Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Cemal Kutay-İsmet Bozdağ 1] - Milli Mücadele'nin iki yüzü

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Atatürk'ün sofrasından kalan tek isim, 167 kitaba imza atmış, "Damarlarımı kesseniz Atatürk diye akar" diyen gazeteci-yazar Cemal Kutay ile ismi Demokrat Parti'yle bütünleşen, 8'i Atatürk ile ilgili 40 kitabın sahibi, tarih felsefecisi, gazeteci-yazar İsmet Bozdağ, Milli Mücadele Tarihi'ni tartıştılar.

İki yaşlı ve bilge adam

Biri Atatürk felsefesini anlatmakla görevli Hâkimiyeti Milliye gazetesinin hayatta kalan tek ismi. "Damarlarımı kesseniz Atatürk diye akar. Dünyaya döneceğini bilsem, hayatımı çekinmeden O'na verirdim" diyecek kadar ulu öndere tutkun, yazdığı 167 kitap, üst üste konunca boyunu geçen, Atatürk'ün de coşkusunu takdir edip, "Bu sarı oğlanı Meclis'e alalım" dediği bir dev çınar.

Diğeri, gençliğinde uğradığı "Marksizm limanından" daha sonra demir alıp liberal ufuklara yelken açan, 40 tarihi kitaba attığı imzaya rağmen "Ben tarihçi değil, tarih felsefecisiyim" diyen, görmüş geçirmiş bir kalem ustası.

Hayat ikisine de önce Atatürk'ün yakın çevresinin, DP döneminde de Celal Bayar'ın dostluğunu hediye etti, adları Demokrat Parti felsefesiyle bütünleşti. İkisi de inançlarının gerçeklere perde olmasına izin vermediği iddiasıyla yaşadılar, hep "dost acı söyler" diye düşündüler.

Cemal Kutay ve İsmet Bozdağ...

Kendi deyimleriyle "Atatürk'ü telakki tarzları" farklı bu iki isim, şimdi tartışma adabının en nefis örneğini, bu terbiyeden yoksun olanlara gösteriyorlar. Yakın tarihimizin 19 Mayıs gibi belki de en önemli olayını, ortak vicdan paydasına alıp, önyargılardan arınmayı deneyerek irdeliyorlar.

Neden? Çünkü özgürlüğün bedelinin yüksek olduğunu yaşayarak öğrenmişler. Onu bir kez daha kaybetmek istemiyorlar.

Sayın Kutay, son günlerde kurtuluş savaşının 19 Mayıs dönemi ile ilgili hararetli tartışmalar oluyor. Siz, Atatürk'ü yakinen tanıyan, Hâkimiyeti Milliye gazetesinde O'nun emri altında çalışmış, "Atatürk'e bağlılığını" fiziken ve ruhen kanıtlamış bir insansınız. İsterseniz söyleşimize Atatürk'ün Milli Mücadele'yi anlattığı Nutuk'tan başlayalım.

 

Nutuk tarih değil, bir zaman kesitini belli bir bakış zaviyesinden değerlendirmeye çalışan ve elindeki vesikalarla iktifa eden bir tespittir. Karşı vesikaları düşünmemiş.

Nasıl yani?

Beni yadırgatan tarih hataları var Nutuk'ta. Bir kere Mustafa Kemal, Milli Mücadele'yi kendisinin Samsun'a çıkışıyla başlatıyor. Oysa Mondros 30 Ekim 1918'de imzalandı. Nutuk, Milli Mücadele'nin hepsini birden kavrayıp zafere kadar götüren bir izah olduğuna göre, doğru bir başlangıç tarihi olması lazım. Milli Mücadele 19 Mayıs'ta başlamadı ki. Başlangıç 1917'de Osmanlının artık yenileceği tamamen anlaşıldıktan sonra bir müdafaanın nasıl yapılabileceğini düşünmesi icap eden Başkumandanlık, Harbiye Nezareti ve onun organı olan Teşkilatı Mahsusa'nın hazırlıkları olmalıydı.

Yani vatanı kurtarma hazırlığı 19 Mayıs'tan çok önce?

Evet. Vatan istilaya uğradığı zaman bir gerilla savaşının nasıl yapılacağı düşünülmüş ve bunlar bazı esaslara bağlanmıştır. Bu esaslar daha sonra Milli Mücadele'nin Meclis kuruluncaya kadar olan devresinde uygulanmıştır.

Nasıl olur?.. Biz "her şey Atatürk'le başladı" diye öğrenmiştik.

