Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[İsmail Öner] - Her mezhebe özel fetva

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi İsmail Öner, Hanefi mezhebine göre fetva verdiklerini belirtip hemen ekliyor: "Bir bay-bayan ‘Biz süt kardeşiyiz, dinen evlenebilir miyiz?' diyor. Hanefi mezhebine göre evlenemezsin diyoruz." Öner, her mezhebe göre özel fetva verdiklerini belirterek, "Karı-koca, üç çocuğuyla gelip soruyor: ‘Sütkardeşi olduğumuzu bugün öğrendik. Ne yapacağız?' Boşanın demiyoruz. Şafii mezhebine göre fetva veriyoruz" diyor.

Kimdir fetvacı?

Milletin meclisi TBMM'de bir yılda taş çatlasa 500 yazılı, 100 sözlü soruya cevap verebiliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu ise günde ortalama 250 sözlü, bir yılda yaklaşık 5 bin yazılı soruya fetva yetiştirmeye çalışıyor. Demek millet, vekilinden daha meraklı, fetvacılar daha çalışkan. O zaman biraz da biz soralım, nedir fetva, kimdir fetvacı? Genelkurmay Başkanlığı, kendilerine kışlada din dersi izni vererek onları "moral subayı" yaptığına göre sormaya ve anlamaya değer. Keşke anlamak da sormak kadar kolay olsaydı; o da bahs-i diğer.

Vatandaş soruyor, siz fetva veriyorsunuz. Hayatlara "Müslümanca" bir anlak vermek gibi çok iddialı bir makamın başı seçilmenizde hangi özellikleriniz önemsenmişti?

Bilmiyorum, ya ilmen tanınıyorsun, ya çalışmalarından, ya da bir itimat oluyor tabii teşkilat içinde.

İlminiz nedir?

12 yaşında hafızlığımı bitirdim, Yüksek İslam Enstitüsü ilk mezunlarındandım. İmim Hatip okullarında öğretmenlik yaptım. Düzce Müftülüğü'nde bulundum. Haseki Eğitim Merkezi'nde 3 yıllık bir ihtisas kursuna gittim. Sonra Sakarya, ardından Konya Müftülüğü'ne atandım. Daha sonra da Din İşleri Yükse Kurulu üye seçimlerine katıldım.

İlim yapmaya fırsatınız olmadı mı?

Yüksek İslam Enstitüsü'nü bitirdim o ilimdir.

Herkes bir yüksekokul bitiriyor. İlmi bir çalışmanız oldu mu?

Üç yıl ihtisas kursuna katıldık, ilimdir işte, tefsir, İslam Hukuku, hadis okuduk.

Kitabınız var mı?

Yok. Bastırmak istediğim bazı şeyler var ama bastıramadık.

Mesleğinizle ilgili kitapların dışında en son ne okudunuz?

Çeşitli konularda 5-6 kitabı tarıyorum böyle. Şu an aklıma gelmiyor. Tabii ille bir kitabı sonuna kadar okumak mümkün değil, yoruluyorsun başka bir kitap alıyorsun.

Bilgisayarla aranız nasıl?

İyi diyemem.

Yabancı dil?

Arapçanın dışında biraz İngilizce. İngilizcem çok iyiydi, tercümanlık yapıyordum fakat idarecilik, ilmi bir taraftan da öldürüyor.

Fetvada isabeti artırabilmek için çağdaş gelişmeleri yakinen izleyebiliyor musunuz?

Tabii bir Arapça bilmek, bir kitabı incelemek suretiyle çağdaş bir şekilde insanları aydınlatabilmek mümkün değildir. Memleketimizin bölgelerinde yaşayan insanları görmek, inançlarını, adetlerini bilmek lazım. Bu amaçla irşad seyahatlerimiz oluyor. Milli güvenlikle birlikte programlar yapılıyor. Türkiye'nin her tarafına bizim üst düzeydeki arkadaşlar gidip konuşuyorlar.

Milli güvenlikten kastınız, Milli İstihbarat Teşkilatı mı?

Aşağı yukarı o. Bize faydası şu. O bölge hakkında bize bir bilgi veriyor. Gelişmeler nedir, nerede ne konuşulur. Stratejik bakımından bize yardımcı oluyorlar. Biz de dini bakımdan birlik beraberliği sağlayıcı, kardeşliği, sevgiyi yayıcı konuşmalar yapıyoruz.

İzinsiz kışlaya girilmez'

Nerelerde?

Camilerde, bölge okullarında, kışlalarda.

Genelkurmay size nasıl yardımcı oluyor?

Genelkurmay Başkanlığı tarafından bizim gittiğimiz askeri birliklere emirler veriliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı üst düzeyden konuşmacılar gelecek onlara yardımcı olsun diye. Tabii onlar bu emri vermeden kışlaya giremezsin.

