[Algan Hacaloğlu] - ‘Artık yargısız infaz olmaz'
Nuriye Akman
Sabah Gazetesi
Polisin Ankara Batıkent'teki operasyonunun "yargısız infaz" olduğunu belirleyip, bunu bir rapor halinde Başbakan ve İçişleri Bakanı'na sunan Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, bundan sonra Ankara'da yargısız infaz olabileceğine inanmıyor; İstanbul polisinin de bundan dersini aldığını savunuyor.
Fevri, hırçın, ilkeli o bir Karadenizli...
Algan Hacaloğlu, sol kültürden geldiği için "Kökenim nedir" sorusunun peşinde olmadı hiç. Soyunun bir ucunun Türkistan'a dayandığını, Azerbaycan Dışişleri Bakanı "Ben sizin akrabanızım" diye kulağına fısıldayınca öğrendi. O,bir Karadenizli aslında, Fevri, hırçın ve ilkeli. Bıyığının sandığı gibi halkla diyalog kurmaya yaramadığını geçen yıl anladı ve kesti. 1960'larda "ordu-gençlik el ele" sloganıyla coşkulandırdı. Sonra Amerika'da inşaat ve ekonomi dalında yüksek lisans yaptı. Bugün ordu için "verimsiz" diyor.
Bu söyleşi, Hacaloğlu'nun daha önce sekiz kez reddettiği Ohal ve Çekiç Güç'e bu kez evet demesinden bir gün önce yapıldı. Bakanlar Kurulu toplantısından çıkarken, televizyon kameralarına "İçimize sindirmek zorunda kaldık" diyordu.
İller yasasının çıkması ve boşaltılan köylerin yeniden açılması ikna olmasının ana şartıydı. Ya şartının takipçisi olacak, ya istifa edecek.
Efendim, Meclis albümünde Robert College mezunu olduğunuz yazıyor ama bildiğim kadarıyla siz Robert'in lisesini bitirdikten sonra Yıldız Teknik'ten mezun oldunuz. Neden albümde bu yok?
1960 olayları benim neslimi çok etkiledi, ben o zaman Robert College'de 20 yaşındayken talebe federasyonu genel sekreteriydim. Belki Karadenizli olmanın heyecanıyla girdim olaylara, sonra okuldan istifa ettim.
Okuldan istifa edilir mi, ayrıldınız yani?
Evet. Son dönemde not ortalamam düştü, sınıfı geçtiğim halde, okul idaresi bir baskı getirdi, okuldan kendi isteğimizle ayrıldık. Çok aktif bir talebeydim. Mesela bizim okulu kapatmamışlardı. Oysa bütün üniversiteler kapanmıştı. Bütün talebeleri organize ettim, yürüyüş yaptırdım. Gerçekten polis geldi kapandı okul. Teknik Üniversite'ye devam etmeyi düşündüm. Bir yandan da Amerika'ya gitmek istiyordum.
Bir yandan "sol düşünce" sizi ateşliyor, biryandan Amerika'ya gitmek istiyorsunuz.
İç dünyamda çok özgür bir kişiliğim olduğunu zannediyorum. Daha gelişme sürecinitamamlamadığımı, Türkiye'nin o ortamında kapalı bir devrede kalacağımı biliyordum. Amerika'da daha özgür seçenekler elde edebileceğimi düşündüm.
Nereden giyinirsiniz?
Beymen'den.
Muhalefeteyken, özelleştirmenin amansız eleştirmeni olarak Meclis kürsüsünden Sümerbank gömlek ve ayakkabılarının mükemmelliğini anlatan az mı nutuk çektiniz, "Bu üzerimde gördüğünüz gömlek Ortadoğu ve Balkanlar'ın en kaliteli gömleğidir" diye. Bakan olunca Sümerbank'tan Beymen'e mi geçtiniz?
Hayır, ben Sümerbank'tan giyinmiyordum o zaman da.
Beymen gömleğini Sümerbank diye mi sundunuz o gün?
Hayır, aldım o gömleği. Ama özellikle Sümerbank'tan giyiniyordum dersem doğru olmaz. Fakat Sümerbank'ın o gömleği oldukça iyi bir gömlekti.