Kuvayi Milliye'nin başladığı an

Bakınız, kafasında megalo idea, elinde devrin en güzel silahları 250 bin kişilik Yunan ordusunun İzmir'den Anadolu'nun ortasına kadar gelmesine ne mani olmuştu? Çünkü Kuvayı milliye o zaman başladı. Kuvayi Milliye Atatürk Ankara'ya geldikten sonra başlamamıştır. Bunun en büyük ispatı Sivas Kongresi'nde Ali Fuat Paşa'nın Kuvayı Milliyet Umum Kumandanlığı'na tayinidir. O günkü imkânsızlıklar içinde dikilmiş olan bir fidan bu. Mustafa Kemal bu fidana o kadar güzel bakmış o kadar güzel yetiştirmiş ki fidan tutmuş.

Neden söz etmiyor fidandan?

Doküman bulamadı. Mesela Erzurum Kongresi'nden evvel Balıkesir Kongresi toplandı. Fakat Nutuk'ta bahsetmiyor. Çünkü doküman yok.

Yine de "Bizden evvel bir şeyler yapıldı" diyemez miydi?

Diyebilirdi tabii. Çünkü Milli Mücadele'nin önünde giden insanlar sadece vatanı kurtarmayı düşünmüşlerdir. Beni Nutuk'ta en çok rahatsız eden, kendinden evvelki olayların tesiriyle karşılaştığını söylememesi olmuştur. Söylemesi lazımdı. Bir başka garibime giden olay Milli Mücadele'ye ihanet ettikleri söylenen 150'liklerin tespiti hikâyesi. Nutuk'ta buna ait açık bir şey yok. Sadece "150"likler vatandaşlık haklarını kaybettiler ve memlekete alınmadılar" diyor. Hâlbuki çok iyi biliyor ki 150'liklerin arasına konan bir adam var ki O'nun Samsun'a çıkmasını temin etmiş: Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Gerede. Dâhiliye Nezareti'nde 1100 altın var, 1000 altını ona vermiş, örtülü ödenekten. Aynı adam Ferit Paşa kabinesinde Dâhiliye Nazırı diye 150'lik listesine konuyor. Damat Ferit'in yaveri olmaktan başka kabahati olmayan Tarım Mümtaz Göztepe de bu listedeydi. Pırıl pırıl bir kalem erbabı. Çok büyük acılar içinde öldü. Atatürk bunları bilmeye mecburdu. Çünkü tarih, onun kadar büyük mesuliyetler aldığı halde, onun kadar toleranslı bir adam kaydetmez. Onun için bu paradoks, onun hayatını yazmış bir insan olarak benim gücüme gidiyor.

Sayın Bozdağ, 19 Mayıs Milli Mücadele tarihinde çok önemli bir gün. İlk ne zaman kutlandı?

Yıl 1936. günlerden 19 Mayıs. Atatürk Dolmabahçe'de, yanında Şükrü Kaya, Ruşen Eşref, Kılıç Ali, Salih Bozok, Mehmet Soydan, Nuri Conker var, konuşuyorlar. Birdenbire Atatürk soruyor: "Bugün günlerden ne?" Diyorlar Salı, Çarşamba neyse. Ayın kaçı: 19'u. Aylardan ne: Mayıs. "Ne oldu bugün söyleyin bakalım?" diyor. Düşünüyorlar, 19 Mayıs'ta ne oldu?

Bilmiyorlar mı? Nasıl olur?

"Asıl yapacağınız bayram bu"

Nasıl bileceksin canım, o zamana kadar 19 Mayıs'ın lafı yok. Onun için soruyor Atatürk. Şimdi bunlar arıyorlar; "İzmir'in işgalinin üçüncü günü diyorlar. Atatürk, "Değil" diyor. "İsmet Paşa'nın Lozan'dan Gazi'ye çektiği telgraf" diyorlar. "Hayır. O 1923'te, Mayıs'ta da değil" diyorlar. "Haliç Konferansı" diyorlar, "İngilizlerle Irak meselesi üzerinde konuşmuştuk" diyorlar.

Kim anlatıyor bunu size?

Şükrü Kaya anlattı. "Terakki Perver Fırka'nın kapatılması da bu aylarda olmuştu" diyorlar. Atatürk, "Bırakın yahu bunları" diyor, "Öyle bir şeydir ki bu ülkenin kurtuluşudur". Yine bulamıyorlar. En sonra Şükrü Kaya hatırlatıyor, "Bu sizin İstanbul'dan ayrıldığınız gün mü" deyince "Yaklaştın" diyor, "Samsun'a çıktığımız gün." Sonra "Asıl yapacağınız bayram bu" diyor. Ertesi sene 19 Mayıs'ta Şükrü Kaya'nın tertibiyle 19 Mayıs bayramı kutlanıyor.

