Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Cansu, Naz, Tan, İlkay, Özlem, Merve...] - ‘Karbeyazı bir dünya istiyoruz'

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Do re mi fa sol la... Hepsi sanki bir nota. Ama sesini kolayca vermeyen notalar. İçlerindeki şarkıyı benim de mırıldanmam günlerimi aldı. Yuva Gülender'in ilkokula uçurmak üzere olduğu bu çocuklar, sorularıma yanıt vermek için bana unutamayacağım bir bedel ödettiler: Önce onlarla arkadaş olmam gerekiyordu. Bunun için bir buçuk hafta boyunca yuvaya gittim. Oyunlarına katıldım, dillerini öğrenmeye çalıştım. Çocuklar, öğretmenleriyle birlikte beni önce "çocuk" yaptılar, birlikte şakımaya hazırladılar. Soyut-somut kavram farkının çocuk dilindeki karşılıklarını çözdüğümde, şarkımızı da söylemeye başlamıştık. Evet. Bu bir röportaj değil, bir çocuk şarkısı. Amacım, onların ilkokul öncesi heyecanlarını, beklentilerini, korkularını yansıtmaktı, yoksa ana babaların sergilenmesi değil. Bu nedenle şarkımızı yazarken es geçtiğimiz yerler oldu. Cansu, Naz, Tan, İlkay, Özlem, Merve... Do, re, mi, fa, sol, la... Anne babalara ayna... Okul öncesi yolları yuvadan da geçse, çocuksu kaygılarına karışan özlemlerini onları kucaklayacak öğretmenlerin dikkatine sunuyorum.

Çocuklar, okullar açılıyor artık. Sizce okul nasıl bir yer?

Cansu: Bana göre çok güzel bir yer.

Tan: Güzel kötü. Çalışmak istemezsen kötü olur.

Cansu: Bazen ilkokulun öğretmenleri çok kötü oluyormuş. Çocukları dövüyorlarmış, televizyondan duydum.

Peki, hiç ilkokul gördünüz mü?

Tan: Ben gördüm. Yuvamızla önceden gitmiştik. Sonra kayıt olurken benim ilkokulumu gezdim.

İlkokulda neler var?

İlkay: Sınıflar var, jimnastik salonu var, kütüphane var.

Tan: Ben tuvaletlere de baktım.

Neden?

Tan: Önceden merak etmiştim, acaba oradaki tuvaletler büyüklere göre mi, yoksa küçük klozetli mi diye. Onun için baktım.

Peki, nasıldı, küçük klozetli miydi?

Tan: Hayır, değildi. Klozet yoktu, kakamı nasıl yapacağım diye korktum.

Sınıflar nasıldı?

Tan: Sıralar var, dolaplar var. Keşke orada da yuvadaki gibi minderlere otursaydık, ne iyi olurdu.

Cansu: Bence sıralara oturmak daha iyi. Artık büyüdük.

İlkokulda neler yapacağınızı biliyor musunuz?

İlkay: Ders yapacağız, spor yapacağız.

Merve: Bazen de bahçeye çıkacağız.

Oyuncak oynamak ister miydiniz?

Tan: Evet ama orada oyuncak odası yok. Olsaydı dersimiz bitince orada oyuncaklarla oynardık. Ben hem ders yapmayı, hem oyuncak oynamayı çok seviyorum.

Yuvadaki öğretmenleriniz size öyküler okuyor. Sıkılınca oyuna dönüyorsunuz. İlkokulda dersten sıkılınca ne yapacaksınız?

Tan: belki orada da öğretmenimiz bizimle oyun oynar. Yuvada öğretmenimle kucak kucağa yuvarlanıyoruz, yeni öğretmenimle de yerlerde yuvarlanmak isterim.

Merve: Ben çantama oyuncak koymak isterim. Ama öğretmen izin verirse.

Cansu: Okulda sıkılınca eve gitmek uyumak isterim. Ben sabahçı oldum, erken kalkacağım, hiç uykumu alamayacağım. Keşke birinci sınıflar biraz geç gitseler.

