Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Muhsin Yazıcıoğlu] - ‘Hükümete ortak olabiliriz'

Sabah Gazetesi
Nuriye Akman

Kerhen değil yürekten sorular

Muhsin Yazıcıoğlu, siyaset arenasının yeni kilit adamı. Artık bütün anahtarlar bu kilide uydurulmaya çalışılacak. 7 milletvekili ile hem retçilerin hem evetçilerin gözdesi. "Hükümete girsem de mi daha güçlensem, girmesem de mi" hesabını yapıyor bugünlerde. Daha şimdiden kapısı iş ve aş isteyenlerden geçilmiyor. Herkes ona bakan muamelesi yapıyor. Asıl hesabı Eylül'de görecek. ANAP içindeki ülkücüler, Kongre'den sonra yuvaya dönecek. 7, 20 oldu mu tutamayacak kimse bu "pehlivanı". Tabii önce Mesut'u göndermelidir. Hilal bayraktan, gül peygamberdense, sorularda bendendir. Kerhen değil, yürektendir.

Güven oylamasında hükümeti destekleyen BBP'nin Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, "Hükümete ne zaman giriyorsunuz?" sorusuna "Anlaşma yapmadık. Yani çok da arzulu değiliz" yanıtını veriyor. 7 milletvekiline 3 bakan verseler fena mı olur. Oooh yeme yanında yat" dediğimizde ise yanıtı şöyle oluyor: "Koalisyonda olmanın gayrimeşru bir tarafı yoktur. Hizmetten de kaçınılmaz. Şimdi iktidar değiliz ama şu anda birden bire müthiş bir talep baskısıyla karşı karşıya kaldık. Yani iş isteyen, terfi isteyen, memleketimizde şu eksiklik var bu projeleri yerine getirin diyenler var."

Düşünce mi önemlidir eylem mi?

Düşünce. Çünkü eylemi doğuran düşüncedir.

Biri bir şeyi tiksinerek yapıyorsa, ötekiler onun tiksinmesini mi alkışlamalı, yapmasından mı tiksinmeli?

Yani tiksindiği yanları da çözmeye gayret edeceğini düşünmeli.

Hayatınızda başka iğrenerek neleri desteklediniz?

Başka hiçbir şey hatırlamıyorum.

Bu ilkse, son olur mu?

Siyasette bir şey ile uzlaşırken, karşınızda uzlaşabileceğiniz daha iyi şartlar yoksa elbette en az zararlı olanı seçmek de bir yoldur. 24 Aralık'tan bu yana sağlıklı başka alternatifler çıkabilirdi ama siyasi liderler uzlaşma imkânı bulamamışlardır.

Sizin ifadelerinizle sorayım. "Kırık aynaları düşünün. İnsanlar onların karşısında kendilerine çekidüzen veremezler. İnsanlar ancak düz aynanın karşısına geçince gerçek yüzünü görürler". Oyunuzu kerhen verdiğinize göre aynadaki görüntüler kırıktı. Bu yalan görüntülerde kendi gerçek yüzünüzü görebildiniz mi?

Ret cephesinde de kabul cephesinde de kırık aynalar vardı. Bunlar arasında bir tek yüz olarak gördüğümüz milletin gerçeğidir. Siyasetin bu kırık noktaya gelmesinde bizim payımız yok.

Erbakan'ın omuzlarında

Hükümete evet oyu vereceğinizi açıkladığınızda Erbakan'a "Yolsuzlukların üzerine sünger çekme maksadı taşıyan bir koalisyon oluşmuşsa, dünyada ve ahirette hesabı sizin omuzlarınızdadır" dediniz. Hesabı Erbakan'ın omuzlarına yükleyerek kendinizi kurtarıyor musunuz?

Hayır. Ben bu konudaki kararlılığımı saklı tuttuğumu ifade ediyorum.

Ama kuşkunuzu açıklığa kavuşturmak yerine, bir silah gibi taşımayı daha kolay buldunuz.

Hayır. Sayın Çiller'in örtülü ödeneğiyle ilgili hususun açıklığa kavuşması mücadelemden vazgeçmedim. Sayın Erbakan'a sordum. Bir şeylerin üzerini örtmek üzere hükümet kurmadıklarını, yolsuzluklarla ilgili bir dava gelirse kendilerinin buna destek olacağını söyledi.

Yüce Divan için nasıl bir yol izleyecekmiş?

"Hukuki nitelikteki her davayı Yüce Divan konusunda gündeme getiririz" dedi.

Yani siyasi de bulabilir davayı. Bu durumda Erbakan sizi mi kandırmış oluyor, Çiller'i mi?

