Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Şadi Pehlivanoğlu] - Ölgün genç Şadi!..

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

70'ine merdiven dayayan Şadi Pehlivanoğlu, "Karadenizliler 30'una kadar deli gençtir, 30'dan 40'a kadar olgun genç, 40'tan 50'ye kadar dolgun genç. 50'den60'a kadar solgun genç, 60'tan sonra ölgün gençtir" diyor.

Hataları başarıya çevirme sanatı
Şadi Pehlivanoğlu, "kadın döven milletvekili", "zorba", "küstah", "ayı" gibi sıfatları hak etmediğine inanıyor. Eğer hostes, nezaket kurallarından haberdar olsaydı, yani onun sözünü kesmeseydi, silahını gizlice isteseydi, bağırmadan konuşsaydı, bütün bunlar olmayacaktı. Zaten bütün yaptığı kızın ağzını kapamak. Bu hareketinde de dudak patlatmasına imkân yok. Öyleyse "benim zedelenen haysiyetim ne olacak?" diye soruyor. Doğru. Ama nezaketi, kuralların önüne koymasının mantığını 40 yıllık bir politikacı olarak kime anlatabilir ki? Politika, hataları bile başarıya çevirme sanatı değil mi? Uçağa silahla binmek bir kural ihlaliyse, bunu önleyecek tedbirlerin alınması için çaba gösterme önceliğini başkalarına kaptırmak, bunun yerine "komplo" avunmasına sarılmak acaba ne kadar politik? Esprili sohbetine doyum olmayan Şadi Pehlivanoğlu, medyanın hakaretleriyle hüzne düşen yüreğini, "VİP uygulamasının çağdaş şekli nasıl olmalı" sorusunun rüzgârıyla serinletmeli.

Biz bir VIP'siniz. Ama siz çok önemli bir kişi misiniz?

Bir vatandaş olarak çok önemli bir kişi değilim ama Türk milletini temsil eden bir kişi olarak elbette önemli bir kişiyim.

Önemli insan olduğunuz için mi tabanca taşıyordunuz, yoksa tabanca taşıdığınız için mi önemli insan oldunuz?

Ne önemli adam olmak için tabanca taşımak lazım, ne de insan tabanca taşıyarak önemli olabilir. İnsan yaratılışında, formasyonunda veya temsil ettiği şey bakımından önemliyse önemlidir.

Uçağa silahla binen biri, çok önemli bir kişi olabilir mi?

Hayır, çok önemli kişi uçağa binerken silahını polis vasıtasıyla kaptana teslim eder. Her önemli kişi silahla önemli olmaz.

Ama siz unuttunuz teslim etmeyi?

Evet, silahı havalimanında polise teslim etmek lazım. Ama Türkiye'de adet değil onu söyleyeyim. Bir milletvekilinin belindeki tabancayı getirip de ikide bir teslim etme ananesini benimsememiştir polis.

"Önemli" olmayan vatandaşların polis kontrolünden geçerken, sizin kontrolsüz kalmanız, acaba kendinizi kontrol etme beceriniz olduğunu duyulan güvenden mi ileri geliyor?

Memurun saygısı

Hayır, milletvekiline karşı memurda olan saygı dolayısıyladır. Milletvekili de bu tabancayı kurallara uysun diye zahmet edip teslim etmeyen adamdır.

Yasak ve sakıncalı olan bir şeyi yapmaktan kendinizi hiç men etmediniz mi?

Âdetim halinde olmadığı için böyle bir şey düşünmemiştim ama herhalde bundan sonra men ederim. Esasında bir polisin bir milletvekilinin üstünü araması mümkün değildir. Çünkü dokunulmazlığı var.

Ama efendim bu bir güvenlik meselesi.

Teslim etme meselesi nezakettir o ayrı. Her iki tarafın da karşılıklı bir nezaket içerisinde olması lazımdır. Milletvekili uçağa binerken "hayır binemezsin tabancayı zorla senin belinden alacağım" demek olmaz.

Zaten "Silahımı hostese bayan olduğu için verdim, yoksa milletvekili olarak vermezdim" demiştiniz. Silahınızı "bir hanıma" verince bir yerleriniz eksildi gibi mi hissettiniz?