Peki, ilkokulda neler yapacağınızı annenizle babanızla konuştunuz mu?

Tan: Ben konuşmadım ama yuvadaki öğretmenlerimiz anlattı. Annemle sadece okuldan verilen dosyayı inceledik.

İlkay: Biz konuştuk. Annem eğer karnemde bütün derslerim pekiyi olursa ne istersem alacak.

İlkokulu siz mi seçtiniz, aileniz mi?

Tan: Annemler seçti, bana sormadılar.

İlkay: Bana da sormadılar, hiç görmedim ben.

Merve: Benim annem seçti ama ben okulumu biliyorum.

Demirel kel, Çiller saçaklı'

Çocuklarla, birbirlerinin cevaplarından etkilenmesinler diye teker teker de konuşarak Atatürk, Özal, Demirel ve Çiller'i sordum. Şunları söylediler:

Naz: Atatürk milletimizi kurtardı. Demirel; kel kafalı Demirel. İşleri tamamlatıyor. Paylaşmamızı sağlıyor. Çiller; uzun saçlı, yüzü iyi bir kız. Özal; çok iyi biri, böyle gözlüklü biri. Onu TV'de anlattılar.

Özlem: Atatürk; askerlerin başkanı, Türkiye'yi kurtardı. Demirel; Cumhurbaşkanı. Kel biri. TV'de gördüm. Çiller; Başbakan, kısa saçlı bir kadın, ülkeyi yönetiyor. Özal; o da cumhurbaşkanı, ama yaşamıyor.

Cansu: Atatürk; iyi bir adam. Türk savaşını bitirmiş. Demirel; başbakan, haberlerde çıkıyor. Demokrasiyi oyluyor. Yaşlı birisi. Çiller; saçaklı, faizi çoğaltıyor, işi yara yükseltmek. Özal; Turgut Özal mı? İyi bir adam. Öldü şimdi.

Nasıl bir öğretmen isterdiniz?

Naz: Benim dersimi iyi yaptıran bir öğretmen istiyorum. Hem belki beni parka da götürür.

İlkay: İyi kalpli, kızmayan bir kadın öğretmen olsun.

Neden kadın?

İlkay: Çünkü bu yuvamdan önceki yuvada Tolga diye bir erkek öğretmen vardı. O bize kızınca tokat gösteriyordu. Kadınlar daha iyi kalpli oluyor.

Tan: Ben erkek öğretmen isterdim. Burada hep kadın öğretmen var. Öğretmenim uzun boylu, sarışın olsun. (Tan'ın babası sarışın ve uzun boylu)

Naz: Ben de oğlan öğretmen isterim. Yuvadakilerin hepsi kız öğretmen.

Peki, öğretmenin kime benzesin?

Naz: Ahmet abime.

Merve: Ben de kadın öğretmen istiyorum. Annem kaydımı yaptırırken müdür yardımcısına "Duygusal bir öğretmen olsun" dedi. Ben de onun dediği gibi bir öğretmen istiyorum.

Duygusal öğretmen nasıl olur?

Merve: Hiç kızmaz. Bizi sever.

Nasıl ders çalışacağınızı biliyor musunuz?

Özlem: Yuvadaki öğretmenimiz buna ilkokuldaki öğretmenlerimizle karar vereceğimizi söyledi.

Tan: Biz annemle karar vereceğiz.

Burada ne yapacağınıza öğretmeninizle birlikte karar veriyorsunuz, eve gidince ailenizle ne yapıyorsunuz, mesela oyun oynuyor musunuz?

İlkay: Ben istiyorum ama onlar oynamıyorlar. Söylediğim zaman "Haberleri seyrediyoruz" diyorlar.

Belki de yanlış zaman seçmişsindir. Haberler bitince söylesen.

İlkay: Söyledim. O zaman da başka şey seyrediyorlar.

Naz: Biz akşamları hep beraber oyun oynuyoruz ama daha çok televizyon seyrediyoruz. Babam korkunç filmleri çok seviyor. Hep beraber seyrediyoruz.