Size politika malzemesi olduğu için mi?
Bunu bilinçli yaptım. Orada yanlış bir kapatma kararı vardı. Böyle bir üretimde bulunan tesis Ortadoğu'nun en modern tekstil konfeksiyon tesisi.
Neden şimdi giymiyorsunuz?
Giydim onu da üç kere giyince çektiğini gördüm, deforme oldu.
Demek Ortadoğu'nun en iyi gömleği değilmiş.
Evet. (Kahkahalar)
Menzir'in menzili...
İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'i "Bize tehdit savurmak kimsenin haddi değil" diye uyardınız ama sonuç alamadınız. Öfkeyle kalkıp zararla mı oturmuş oldunuz?
Sonuç alamadığımı düşünmüyorum, böyle bir davranışa tepki gösterilmesi, aydın olmanın politikacı olmanın, sosyal demokrat olmanın gereğiydi. Konu genel bakanımıza havale edilmiştir. Bekliyorum; "Çözeceğim" demeye devam etmektedir.
Peki, Menzir'in menzili nedir sizce?
Menzir'in kendi menzilinden ziyade "bu, kimin için hangi amaçla yapılmıştır" soruları olabilir ama Menzir'in kendi menzili değildir. Türkiye'deki bütün sıkıntıların özünde Güneydoğu sorununu görmekteyim. Ondan öte Türkiye bu süreçte bir sağ radikalizme kayıyor.
Menzir sağ radikalizmin başı mı?
Hayır. Menzir DYP'nin adayıydı, kendisi şu anda sayın başbakanla beraber olmayan bir siyasetçiyle çalışmaktaydı.
Herkesin bildiği bu adı niye söylemiyorsunuz?
Beni bir bürokratı tahlil etme konumuna sokmayın. O bürokratın eylemi yanlıştı, o bürokrat bazıları adına bunu yaptı, şimdi gerekli değerlendirmeyi sistem yapar.
Menzir yeniden aktif siyasete mi hazırlanıyor?
Hazırlansın ne olur? Her kim ki siyasete soyunmak istiyor, buyursun soyunsun. O dünyadan somut birikimler edinmiştir, onu Meclis'e taşısın, başarılar dilerim.
Menzir'in kumarbaz olduğunu söylüyormuşsunuz. Onun hakkında bir sürü bilgi toplamışsınız.
Efendim tabii bize her türlü bilgiler geliyor, bu bilgileri değerlendiriyoruz. Bu konuyu geçelim. Tabiatıyla biz herkesi izleriz, beni de izliyorlardır. Her siyasetçi, her üst düzeydeki bürokrat yakından izlenir.
Siyasi nutuk atan bir emniyet müdürü kadar ürkütücü olan, sorumluluğunun sadece eleştirmekten ibaret olduğunu sanan siyasetçiler değil midir?
TBMM, toplumun gereksinimlerinin gerisinde kaldı, öne geçemedi. Siyasetçiler kendi yakın siyasi gelecekleri çerçevesinde yorum yapıyorlar. Bu çok yanlış hepimizin vizyonlarını genişletmemiz lazım.
Siz bu eleştiriyi kendiniz için üstlenmediğiniz ama bakanlığa geldiğinizden bu yana yargısız infaz konusunda haklı iddiaları dile getirmenin dışında ne çözüm getirdiniz?
Eleştiri bir diyalog zeminidir ama ben bir siyasetçinin, siyasetin mutafında da bir yeri olması lazım diye düşünüyorum, kendi payıma da ben bunu yapma arayışı içinde olmuşumdur. Ben Planlama'dayken Ecevit'in Göreme sokaktaki bürosuna gidiyordum. Hem de bunu gizli yapıyordum. Yani bürokrat olarak suç işliyordum.
Ama bunu yüce amaçlarınız için yapıyordunuz.
Evet. Bunu hep düşünmüşümdür, bu etik açıdan bir hata mıydı diye.
O zaman siz de Menzir gibi siyasete hazırlanıyordunuz.