Yani askeri irşat ediyorsunuz?

Evet. Moral veriyoruz, dini anlatıyoruz onlara. Eskiden özel moral subayları vardı biliyorsunuz. Onlar kalktı şimdi.

Onun yerini siz aldınız.

Tabii. Birçok yönüyle vatan, bayrak sevgisini, dinin emir ve yasaklarını en güzel şekilde anlatmaya çalışıyoruz.

Konuşma metinlerinizi Genelkurmay mı veriyor?

Hayır, biz hazırlıyoruz.

Size kışlaya girme izni veriyorlar. Karşılığında hangi konulara değinmenizi istiyorlar?

Konu vermiyor bize onlar. O bölgenin güvenlik durumu hakkında bilgi veriyor.

Güvenlik bilgisini siz ne yapacaksınız ki?

Faydası oluyor.

Kürtlere yönelik özel bir programınız var mı?

Yok, Kürdü, Çerkezi yok.

Peki, size Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı'nı cazip kılan neydi?

Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliği Diyanet'in en üst kademelerinde görev almayı sağlıyor.

Üst bir görevde yer almak sizi cezp etmiş olabilir ama verdiğiniz fetvalarla insanların hayatını "anlamlandırıyorsunuz." Bu yükü kaldırabileceğinizden nasıl emin oldunuz?

Şimdi soru acayip bir soru bir defa. Yani şimdi ben size aynı soruyu sorsam, SABAH'ta bir köşe hazırlıyorsunuz, siz yapabileceğinize inanıyor musunuz desem?

Ben yapabileceğime inanıyorum da ikisi aynı şey değil.

Ben de inanıyorum aramızda hiç bir fark yok.

Fetvalarınız için çeşitli kaynak kitaplarından yararlanıyorsunuz. 1996'dayız. Bunlar arasında tarih olarak bize en yakın hangi kitaplar var?

En yakın tarih diye bir şeyi kaynak göstermek mümkün değil, en yakın çıkan mesela fıkıh kitapları var, ilmihal dediğimiz. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen'in, Celal Yıldırım'ın fıkıh kitapları var. Nimetül İslam dediğimiz, Zihni Efendi'nin fıkıh kitabı var.

Sadece ilmihal bilgisi, yalnız fıkıh yeter mi hayatı anlamaya?

Şimdi bakın. Bu kaynak kitaplardan aradığımız cevapları bulmaya çalışıyoruz. Ama bunlar bize kâfi değil. Ta biz mezhep imamlarına kadar gidiyoruz. Biliyorsunuz dört mezhebimiz var, Hanefi, Hambeli, Şafii, Maliki.

Soru sorana hangi mezhepten olduğunu soruyor musunuz?

Hayır. Genelde Hanefi mezhebine göre cevap veriyoruz. Mesela bir genç bay-bayan geliyor diyorlar ki "Biz sütkardeşiyiz, dinen evlenebilir miyiz?" Hanefi mezhebine göre evlenemezsin diyoruz. Yine bir karı-koca, üç çocuğuyla geliyor, "Sütkardeşi olduğumuzu bugün öğrendik" diyor. Ne yapacağız?

Boşanın demiyorsunuzdur inşallah.

O zaman Şafii mezhebine göre fetva vermek lazım. Şafii mezhebine göre 5 doyumluk süt içecek. Yani beş defa doya doya süt içecek sütannesi sayılmak için. Ama Hanefi mezhebinde bir defa emse dahi sütannesi olur.

Ama karı koca nereden bilsin 5 defa mı, 1 defa mı süt içtiler?

Bilirler. Annesi var, ninesi var.

Kurtarmaya çalışıyoruz'

Diyelim ki bilmiyorlar ana ve nine ölmüş.

Onu bilmeleri lazım biraz. Çünkü öğrenmiş ya sütkardeşi olduğunu.

Öğrenmiş ama annesine sormayı akıl etmemiş, anne de ölmüş.

Biz yine onun lehine bir cevap arıyoruz. Çoluk çocuğu olmuş. Bundan sonra ayrılmak olmaz. Aileyi kurtarmaya çalışıyoruz.

5 defa süt içtikleri kesinse ayrılmaları mı gerekiyor?

Tabii.

Hanefi 1'i, Şafii 5'i kabul ettiğine göre tek bir gerçek yok. O zaman işime geldiği yerde Hanefi, işime geldiği yerde Şafii olamaz mıyım?

Olamazsın.

Niye? İşte bu örnekte işimize geleni seçtik.

