[Galatasaray Ünv. Siyaset Bilimi Bölümü Başkanı Prof.Dr. Füsün Üstel] - Kürtçe, öğrenilen bir dil haline gelirse normalleşme yaşanır
Nuriye Akman
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Kürt açılımına ilişkin açıklamaları, kuşkusuz haftaya damgasını vuran en önemli olaydı. Atalay, tamamen Türkiye'ye özgü bir çözüm modeli üretebilmek için herkesin katkısını istedi. Demokratikleşmenin en zor alanlarından biri, kuşkusuz anadilde eğitim konusu.
Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Füsün Üstel'le, anadilde eğitimin ne olduğunu, model belirleyebilmek için hangi sorulara yanıt bulunması gerektiğini konuştuk. Tabii bir de Avrupa ülkelerinin ürettiği çözüm önerilerini...
Demokratikleşme paketi, anadilde eğitimi de kapsamalı mı?
Anadilde eğitim, tartışmanın en önemli parçalarından biri. Ama orada kavramlar karışıyor. Anadilde eğitim ile anadil öğretimi ayrı şeyler. Acaba taraflar neyi kastediyor? Anadilde eğitimde, eğitimin bütününün, en azından ağırlıklı bir bölümünün sadece o dilde yapılması söz konusu. Anadil öğretiminde ise, dilin öğretilmesini anlıyoruz.
Total bir anadil eğitimi yerine seçmeli dersler konulsun, diyenler var.
O zaman anadil öğretimi kastediliyor demektir. Kürtlerin önemli bir bölümü, en azından aydın kesiminin talebi anadil eğitimi yönünde. Mademki müzakere sürecinden geçecek bu sorun, kavramsal olarak açıklığa kavuşması lazım. Anadilde eğitimin iki tarafı var. Bir, anadilde eğitim hakkını tanıdığınız andan itibaren şimdiye kadar görmezden geldiğiniz bir halkın varlığını tescil etmiş oluyorsunuz. Bu, sembolik anlamda önemli bir şey.
TRT Şeş'in de böyle sembolik bir yanı vardı.
Tabii teyit anlamında önemliydi. Ama yeterli değildi. Kültürel haklar, aynı zamanda siyasal haklardır. Dolayısıyla siyasi olarak da bir topluluğun varlığının tanınması durumu bu. Unutmayalım, bu halk, bütün 80'li yıllar boyunca kanunla yasaklanmış bir dilin taşıyıcıları olarak var oldular. Anadilde eğitiminin bir diğer yönü de şu: Eğitim dediğimiz şey sadece bir tarafın hak talebinde bulunması, diğer tarafın da bu hak talebini karşılamasıyla olabilecek bir şey değil. Eğitim, başlı başına bir paket. Bu yöndeki talebin karşılanabilmesi için talebin, imkânların, kaynakların, izlenecek pedagojik yöntemin ve bir dizi başka unsurun dikkate alınması gerekiyor.
Talep var mı, sorusunun cevabını DTP'den mi öğreneceğiz?
Kitlesel talep var mı, sorusunun cevabını öğrenmek çok kolay değil. Bu konuda bir araştırma yaptırılabilir. Diyelim ki zaten politik olarak Kürt halkı anadilde eğitimi isteyecektir. Ama nasıl bir anadilde eğitim? Sadece DTP diye bakmamak lazım. DTP eğitim bilimci değil. Dilbilimci değil. Yani geniş kapsamlı bir müzakere ortamı sağlamak lazım. Bu müzakere sürecinde Kürt toplumunun aydınları olacak, ama aynı zamanda dilbilimciler, eğitimbilimciler, hatta veliler olacak. Eğitim nasıl yapılacak? Seçimlik mi olacak, bazı dersler mi anadilde yapılacak? Yoksa bütün dersler mi olacak? Özel eğitim kurumlarında mı bu dersler verilecek? Sadece bölgede mi verilecek? Bütün Türkiye'de mi böyle bir imkân açılacak? Çünkü Kürtler sadece bölgesel bir topluluk değil. Öyle olsa çok daha kolay olur bu iş.