Ben toplumun bütününü ilgilendiren bir mutfak çalışmasına girdim orada. Menzir'in yaptığı bir mutfak çalışması değil. Menzir, o günkü konuşmasında iç dünyasından "acaba ben bir yargısız infaz mı yaptım" diye bir şey geçmiş olabilir, olası bir eleştiriye karşı savunma içgüdüyle davranmış ve bazı kesimlerin uyarı isteğiyle de "haddinizi bilin" diye gözdağı vermek istemiş olabilir.
Bir bürokratın iç dünyasınıtahlil etmeye çalıştığınıza göre, acaba Menzir'e siz de içinizden "Asıl sen haddini bil" diye mi geçiyorsunuz?
Hayır, içimden ne geçiyorsa zaten söyledim. Amacım bazı yanlışlar varsa sistemin kendini onarması. Amacım kurumları yıkmak değildir. Batıkent'te bir olay oldu, üç zanlı öldürüldü. Benim emniyet müdürlüğü yapmış uzmanlarım, hukukçu danışmanlarım gittiler incelediler, ben de gittim inceledim. Orada yargısız infaz olduğuna dair teknik raporu Sayın Başbakan'a, Sayın Hikmet Çetin'e ve Sayın İçişleri Bakanı'na verdim. Demin "Bir şey yaptınız mı" diye sordunuz ya... Evet, yaptım.
Çözüm paketi olarak mı verdiniz raporu?
Hayır, çözüm emniyetin yeniden yapılandırılmasıdır. Bu demokratik kültür meselesi. Oradaki polisler aynen Menzir gibi duygularını kontrol edemedi beşinci kattaki hedefi canlı yakalamak mümkünken, aşırı duygulandılar şunu bunu hissettiler ve öldürdüler. Ben konuyu bir Bakanlar Kurulu meselesi haline getirdim, bunu yapanın kendi dersini almasını istedim.
Menzir krizinden sonra İstanbul korumalarını istemediğiniz ve buradan Ankara korumalarıyla gittiğiniz söyleniyor.
İstemediğim değil, ben fazla koruma taşımayan bir kişiyim.
Ama bu, "İstanbul Emniyeti'ne güveniniz yok" diye algılandı.
Ben Güneydoğu'da da hiç korumasız dolaşan bir milletvekiliydim daha bundan altı ay evvel. Ben son çıkışlarım nedeniyle PKK'ya hedef oldum, şimdi Menzir beni radikal sağa hedef gösteriyor. Ben bunu polisle ilişkilendirmiyorum. Ama benim korunmam için maaş alan bir artçı ekibim var, bu ekibim de zaten gelmek istiyordu benimle. Bu benim kendi tercihimdir, benle beraber çalışan buradaki korumalarımın tercihidir benimle beraber geldiler, bu kadar basit.
Korktuğunuz radikal sağ mı polis mi?
Radikal sağ. Radikal sağ içinde kimler vardır o ayrı bir konu.
Yani onların içinde polisler de mi var?
Bir şey söyleyemem.
Menteşe "Türkiye'de yargısız infaz yok" dedi biliyorsunuz, siz iddianızın sahibiyseniz koalisyondaki varlık nedeniniz nedir?
Varlık nedenim çok. Ben sadece yargısız infaz ekseninde siyasete soyunan bir insan değilim. Yargısız infaz konusunda gerekli uyarıda bulundum, şimdi Ankara'da bundan sonra yargısız infaz olabileceğine inanmıyorum. İstanbul'da dersini almıştır. Bundan sonra yargısız infaz olmayacağı kanaatini taşıyorum.
Peki, efendim Çekiç Güç ve Olağanüstü hal (Ohal) kararnamelerini imza etmek için "ikna edilmem gerekir" demiştiniz. İkna olmanızın bedeli nedir?
Bedel değil çözüm. Yörede devlete karşı güven azalmış durumda. Ohal, bölgede güvenliği sağlamanın etkin aracı olmaktan çıkmıştır. İller yasasını uygulamaya geçirmek görevimizdir. Halkımıza Ohal'i kaldırma sözü verdik protokolde. Köyleri boşaltılanlar, geri dönmek istiyor. Yöredeki insanların ihtiyacı ve iç barış için 50, 100, 200 güvenliği sağlanmış köy isimlerini ortaya koyalım. Buralara insanlarımızın geri gitmesine izin verelim diyorum. Bunlara 1 trilyonluk kabul ettiğimiz teşvik projesiyle izin verelim, okulunu, sağlık ocaklarını öncelikli olarak ele alalım. Bu konuda söz alırsak imzalayacağım.