Yani Atatürk bu bayramı iki kez mi gördü?

19 Mayıs'ın bayram olması...

Evet. 37'de bir görüyor. İkincisinde, yani 38'de Atatürk hasta. Acar motoruyla önce Florya'ya, dönüp Boğaz'ın en ucuna kadar gidiyorlar. Kıyılarda herkes Acar'ı tanıdığı için alkışlıyor, çok memnun oluyor Atatürk fakat yoruluyor "Dönelim" diyor. Böylece son bayramını da görüyor ama hasta olarak.

Sayın Kutay, Atatürk bunca yıl neden bekledi 19 Mayıs'ı bayram yapmak için?

19 Mayıs, 23 Nisan Hâkimiyeti Milliye Bayramı'nın felsefesi içinde ele alındı. Biz Atatürk'ün gazetesi Hâkimiyeti Milliye'de 23 Nisan literatürünü yaparken, bunun başlangıç gününün 19 Mayıs olduğunu söylemekle yetiniyorduk. Ayrıca kutlanması hatıra gelmemişti. 19 Mayıs'ın ayrıca bayram olarak kutlanması kararı bence Atatürk'ün hastalığının acı bir gerçek olarak ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Artık ömrünün kısa olduğu kabul edilince O'nun hayatında önemli olan günler daha derinden anılmaya başlandı.

Ayrıca bir hükümet değişimi olmuş, İsmet Paşa görevden uzaklaştırılmış. Celal Bayar dönemi başlıyor.

Evet, ekonomik kalkınmayla beraber yepyeni bir devir başladı. Bence Atatürk, öleceğini bilenin psikolojisiyle bu hükümet değişiminden ve ölümünden sonra belki şahsiyeti ve cumhuriyetin temel günleri hakkında bazı yanlış ve vaktiyle söylenmemiş sözlere dönülmek ihtiyacı duyulursa diye kutlanmasını istedi. Ama Mustafa Kemal ne yazık ki kendi nutkunda Milli Mücadele'nin kuruluşunu hakiki olarak anlatmamıştır.

Siz Nutuk'u nasıl değerlendiriyorsunuz?

BOZDAĞ: Hiç kimse kendi aleyhinde olan şeyleri söylemeye mecbur değildir ama söylemediklerinin söylediklerine ışık tutması ihtimali daima mevcuttur. Orada olmayanlar vardır. Mesela o sıralarda Kazım Karabekir'le arası pekiyi olmadığı için Doğu Cephesi'ni özetleyen bölümde sanki küçük bir savaş yapılmış gibi anlatıvermiştir. Hâlbuki öyle değildir. Aslında kendisi de öyle olmadığını bilir ama bazı şeylerin küçük gösterilmesini, bazı şeylerin unutulmuş olmasını tabii saymak lazım.

Bazıları diyor ki "Vahdettin Atatürk'ü vatanı kurtarmak için gönderdi". Bu hiç mümkün olabilir mi?

KUTAY: Vahdettin'in Mustafa Kemal'i Anadolu'yu kurtarmak için gönderdiğine inanamıyorum. Çok istiyorum, kendimi zorluyorum ama böyle olduğuna kani değilim. Mustafa kemal'i oraya göndermesinin sebebi O'nun Anadolu'nun durumunu görüp vatanın işgal edilmemiş bölümlerini işgal ettirmeye vesile verecek bir başkaldırıya imkân vermemesi için. Rumlara karşı Pontus havalisinde bir hareket olursa kan dökülmeye meydan vermesin diye. Çünkü halk ayaklanırsa İstanbul daha fazla tazyik altında kalacak. Ama unutmamak lazım ki Mustafa Kemal Samsun'a çıktığı zaman, Garp cephesinde Milli Mücadele başlamıştı.

Yani teslimiyet şartlarını daha kansız yapabilmesi için gönderdi değil mi?

Evet. Aksini söyleyenler, Vahdettin'in Milli Mücadele hareketini örgütlemeye gönderdiği bir adamı neden idama mahkûm ettiği sorusuna cevap vermeli.