Biz insanların cevaplarına önce hüsniyetle bakarız. Erbakan'ın Beytülmal'e uzatılmış olan bir eli bile bile affedeceğini kabullenmek istemiyorum.

Eğer Hoca yan çizerse

Diyelim ki o gün geldi, baktınız Hoca yan çiziyor, sizi aldattığı çıktı ortaya. Ne yapacaksınız?

Siyasi maksatlarla getirilmiş olan soruşturmaların hepsinin arkasına takılacak değiliz. Yargıya göndereceğimiz bir davanın önce dayanakları var mı yok mu ona bakarız.

Siz, ilk SHP-DYP hükümetine, Türkeş'e rağmen karşı çıktınız. Çiller adı üstünde şaibe olmayan bir liderdi henüz. 4 yılda iyice kirlenmiş bir adı bugün desteklemek nasıl bir mantık?

MÇP'nin o dönemde oy vermiş olduğu koalisyon, kucağında HEP olan bir koalisyondu ve MÇP'nin oylarına ihtiyaç yoktu. Ben o zaman partimizin geleceğini düşündüm. Bugünkü hükümete destek kararımız, başka seçenek kalmadığı içindir.

Artık kilit adamsınız. Bundan sonra hem evetçiler, hem hayırcılar her kritik oylamada kapınızı çalacak ve kilidinize anahtar uydurmaya çalışacaklar. Bu, nasıl bir duygu?

Mesuliyetimizin ağırlığını gösteriyor. Kapıyı her zaman tam bir rahatlık içerisinde açamayabilirsiniz. Bizim 7 milletvekili ile ne anayasa değiştirmeye gücümüz yeter, ne kanun çıkarmaya, ne de bu dengeleri tamamen değiştirmeye. Elbette
en az zararlı olanlarını seçeceksiniz.

Siz en az zararlıyı değil, kendiniz için en çok yararlıyı elde etmeye hazırlanıyorsunuz. Galiba önümüzdeki günlerde hükümete gireceksiniz.

Bir mutabakatımız yok. Bir siyasi parti başka partilerle koalisyon yapacaksa asgari şartları vardır. Oturur, konuşuruz, prensiplerimize uygun olursa kabul ederiz.

Önce ortaklığa hayır diyerek delikanlılığınızı kanıtlıyorsunuz, sonra hükümete arka kapıdan giriyorsunuz.

Girerim diye bir dert içinde değilim. Bu konuyu konuşabiliriz diyorum.

Hoca sizi garantiye mi almak istiyor?

Her hükümet kendisini rahatlatmak, tabanını genişletmek ister. Bundan tabii ne olabilir?

Taviz verme durumu

Dışarıda mı olursanız daha güçlü olursunuz içerde mi?

Her ikisinin de artıları var eksileri var. İçinde olduğunuz zaman hükümetin bir takım kararlarında istemeyerek de olsa uzlaşma adına daha fazla taviz verme durumunda kalabilirsiniz.

Böylece Hoca da size daha evvel söylediği şeyleri yapmaktan kurtulur.

Küçük ortak olunca kendi parti politikalarınızı yansıtabildiğiniz kadar yansıtırsınız. Bir siyasi partinin kendi programını az da olsa değerlendirme şansını yakalaması bir avantajdır.

Ne zaman giriyorsunuz hükümete?

Anlaşma yapmadık. Yani çok da arzulu değiliz.

7 milletvekiline 3 bakan verseler fena mı olur. Oooh yeme yanında yat.

Koalisyonda olmanın gayrimeşru bir tarafı yoktur. Hizmetten de kaçınılmaz. Şimdi iktidar değiliz ama şu anda birdenbire müthiş bir talep baskısıyla karşı karşıya kaldık. Yani iş isteyen, terfi isteyen, memleketimizde şu eksiklik var bu projeleri yerine getirin diyenler var.

Farkı, demokratlığı

Kendinizi bakan gibi mi hissediyorsunuz?

Ben değil, onlar öyle hissediyor.

Bir lider olarak Türkeş'ten ve Erbakan'dan farkınız nedir?

Demokratım.

Onlar değil mi?

Ben başkasına demokrat değil demiyorum. Kendimi daha demokrat görüyorum. Bu ülkede sivilleşmenin öncüsü olmak arzusuyla hareket ediyorum. Ben bir mücadele içinden geliyorum.

Onlar da mücadele ettiler.

Ve beraber yola çıkmış olduğum arkadaşlarla kader birliği yaparak, hayatı her safhasında paylaşırım. Anadolu'dan çıkmış bir köylü çocuğuyum.

İtiraz ediyorum. Siz Anadolu çocuğusunuz da onlar ne çocuğu?

