[Trabzonsporlu Abdullah] - ‘Hakan'ın hatalarını yapmam'
Trabzonspor'un ve milli takımın as futbolcusu Abdullah, Galatasaraylı Hakan'la birlikte, son yıllarda yurtdışında oynama şansı olan iki futbolcudan biriydi. O da Hakan gibi Torino'ya gidecekti ama Torino'nun Fransız futbolcusu takımdan ayrılmaktan vazgeçince, Abdullah'ın transferi gerçekleşemedi.
Futbol topu ve duygular
Futbolcular... Ayaklarıyla yüreklere heyecan pompalayan adamlar... Şöhreti erken yüklenmenin bedelini kolay kolay büyüyememekle ödeyen, kendi hayatlarıyla ilgili kararları alırken topu taca adan çocuklar... Acaba ayaklarını yönlendiren beyinlerinde topun dışında ne var? Entelektüel birikim futbolcu için lüks müdür ki, transfer zenginliği beyinsel zenginliğe transfer edilemiyor kolayca? Takımlarının lider oluşu, kendi hayatlarının lideri olma azmini bileyleyebiliyor mu dersiniz? Hem sonra, Anadolu'da lider olmakla, İstanbul'da lider olmak farksız mı bakalım? Top, duyguları yuvarlıyor mu sivriltiyor mu? Başka topçuların başarıları nasıl etkiliyor onları, başarısızlıkları nasıl?
Lider Trabzonspor'un lider oyuncusu Apo'yla biraz bu soruların sahasında oynadık. Maçımız golsüz bitti. Çünkü söz çevirmek
top çevirmeye benzemiyordu.
Futbolu İstanbul'da oynamakla Trabzon'da oynamak arasında ne fark var?
Burada geçim daha kolay, yapacak fazla sosyal faaliyet yok. Ama kendini kanıtlamak isteyen gençler için burası daha avantajlı. Çünkü İstanbul takımlarında daha çok isim yapmış futbolcular tercih ediliyor. Tabii bunun dezavantajı, gündemde daha çok onların kalması. Trabzon lider olmasına rağmen bize ayrılan sayfa çok küçük. Fenerbahçe lider olmadığı halde bütün sayfalar onlara ayrılıyor. Bu yüzden onlar daha havalı oluyorlar. Biz onlar kadar tanınmıyoruz.
Daha az havalı olmak sende eziklik yaratıyor mu?
Yok, daha çok hırslandırıyor. Buna karşılık İstanbul takımlarında futbolcuya yeterli sabır gösterilmiyor. Bir de İstanbul takımlarında, son zamanlarda değişti ama oynadığın zaman para alıyorsun. Bizim takımda kişi oynasa da oynamasa da parasını alır.
Bu biraz devlet memurluğuna benzemiyor mu, yani çalışsan da bir, çalışmasan da?
Kişiye belli bir değer veriliyor zaten buraya geldiği zaman. Varlık gösteremediği zaman gidecektir ama kaldığı sürece parası ödeniyor.
Trabzon'da futbol kolay
Demek ki, Trabzonlu bir oyuncunun hata yapma hakkı, İstanbullu arkadaşlarına göre daha fazla.
Evet. Ama burada bir Fenerbahçe kadar taraftarımız yok bizim. Biraz daha hoşgörülü davranıyorlar tabii. İki maç üç maç kötü gittiğimiz zaman, bizi Fenerbahçe taraftarları gibi sopayla dövmüyorlar. En fazla küfür ediyorlar. Karadeniz insanı futbolcusundan sahada hızlı oynamasını istiyor. Bunu görmediğinde başlıyor eleştiriler. Mesela maç başlıyor, 10. dakika homurdanmaya başlıyorlar. Maç 1-0 olunca 2-0 istiyorlar. 2-0 oluyor, 5-0 olsun 6-0 istiyorlar. Açıkçası doymuyorlar.
İstanbul taraftara skora doyuyor mu yani?
Eğer şampiyonluğa gidiyorsa, 1-0 yendiği zaman kafi görüyor. Yani futboldan çok "yenelim" düşüncesi var. Burada 3-1 yeniyorsun Kayseri'yi mesela hala eleştiriliyorsun, 4-1'i, 5-1'i istiyorlar.
Sahada ne tür küfürler yiyorsunuz?
"Oynasana ulan", "pezevenk" falan. "Şu kadar para verdik oynasana". İstanbul topçularına daha çok verdiler, o zaman onlara iki kat küfür etsinler!
Trabzonlular dışarıdan gelenleri pek kolay içlerine kabul etmez denir. Doğru mu?
