Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Cemal Kutay-İsmet Bozdağ 3] - Vahdettin hain değildi

KUTAY: Vahdettin dünyanın en namuslu adamlarından biriydi. Ölürken yastığının altından parasızlıktan alamadığı ilaçlarının reçeteleri çıktı. Ve cenazesini rehin ettiler San Remo'da. Akrabaları, arkadaşları cenazeyi kaçırdılar da gömüldü.

Siz bugün Vahdettin'i vatan haini kategorisine sokmuyor musunuz?

KUTAY: Elbette hain değildi. Dünyanın en namuslu adamlarından biriydi. Ölürken yastığının altından parasızlıktan alamadığı ilaçlarının reçeteleri çıkıt. Bunu Tarık Mümtaz Göztepe anlatıyor. Ve cenazesini rehin ettiler San Remo'da. Akrabaları, arkadaşları cenazeyi kaçırdılar da gömüldü. Bunlar hakkında hüküm verebilmek için önce bilgili olmak lazım. Bakın Hazine-i Hassa Reisi Refik Bey'i çağırıp sayım yaptırdı gitmeden evvel. Her şeyin tam yerinde olduğunu tespit ettirdi. Nuriye Hanım, oradan Kaşıkçı Elması'nı alıp gidebilirdi. Hakkıydı, ailesinindi çünkü. Kesinlikle bunlar namusu mücessem.

BOZDAĞ: Mesela karısına bir merasimle takmak için bir yüzük ve gerdanlık gelmiştir, onlar da teker teker ailesin üstünden, kızının boynundan, alıp hazineye iade edilmişlerdir. Padişahın maaşı var, 23 gün çalışmış o ay, yedi gününü kısmış, öyle almış maaşı. "Çıkıyorum çünkü Türkiye'den. Hakkım yok benim bunda diyor. Özetle birinin kahraman olması için birinin hain olması gerekmiyor.

Kafam iyice karıştı.

KUTAY: Kafanız hiç karışmasın devrimlerin kaderi budur. Evet, Atatürk, Vahdettin'e "vatan haini" dedi ama bence hata etti. Ama o günkü şartlara göre onu demesi aşağı yukarı bir çaresiz savunmaydı. Atatürk, Cevat Üstün isimli bir büyükelçinin ikini Viyana Muhasarası kitabının yeniden tetkikini Türk Tarih Kurumu ilk başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu'ndan istemiş. Çünkü Üstün'ün gördükleriyle herkesin zannettikleri arasında bir aykırılık bulmuş. Bu vesileyle "Ben Milli Mücadele'de sarayın hareketini o günün şartlarına göre değerlendirdim ama şimdi elbette ki başka düşünüyorum" demiş. Ben bunu bir kitabımda da yazdım. Atatürk Milli Mücadele'yi birlikte gerçekleştirdikleri, sonradan aralarının açıldığı arkadaşları için ömrünün son günlerinde çok üzülüyordu. Ali Fuat'a "Hani senle cuma kaçakçılığı yaptığımız o Hidiv'in köşkünün yanında bir yer bul, toplanalım. Ben Rafet'i getirtirim, sen de Rauf'u getir, Karabekir'i de alalım, o eski günleri yad edelim" diyor.

Devlete borç veren adam

O eski günler derken kendisini o mevkiye getirmiş olanların da haksız töhmetlerden kurtarılmasını istiyor. Trakya cephesi kumandanı Cafer Tayyar Paşa'nın Beşiktaş'ta bir odun deposunda kantar memurluğu yaptığını, Kazım Karabekir'in Erenköy'deki bahçesinden domates toplayıp toptan fiyatına sattığını ve ikizleri dünyaya geldiği zaman ancak kayınpederinin refikasına taktığı bir altını mezat salonunda bozdurduğunu biliyor. O Karabekir ki, Mustafa Kemal kendisine telgraf çekiyor Milli Mücadele'de, "On paramız yok, bize para bul" diye. Kendi kefil olarak 25 bin altın Azerbaycan'dan alıyor. O Karabekir ki, yani devlete borç para veren adam kendi evlatlarının ilaç ve doktor parası yok. Nitekim Ali Fuat o köşkü gitti buldu. Ama döndüğü zaman Atatürk birinci komaya girmişti. Her insanın hayatında hata olabilir. Büyük insan odur ki, hatasını anlayıp, ondan dönmek için harekete geçer. Bence Mustafa Kemal, Nutuk öncesi ve sonrasına ait hiçbir şeyi hatırlatmamak hatasını tavzih edebilmek için bazı teşebbüslere girişti ama ömrü kâfi gelmedi.

Bu söyleşiden sonra sizin Atatürkçülüğünüzden kuşkuya düşenler olabilir mi?