Meseleyi bütün boyutlarıyla tartışabilecek yetkinlikte Kürt dilbilimciler var mı şu anda?
Sayısal olarak var mı derseniz, oldurulmadı diyelim. Ama şu anda İstanbul'daki Kürt Enstitüsü'nde dilbilim üzerine gerçekten bu işin özüne inerek çalışan, son derece değerli insanlar var. Bir kere onları ve en azından bir dilin nasıl öğretilmesi gerektiği üzerine eğitim görmüş insanları dikkate almak lazım. Her dilin kendi özelliklerine bakarak eğitim yapmak lazım. Her dil aynı şekilde öğretilmez. Dolayısıyla Kürtçe diline vâkıf olan dilbilimciler olacak, eğitimbilimciler olacak.
Kuzey Irak'ta, Suriye'de bu konuda yetişmiş eleman var mı, diyeceğim ama...
Orada Sorani lehçesi geçerli. Türkiye'de Zazaca ve ağırlıklı olarak Kırmançi konuşuluyor.
İçişleri Bakanı bir İspanya, bir İsveç örneklerine baktık, diyor.
Hangi sorunla ilgili bakıldığı net değil orada. İsveç'te Kürtçe eğitim var. Ama onlar göçmen çocukları. Oranın vatandaşı haline gelmiş olan ailelerin çocukları olsa bile, onlar "dışarlıklı" insanlar. Ona göre bir eğitim veriliyor orada. Halbuki burada eğitimi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vereceksiniz.
Bir de eğitimin içeriği var. Çok zorlu geçeceği anlaşılan bu barış sürecini baltalamaması lazım, öyle değil mi?
Tabii ki, eğitim barış sürecine hizmet etmeli. Bizim milli eğitimimiz aslında muhafazakârlığın kalesidir. Hangi parti olursa olsun bu konum değişmez. Gerçi AKP döneminde birtakım düzeltmeler yapıldı. Yeterli mi? Değil. Özellikle tarih derslerinde, son derece milliyetçi, şoven bir anlatı var. Şimdi bunu Türkçe verirken bir de Kürtçe mi vereceğiz?
Kürt açılımı, milli eğitimi de dönüştürme potansiyeline sahip görünüyor.
Evet, milli eğitimin kendisinin büyük bir zihniyet dönüşümünden geçmesi lazım. Eğitimin kendisi bir barış eğitimi olmalı. Sadece tek etnik kimlik üzerinden, Türkler üzerinden bir Türkiye anlatısıyla yapamazsınız. Türkiye çocuklarının dünyaya açılabilmesi, evrensel dünyanın bir parçası olabilmesi için zaten ders kitaplarındaki milliyetçi, şoven, ırkçı, cinsiyetçi unsurların temizlenmesi lazım. Yoksa, azınlıkların okullarında da Türkçe kültür dersleri var. Yani bu zihniyet dönüşümü sağlamaz. Bunu bir de Kürtçe olarak anlatmak, hani kötünün bir daha üretilmesi, problemli bir şey. Hükümet eğer bunu bir demokratikleşme hamlesi olarak görüyorsa, özellikle ders kitaplarının içeriğini de düzeltmesi lazım.
Bu yeni müfredatın belirlenmesinde de sorunlar çıkacaktır. Acılar tazeyken çok zor, hele de tarih derslerinin içeriği...
İşte orada da çok geniş bir müzakere ortamı olması lazım. Mesela çocuklar Kürt tarihini öğrenecekler mi? Öğreneceklerse, kimin yazdığı Kürt tarihi olacak bu? Talim ve Terbiye Kurulu'nun bu yöndeki yaklaşımı nasıl olacak? Nasıl bir mekanizma ile belirlenecek? Bunlar hep tartışılması gereken konular.
Kürt tarihi içinde isyanlar var. Onlar nasıl verilecek?
