Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze
[Reinhard Saftig] - Futbolda Alman ittifakı

 

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Saftig = Sulu, tatlı şeftali!

Bir futbol adamının "kale arkası düşünceleri"ni öğrenme fikri bana nasıl da cazip gelmişti. Futboldan anlamayışımı bir avantaj saymış. Galatasaray taraftarına ilginç detaylar sunabileceğimi düşünmüştüm. Ama Cim Bom'un Alman hocası, teknik adamlığını hiç elden bırakmadı, herhalde "Duygular, basına açıklanmak için değil" diye düşündü. Saftig; Osieck ve Daum'la yaptıkları "birbirleri hakkında kötü konuşmama" anlaşmasına öyle bağlıydı ki, yurttaşları için "iyi" bir şey de söylemedi. Dokuz aydır Türkiye'de yaşamasına rağmen bu ülke üzerine kayda değer bir gözlemi yoktu. Hayatını sanki ceza sahasına kapatmıştı. Saftig'e, maç kazanmanın, kadın kalbi kazanmaktan zor olduğunu söyleten şey, meslek aşkı mıydı? Karısı kalbini ona kolay mı teslim etmişti? Bilinmez. Ama hoca bize ne coşkusunu, ne kaygısını teslim etti. Saftig, sulu, tatlı şeftali anlamına geliyor. Oysa söyleşi sonunda damağımızdaki tad, şeftali tadına benzemiyordu. Söyleşiye hiç değilse şeftali aroması katmak için, kendisine ilettiğimiz ek soruların da yanıtı gelmedi. Saftig, uzatmaları oynamaya yanaşmamıştı. Böylece maçımız golsüz bitti.

Avrupa'da daha popüler takımlar varken neden Türkiye'yi tercih ettiniz?

Daha önce benim üç yıl işsiz kaldığım söylendi. Fakat bu doğru değil. Ben Almanya'da on beş yıl çalıştım ve yurtdışında çalışmak istiyordum. Galatasaray da Türkiye'nin en büyük takımlarından birisi. O yüzden Galatasaray'da çalışıyorum.

Size çok para vermeleri bu kararı almanızda etkili olmadı mı?

Para, bizim branşımızda mutlaka önemlidir.

Ayrıca Türkiye'de yabancı teknik direktörler vergi vermez diye bilinir.

Bu doğru değil. Vergimi sözleşmem gereği burada veriyorum.

Türkiye'de kazandığınız parayı Almanya'da kazansaydınız, hangi ülkeyi tercih ederdiniz?

Para önemlidir ama her şey değildir. İşin sportif yönü de etkilidir.

Bir teknik direktör Türkiye'de altın bir tahtta mı oturur, yoksa iğneli bir tahtta mı?

Çivili bir tahtta.

Kaç çivi battı size?

En çok çivi basından geliyor.

Türkiye'de başarısız olmanız, Almanya'daki kariyerinizi nasıl etkiler?

Başarısız olmayı düşünmem bile. Kendime güvenim tam. Ama günün birinde mutlaka Almanya'ya döneceğim.

Sizden önceki Alman direktörler de böyle söylemişlerdi ama Türkiye onlara son durak oldu.

Onlar yaşlıydılar. Ben 42 yaşındayım henüz.

Türkiye'de yabancı teknik direktörler çok çabuk popüler olurlar. Bunu kaldıramadığınız oluyor mu?

Florya-Yeşilköy civarında kalıyorum. Geceleri dışarı çıkınca ya da kültürel yerleri görmek istediğimde sorunlar çıkıyor. Huzur içinde bir şeyleri izlemek mümkün olmuyor.

Alışverişlerde sizden para almak istemeyen esnaf oluyor mu?

Olmuyor. O almak istemese bile ben vermek isterim. Ama sarılanlar oluyor boynuma. Bu da sanırım iyi bir şey.

Futbolcularla tercüman aracılığıyla konuşmak zor geliyor mu?

Antrenmanda onlara Türkçe kelimelerle seslenebiliyorum. Ama maç sırasında çok acele bir karar alıp, futbolcuya söylemem gerektiğinde tercümana söylemek zor oluyor.

Kaç kelime Türkçe biliyorsunuz?

Yüz. Süt, ekmek, gün ve ay adları, iyi akşamlar, günaydın, iyi günler gibi.

Futbolcularla diyalog kurmayı sağlayacak sevgi sözcükleri yok mu bunların arasında?