Tamam da yani yetişme şartları farklıdır. Ben yoksulluğun cenderesinden geçmiş bir çiftçi ailesinin çocuğuyum. Koltuğumuzun altında tezek götürerek okullar okuduk. İdare lambası ışığında ders çalıştık. Üniversiteye geldiğim zaman öğrenci cemiyetlerinde görev yaptım. Adaletsizliği yaşadık.

10 milyon dolar

Bunları kim yaşamadı ki?

Biz 12 Eylül öncesinin mağdurları, 12 Eylül sonrasının mazlumlarıyız. Genç yaşlarımızda ihtilaller gördük. Dolayısıyla bunların içinde yoğrulduğumdan halkın problemlerini biliyorum.

Neden "Müslümanların iktidarını engelledik dedirtmeyiz" dediniz.

Ben bunu RP'ye söyledim. Türkiye'de laik-antilaik diye bir cepheleşme meydana geldi.

Siz bu lafınızla cepheleşme yapmıyor musunuz?

Aksine ona tepki gösteriyorum. RP'nin hükümette yer alma ihtimali doğunca bir kesim sandıktan çıkmış iradeye tahammül etmemiş ve bunu karanlıklar dünyası olarak ifade etmiştir. Buna karşı RP sempatizanı bazı yayın organları da "İlk defa bir Müslüman başbakan geldi, bunu neden engelliyorsunuz" demiştir. Bizim sözümüz RP tabanına, size istismar yaptırmayız diyorum. Tabii laikçilerin meydana getirdiği suni kanada da tepki gösteriyorum.

"Hükümete evet oyu vermeniz karşılığında 10 milyon dolar aldığınız" iddialarının kaynağı MHP mi?

Böyle bir ithamda bulunamam. İlk defa bana Günaydın Gazetesi'nden bir genç, bu iddiaların MHP Genel Sekreteri Koray Aydın'a ait olduğunu söyledi. İnanmak istemedim ama tekzip etmediler.

Oryantal yapmak mı?

Bu, MHP'yle kozlarınızı hala paylaşamadığınızı mı gösteriyor?

MHP ile koz paylaşmak şeyinde değilim.

Ya onlar?

Üst yönetimde olabilir. İki koşucunun aynı kulvarda yarışı gibi görüyorlarsa BBP'nin elde ettiğim konumdan rahatsız olmuş olabilirler. Farz edin ki Koray Aydın böyle söyledi. Bunun haber değeri var mı? Bir tek şey söylenmiştir, Koray Aydın'ın söylediği iddia edilerek. Sonra ekrana getirildi. Şimdi herkes bunu konuşur hale geldi. İddia edenler iddiasını ispatlamak zorundadır.

Çiller ile ilgili iddialar ispatlandı mı ki siz dikkate alarak kerhen oy kullandınız? Size Türkeş ile ilgili bir iddia gelse dillendirmeyecek misiniz?

Geldi. Ben vermedim.

Neydi?

İnandırıcı bulmadığım bir iddiayı şimdi gündeme getirmem.

Zaten ciddiye almadıysanız, iddialar var deyip söylememek oryantal yapmak olmuyor mu?

Tabii politikalarıyla ilgili olanları tartışırız. Bunun dışındaki dedikodularla uğraşmayız.

Türkeş'le hiç konuşmuyorsunuz. Hala kanlı bıçaklı mısınız?

Değiliz.

Ama koptuktan sonra hiç yüz yüze gelmediniz.

Çünkü öyle bir ortam doğmadı. İşin psikolojik tarafları var. Yıllarca beraber mücadele etmişiz, elbette çok kıymetli hatıralarımız var. Arkasından anlaşmazlığa düşmüş, ayrılma noktasına gelmişiz. Dolayısıyla gerginlikler olmuştur. Bunlar psikolojik olarak insanların birbiri ile konuşabileceği zemini de ortadan kaldırıyor.

Ya bundan sonra?

Türkeş Bey'i tanıdığım için bu zeminin şu aşamada olacağını sanmıyorum.

Rivayet o ki, Türkeş bir gün size "Bak evladım Muhsin benim babam 110 yaşına kadar yaşadı. 70 yaşındayım. Anlayacağın 40 yılım daha var. Ayağını denk al" demiş. Siz de "O zaman bana müsaade" demişsiniz.

Yok, bu espri olarak anlatılmış bir şey.

6.5 yıl yattığınız cezaevinde siz ve arkadaşlarınız Kuran'ı 3100 defa hatim etti. Cezaevinden çıktıktan bu güne kaç hatim indirdiniz?

5-6'yı geçmez.

Demek insan rahatlayınca artık Kuran'a ihtiyaç kalmıyor.

Hayır. Kuran'ı okumak ayrı. Hatim etmek ayrı. Tabii dışarıdaki meşguliyetlerimizi dikkate aldığımız zaman onu o kadar yapma imkânına sahip değiliz.