Böylece 8 kez reddettiğiniz bir şeyi bu kez onaylamanın mazeretini de bulmuş olacaksınız.
Efendim, bir anda yeni dünyalar kurulmuyor. Bu, Türkiye için doğru olanı Bakanlar Kurulu'nda kabul ettirme anlayışı. Bu konuda da bir değişiklik olacağına ilişkin bir kanaat doğarsa, imzalarız.
İkna olma konusunda da bu kadar esnek olmanızı seçmeniniz anlamayabilir ama ben sizi anlıyorum, çünkü siz daha önce ret oyu verdiğiniz bir hükümetin bakanısınız aynı zamanda.
Ben bu hükümete benle başlayan, bizle başlayan bir hükümet olarak bakıyorum.
Kabineye siz girdiniz diye mi sizinle başladı?
Hayır, CHP girdi diye.
Saf bir CHP mi var sanki?
Hayır, hiçbir şeyin saflığı yok. Bu benim, bu bizim kendi siyasi etkinliğimiz ile ilgili bir olay. Bunu sürdürmenin yararlı olduğunu görürsem sürdürürüm.
Meclis'in 116'ıncı birleşiminde Hikmet Çetin'i, "Muhalefetteyken Çekiç Güç'e karşı çıkanlar, iktidara geldikleri zaman ABD'nin, MGK'nın taleplerine karşı çıkamıyorlar. Hikmet Çetin üç pilotumuzun şehit olduğu helikopterin Çekiç Güç tarafından düşürülmesini nasıl izah ediyor" diye eleştiriyorsunuz. Şimdi belirttiğiniz mazeret, hiç de ilkelerine bağlı bir politikacı resmi çizmiyor.
Hayır... Bakınız... O tavırlarımız, muhalefette olan bir partinin özellikle Olağanüstü Hal için bir politika paketinin yanlışlığıyla simgeleşen tepkilerdi. Şimdi ise sadece Ohal'in ve Çekiç Güç'ün Güneydoğu sorununda, Irak-Türkiye ilişkilerinde politikaları tek başına belirleyen levyeler olduğunu düşünmüyorum.
Bunu anlamanız için iktidar mı olmanız gerekiyordu?
Yok, Ohal'e ve Çekiç Güç'e başından beri inanmıyordum, şimdi de inanmıyorum. Ama şu anda ben bir hükümetin üyesi olarak dün üretilmeyen politikaları bugün üretme sorumluluğu taşıyorum. Bugün eğer Ohal ve Çekiç Güç dışında bir politikaları bugün üretme sorumluluğu taşıyorum. Bugün eğer Ohal ve Çekiç Güç dışında bir politikalar dizisine katkı sağlarsam, bunun içinde Ohal ve Çekiç Güç'ün anlamı minimalleşir.
O zaman "Kararnameleri imzalarsam namerdim" lafınız bu kubbede hoş bir sada olarak mı kalır?
Hayır, bu proje paketi gündeme gelirse bir anlam taşır.
Gelmezse ne olur?
İstifa ederim.
Bunun hayata geçip geçmediğini ne zaman anlayacaksınız?
En geç iki ay içinde.
Baykal'ın kontenjanından kabineye giren üç isimden birisiniz, bu sizin için büyük bir şans mıydı?
Kabul etmiyorum.
Bakınız, Robert College yıllığında sizin hayat felsefeniz nasıl anlatılıyor: "If change will make mi king, why can not make crowned me without may stirling?" (Şans beni kral yapacaksa, çabalamama ne gerek var?)
Yıllığa bakmadığım yıllar oldu.
Bunu ilk defa benden duyduğunuzu söylemeyin.
Hayır, yani evet. Sayın Baykal sevdiğim saygı duyduğum bir siyasetçidir. Hikmet Çetin'e bu kabinede en yakın arkadaşlardan biri benim, beni bürokrasiye alan ilk patronum Hikmet Çetin'dir, birlikte çok çalıştık. Siz ona kontenjan diyorsanız, kendisi de öyle değerlendiriyorsa bunu siyasetin gerçeği diye kabul ederim.