Psikolojimin menfi tarafı silahı vermekle teşekkül etmedi. Hostesin silahı isteme şekli beni rahatsız etti. Benim silahla binmem doğru değil, ama kurallara veya edebe uymak yalnız milletvekilinin görevi değil. Bir kere hostes benden silah isteyemez çünkü uçak kalkmadıktan sonra vazifeli havalimanındaki polistir. Uçak kalkmamıştı, kapı açılabilir, VIP'teki nöbetçi polis çağrılabilirdi. Ama buna lüzum da yoktu, hostes bunu nezaket içerisinde de yapabilirdi. Ben bir parti lideriyle konuşuyordum. Sözümü kesmek suretiyle devreye girmemesi lazımdı.

Ama efendim güvenliğin her zaman nezaketin önüne geçmesi gerekmez mi?

Nezaket, güvenliği ihlal etmez. Ben olsam, milletin içinde istemektense, "Bir dakika kabine doğru teşrif eder misiniz?" derdim. "Sayın milletvekilim kusura bakmayın, belinizde galiba bir tabanca var, belki unuttunuz. Kural icabı ben bunu kaptana teslim etmek mecburiyetindeyim" deseydi, bir reaksiyon olmazdı. Uçak Trabzon'a indi, ben Necmettin Bey'le yine sohbet ediyorum. Hostes geldi, "Tabancayı polise vereceğim, polis nereye versin?" dedi. Dedim ki "Kızım siz girin ben gelir söylerim size." Lafımı bitirdim, kalktım gittim. "Lütfen tabancamı emniyet mensubuna teslim edin. Bana Trabzon VIP'te versin" dedim. Bunun dışında bir laf ettim, işte onu dememem lazımdı belki.

"Sen benim kim olduğumu biliyor musun" dediniz.

Hayır. "Talebiniz kanunlara uygun değil. Ben bir şey söylemem, ama bir aksi milletvekiline çatarsın bu hadise olur" dedim. "Tabancayı mecbursunuz vermeye! Dedi yüksek sesle. Dedim ki "Bağırmayın." Çünkü içeride medya var. Sesini daha da yükseltince "Yahu kızım yavaş konuş" diye ağzını böyle tuttum ve bir saniye içinde yerime döndüm. Bir zaman sonra hostes hanım bağırmaya başladı, "Bunu bana yapamazsınız" diye. Hiç sesimi çıkarmadım. Kapılar açıldı, hostes hanım bizi indirdi, VIP'ten tabancamı aldım. Fındıklı'ya geldim, ne olduysa ondan sonra oldu.

86'daki bir röportajınızı hatırladım. Çetin Altan'ı dövme olayını anlatırken "60 yaşına geldim ve kocakarıya döndüm nerede şimdi o delikanlılık" diyordunuz. 70'ine merdiven dayadınız, dövmeseniz bile yine eliniz kolunuz işliyor. Demek ki kocakarıya dönmemişsiniz.

(Kahkahalar) Onu nazar olmasın diye diyorum. Karadenizliler 30'una kadar deli gençtir. 30'dan 40'a kadar olgun genç, 40'tan 50'ye kadar solgun genç, 60'dan sonra ölgün gençtir.

İyi ama bu nasıl ölgün gençliktir, nasıl bir yumuşakça ağız kapamaktır ki dudak patlıyor?

"Dişiyle yapılmış yarık"

Dudak tabii patlamamış, dikiş falan yok, rapor da yok. Bir darbe ile dudağın içi patlamışsa hemen şişmesi ve bu şişliği onu muayene eden doktorun işaret etmesi lazımdı. Tabii bir yarık var, bu mizansene uygun olarak dişiyle yapılmış bir yarıktır.

Yapmayın Şadi Bey, kızcağız kendi kendini mi ısırdı yani?

Nasıl yaptıysa beni alakadar etmez. Benden sonra bir mizansen başladı. Medyanın çizdiği zorba, kabadayı, küstah gibi tanımlamaların benimle hiç ilgisi yok.

Ama genel başkanınız da "Şadi'nin eli benimle konuşurken bile ağzıma çarpıyor" dedi.

Genel başkan böyle bir hadise olmadığına kanaat getirdikten sonra haysiyetli olarak beni müdafaa etti. Genel başkana yakışır bir şekilde burada espri yapmış.

Şadi Bey hiç düşündünüz mü, ya hostes sizden atik davranıp "fazla cav cav etme" diye sizin ağzınızı kapatsaydı?