Sevgi sözcüklerine futbolda yer yok. Ofsayt, taç, frikik var. Kelime hazinem sadece teknik terimlerle sınırlı. Futbolcularla böyle kelimeler konuşurum.

(Not: Tercümanımızın doğal olarak "liebes wörter" diye çevirdiği sevgi sözcüklerini Saftig'in, "aşk sözcükleri" diye algılandığını, sorumuzu bu yüzden "dehşetle" karşıladığını, kaseti yeniden dinlerken fark ettim.)

Maç öncesi "Haydi aslanlarım" türündeki telkinlerinizin Almanca olması etkinizi azaltıyor mu?

Ses tonum ve jestlerimden ne demek istediğimi anlıyorlar. Ama tabii azaltıyordur etkiyi.

Maçlara özgü küfürlerden öğrendiğiniz oldu mu?

Türkçe küfür kullanmam. Gerekirse Almanca küfrederim.

Hiç tribünden öğrendiğiniz Türkçe bir küfür yok mu?

Aklımda tutmam. Çok yanlış anlaşılmalar olur. Mesela kendi futbolcuma küfrederim, hakem kendisine alınır.

Türk ve Alman maç argosu farkına ilişkin bir gözleminiz var mı?

Dünyanın her yerinde küfür edilir. Bunlar sıkça hakeme, bazen antrenöre, bazen de futbolculara yönelik olur. Ama benim küfür etmem, futbolcularıma kötü örnek olur. Onun için etmemem lazım.

Maç öncesi heyecanınızı yatıştırmak için ne yaparsınız?

Hafif kitaplar, cinayet romanları okurum.

Sakinleşmek için ilaç alır mısınız?

Hiç ilaç kullanmam. İlaç almam gerekecek kadar kötü duruma düşersem mesleğimi değiştiririm.

Uğurunuz var mı?

Batıl itikatlarım vardır. Galip gelirsek elbiselerimi değiştirmem, mağlup olursak değiştiririm. Mesela ligde beş hafta galip geldik, maç sırasındaki kıyafetimi değiştirmedim. Artık kokmaya başladı. O zaman değiştirdim. Ama kaybedersek hemen değiştiririm. Barselona'daki maç giysilerimi bir daha hiç giymeyeceğim.

Duayla aranız nasıl, maç öncesi veya sonrası kiliseye gider misiniz?

Ben inanan bir insanım. Ama maçlar için de gidip dua etmem. Kilisede dua etmeye değecek daha önemli şeyler vardır. Mesela ailemin sağlığı gibi.

Türkiye'de kiliseye gitmek için böyle bir nedeniniz oldu mu?

Öyle bir zorunluluk hissetmedim şimdiye kadar. Dinimize göre burada da dua edilebilir.

Futbolun dışında, İstanbul'da neler yapıyorsunuz?

Şimdiye kadar futbolun dışında bir şeye vaktim olmadı. Ailem üç hafta önce geldi. Çocukların okul problemleriyle uğraştım. Akşamları ailece balık yemeğe gidiyoruz.

İstanbul'un gece hayatını merak etmiyor musunuz?

Yok, yok. (Türkçe olarak devam ediyor) Eş und üç çocukla icraatım yok.

Genelde yabancı antrenör ve sporculara seks tuzakları hazırlanır Türkiye'de. Bu konuda uyarılmış mıydınız?

Bunu duydum da uyarı yapılmadı. Gece hayatına karışmayarak bu tuzaklardan korunuyorum.

Spor basınını izliyor musunuz? Kızdığınız ya da beğendiğiniz yazarlar kimler?

Basını takip ediyorum. Bazılarına çok kızıyorum. Çünkü yalan yazıyorlar. Ama isim vermek istemem.

Almanya'ya göre, Türkiye'de sizi uymama konusunda cesaretlendiren kurallar var mı?

Disiplin kurallarının aynısını burada da, Almanya'da da futbolculara uyguluyorum. Kendimin de buna uymam gerekir. Biraz önce bir röportaj yaptım. Saate bakmadığım için yemeğe 10 dakika geç gittim. Bu yüzden kulübe 100 mark ödedim. Futbolcuların dakik olmasını istiyorsam, benim de dakik olmam gerekir.

Saha kurallarını Almanya'da mı, Türkiye'de mi daha çok ihlal ediyorsunuz?