BOZDAĞ: İdam ettirme gücü mü vardı ki? Yakalatıp astırabilir miydi? Hukukta meşhur bir söz vardır: Tehdidini ikaya muktedir olmak lazım. Buna muktedir olmayan bir padişah idam emri vermişse hiçbir kıymeti yoktur. Bunlar İngilizlere karşı bir taktikti. Bakınız, Falih Rıfkı'nın "Atatürk'ün Bana Anlattıkları" Milliyet'te çıktı. "Atatürk'ün Anıları" adıyla daha sonra ben yayınladım. Orada Atatürk, Samsun'a çıkmadan önce Vahdettin'le Yıldız Sarayı'nda karşılaşmayı anlatıyor: "Vahdettin, ‘Paşa... Paşa... Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi tarihe geçmiştir. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hepsinden mühim olabilir. Paşa... Paşa... Devleti kurtarabilirsin' dedi. Bu sözlerden hayrete düştüm, acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyordu. Hemen hüküm vermedim: Vahdettin demek istiyordu ki ‘Hiç kuvvetimiz yoktur, tek mesnedimiz İstanbul'a hâkim olanların siyasetine uymaktır'. Benim memuriyetim, onların şikâyet ettikleri meseleleri halletmektir. Halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırabilirsem, Vahdettin'in arzularını yerine getirmiş olacaktım."

Vahdettin'in yaveriydi...

Evet, ben bunları Çankaya'da okumuştum. Atatürk, Vahdettin'in ona ne söylediğini tam aktarmıyor.

BOZDAĞ: Tabii kendisine verilen vazifeyi saklayacak. Nasıl söyleyecek ki "Beni çağırdı git Anadolu'da bir ihtilal hareketi yap dedi" diye. Hatta Vahdettin, "Ben seni çağırsam bile geri gelme" demiş.

KUTAY: Hiç inanmıyorum. Böyle bir taktiğin imkân ve ihtimali yok. Bunu söyleyenler kaynaklarını ispat etsinler. Yalnız Mustafa Kemal'in sonuna kadar atabey-i şahane tabiri altında Vahdettin'e hürmette kusur etmediği doğrudur.

BOZDAĞ: Efendim, o kadar ki, askerlikten istifa ettiği halde, Vahdettin'in yaverliğinden istifa etmemiştir.

KUTAY: Askerlikten istifa ettikten sonra yaverlik mi kalır?

BOZDAĞ: Sivil yaver de olabilir.

KUTAY: Malumu âliniz, sivillere yaver tabiri kullanılmaz. Mabeyinci deniyor.

BOZDAĞ: Ama üstadım, biliyorsunuz Erzurum Kongresi askerlikten istifasından sonra yapılmıştır. Atatürk o kongreye Hazreti Şehriyari kordonlarıyla gelir. İstifa etmiştir ama Hazreti Şehriyari'nin yaverliğini aklından çıkarmamıştır.

Pantolonu dahi yoktu

KUTAY: İsmet Beyciğim, şöyle düşünmek lazım. Şahsen Rauf'tan ve Karabekir'den dinledim. O gün pantolonu dahi yoktur. Sivas valisi Reşit Paşa pantolon alır da öyle giyer üstüne. Halkın ruhiyatına değer veren bir insan. Oraya neyle gidecekti yani?

BOZDAĞ: Ama yaverlik padişahın tercihiyle olur, askerlikle olmaz. Neyse bunlar o kadar önemli değil. Atatürk'ün Samsun7a gidişi kendi söylediği gibi olsa, nasıl Harbiye Nezareti'nde yaptığı konuşmaları tafsilatıyla anlatıyorsa, tıpkı onun gibi sadrazamla ve sultanla yaptığı konuşmayı da tafsilatıyla anlatması lazımdı. Bir tek kelime yok anılarında. Resmi vazifesinde deniyor ki "Samsun havalisindeki harekâtı silahlı müdahaleleri ve çeteleri bastırmak ve böylece asayişi sağlamak".

Lütfen! Resmi belgede böyle söyleniyorsa, asıl görevin bu olmadığını nasıl iddia edersiniz?

BOZDAĞ: İngiltere'den vize almadan çıkamayacağı için belgede görev öyle belirtiliyor. İngiltere'ye güven vermek için "hadiseleri bastırmaya bak yaverimi gönderiyorum, bu meseleye bu kadar ehemmiyet veriyorum" demek istiyor. Çünkü Rum Pontus devletini kurmak istiyorlar Trabzon'da, bu meseleyi halletmek lazım, halletmek için de devlet olarak padişah olarak kendi has yaverini gönderiyor. Öyle izin alıyor İngilizlerden.

YARIN: Makyavel mezarından kalksa Mustafa Kemal'i alnından öperdi.

1995 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player