Korkunç filmlerden etkileniyor musun?

Naz: Bazen etkileniyorum, gece yatamıyorum. Bazen de seyrederken uyuyakalıyorum.

Özlem: Ben izleyeceğim filmleri kendim seçiyorum. Bazen Türk filmlerini seyrediyorum. Çok komik oluyor. Çizgi filmlerdeki canavarlardan, dinozorlardan, hırlayan köpeklerden çok korkuyorum.

Tan: Benim babam kızlı filmleri seviyor. Bir de çıplak kadın resimlerine bakıyor. Annem nazik filmleri seyrediyor.

Cansu: Ben çizgi filmdeki denizkızı olmak isterdim. Savaşlı filmlerden korkuyorum.

Peki, çocuklar, anne babanıza hiç kızdığınız oluyor mu?

Merve: Evet. Akşamları annem ve babam hep sigara içerler. Ben de suluboya yaparım. Ben sigara dumanından ve kokusundan rahatsız oldum için salonda içiyorlar.

Özlem: Benim de babam sigara içiyor. Babam babaannem ona kızıyor. Evin içi duman oluyor ve çok pis kokuyor.

Siz de büyüyünce sigara içecek misiniz?

İlkay: Hayır, sigara sağlığa zararla. Kanser yapar. Yuvada öğretmenimiz gösterdi, sigara dumanı ciğerlerimizi hasta ediyor.

Özlem: Ben babama çok kızıyorum, hasta olmasını istemiyorum.

Başka hangi davranışlarına kızıyorsunuz?

İlkay: Beni erken yatırmak istedikleri zaman çok kızıyorum. Canım uyumak istemiyor. Hem annemleri özlüyorum, onlarla oturmak istiyorum.

Naz: Akşam uyurken kalkınca, "Yine mi kalktın, yat hemen yatağına" diyorlar. Ben üzülüyorum. Ben onlara "Oyuncağını aşağı atacağım" dedikleri zaman da çok kızıyorum.

Tan: Babam benimle oynarken beni havaya hoplatıyor. Ben de kızıyorum. "Yapma" diyorum ama yine de yapıyor.

Neden kızıyorsun, baban seni seviyor.

Tan: Ama korkuyorum.

Merve: Babam beni severken her yerimi buruyor. Annem de şakacıktan ona kızıyor. Ben de anneme oyuncaklarımı başka yerlere koyduğu zaman kızıyorum.

İlkay: Bir de annem babam bağırış çağırış yaptıkları zaman çok kızıyorum.

Yetişkinler bazen tartışabilirler, fakat daha sonra anlaşırlar. Öyle değil mi?

İlkay: Evet, babam annemi öper ve barışırlar. Bu çok hoşuma gidiyor. Ben de yuvada arkadaşlarımla öyle barışıyorum.

Peki, hiç sevdiğiniz davranışları yok mu?

Özlem: Babamın araba kullanmasını seviyorum. Çok iyi araba kullanıyor. Bazen direksiyonu bırakıyor. Araba kendisi gidiyor. Düz yolda, kimse yokken yapıyor. Eğer birisi çıkarsa hemen tutuyor. Bir kere bizi polis durdurdu, silah falan arıyorlarmış. Sonra beni gördü, "Bu adam çocuğuyla gezmeye gidiyor" diye bize bakmadı.

Merve: Annemin beni öpmesini çok seviyorum.

Tan: Ben de annemin beni "farem" diye sevmesini seviyorum.

Özlem: Babam beni severken "bambino" der, ben de ona "dandino" derim. Babamın beni uyandırırken şarkı söylemesini çok seviyorum. Babaannem küçükken babama söylermiş, şimdi de babam bana söylüyor.

Peki, okul dışında gezdiğiniz yerlerde sizi neler rahatsız ediyor?

İlkay: Parka gittiğimiz zaman etrafımızda hep büyük köpekler gezdiriyorlar, korkuyorum.

Sen hayvanları sevmiyor musun?

İlkay: Seviyorum ama bunlar çok büyük köpekler. Ben küçük köpekleri, kuşları, kedileri seviyorum.

