[Cemal Kutay-İsmet Bozdağ 4] - ‘Bir insan kanunla sevilmez'
Atatürk'ü Koruma Kanunu'nu O'nun şahsiyetine bir leke sayan Cemal Kutay, bir insanın kanunla sevdirilemeyeceğini vurgulayarak, "Bugün 19 Mayıslar'da, 29 Ekimler'de 10 Kasımlar'da ‘Atatürk Atatürk' diye bağıranlar, Mustafa Kemal'i gerçek manasıyla anlayıp anlatsalardı bunlar olmazdı" diyor.
Vahdettin'in mezarı nerede?
KUTAY: Şam'da. Bir Osmanlı Yahudisi, cesedi San Remo'dan götürdü, oraya gömdü.
Sizce mezarın Türkiye'de mi olması lazımdı?
KUTAY: Ben çok geniş düşünceli bir insanım. Hiçbir insanın memleketinin dışında mezarı olmasını benim hafızam almaz, elbette ailesinin yanında, babasının mezarının yanında olması lazım.
Bu saatten sonra mezarını getirtelim diye bir kampanya doğru olur mu?
KUTAY: Kampanyaya lüzum yok, serbest bir hak vermeli, isteyen gelir bu memlekete gömülür diye, işte Cemalettin Kaplan bile geldi gömüldü. Hiç kimsenin falan hadiseden dolayı vatan toprakları dışında gömülmesini benim kafam almaz. Nazım Hikmet'inki de gelmedi. Mehmet Akif Mısır'da ölseydi mezarı gelmeyecek miydi? Hem İstiklal Marşı'nı söyleyeceksiniz günde beş defa, hem de mezarı dışarıda olacak. Öyle şey olur mu?
Bu öneri toplumsal barışa katkıda bulunur mu yani?
KUTAY: Onlar zaten bir çileyi çekmişler memleket dışında. Bazıları dördüncü kuşaktan, Türkçe bilmiyor bazıları. Bence bir devrin kapanması için o devrin bütün torsunun da silinmesi lazım. Bunlar mesele olmaktan çıkartılmalı. Mesela Çerkez Ethem kanun nazarında hain, Çerkez Ethem'in ailesi müracaat etti cenazesi için, "Siz bilirsiniz" diye cevap verdiler. Mesele olmadı.
Ama Vahdettin'in mezarı buraya getirilirse yer yerinden oynamaz mı?
KUTAY: Hiçbir şey olacağı kanaatinde değilim. Ailesi isterse müracaat eder. Kimse de hayır demez. Bu bize tasa oluyor, ailesine falan tasa olduğu yok. Bunlar mevzu mu yahu? Bu memleketin bu kadar halledecek işi var.
BOZDAĞ: Ailesi istemiyor, onlara teklif edildi Demokrat Parti zamanında. "Hayır, biz yerlerinden oynatılmasına razı değiliz" dediler.
KUTAY: Mesela bakın Prens Sabahattin Bey'in, o da Prens, Seniye Sultan'ın oğlu, o da memleket dışında kaldı bu hanedan kanunuyla. Öldüğü zaman cenazesi geldi. Eyüp'te babasının yanında gömüldü. Kimse bir şey demedi.
‘Ömrümü boşa harcadım'
Biraz önce Sayın Kutay, Vahdettin için "Hain değildi ama gafildi" dedi. Sizin karşı cevabınızı almadık.
BOZDAĞ: Hain değildi ama gafil de değildi. Gafil olması için Mustafa Kemal'i bulup Anadolu'ya göndermemesi lazımdı. Gaflet, hiçbir şey yapmamaktır. Ama bir şey yapmak, bir politika üretmek ve onu karşı tarafa göstererek beklenen neticeleri almak, bilakis kıllığı gösterir. Bizler bu tür peşin yargılarla beslene beslene geldik bugünlere. Ben 40 yaşımı geçtikten sonra bunların dışında düşünmeye ve gerçeği aramaya başlayabildim. Yoksa daha okuldayken bana her şeyin doğrusu öğretilmiş olsaydı, ben 40 yaşına kadar ömrümü boşuna harcamazdım.