Evet, ama kabul ettiklerinde de zor bırakırlar. Trabzonlular futbolcuların sırf futbolla ilgilenmesini istiyorlar. Yani öyle değişik yerlere, barlara falan gitmenizi istemiyorlar.
Zaten Trabzon'da "Öyle değişik yerler", barlar var mı?
Var iki üç tane var. Burada kötü bir maçtan sonra başlıyorlar futbolcuya söylenmeye; işte "Ulan iki hafta önce seni barda
görmüştüm" falan diye.
Hakan gayret göstermedi
Peki, senin kabul edilmen kolay oldu mu?
Burada kişinin sempatik olması çok önemli.
Demek kendini sempatik buluyorsun.
Ona ben karar veremem de, halk öyle görürse onu kabulleniyor yavaş yavaş.
Hakan'ın Torino'dan dönüşünü nasıl karşıladın?
Bana bu soruyu daha önce de sordular, "Kişilerin haklarına saygı duymak gerekir, kendi vereceği bir karardır. Yalnız dönmemesi bizim için, Türk futbolu için daha iyidir" dedim. Ertesi gün gazeteler manşet atmışlar. "Hakan, Apo'yu etkiledi" diye. Ben demişim ki "Hakan'ın dönmesi bizim önümüzü kapadı". Böyle bir şey demedim.
Ne var bunda, gerçekten de senin durumunu olumsuz etkilemedi mi?
Tabii bir kere "Türk futbolcusu sebat edemiyor" diye bir şüphe oluşacak. Yalnız bundan sonra eğer beni bir Avrupa takımı istiyorsa, iyi veya kötü Hakan'ın yaptığı olaylara bakıp beni almamazlık etmez.
Yani Hakan'ın senin önünü kapadığını düşünüyor musun?
Önümü şöyle... Yüzde yüz değil, ama belli bir olay var. Ama tabii tam kapama anlamında değil.
Hakan'ın asıl hatası ne oldu?
Bir kere Hakan oraya alışmaya hiç gayret göstermedi. Eminim, 6'ıncı haftaya geldiler, Hakan'ın kafası hala İstanbul'daydı. Sonra çok kolay oldu. "Hakan gitsin mi kalsın mı 0 900 900 88" gibi tuhaf şeyler. İşte, "Karar veremiyorum. Gitsem mi kalsam mı?.." İş bu noktalara dönüşmeden gitmeliydi. Başarısızlığının asıl nedeni, yapacağına kendisi de inanmadı. Yapardı bence orada Hakan, inansaydı, "Ben Türkiye'nin temsilcisiyim, başarıyla temsil edeceğim" deseydi yapardı.
Peki, o dönemde Torino Hakan'la beraber seni istemişti, sen niye gitmedin?
Beni takımındaki Fransız oyuncu Angloma yerine istediler. Hakan'ı santrfor olarak. Angloma gitmekten vazgeçince ben kaldım. Yalnız o zaman bize söylenen rakamlar çok küçüktü, iki sene üzerinden 800 bin dolar falan. Hakan "Apo ne yapalım, gidelim mi? Bu söylenen rakamlar çok küçük, ben Galatasaray'dan da bu kadar para alırım" demişti. Benim yoluma taş koyan Hakan değil, Angloma oldu. Fransız takımından gitseydi biz iki kişi şu anda aynı takımda oynardık ve bu olayların hiçbiri olmazdı bence. Hakan'la ikimiz bir takımda oynasaydık birbirimizi kollardık, hasret olmazdı.
Ama bu uluslararası bir şey. "Birbirimizi kollardık" yaklaşımı biraz fazla arabesk olmuyor mu?
Hayır, kollama olayı öyle değil.
Nasıl öyleyse? Torino'ya "Türk usulü" ne lazım?
Hayır, yani tek başınıza olmaktansa iki kişinin bir takım içinde olması daha iyi değil mi?
Bunlar başarısızlığa Türk usulü mazeret göstermek değil mi?
Ama Hakan da bunu gösterdi.
Peki, şu anda seni isteyen yabancı takımlar var mıydı?
Şu anda menajerler var ki onlara güvenmiyorum fazla. Geçen sene bir menajer vardı, Nazmi Abi, dedi "İşte bu sene kesin yapacağım bütün hakkını bize ver". Biz de dedik "Tamam bizim namımıza sen konuş." Ama olmadı. Sonra biraz soğudum ona karşı. Ama tabii en büyük idealim bir yabancı takımda oynamak.