Tan: Benim de kuşlarım var. Üç tane. Doğum günümde annem aldı. Okuldan dönene kadar onları çok özlüyorum.

Merve: Babam bana küçük köpek getirecek.

Tan: Yuvada da kaplumbağamız var, adı Cafer.

Onu siz mi besliyorsunuz?

Tan: Evet. Her hafta sonu birimize misafir geliyor, bizde kalıyor.

Cansu: Ben gideceğim ilkokula camdan baktım. Müdür masasının üstünde kavanozda balık vardı. Çok hoşuma gitti. Öğretmenimin masasında da balık olsun isterim.

Sen evinde hayvan besliyor musun?

Cansu: Küçükken balığım vardı. Küçük olduğum için ona peçete yedirdim. Terliğimi akvaryuma sokardım. Bir gün plastik gemim balığın üstüne geldi, balık öldü.

Annen baban ne yaptı?

Cansu: Fazla kızmadılar. "Cansu neden böyle yaptın" dediler. Bir daha da balık almadılar.

Şimdi balığın olsa ne yapardın?

Cansu: Ona iyi bakardım. Okula götürmek isterdim. Bir de okula kedi götürmek isterdim.

Ya kedi balığı yerse?

Cansu: Kediyi çantamda tutardım. Çıkarsa da balığın üstüne kapardım.

Tan: Ben de çantama oyuncak kaplumbağamı koyacağım. Hayvanları çok seviyorum. İlkokulda da hayvan beslemek isterdim. Hayvan odası olsaydı, teneffüse çıkınca gider onları severdim.

Cansu: Birde hayvan dersi olsa ne güzel olur. Belki okulla hayvanat bahçesine geziye gideriz.

Tan: Ben birkaç kere Jurassic Park'a gittim. Korktum ama sevdim. Dinozorlar birden atlayınca ödüm koptu. Çıkarken çok kalabalıktı, herkes itişti, çok sıkıldım.

Ezilmekten mi korktun?

Tan: Evet. Büyükler hiç sırayla çıkmadılar. Bir kere de çocuk tiyatrosuna gitmiştik. Anneler babalar yer kapmak için koştular, bize yer kalmadı. Sonra görevli onları kaldırdı, çocukları oturttu.

Sizin anne ve babanız böyle hatalı davranırsa ne yapardınız?

İlkay: Annem babam hata yaparsa önce onlarla konuşurdum. Yine yaparlarsa ceza verirdim. ,

Ne ceza verirdin?

İlkay: Oturma odasında hiç kaldırmadan televizyon seyrettirirdim.

Naz: Annem, babam yanlış davranınca kızarım. "Niye ikiniz de bağırdınız" derim. Ben de onlara ceza olarak hiç kalkmadan televizyon seyrettirirdim ama su içmeye kalkabilirler.

Merve: Ben tek ayak durdururdum. Çünkü onlar tek ayak duramıyorlar, çok komik oluyor.

Tan: Ben ceza vermezdim. Onları çok seviyorum.

Peki, sevmediğin insanlara mı ceza verirsin?

Hayır. Hiç kimseye ceza vermek istemem.

Çocuklar nasıl bir dünya isterdiniz?

İlkay: İyi insanların, güzel kalpli insanların olduğu bir dünyada yaşamak isterim. Ama bu dünya da güzel.

Tan: Ben de güzel bir dünya isterim. Çevredeki gürültü bazen beni rahatsız ediyor. Ama o kadar da önemli değil.

Özlem: İnsanlar öldürmesinler isterdim. Televizyonda gördüğüm zaman korkuyorum. Çocukların da ölmesini istemiyorum.

Cansu: Her şeyin bin lira olduğu, hep ilkbahar ve yazın olduğu bir dünya isterim.

Tan: biz her kış yuvamızla Elmadağ'da bir hafta sonu geçiriyoruz. Ben de Elmadağ gibi bir dünya isterim.

Dilerim karbeyazı dünyanızı kimse kirletmesin. Sağolun çocuklar.

1994 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player