Bir hanım eliyle ağzımın kapanmasından ancak memnun olurdum.

Hostesin ağzını kapadığınız zaman rujunun elinize bulaşmış olması lazım, o anda ne hissettiniz?

Tabii ilk defa bizim hanım görmesin diye yıkadım. (Kahkahalar)

Meşhur olma meselesi

İlk demeçlerinizden birinde hostes için, "Dudağını kendi ısırdı, bunu da yapabilecek bir kadın evlenmek için meşhur olmak istiyor" dediniz. Bu üsluba isim vermenizi isteyebilir miyim?

Bu üslup medyanın üslubu, ben böyle bir cümle sarf etmedim. Yani herhalde meşhur olmak için beni kullanmak istedi. Bunu yapacağına vazifesinde muvaffak olsun ve evlenip, evlenmişse kendi yuvasında muvaffak olarak meşhur olsun dedim.

Elalemin evliliğine ne karışıyorsunuz? Ayrıca siz gerçekten bir kadının koca bulmak ve meşhur olmak için, kendini bir milletvekiline dövdürmüş olacağına inanıyor musunuz?

Dövülme yok, dövülmüş gibi gösterme var. İyi bir ev hanımı, iyi bir iş kadını olsun demek, kötü bir şey mi? Bu, kendi heveslerini başka yerde söndürsün demektir.

Bu üslubu anlamak mümkün değil. Bir de Mesut Bey'in "Olay siyasi komplo" demesi çok hoştu. Özür dilerim ama siz, adına siyasi komplo düzenlenecek bir insan mısınız? Bu olay yüzünden partinizden ayrılmak zorunda kalsanız ne olur, Türkiye
sarsılır mı yani?

Ben de sizin kanaatinizdeyim, fakat medyanın beni bir haftadır gündem başı yapmasıyla ben de çok mühim adam olduğuma dair bir megalomani belirdi. Burada bir nokta var, Faik Akın isminde THY'nin reklâm işlerine bakan zat bütün medyaya telefon ederek istediği şekilde bir mizanseni aksettirmiş. Faik Akın, Nail Keçeli'nin adamı. Zaten seçim sathı mailine girildi. Buradan acaba ANAP'ı vurabilir miyiz diye bir hava yaratmak istiyorlar. Yani Şadi Pehlivanoğlu mühimmiş değilmiş meselesi değil.

Hostes hanım mahkemeye verirse siz dokunulmazlık zırhınız olduğu için yargılanamayacaksınız, ister miydiniz yargılanmak?

"Ben de dava açacağım"

Çok isterim ama herhalde tazminat davası açacak. Ben de kendisine ve Hava Yolları'na tazminat davası açacağım, bana yapılan haksızlıkların ve hakaretlerin ben de hesabını soracağım. O da sorsun.

Peki, VIP uygulaması değişmeli mi?

VIP uygulamasından Türk milletini temsil eden milletvekillerinin istifade etmesi gerekir. Milletvekili VIP'e girmesin, very important man olmasın, bu parlamento düşmanlığıdır.

Bahattin Yücel'in teklifinidesteklemiyor musunuz?

Beni şimdi söyletme, Bahattin Yücel eski Dev-Genç'li. Bahattin Yücel, Talat ihtilalinde Harbiye talebesi, ben de milletvekiliydim o zaman bu talebelere İsmet Paşa'nın teklifiyle yeniden tahsil imkânı verdik. Bahattin Yücel bundan istifade edip Edebiyat Fakültesi'ne gitmiş, fakat Dev Genç hareketlerine katıldığı için mahkûm olmuş, 1977'de Ecevit'in affından dışarı çıkmış. Sonradan da milletvekili olmuş.

Bunlar eski hikâye. VIP uygulaması kaldırılsın mı kaldırılmasın mı?

Bahattin'e düşmedi o.

Sizin favori hayvanınız nedir?

Atmaca.

Hayır karga. Cinsini tehlikede gördüğü zaman tereddütsüz bir şekilde ileri atıldığı için siz kargayı çok sevmez misiniz?

Evet, kargayı çok severim. 1944 Boztepe mecmuasındaki ilk makalem. Nasıl buldunuz?

Kargalara muhabbetiniz olduğunu bilmek görevim. Merak ettiğim şey, uçakta hostese milletvekili cinsini tehlikede gördüğünüz için mi karga misali davrandığınız?

