

Siz PKK’nın bölge halkının temsilcisi olduğunu söylemiştiniz. Neden SHP yerine DEP’de olmadınız?

Ben tüm halkların kardeşliğine inanırım. Kürt ve Türk halkının kardeşliği eşitlik temelinde olur. Öz kardeşinizin üzerinde hegemonya kurmaya çalıştığınız zaman, bu olmaz. Kürt halkının doğal olarak demokratik hakları vardır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesi görüşülürken ana dil eğitimini getirdiğim zaman şiddetli bir tepkiyle karşılaştım.

Bu görüşünüzü DEP içinde daha rahat savunurdunuz belki.

Hayır savunamazdım. Ben düşüncelerimi hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan söylemek isterim. DEP’te bu mümkün olmayabilir.

1994 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player