Sayın Bozdağ, "Vahdettin gafil değildi" diyerek siz Sayın Kutay'a "gafil" mi diyorsunuz?
BOZDAĞ: Hayır. Estağfurullah, Sayın Kutay üstadımdır. O olmasaydı tarih olmazdı.
KUTAY: Teveccühünüz İsmet Beyciğim. Lütfediyorsunuz.
BOZDAĞ: Yalnızca telakkilerimiz farklı. Ben bir gün Celal Bayar'a dedim ki, "Sizi çok seviyorum ama yakanıza yapışamadım bu dünyada, ahirette yapışacağım ve ‘Bizi niye aldattınız' diyeceğim." Çok şaşırdı. "Ne demek istiyorsun?" dedi. Dedim ki, "Bize ne öğrettiyseniz yanlış çıktı. Tarih yanlış, hatta coğrafya yanlış. Siz bunun sorumluluğunu taşımıyor musunuz?" Dedi ki bana, "Ama benim bakanlığım bunlarla ilgili değildi." Dedim ki "Siz bir bakandınız ve Bakanlar Kurulu'nun bütün kararlarından sorumluydunuz." Bizden birçok gerçekler saklanmıştır. Yahut yanlış anlatmıştır. Şimdi vahdettin neden gafil olsun? Yani ihanetle karşılaşacağını düşünmediği için mi gafildi? O zaman nasıl vazife vereceksiniz birine, memleketin hayrına şu işi yap diye?
Peki, niye kaçtı memleketten?
BOZDAĞ: Kendisine hangi muamelenin yapılacağından emin olduğu için kaçtı. Rus ihtilalinde bütün aile kurşunlanmıştır. Bu da gözünün önünden geçmiş. Evvelce anlaştığı şeyler olmadığı için bu duruma göre sonrasını da görmek mümkün değildi. Hiç gaflet yok. Verdiği karar kendisi için çok acıklı bir karardı. Ve o kararı cesaretle tatbik etti. Nitekim cenazesini San Remo esnafı haczetti.
‘Nutuk tarih değildir'
Atatürk'ü Koruma Kanunu ne zaman çıktı?
KUTAY: Vallahi elimde selahiyet olsa ve düşüncem sorulsa ilk yapacağım şey Atatürk'e bu hakareti kâfi görerek o kanunu kaldırmak.
Atatürk'e hakaret midir onu koruma kanunu?
KUTAY: Tabii, Mustafa Kemal savcıların hassasiyetine tevdi ve iktifa edilecek adam mıdır, bu kadar küçük bir adam mı?
Ama zaten şimdi saldırılar var, bir de kaldırılırsa...
KUTAY: Efendim, açıkça bütün herkes içindekini kussun, kinini, gazabını, nesi varsa iftiranın gücüne kadar hepsini atsın, hepsini koysun ortaya. Ondan sonra bu resmi tarih kitaplarının izahı yapılsın. İlk yapılacak olan şey, Nutuk'un bir tarih olmadığını açıkça ortaya koymak. Yani Nutuk'a istinad ederek bu hadisenin tek başına Nutuk'un çerçevesi içinde izahı ve mümkün olmadığı kabul edilmelidir.
Peki, "Damarlarımı kessem kan diye Atatürk akar diyen bir insandan Atatürk kanunu kaldırılsın" diye bir laf duymak biraz şaşırtıcı olmuyormu?
KUTAY: Neden? İnsan boyundan fazla kitap verdim, çıksınlar meydana "Bu adam hissine bağlanarak şu hakikati tahrip etti" desinler. Eğer Mustafa Kemal gerçekten sadece savcıların hassasiyetine tevdi edilecek bir adamsa O'na yapılan hakaret kâfidir, bıraksınlar herkes istediğini söylesin, o zaman bu memleketin bir milli vicdanı olduğuna kani olurum. Türk milleti vefakârdır, kadirşinastır. Atatürk asıl o zaman büyüyecektir.