KUTAY: Ben gerçek Atatürkçüyüm, çünkü Atatürk "Hakikatleri konuşmaktan korkmayınız. Şerrin en kötüsü ehven-i şerdir" demişti. Bugün hayata geleceğini bilsem hiç tereddütsüz canım verirdim O'na. Buna itimat edin. Bir boş vaktiniz olursa, Ali Fuat Paşa'nın mezarının bulunduğu Ali Fuat Paşa kasabası var, Geyve'nin yanında, orada bir Kuvayı Milliyet müzesi var, o müzeye gidin, orada tarih kitaplarında adı sanı olmayan birçok insan göreceksiniz. Milli Mücadele'nin ilk öncüleri onlardır. Kahraman demiyorum, vazifelerini yaptılar. Vazifesini yapan insana kahraman denmez. Orada kendisine hain denenlere de var. Çerkez Ethem mesela. Ama Çerkez Ethem olmasaydı, Ankara olmuyordu.

Atatürk'e verilen para

Tartışılan konulardan biri de Vahdettin'in Atatürk'ü Samsun'a gönderirken ne kadar para verdiği.

KUTAY: 25 bin altın. O zaman bu parayla İstanbul'un onda biri satın alınırdı. Ben bunu Demokrat Parti İstanbul Milletvekili hukukçu Celal Fuat Türkgeldi'nin babası Mabeyn Başkâtibi olan Ali Fuat Türkgeldi'den dinledim.

BOZDAĞ: Çiftliğini ve atlarını satarak temin ettiği 40 bin altını kendisine vermiştir. Saray çevresinden dinledim bunları.

KUTAY: Hiç inanmıyorum.

Dâhiliye Nazırı'nın örtülü ödenekten bir altın verdiğini söylemiştiniz. Bu, Vahdettin'in bilgisi dâhilinde mi oldu?

KUTAY: Padişahın bundan haberi olması mümkün değil. Bu para o makamda oturan insanların kendisine verilir. İsterse sevgilisine de verebilirdi.

BOZDAĞ: Padişahın bunlardan bilgisi vardı. Ayrıca Dâhiliye Vekâleti bütçesinden verilen rakamın ben 5 bin altın olduğunu zannediyorum. Eğer kendisine bir yolluk verilmesi söz konusu ise onun Milli Müdafaa Vekâleti'nden verilmesi lazım.

Dâhiliye Vekâleti bütçesinden alınması, Dâhiliye'ye ait bir işin yapıldığını gösteriyor.

Ama orada para vardır belki. Bunu nasıl kanıt gösterirsiniz?

BOZDAĞ: Bunlar karine, tarihin içine polis kafasıyla sokulursunuz bir yerde. Acaba bunun altında ne var diye? Ben Vahdettin'in Atatürk'e 40 bin altın verdiğini Abdülhamit'in kızı Şadiye Sultan'dan dinledim. Bunun belgesi yok. Belki de belge bulunamazdı çünkü görev özel ve gizliyse bunlar belgeye bağlanamazdı.

Atatürk düşmanları

40 bin altın vermişse vermiş. Bu neyi kanıtlar?

BOZDAĞ: Şunu kanıtlar. Atlarını, Kemerburgaz'daki çiftliğini satıp verdiyse, demek ki devletin verecek parası yok.

40 bin altını nasıl taşımış acaba?

BOZDAĞ: Bu soruyu ben Osmanlı hanedanına sordum. Dediler ki, bunlar kendisine kâğıt para olarak verilmiştir. Ama değeri 40 bin altındır. Hiçbir şeyi bütün gerçekleriyle bilmek mümkün değildir, tarih belgelerle sürekli değişen bir bilgidir. Tarih felsefesiyle hareket edip olayların mantığını kavrayabilirsiniz. Elinizde belgeler olabilir de olmayabilir de. Bütün mesele, olayların mantığını sağlam olup olmadığını tartışmaktır. Benim yaptığım bu.

KUTAY: Eğer Milli Mücadele tarihi Nutuk'un yanında, onun eksiklerini tamamlayarak yazılmış olsaydı o zaman biz sizinle bu tartışmayı yapmazdık.

Siz yazmak istediniz ama yarım bıraktınız. Korktunuz belki.

KUTAY: Korkmadım. Yazdıklarım nedeniyle sonsuz bir münakaşa çıkmasından ve inandığımız kıymetlerin iflasa sürüklenmesinden endişe ettim. Atatürk'ün o kadar düşmanı var ki. Onlara malzeme vermek istemedim. Çünkü benim damalarımı kesseniz Atatürk diye akar.

YARIN: Atatürk Koruma Kanunu kalkmalı

1995 Yılı Röportajlar