Peki, gözün hangi takımda?
Ben lig olarak düşünüyorum. Mesela bir Fransa ligi, İspanya ligi olabilir.
Babam futboldan anlamaz
Baban kulis yapıyor mu bunun için?
Babam hiç anlamaz öyle şeylerden. Babam ağabeymin son iki senesine kadar futboldan anlamazdı, abim de futbolcuydu, ağabeymin futboluna götürdük babamı. Babam yani frikik, korner atışı ne, hiç bilmez öyle şeyleri.
Yani senin babanla Hakan'ın babası arasında...
Dağlar kadar fark var. Hakan'ın babasının yaptığı gibi, benim babam hiç yapamaz.
Babanın senin kararlarını da yönlendirdiği söyleniyor ama.
Yok. Babam, "Bana kalırsa futbol hayatının sonuna kadar Trabzonspor'da kal" der.
Bu da yönlendirme değil mi?
Hayır, o onun düşüncesi. Yurtdışında oynamamı da ister babam. Ama "İstanbul takımlarına gelme" der. Çünkü benim bozulmamdan korkuyor.
Diyelim yurtdışında oynama imkânı buldun, orada nelerle karşılaşacağını biliyor musun?
İlk aylar zorluk olacaktır. Çünkü ortamla kolay alışacak bir insan değilim. Ama dışarıda Türkiye'den daha fazla profesyonelliğin olacağı inancındayım. Kendime güveniyorum. Hakan'ın yaptığı hataları yapmam. Gitsem mi, gitmesem mi, dönsem mi, dönmesem mi, bunun sonu yok.
Seccade, lahmacun falan istemez misin?
Yok. (Kahkahalar)
Sen ne istersin, hamsili pilav falan mı?
Yok, dardanelli pilav! Şunu isterim, bunu isterim gibi bir şey söz konusu değil. Allah nasip eder de gidersem artık arada başarılı olmanın yollarını ararım. Ben şimdiden İngilizce kurslarına başladım.
Futbolun dışında ne yapıyorsun?
Kitap okuyoruz, tiyatroya, sinemaya gidiyoruz. Ama tanınmışlığın verdiği şeyle rahat film seyredemiyorsunuz. Burada bir maçın eleştirisi hafta boyunca devam ediyor. Ben futbolun yalnız sahada kalmasını veya pazar günü oynandıysa pazartesi eleştirisinin yapılıp kapatılmasını istiyorum. Sinemada bile futboldan konuşmak sıkıyor.
En son ne okudun?
Genelde siyaset üzerine okuyoruz.
Örnek?
Bir sürü örneği var. İsimlerini hep unutuyorum. Mesela Demirel'le ilgili kitap okudum, mesela Yaralısın'ı okudum.
Peki, siyasi durumu nasıl buluyorsun?
Okuyorum ama hiç ilgilenmiyorum.
O zaman niye okuyorsun?
Hayır, ben bilgi olsun diye, nasıl bu siyaset yapılıyor öğrenmek için okuyorum.
Transfer sezonlarında futbolcuların yanlarında abisi, dayısı, amcası, babası ayrılmıyor, çocukları adına kararlar veriyor, onları yönetiyorlar. Ne diyorsun?
Son zamanlarda böyle evet. Kişi bence özgür olmalı, karşısındaki yöneticiyle konuşabilmeli. Konuşmaya gidiyor mesela yönetimle, dışarıya çıkıyor abisine diyor ki "Git söyle. Ben şu kadar para istiyorum."
Kendisi niye diyemiyor?
Yüzü tutmuyor.
Şöhret sorun getirir
Yoksa asıl neden futbolcuların olgunlaşması biraz zor insanlar oluşu mu?
Olabilir. Futbolcular her zaman sevgi, alkış isteyen kişilerdir. Bir futbolcuya kötü söz söylediğinizde çok kötü çok kötü bunalıma girer. Futbolcular zor büyür. Çünkü hep el üstünde tutulmaya alışmışlardır. Hele futbol hayatları bitince iyice bunalıma düşerler.
Bunda çok erken yaşta şöhret olmanın da payı var mı?
Tabii. Bir futbolcuya alamayacağı kadar değerler yükleniyor, altında eziliyor, kapasitesi kaldırmıyor. Erken yaşta şöhret olunca bir kötü bocalama dönemi yaşıyor. Üstüne geliyorlar. Bu sefer kendini kaybediyor. Mesela ben kişilerin, abisini, babasını transfere sokmasına karşıyım.
Sen hiç sokmadın mı bugüne kadar?