BOZDAĞ: Bu kanun Celal Bayar zamanında çıktı. Siz bu meseleyi Atatürk Kanunu diye düşünmeyin. Bu, hükümetin veya Celal Bayar'ın İnönü'ye "şah" demesidir. Yani İsmet Paşa ile Celal Bayar arasında yapılan bir satrançtır o.
Atatürk'ü piyon olarak mı kullandılar?
BOZDAĞ: Mesele şu: 1950seçimlerinde Pilavoğlu diye bir adam CHP'nin Ankara adayıydı, kazanamadı, ondan sonra Pilavoğlu'nun müritleri Atatürk'ün heykellerine saldırdılar. Heykellerini kırıyorlardı. Ticaniler deniyor onlara. İnönü, DP için"Bunlar dayanamazlar, bunlar devleti idare edemez. Altı ay sonra bize yalvaracaklardır. Alın da siz yönetin bu memleketi diyecekler" diye düşünüyordu. Yeni hükümeti en amansız yerde, Atatürk konusunda bir denemeye sokmak istediler. CHP, kendi adamı olan Pilavoğlu'na "Hadi harekete geç" diyor. O da harekete geçiyor, bütün Atatürk heykellerini kırıyor.
Atatürk heykellerini İnönü mü kırdırıyor yani?
BOZDAĞ: Bunun belgesi yok. Bu benim senaryom. Heykeller kırılınca bunun cevabı olmak gerekir, hükümet bunun cevabını düşünmüyor, birtakım insanların kendi duygularına yenilerek bu hareketi yaptığını zannediyor. Ama Bayar öyle düşünmüyor, Bayar onun hükümeti deneme hareketi olduğunun idrakinde. Binaenaleyh bu harekete karşı bir hareket yapmak lazımdır.
Hamleye hamle yani.
BOZDAĞ: Tabii. Bu işi mevcut kanunlarla da götürmek mümkündür ama zaman anladığın ortaya çıkmaz, şah mat demek lazımdır. Hükümete rağmen, Meclis'e rağmen o kanun çıktı. Tekek teker Meclis'i onar on beşer kişi davet etti, yemekler verdi ve onlara bu kanunu lehinde oy kullanmalarını rica etti, kendisinin ehemmiyet verdiğini söyledi. Nihayet kanun kuşa çevrilerek çıktı, çünkü kanuna Meclis de hükümet de karşıydı. Gereksizdi çünkü. Bir insanı kanunla korumak dünyada yok. Bir insana özel bir kanun çıkarmak onun zaafının ifade etmek demektir. Onun için Meclis bu düşünceyle kanunun birçok maddelerini değiştire değiştire kuşa çevirmiş ve gayet güdük bir kanun çıkmıştır. Sadece adı saltanatlıdır: Atatürk Kanunu.
Sizin senaryonuz nedir?