Evet, işte çok problemli bir alan. Kürt çocuklarının dillerini, kültürlerini bir bütün olarak öğrenmelerine imkân sağlanacaksa o zaman dili kültürden soyutlayamazsınız. O yüzden özellikle de tarih kitapları Türkiye'nin bütün çocukları için cinsiyetçi, ırkçı, şoven olmayan, barış temelli bir zihniyetle üretilmeli.
"Üniter devlette anadil eğitimi nasıl olur?" problemini Fransa nasıl çözmüş?
Resmi ya da ulusal dille ilgili hiçbir göndermesi olmayan anayasalar var. İsveç ve Alman anayasalarında İsveççe ve Almancanın statüsüne ilişkin bir madde yoktur mesela. Fransa'da 1999'a kadar anayasada Fransızcanın statüsü belirtilmiyordu. Sonra ikinci maddesine bir ek yaptılar. Fransızca, Cumhuriyet'in dilidir, dediler. Bakın resmî dil değil, devlet dili değil, ulusal dil değil, Cumhuriyet'in dili.
Peki ama Cumhuriyet, devleti ifade etmez mi?
Tabii ki. Ama o küçük nüanslar da çok önemlidir. Avrupa Konseyi'nin bir sözleşmesi var. Bu, 1992'de imzaya açılan Avrupa Bölge ve Azınlık Dilleri Sözleşmesi Şartı. Bütün Avrupa ülkeleri bunu iyi kötü imzaladılar. Bütününü de imzalamak zorunluluğu yok. Belirli maddelere imza atıyorsunuz, onaylıyorsunuz. Ve ondan sonra kendi azınlıklarınıza, idarede, medyada, eğitimde, yargıda dillerini kullanma hakkını tanıyorsunuz. Fransa bunu onaylamayan ülkelerden biri. İlginç bir şey oldu. 98 maddedir bu sözleşme. Fransa, 1999'da bu maddelerin 38'ini sonunda imzaladı.
İmzaya açılmasından altı yıl sonra yani.
Evet. Millet meclisinden geçti ama senatoda yıllardır duruyor. Buna rağmen Fransa'da bölge dillerinde yani Brötonca, Baskça, Alzasça eğitim veren okullar var. Bunlar özel okul statüsünde ama okullardaki öğretmenlerin parasını devlet veriyor. İsteyen veliler çocuklarını o okullara yolluyorlar.
Bütün dersler mi Brötonca mesela?
Diwan okullarında öyle. Mesela Bröton okullarında imersiyon diye bir yöntem var, suya dalma anlamına geliyor. Çocuğa dili öğretmeye Brötonca olarak başlıyorlar. Fransızca adeta ikinci dil gibi öğretiliyor. Yani çocuk önce anadilini öğreniyor. Daha sonra Fransızca öğreniyor. Tabii bu da çok tartışıldı Fransa'da. Özellikle öğretmen sendikaları bu okulların kamu okulları bünyesine alınması girişimi karşısında büyük tartışma çıkardılar. Sonunda gerçekleşmedi. Ama var yani bu okullar. Bazıları Fransa'da bile yok diyorlar ya, doğru değil bu.
Ama Avrupa ülkelerindeki azınlık kavramına uymuyor bizim Kürtlerin durumu.
Tabii Avrupa ülkelerinin kurduğu modeller ulusal azınlıklardan hareket eden modeller. Bizim o anlamda ulusal azınlığımız yok. Bu, işi biraz daha zorlaştırıyor. Nüfus anlamında daha büyük bir topluluk ve bütün ülke sathına yayılmış. Çok farklı eğitim ve ekonomik düzeylerinde olan, çok farklı talepleri olan bir topluluk. Artık Kürt toplumu daha heterojen bir toplum haline geliyor ve çok daha iyi bu. Yani tek ses beklememek lazım buradan.
Amerikan anayasasında resmî dile atıf var mı?