Ben babamdan bilgi aldım iki sene önceki transferimde.
Ama demin futboldan pek anlamadığını söylemiştin.
Bilgi aldım dedim. Yani şöyle "Ben Trabzonspor'da kalıyorum baba" dedim yani "İstanbul'a dönmüyorum." Yoksa babama 10 lira mı alayım, 15 lira mı alayım diye sormadım.
Baban "Trabzon'da kal" diyor, "Hayır baba İstanbul'a gideceğim" diyebilir misin?
Derim. Geçen sene bize buradan aldığım paranın iki katı teklif edildi. Biraz milliyetçi davrandık, Trabzon için kullandık oyumuzu. Dediler ki "İşte seni yetiştirdik" falan. Biz de bunlara kandık açıkçası.
Sonra üzüldün mü?
Bir kere imza attıktan sonra pişman olmak bir şeyi değiştirmiyor ki. Biraz içerliyorsun diyorsun ki "Ulan keşke atmasaydım imza, oradan iki katı para alabilirdim"
Önümüzdeki sezon için ne düşünüyorsun?
Bu sezon son, artık Avrupa takımı olursa gideceğim. Arada büyük farklar olmadıktan sonra düşünmem bir İstanbul takımı.
Zengin yaşıyoruz
Bu sezon ne kadar para alacaksın?
1 milyar 750 milyon lira.
İstanbul'a göre yarı yarıya ama yine de iyi para. Bu, yaşantına nasıl yansıyor?
Bir kere yatırım yapıyoruz, her istediğimizi elde edebiliyoruz. Ortanın üzerinde yaşıyoruz.
Trabzon'da ortanın üzerinde nasıl yaşanır?
Şu an en zengin yaşayanlardan biriyizdir herhalde. Biz 8 milyar alsaydık ama İstanbul'da yaşasaydık, o kadar yatırım yapamazdık.
Sadece sol ayağını kullanıyorsun. Tek ayaklı olmanın avantajı, dezavantajı nedir?
Öbür ayağım yürümeye yarıyor. Bazı pozisyonlarda sağ ayağımla şut atacağım yerlerde topu sol ayağıma alıp öyle vuruyorum. En büyük dezavantajı o.
Zaman kaybediyorsun yani.
Evet. Ben solağım ama sağla yazıyorum.
İki ayağını da kullansaydın fiyatın ikiye katlanır mıydı?
Biraz daha artardı belki. Ama ben sağ ayağımla da vurabilseydim, ikisini birden iyi kullanamazdım.
Trabzonspor'a gelen, nedense buradan evleniyor. Nedir Trabzonlu kızların sırrı?
Gözlerini burada açıyorlar, burada sosyal bir yön yok ki, mecburen sokağa çıktık mı bekârlar kız tavlamaya koyuluyor. Burada bekâr futbolcuya rağbet çok.
Aileler kızlarını futbolcuya vermek için özel bir çaba gösteriyorlar mı?
Yok canım. Ama eğer futbolcuysan toplumun elit kişisi oluyorsun, dikkat çekiyorsun. Kızlar da futbola istekli oldukları için futbolculara kendilerini beğendirmeye çalışıyor. Kızlar idman seyretmeye geliyor. Nasıl rüzgâr var gördünüz. Biz donuyoruz, kız minicik etekler giymiş o rüzgârda.
Kızların idman seyretmesi seni de motive ediyor mu?
Ben evliyim, kızları falan görmüyorum. Bekâr olanları ediyordur herhalde. Takımda bekâr çok az. Zaten kızların kimin için geldiği otomatikman belli oluyor.
Ticaret yapacağım
Futbol hayatın bitince ne yapacaksın?
Genelde spor yazarlığı yapıyorlar, benim böyle bir niyetim yok. Ticaretle uğraşmak istiyorum.
Ne ticaretiyle?
Ne olursa. Elma satacağım. (Kahkahalar) Çok enteresan bir şey. Bizim ufak bakkal dükkânımız vardı. Bakkal dükkânında yeniden ekmek satabilsem diyorum. Çok özlem duyuyorum. Ne bileyim eskiye dönüş gibi bir şey. Babam kapattı dükkânı.
Ne iş yapıyor şimdi?
Hiçbir şey.
Sen mi yardımcı oluyorsun?
Ara sıra oluyoruz. Benim genellikle gayrimenkullerimin şeyini de babam yapar, o konuda ona danışırım. Bana söyler şurada şöyle şöyle bir şey var, alalım, ileride bize gelir getirecek diye.
Kaç evin oldu?
Üç.