Daha çok duruma bağlı ama Türkiye'de biraz daha zor. Çünkü dördüncü hakem hep orada ve sınırları aştığınız anda gelip müdahale ediyor. Bu, Almanya'da böyle olmaz. Daha çok çizgiye yanaşabiliyorsunuz.

Yani orada mı burada mı saha kenarında daha çok bağırıyorsunuz?

Almanya'da dışarıdan daha fazla müdahale edip bağırır, daha çok yönetirdim. Burada çok fazla kısıtlandım.

Ama Kocaeli'nde çalışırken saha görevlilerini zor duruma düşürmek, tribünlere şov yapmakla eleştirilmiştiniz. Sizi Galatasaray mı sakinleştirdi?

O zaman hakemle problem oldu. Bu yüzden üç hafta tribüne çıkmak zorunda kaldım. Hakemin kararını çok sert bulmuştum. Almanya'da olsa aynı ceza verilmezdi bana. Bundan da bir şey öğrendim: Bir daha aynı şeyi yapmamayı.

En usta antrenörler bile sadece mesleki deneyimlerine güvendiklerinde yurtdışında başarısız olmuşlardır. Deneyimin yanı sıra o ülkenin kültürü, spor alışkanlıkları, vesairenin de iyice tetkik edilmesinin başarı için şart olduğu söylenir. Bu açıdan siz üzerinize düşeni yaptınız mı?

Elbette o ülkenin kendine özgü
alışkanlıklarını göz ardı etmemeli ama benim Almanya'daki
tecrübem yeterli ve her yerde geçerlidir. Onun için Türkiye'ye
geldim. Ayrıca Türkiye hakkında üç tane seyahat kitabı okudum.

Üç seyahat kitabı okumak, bu iş
için yeterli mi?

Kitaplar insana ülkenin genel yapısı
konusunda yardımcı olabilir ama tecrübeyi insanın kendisi yapması
lazım. İstanbul'u gezmek için fazla vaktim olmadı. Sadece
Sultanahmet Camii'ni gördüm. Topkapı'yı, Dolmabahçe'yi
daha görmedim.

Ben asıl kendinizi Türkiye'de
çalışmaya zihni olarak nasıl hazırladığınızı soruyorum.

Almanya'da birkaç Türk oyuncusu
tanıyordum. Türklerin düşünce yapısını biliyorum.

Peki, Türk karakterinin en önemli
özelliği ne?

Türk karakteri değil de, futbol karakteri diyelim. Türk oyuncuları yetenekli ama teknik disiplin yönünden her zaman iyi değiller. Yani ofansif ve defansif tavırlar arasındaki denge her zaman tutmuyor.

Çocuklarınız Türkiye'de yaşamaktan memnun mu?

Ortanca Alman İlkokuluna, büyüğü Alman lisesine gidiyor. Genelde çocuklar okul değiştirince biraz üzülürler ama zamanla alışacaklar.

Karınıza yeterince zaman ayırabiliyor musunuz?

Şu anda değil. Çünkü çok sık seyahate gidiyoruz. Bakması gereken küçük bir çocuğu var, o yüzden şikâyetçi olmaz. Ayrıca o biliyor ki bu benim mesleğim.

Türkiye'ye gelirken eşinizi ikna etmek zorunda kaldınız mı?

Hayır. O zaman Fenerbahçe'ye gelme durumum vardı. O zaman "karısı izin vermiyor" diye söylentiler çıktı. Bu doğru değildi. Karım hamileydi, problemleri vardı, uçağa binemiyordu. O yüzden Fenerbahçe ile sözleşme yapamadım. Yani sebep Fenerbahçe'yi istememek değildi.

Tribünler sizin maça almadığınız bir sporcunun adın, mesela Arif'i bağırdığında, kendinizi baskı altında hissediyor musunuz?

Kararı ben veririm. Ondan sonra gazeteye "Seyirciler bağırınca Arif'i oyuna aldı" diye yazmak saçmalıktır. Tabii seyirciler "Arif, Arif" diye bağırdığı için, o sırada zaten sahaya sürmeyi düşündüğüm Arif'i oyuna sokmazsam da olmaz. O anda seyirciler benimle aynı fikirde olduğu için ben Arif'i oyuna sokarım.

Peki, tribünlerde, Türk kadın taraftarın, erkek taraftara göre farkını gözleyebildiniz mi?