Adı pehlivana çıkmıştı

Ziraat Fakültesi'nde 74 kiloda güreşçiydiniz. Yaşar Doğu'nun oğlu Gazanfer'i yendikten sonra mı adınız pehlivana çıktı?

Bunu nereden öğrendiniz? Fakülteler arası güreş takımındaydım. Takıma güreşmek için değil, etrafımdaki insanları inançlarım doğrultusunda kazanmak için girmiştim. Üniversiteler arası müsabakalara katılmadım çünkü hedefim güreşte bir yere varmak değildi.

Başka bir sebeple bırakmak zorunda kaldınız. Bir gün kuş kaldırma diye bir hareket vardı güreşte ve onu yaparken koltukaltı lifiniz koptu. Zaten devam edemezdiniz.

Evet, yalnız gerçekten de güreşi hedef olarak seçmedim. Aynı anda Hacettepe Tekvando Kulübü'ndeydim. Atletizmde derecelerim oldu.

Yakınlarınız "Başkan istese Eyüp Aşık'ı tek yumrukta yere yıkar" diyor. Yapabilir misiniz?

Olabilir ama yapmam. Biz herkesle dostluktan yanayız.

Zaten ülküdaşlarınız size kıyamıyor. Yayın organınız Gündüz Gazetesi'nde "Siz muhatap olmayın. Bu işi çobanlarınıza bırakın" diyorlar.

Kızgınlıkla söylenmiş bir sözdür.

Kavgadan yana değil.

Gazeteniz, Eyüp Aşık, Güneş Taner, Fatih Altaylı'yı bir takım galiz küfürlerle tehdit ederken çobanlarınıza pehlivanlığınızdan ne katkıda bulunacaksınız?

Ben pehlivan değil siyasetçiyim. Kesinlikle kavgadan yana değilim.

Ama çobanlarınız bakınız ne diyor: "Onları gecenin karanlığında ya da gündüzün aydınlığında ansızın bir sürpriz bekliyor. Kınından çıkarılan bir kılıcın k.. soyluların kökünü kazıyana kadar bir daha kınıma girmeyeceği bilinmelidir". Bu durumda, kendimizi havlayan köpek ısırmaz diye mi teselli edelim yoksa gündüzlerinizin karanlığına mı kahrolalım?

Şimdi hiçbir hakareti benim arkadaşlarım hak etmez de, burada işin tahrik boyutunu da dikkate almak lazım. Siz bir stüdyoya otursanız, başka bir stüdyoda da başkaları olsa, ekranda siz gözükseniz, telefonda birisi bağlansa, size karşı satılmışlıktan tutun her şeye kadar en galiz şeyleri söylese, size de onun sesini duyurmasalar, televizyonda milyonlarca insanın karşısında sadece baksanız, adam size hakaret ettikçe onbinlerce taraftarınız televizyon başında kriz geçirse niye cevap vermiyor diye, sonra onun sözü bitince size sorsalar, ne diyorsunuz diye, siz de bir şey duymadım deseniz, size konuşmayı özetleseler, tabii yumuşatarak, siz de o yumuşak üsluba karşı yumuşak bir şeyler söyleseniz, onbinlerce taraftarınıza tam bir tahrik olmaz mı? Asıl yargılanması icap eden bu tarafıdır işin. Neden Fatih Altaylı'yı bir defa olsun yargılamadınız?

Cesaret ölçmeyöntemi

Programı izlemedim, kasıt varsa haklısınız tabii. Ama siz çok gözü kara bir insansınız. Ülkü Ocakları Genel Başkanı iken mesela Ankara Ülkü Ocakları Başkanı'nı seçerken, ne kadar dirençli olduğunu sınamak için onunla sol hücre evlerinin kapısını çalmak, kurtarılmış bölgelere girmek gibi o zamanın koşullarına göre dehşetengiz cesaret denemeleri yapardınız. Bugün yandaşlarınızın cesaretini ölçmek için, adam dövdürüp küfür mü ettiriyorsunuz?

Hayır. Böyle bir şeye ihtiyaç duymuyorum.

Peki, ama siz dava adamını, gaye insan olarak tanımlayan ve "gaye insan kalbi diliyle, dili de kalbiyle beraber olan, sözü özüne uyan kişidir" diyen bir insansınız. Ne kadar da tahrik olsalar sözü küfürden seçen arkadaşlarınız, bu tanıma uyuyor mu?

Küfürü benimsememiz mümkün değil. Tepkileri daha zarafetle dile getirebilirlerdi belki.

Kulaklarını çektiniz mi?

Evet çektim.

1996 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player