Fetvayı ben veriyorum. Herkes işine gelin yaparsa işler karışır. Mesela bir Şafii, bir kadını ellediği zaman abdesti bozulur, Hanefi'ye göre bozulmaz. Şimdi hacda kadın erkek tavaf ediyor, birbirine değmemek mümkün değil. Şafii kadına dokunduğu an abdesti bozuluyor, abdestsiz de tavaf edilmez.

Şafii Allah'tan daha mı hoşgörüsüz?

O ayrı.

Nasıl ayrı? Allah dileseydi kadınlar ayrı, erkekler ayrı hac yapsın derdi.

Şimdi Cenabı Allah anayasa indirir, anayasanın da kanunları, yönetmelikleri vardır. Bunlar peygamber efendimiz tarafından bildirilir. Allah namazı Kuran'da farz kıldı ama kılınış şekli yok. Onu da peygamberimize bıraktı.

Şafiler o zaman hac yapamıyor mu?

Yapıyor. Hacda onlar da Hanefi mezhebine göre ibadet ediyor.

Demek ki bende bazı durumlarda istersem Şafiiliğe uyabilirim.

Tabii.

Ama demin olmaz dediniz.

Olmaz dediğim şu. İnsan hayatı boyunca yapacağı ibadetlerde istediği zaman Şafii'ye göre istediği zaman Hanefi'ye göre uyamaz. Hangi mezhebe bağlıysa ona göre hareket edecek.

Bu arada Alevilerin soruları ne oluyor?

Alevilik mezhep değil. Onu Sünni farz ederek öyle cevap veriyoruz.

Size dönelim. Çok fazla mesuliyeti olan bir iş fetva. "Biz her şeyin altından kalkacak şekilde yetiştik, ilmimiz, irfanımız yeter, bu toplumu ve dünyayı iyi tanıyoruz" diyebiliyor musunuz?

Bunu kimse diyemez. Her şeyi bilebilmek mülkün değildir ama kaynak kitaplarımız var. Araştırma usul ve metodunu bilmek önemli.

Evet, ama sadece eski kitaplara bakıp karar vermiyorsunuz ki, yepyeni kararlar da oluşturuyorsunuz. O zaman siz içtihat makamı da oluyorsunuz.

Esasta değil de teferruatta olabiliyor. Mesela Bosna'da tecavüze uğrayan kadınların durumu soruldu bize. Şunu düşündük. Sırpların gayeleri Müslüman Türk halkından bir Sırp nesli meydana getirmek. Onun için bu çocukları bakımı için İslam ülkelerine dağıtmak da olabilir, imha da edilebilir dedik.

Tecavüz çocuklarına kürtaj fetvasını oy birliğiyle almadınız.

Kurul üyelerinden biri kabul etmedi.

Vahim bir yanlış varsa?

Ya kararında o isabet ettiyse?

Peygamber efendimiz hâkim kararında isabet etmişse iki sevap, isabet etmemişse bir sevap alır diyor.

Ya çok vahim bir yanlış yapılmışsa?

İsabet etmemiş demektir. Ama art niyeti olmayacak. Biz de kararlarımızda samimi isek, araştırmış isek, kararımızda isabet etmemişsek de bir sevap alıyoruz. Dinen mesul değiliz.

Demek mesuliyet işi bu kadar kolay. Peki, içtihat kapısı kapandı diyen bazı din âlimleri var.

İçtihat kapısı kapanmamıştır ama o güçte âlim yetişmediği için kendiliğinden kapanmıştır.

Fetvalarınızla bir çeşit içtihat yaptığınıza göre siz o güçte bir âlim misiniz?

Değiliz. Müçtehitlik, ilim adamlığı, fetva ayrı şeyler. Şimdi benim elimde bir kitap var, bu kitabı siz anlayamazsınız ama Benanlarım.

Siz aslında aktarıcısınız yani?

Zaman gelir ki bazı şeyleri aktarıcı oluyoruz tabii.

Faize çözüm bulundu mu?

Bazen aktarıcı bazen müçtehit. Hiç cevap veremediğiniz soru olmuyor mu?

Şimdiye kadar olmadı.

Ciddi misiniz? Faize ne çözüm buldunuz?

Faizin her çeşidi yasaktır.

Bunu söylemekle iş bitiyor mu? Bu konunun hayata yansımaları İslam âlimleri arasında bile tartışmalı. Şöyle şöyle olursa haram olmaz diyenler de var.

Bizim öyle bir iddiamız yok. Bu yorum meselesi.

Ama problem yaşamaya devam ediyor. Alternatif üretmek lazım.

O bizim işimiz değil.

Kaynaklar arasında ihtilaf olduğunda hangisini esas alıyorsunuz?

Kararların gerekçelerine bakıyoruz. Hangisi şu zamana ve kişinin sorusuna daha uygunsa onu alıyoruz.