Baykal'la aranız nasıl bugün?
Gayet iyi.
Gayet iyi olmadığı yolunda ciddi bilgilerim var. Baykal ekibinin siz bakan olduktan sonra kendilerini sattığınız yolunda endişeleri var.
Ben kimseyi satmam. Bunu böyle diyenler yanlış diyorlar, çünkü ben "Baykalcı" olmadım, hiçbir zaman Sayın Baykal'ın iç kabinesinde olmadım. Ama özellikle son genel başkan yardımcılığı ve CHP'nin son iki yıllık döneminde yakınlığımız olmuştur. Ben bakan oldum da bir başka kimliğe büründüm, başka ittifaklara girdim! Böyle bir şey söz konusu olamaz.
Çetin mi Baykal mı?
Bu partinin başında Çetin'i mi, Baykal'ı mı istersiniz?
Buna yanıt vermem.
Bu aslında bir cevaptır. Çetin'i tekrar görmek isteseydiniz, "Başkanımız var böyle bir arayış içinde değiliz" derdiniz.
Kurultaya zaman vardır, sayın genel başkanın da önümüzdeki bir buçuk aylık sürede kendini kanıtlaması gerekecek.
CHP'nin çok genel başkanı olduğuyla ilgili bir sataşma üzerine Meclis'te şöyle dediniz: "Doğaldır, biz yarışırız yarıştırırız". Şimdi siz Çetin'i Baykal'la mı yarıştıracaksınız?
Gerekirse o zemin kurulursa. Sayın Çetin'in eğer hak etmediği ortaya çıkar, o performansı ortaya koyamazsa, Sayın Baykal aday olursa o tercih içinde olursa olur. Ama benim hiçbir ön kararım yok.
Şu anda Çetin'in o performansı göstermediğini düşünüyorsunuz.
Göstermedi. Bence partimiz açısından çok önemli olan bazı konularda tavırlar koyması lazım. Örneğin dini konumuyla gündemde olan bir kişiyle görüşmesini açık yapmalıydı.
Fethullah Gülen adını zikretmekten korkuyorsunuz. Hayret bir şey!
Siz anlıyorsunuz kim olduğunu.
Benim anlamadığım sizin bunu niye zikretmediğiniz. Adı ağzınıza alınamayacak bir isim mi Fethullah Hoca?
Hayır, ama siyasette köşeli bir insan olduğunu kabul ediyorum.
Kaç köşelisiniz, dokuz köşelimi?
(Kahkahalar) Siyasetin biraz köşeli yapılmasına, hem hoşgörü anlayış içinde yapılmasına hem de kendi referans ve depar noktalarımı belirlemeye çok özen gösteriyorum.
Hoşgörü anlayışına neden karşı olsun ki Fethullah Hoca ile görüşmek?
Beni rahatsız eden, kendini eğer ziyaret edecekse, ettiyse bunu bizim bilmemiz lazım. Bunu söylemedi.
Bir parti başkanı hangi görüşmelerini açık yapacağını hangi görüşmelerini kapalı yapacağını bakanlarına mı soracak? Kendisi inisiyatif sahibi olamaz mı?
Hayır, olur ama sürekli böyle yaparsa diyalogsuzluklar, prensipsizlikler balar. Tabiatıyla genel başkanlık yetkileri çoktur. Ama sosyal demokrasi aynı zamanda paylaşımdır.
Şu sıralarda Çetinle aranızın limoni olduğu doğru mu?
Yok.
Evet, evet bir olay var. Çetin, CHP'li bakanlarla bir toplantı yapmış ve sizi -özür diliyorum- "azarlamış". Yani "Sn ne biçim bakansın, ne biçim konuşuyorsun" demiş. Hatta arkadaşlarınız sizin adınıza çok üzülmüş, "Niye çekiyorsun bu lafları, istifa et" demiş.
Çetin bana böyle şey diyemez. Böyle bir şey olmadı. Açık söylüyorum, bu üslupları benim kişiliğim kaldırmaz. Bende öyle bir iz bırakan bir olay değil. Bu, şu anda da her an bir araya geliyoruz anlamına da gelmiyor.