Federal düzeyde İngilizce aslında resmî dil değil. Fakat yakın zamanlarda "İspanyolca konuşan nüfus artıyor, İspanyolca İngilizceden daha çok konuşulur hale gelecek" korkusuyla bazı eyaletler özel yasalar çıkartarak İngilizceyi resmî dil haline getirdiler.
Anadilde eğitimin sonunda Kürtler kendilerini daha da izole hissetmezler mi?
Eğer Kürtçe öğrenilen bir dil haline gelirse, normalleşecek, Kürtçe konuşanlar izolasyondan çıkacaklar. Gündelik yaşamın normal bir parçası haline gelecek. Ancak bu noktada da bazı sorunlar var. Anadilde eğitim diyelim ki kabul edildi. O dil daha sonra kamu yaşamının çeşitli yerlerinde, merkezî ya da yerel hizmetlerde kullanılır hale getirilmezse, öğrenilen dil de atıl kalacaktır.
Belediyeler Kürtçe yazışma yapabilecek mi mesela? Hastanesi var, mahkemesi var...
İşte bu süreç bunların tartışılacağı ve müzakere edileceği bir süreç. Bence yapabilmeli. Anadilde eğitimin bir parçası değil o, ama kamu hizmetlerinde zaten sınırlı da olsa açılımların yapılacağı yönünde bir izlenim var. Ama bir taraftan da Sur Belediyesi örneği karşımızda duruyor.
Bir dönem özel Kürtçe kursları açılmıştı. Ama ilgisizlikten kapandı, dendi.
Çünkü o kurslar kapsamlı olarak düşünülmedi. Yönetmelikte birtakım koşullar vardı. En azından bir ilköğretim diplomasına sahip olmak, diye bir koşul vardı. O kadar sınırlayıcı ve zora sokan bir süreçti ki hafta sonları açık olacak, hafta içi değil... Talep olmadı. O dershaneler tamamen kapılarını kapamış değiller. Politik olarak açık tutuyorlar bildiğim kadarıyla. Şimdi anadilde eğitim farklı bir şey. Şöyle bir şey de yapılabilir. Okullarda bir dil şubesi olabilir. O zaman bir Türk çocuğu da, Çerkes çocuğu da o bölüme gidebilir.
Yani siz aslında Türklerin de Kürtçe öğrenmesi gerekir, diyorsunuz.
Keşke daha önce bu öğrenilseydi. Bu topluluklar arasında da kopukluk yarattı. Hani deniyor ya toplulukların arasında aslında hiçbir problem yok, devlet politikalarında var diye. Aslında yavaş yavaş topluluklar arasında da problem başladı. Özellikle taşrada sürekli Kürtlere yönelik bir rahatsızlık dile getiriliyor. Kültürel kimlik bize dayatılan bir kimlik olamaz. Sen Türk'sün, sen Kürt'sün dolayısıyla sen Türkçe öğreneceksin, sen Kürtçe öğreneceksin, denemez. Kültürel kimlik iradeye tâbi olmalıdır. İsteyen aileler çocuklarını Kürtçe eğitim yapan okullara göndersinler. Diğerlerine de özel okullara gönderebilme imkânları açık olsun.
Öte yandan Türkçe bilmeyen pek çok Kürt var. Anadilde eğitimin bir parçası da Türkçe öğretmek olmalı aslında.
Tabii ki. Özellikle kadınlara. Okuryazar olmayan çok sayıda kadın var Türkiye'de. Dolayısıyla kadınlar iyice hayattan kopuklar, ayrımcılığa ve şiddete en çok uğrayan kesimler. Kısacası iki dilin birden öğrenilmesini sağlayacak bir sistem kurmak lazım isteyenler için.
İçişleri Bakanı, bir tarih vermiyoruz, dedi. Bu, ucu açık bir süreç. Mümkün olduğu kadar geniş katılımlı ve bütün tarafları ikna edecek bir müzakere süreci yaşamamız lazım. Ve kimseyi dışlamadan, her türlü konunun tartışılabilir olduğunu baştan koymak lazım.