Bu kurul sizlerden değil de başka bir ekipten oluşsaydı, demek alınacak cevap da farklı olacaktı.

Bunu bilmiyoruz. Şimdi biz seçildik ama bizim gibi layık birçok arkadaş da vardı, onlar da gelselerdi üç aşağı beş yukarı aynı olurdu, belki yorumlarda farklılık olabilirdi.

Zaten mesele tam da bu üç aşağı beş yukarılarda kilitleniyor.

O arkadaşlar ne derlerdi ne demezlerdi bilemeyiz.

Sonuçta fetva, insan idrakiyle sınırlı. İdrak bir kademe aşağıda olsa belki fetva üç kademe aşağıda olacak.

Yok, yok. O fetvalar idrakle değil, ilimle ilgilidir.

İlmimiz idrakimiz kadar değil midir?

Yok, yok. O idrak şu manaya gelmesi lazım. Bir insan fetva verirken kaynak kitaplarından istifade edecek kadar bilgiye sahip olması lazım. Çünkü ilimsiz idrak de vardır.

Kadın fetva verebilir mi?

Verebilir. Hazreti Aişe validemiz olmamış olsaydı, kadınlara taalluk edilen meselelerde birçok eksiklikler olurdu.

Peki, niye Türkiye'de kadın müftü çıkmamış?

Herhalde adet değil, şimdiye kadar kadın kaymakam, vali de olmadı, yeni yeni oluyor.

Kurul üyeleriniz içinde kadın niye yok?

Buraya yükselen çıkmamış. Buraya bir bayan üye seçmiş olsak, dedikodularda olabilir. Cemaatlerin durumunu bilirsiniz. Müftülük yaptığım zamanlarda bana kâfir bile denmiştir. Sakalı yok, kravat takıyor diye.

Siz kadın müftüye taraftar mısınız?

Şu anda Türkiye hazırlıklı değil ona. Kaldıramaz.

Çorap üstüne mes edilir mi?

Edilmez.

Yusuf Kardavi'ye göre edilir.

O geçerli bir fetva değil.

Mest giyerler yaşlılar. Ona oluyor da çoraba niye olmuyor?

Şartları var, 1800 mil yürüyüp de altı yıpranmayan ve konduğu zaman dik durabilen çok kalın keçi tüyünden örülmüş çoraplar var. Onlar olur. Ama bizim giydiğimiz çoraplar olmaz.

O zaman ayakkabı da olur.

Ayakkabı bileği kaplıyorsa olur.

Yani bot giydiğimde mes edebilirim.

Altının da temiz olması lazım.

Son şart buysa anlaştık. Altını yıkarsam, botumla namaz kılabilir miyim?

Tabii.

Çok şükür. Peki devlet kademesinden hiç fetva isteniyor mu?

Yok.

Niye? Kan nakli, tüp bebek, organ bağışı gibi konularda Sağlık Bakanlığı fetva istemez mi sizden?

O manada geliyor tabii.

Laik bir devletin fetva istemesi tuhaf olmuyor mu?

Devlet için fetva çıkmaz, onlar da vatandaşlar gibi soru sorabilirler. Mesela salyangoz satışı. Bunu devletin bir birimi sordu. Tarım Bakanlığı olabilir. Yurtdışına ihraç edilmek veya gayrimüslimlere satılmak üzere salyangoz toplanıp satılmasında dinen bir sakınca yoktur.

Salyangozu Hıristiyan mahallesinde satacaksın yani. Yemesi haram, satması helal öyle mi?

Bu üç satırlık kararın arkasında ciltlerle yazılmış kitaplar var. Birçok şeyi düşünme mecburiyetiniz var. O memleket fakirse, bundan istifade ediyorsa satabilir.

O zaman içki satışı da mümkün.

Hayır. İçkide açık ayet var. Salyangozda açık ayet yok.

Milli piyango "haram", ama Aktüel Dergisi, "Size piyangodan araba çıktı" dedi, kabul ettiniz.

Hayır. Bir telefon geldi dediler "Şehit Aileleri Vakfı bir kermes hazırladı, kurada size de araba çıktı. Sevindiniz mi?" "Sevindik teşekkür ederiz" dedik. Milli Piyango ayrı, kura ayrı. Kermeste ben para vermedim, bilet almadım ama çekilen şeyde bana bir araba çıktıysa o ayrı, piyango için para verip de oradan bana araba çıkması ayrı. Olayı saptırdılar.

Ama kurul üyelerinden biri daha başta arabayı reddetmiş.

O da eğer böyleyse kabul etmiyorum dedi.

Siz kura sandınız.

Öyle sandım değil öyle dediler telefonda. Öbür dünyada on parmağım onların yakasında.

1996 Yılı Röportajlar