Oyun sırasında sadece sahayı gözlemliyorum.

Ama şimdi sporseverlerin tavırlarını gözlenmeye değer bulmadığınız düşünülecek.

Yok. Siz bu röportajdan üç seri yazı çıkarırsınız. Basınla ilişkilerimde çok dikkatli olmayı öğrendim.

Peki, kadın lafından çekiniyorsanız, Türk ve Alman taraftarın tribün davranışı farklılığı diyelim.

Türk seyirciler birden angaje oluyor, ıslık çalıyorlar. Yani alkışlar daha organize. Daha çok ses çıkıyor. Bu da iyi oluyor. Çünkü maçın başında böyle yüksek bir atmosfer lazım. Almanya'da maçlarda tezahüratı küçük bir grup yapar. Diğerleri sessiz kalır.

Peki, futbolcuların seks yaşamı sizi ne ölçüde ilgilendirir?

Hiç ilgilendirmez. Maçtan bir gün önce futbolcular burada toplanır, seks yapamazlar. Siz biraz değişik bir hikâye yazmak istiyorsunuz galiba.

Futbolcuların özel sorunlarıyla ilgilenir misiniz?

Hayır. İlgim burayla sınırlıdır. Bir problemleri varsa bana açılmaları gerekir. Yoksa tek tek gidip bir dertleri var mı diye ilgilenmem.

Sizi kızdırdıklarında ne yaparsınız?

Baş başa konuşarak çözeriz. Yine çözülmezse o futbolcudan ayrılmak gerekir.

Diğer alman antrenörlerle ailece görüşüyor musunuz?

Şu anda değil. Daum'un oğlu, kızımın okuluna gidiyor. Herhalde yakında birbirimiz ziyaret edeceğiz.

Hiç birlikte oturup "Ne olacak bu Türklerin hali" diye sohbet etmediniz mi?

Biz kendi aramızda şunu kararlaştırdık: Bir Alman antrenör, diğer bir Alman antrenör hakkında kötü bir şey söylemeyecek.

Ben sizden kötü bir şey istemedim ki.

Ne bileyim, Türkiye hakkında ne konuşalım?

Takımlarınız hakkında da mı konuşmuyorsunuz?

Herkes kendi takımına sahiptir. Bir gazeteci gelip de "Daum sizin için şöyle dedi" derse ona inanmam.

Almanya'da lakabınızın "korkak tavşan" olduğu doğru mu?

Saçmalık! Yalanlardan biri de bu. Yalandan nefret ederim!

İsminiz meyve suyu anlamına mı geliyor?

Şeftali sulu, tatlı olursa ona "saftig" denir.

Karakterinizde şeftaliye benziyor mu?

Hoş bir karakterim olduğunu düşünüyorum. Ama kendim hakkında konuşmak istemem.

Peki, bir kadının kalbini kazanmak mı, bir maçı kazanmak mı daha zor?

Bir maçı kazanmak.

Demek kadınlar konusunda çok başarılısınız.

Evliyim. Üç çocuğum var. Zannederim başarılıyım.

Sizi Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın hocalarından ayıran teknik tarz farkı nedir?

Söyleyemem. O sözümü tutmamış olurum. Belki alınırlar.

Türkiye'de yabancı antrenörlerden daha fazla iş beklenir. Ama arka arkaya iki yenilgi alsalar her şey aleyhe döner. Bu açıdan bir baskı hissediyor musunuz?

Beş maç arka arkaya kazandık. Ona rağmen bizi eleştiriyorlar. Almanya'da böyle değil. Orada oyun kazanmaya izin veriliyor.

Peki, siz Kalli ve Hollman'dan sonra Galatasaray'da nasıl bir risk aldığınızı düşünüyorsunuz?

Baskı altına girdim. Şampiyonluktan başka bir şeyin kabul edilmeyeceğini de biliyordum. Bunu bile bile geldim.

Avrupa standardını sizden önce yakalamış bu takıma "artı" ne vaat ediyorsunuz?

Vaad etmek olmaz. Çaba sarf etmek lazım. Amaç, bir sonraki maçı kazanmaktır.

Bu, Galatasaray için küçük bir hedef değimli?

Küçük hedefi elde ettikten sonra, büyük hedef gelir.

Ya şampiyonlar ligi?

Şans lazım. Barselona'da şansımız yoktu.

1994 Yılı Röportajlar