Erkek hakları derneği

Kadın haklarına saygılıyım, fakat Türkiye öyle bir hale geldi ki yakında erkek haklarını koruyacak bir dernek kurmak lazım.

Madem kadın haklarına bağlısınız, karganın insanlığa öğrettiği çok önemli bir şey var. Neden ondan yararlanmıyorsunuz?

Nedir?

Kabil, Habil'i öldürdüğü zaman onu gömmeyi bir kargadan öğrenmişti, siz de bir centilmen olarak hostese "yaptığım en azından kabalıktı, özür dilerim" diyerek bu sorunu gömmeyi niye düşünmediniz?

Şimdi iftiralar, yalanlar bir tarafa atılır, hostesin olayı böyle büyütmenin ıstırabını çektiğine inanırsam, ben de "Kızım size karşı ağzınızı elimle kapatmak suretiyle kabalık ettim. Özür dilerim" derim. Ama o öyle demiyor, "Şöyle yaptı, böyle yaptı, dudağımı patlattı, gelsin özür dilesin." Bu müspet bir haleti ruhiye değil.

Karşı karşıya gelip konuşsanız.

Onu da polemik meselesi yapar.

Ama siz 10.11.1992'de ANAP Grubu'nda "Allah bize yanlış nefsanî hareketlerimiz varsa onları izale etme imkanı versin" demiştiniz. Siz duanın insanın kendi kendine verdiği bir söz olduğunu bilmiyor musunuz?

"Çektiğim yeter, acıyın"

İyi niyetle, hatanın kendisine düşen kısmın da kabul ederek bu meseleyi kapatmak isterse tamam, ama medya önünde konuşsak, o dese ki "Bana vurdun", ben desem ki "Vurmadım", bunu yeniden yaşamak istemiyorum, çektiğim yeter, bana acıyın.

Peki, dövme faslından sevme faslına geçelim. Siz, genç parlamenterlere seçmenleri öpme zahmetine katlanmanın zorluğunu "istemediğiniz bir suratı öpecekseniz, gözlerinizi kapatın ve bir genç kızı öpüyormuş gibi yapın" yöntemiyle aşmalarını öğütlemiştiniz.

Nereden buldun bunu (Kahkahalar)

Hala öyle mi öpüyorsunuz seçmenlerinizi?

Genç kız niyetine

Çok sıkıntıya düşersem öyle yapıyorum. Yalnız son zamanlarda politikacılar artık seçmeni öpmüyor çünkü eskiden listeyi seçmenler yapıyordu şimdi genel başkanlar yapıyor, biz şimdi genel başkanları öpüyoruz.

Yani Mesut Bey'i bir genç kızı öper gibi mi öpüyorsunuz?

Hayır, ondan iğrenmiyorum, Mesut Bey'in güzel bir yüzü var. (Kahkahalar) Ama Doğru Yolcular ne halt ediyor onu merak ediyorum.

Bir ara bir grup ANAP'lının MHP'ye geçme durumu vardı. Siz de ikna edilenler arasındaydınız. Sonradan vazgeçtiniz, ama diğer arkadaşlarınızı Mesut Bey'e ispiyon ettiğiniz anlatılıyor. Doğru mu?

68 yaşıma geldim, bu hayatta insan haysiyetine yakışmayacak hiçbir vasıf bana izafe edilemez, ispiyonculuk gibi adi bir mesele hayatımda mevcut değildir, ben mertliğimle tanınıyorum.

Bir ANAP içi iddia da, inşaat mühendisi olan oğlunuzun partinin, il ve ilçe teşkilatlarına paralel olarak bazılarının "muhalifleri Mesut Bey'e gammazlama şebekesi", bazılarının "Karadeniz mafyası" diye adlandırdığı bir organizasyon içinde olduğu.

Bu, politikanın ne kadar çirkin bir meta haline geldiğinin bir misali. Oğlum genç bir insan. Babasının mensup olduğu partide bir gönüllüler grubu teşkil etti. Mesut Bey'e bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Ve çocuğun belki de siyasi istikbali olacak. Bunun yanlış tarafı ne? Yok, ispiyondu, yok bilmem neydi? Bunu kim söylüyorsa dünyanın en haysiyetsiz ve şerefsiz adamıdır.

1995 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player