‘Bu kanun bir lekedir'
KUTAY: Benim şahsi kanaatim şu, Atatürk'ü gayeleri ve hedefleriyle kendi çağdaşları arasında kimlerin anladığı ve kavradığı bir araştırma mevzuu olsa, bu kafilenin içinde İsmet Paşa olsa, İsmet Paşa sınıfta kalır. Atatürk kreatördür, ulaşmak için vasıtaları mubah kılacak kadar gayesine bağlı ve şerrin en kötüsü ehveni şerdir diyen bir adamdır. Bir talihsizlik oldu Türkiye'de, İnönü Atatürk'ün halefi oldu. 38'den 50'ye kadar. İsmet Paşa, Atatürk'ü en az anlayan adamdır. Ve o dönemdeki bütün sıkıntılar Atatürk'e fatura edildi. Serbest Fırka Başkanı Ali Fethi'ye Ege'de yapılan karşılamada yer yerinden oynadı. İnsanlar öldü, biliyor musunuz? Ve ölen çocuğunu adam Ali Fethi'ye getirdi, "Senin açtığın hürriyet yolu için feda olsun" dedi. Ne oldu, Serbest Fırka üç ay sonra kapandı. Çünkü Mustafa Kemal oligarşiyi aşamadı. Çünkü Terakkiperver Fırka'nın feshedilmesinde, Mustafa Kemal'in o can ciğer, o gerçek memleketsever olan arkadaşlarından ayırtılmasından sonra ki kendisinin de elbette büyük hatası vardır, öyle bir oligarşi kuruldu ki beş senede, Atatürk bunu aşamadı. Ve Ali Fethi gibi yüzde yüz Batılı, namuslu bir adam kahrından kanser oldu, öldü. Bütün bunlar Atatürk adına tapulandı. Aradan 13 sene geçti, 50'ye gelindiğinde o zaman nasıl Türk milleti Serbest Fırka'ya aktıysa, bu defa Demokrat Parti'ye aktı. O zaman halk hürriyete kavuşunca bütün bu çektiklerinden mesul bir insan aradı. Cumhuriyet Halk Fırkası Ankara'dan en dar ve en felaket bir tarikatın şeyhi olan Kemal Pilavoğlu'nu aday gösterdi. Adam kazanamadı. Çok açıktır İsmet Paşa'nın beyanatı, "Bunlar altı ay dayanamayacaklar" dedi. Atatürk'ü Koruma Kanunu çıktığı zaman Bayar'a, "Bu kanun bu şekilde çıkarsa hiçbir netice alamazsınız çünkü insanların hayatı ve varlığı kanunlarla korunmaz" dedim. Bugün DP'den hayatta kalanlar da buna şahittir. Bayar bana, "Bu bir intikal devredir" dedi.
BOZDAĞ: Bu kanun çıktı ve çıkar çıkmaz da Atatürk'e taarruzlar kesildi. Pilavoğlu kayboldu. Demek ki karşılıklı satranç oynayanlar şah mat dendiği zaman anladı durumu. Demek istiyorlardı ki, "Bunlar Atatürk'ü çok seviyoruz diyorlar. Yalan. Bunlar Atatürk'ü koruyamazlar. Atatürk'ün heykelini kırıyorlar, kimsenin kılı kıpırdamıyor." Bunu kullanacaklar. Bayar, alıyor elinden silahı; "Kullanamazsın, Atatürk Kanunu'nu getirdim" diyor.
KUTAY: Bu kanun bugün yürürlükte, buna rağmen neler oluyor görüyorsunuz, demek ki hiçbir siyasi iktidar, kendisinin mevkiini belki de tezelzüle uğratır iddiası ve zannı önünde, hakikatleri rahat konuşamadı. Ben bugün bu kanunu Mustafa Kemal'in şahsiyeti namına bir leke telakki ediyorum.
Bir insanı kanunla sevdiremez ve koruyamazsınız. Bugün 19 Mayıslar'da, 29 Ekimler'de, 10 Kasımlar'da "Atatürk Atatürk" diye bağıranlar, Atatürk Tarih ve Dil Kurumu, bütün bunlar, Mustafa Kemal'i gerçek manasıyla anlaması ve anlatması icap
edenler eğer bu vazifelerini yapsalardı bunlar olmazdı. Bu vazife, elbette tenkit edilecek tarafları varsa, apaçık tenkit ederek yapılabilir. Kim söylemiş Mustafa Kemal'in kurursuz olduğunu? Bu mutsuz adam 57 yaşında öldü. 57 senedir de bizden ayrı. Hala Mustafa Kemal'in bacağından kolundan tutup çekiyoruz. Demek ki, üstüne duracağımız ve iç yüzünü anlayamadığımız bir büyük miras var ortada. Unutmayın kızım, bu dünyaya Mustafa Kemal gibi yüce bir insan bir daha gelmez.
BİTTİ