Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[İsmail Nacar] - ‘İsterse MİT'e çalışırım'

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Takdir okurun

Haftanın en çok tartışılan olayı Nacar-Erbakan görüşmesiydi. Güneydoğu'daki yangın için bugüne kadar uygulanan yangın söndürme metotlarının dışında yeni bir yol arayışı tartışmaya açılıyordu. Erbakan dâhil devletin üst düzeyinden yükselen tepkilerle bu yol şimdilik kapandı. Ama yangın sürecek. Demek başka yol arayışları da sürecek. Öyleyse yol arkadaşlarımızı tanıyalım. Çok konuşulan ama hakkında kimsenin fazla bir şey bilmediği İsmail Nacar'a kişisel sorular sormam bu yüzden. Kimsenin iyi niyetinden, insaniyetinden şüphe hakkım yoktur. Hakkım, hakkında kamuoyunda beliren soruları kendisine yöneltmekten ibarettir. Takdir okurundur.

Hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz?

Kayınbiraderlerim varlıklı insanlardır. Büyük iş sahipleridirler. Hanımın biraz imkânları ve benim de az bir birikimimle oturduğumuz apartmanın yerini aldım. Kayınbiraderler destek oldular. 5 daire bana kaldı. 3'ünü satıp paraya çevirdim. İşte oturduğumuz ev kendimizin, bir de kirada dairem var.

Şu anda ne iş yapıyorsunuz?

Sadece evde bir şeyler yazıp çiziyorum.

Yani faiz geliriyle mi geçiniyorsunuz?

Yok, yani akrabalarıma veriyorum, onlar işlerinde kullanıyorlar.

İran İslam Cumhuriyeti'nin ilk Türkiye Büyükelçisi sizi elçilikte bir süre istihdam etti.

Evet.

Sonra yönetimle arası açıldı İran'a dönmedi.

Evet.

Ve sizinle birlikte bir ticari işe girdi.

Girdi.

Güzel paralar kazandınız.

Kazandım.

Zalim dünya mazlum İran'

Ne alıp satmıştınız?

O büyükelçi, Prof. İçtihadi Bey. 1964'e kadar İlahiyat Fakültesi'nde hocalık yapmış. Devrimde Humeyni buraya göndermiş. Devrim anti-emperyalist nitelikli bir hareketti. Ben o sıra "Zalim dünya mazlum İran" diye bir yazı yazdım. Büyükelçi de o yazıdan etkilenmiş. Beni davet etti. Kendisine "Aman ha hocam çok dikkat edin, sizi burada herkes seviyor. Bazı dini gruplar radikal davranıp Türkiye ile İran'ın arasını açarlar. Birbirimize ihtiyacımız var" dedim.

Ne sıfatla bir yabancı diplomatı uyarıyorsunuz?

Ben bir yazarım.

Yazar sıfatını kazanmak için ne yazdınız?

Benim bir sürü hazırlanmış kitaplarım var. Ama hiçbir İslami yayınevi cesaret edip yayınlamaz.

Laikler sever sizi, onlar niye basmadı?

Laiklerle de şey edemedim. Artık laik mi olur, ortada mı olur bir yayınevine vereceğiz. Ama merak eden varsa yüzlerce makaleyi, şuyu, buyu arz adeyim. Yazarlık sıfatı bir onurdur ama maalesef o konuda fazla etkili olamadım. Gelelim İran meselesine. Bazı kesimler İran'la Türkiye'yi karşı karşıya getirmek istiyorlardı. Ben de o sırada Atılım'ı çıkarıyordum. Hurafelerden uzak bir İslami hayatın modeli orada oluşmalı. Örnek almak isteyenler de alsın ama böyle çatışmayla olmasın. Benim çizgim oydu. O yüzden büyükelçiye "dikkat edin" dedim. Bana dedi ki "Bu dergiyi biraz daha ciddi çıkartın". Ben de imkânımın olmadığını söyledim.

Yani İranlılara "Benimle ilgilenin" dediniz.

Hayır. Ben o yazıyı yazdığım zaman özellikle gitmiyordum. Çünkü devrimle birlikte bende kuşkular belirmeye başladı. O ilk güzel hava zedelenmeye başlamıştı. Büyükelçi dedi ki "Herkes ticaret yapıyor, sen de yapabilirsin. Böylece sana bir katkı olur. Atılım daha derli toplu çıksın, Türkiye ile İran arasında bir dostluk köprüsü olsun".

Derginizi kullanmak istemiş.

Hayır katiyetle. Dergi ortada. Yani Türk-İran dostluğu konusundaki gayretlerim gayet normal bir şey. Bir aydının böyle işler yapması çok uygundur.

Tüccar ortağıyla mahkemelik oldu

Atılım'ı İran mı finanse etti?

Bu konuşmadan sonra Atılım bir 10 sayı çıktı. 1982'de devrimin yıldönümüne davet edildim, izlenimlerimi anlatan bir sayıdan sonra çıkmadı. Ticari münasebetlere gelince. İçtihadi Bey ısrar edince, bir ortağımla birlikte 3-4 milyon dolarlık tekstil bağlantısı yaptık. Ama ortağım 1.5 milyon dolarlık bir kesimini gönderebildi. Sonradan öğrendim ki bir fabrikası, imalatı falan yok.

Ortağınızın özelliklerini bilmeden mi işe girdiniz?

Nereden bileyim? DPT'deki arkadaşlar iyi bir tüccardır demişlerdi. İran'a demir bağlantısı da yapmak istedi. Sonunda mahkemelik olduk. 1982'nin parasıyla ondan 6 milyon bir alacağım var. Yani fazla para kazanmadım.

Peki, siz kimsiniz, müktesebatınız nedir?

Öyle bir soru sordunuz ki.

Moralinizi mi bozdum?

Hayır. Dünya görüşü olarak İslam'ı tercih eden biriyim. Ama tarihsel değil, Kuran'daki İslam'ın yanındayım. İslamcı değilim. İslamcı demek yoğurtçu, ıspanakçı gibi bir din alıp satmak demektir.

DTCF Tarih Bölümü mezunusunuz ama dini konularda uzmanmış gibi demeçler veriyorsunuz. Nereden edindiniz bu bilgileri, kimlere mensuptunuz?

Ben kural dışı bir insanım. İlkokulu bitirdiğim yıl, İsmet Paşa'ya mektup yazdım. Babam beni okutmak istemedi. Başbakan'a, "Okumak istiyorum, bana yardımcı ol" dedim. Özel Kalem Müdürü'nün imzasıyla bir cevap geldi. İstediğim yerlere girmek için birtakım koşulların olduğunu söylüyordu. Beni askeri okula almalarını söylemiştim. Hocalarım sende liderlik vasfı var derlerdi.

O liderlik vasfı çıktı mı ortaya sonra?

Başbakanın bir çocuğa mektup yazması köyde olay oldu. Lisede çok hareketli bir talebeydim. Malatya'da ülkü ocaklarını kurdum. Bu arada komando kamplarına bizi götürdüler. O kamplarda vatanperverlikten ziyade başka bir takım şeylere şahit oldum. Ve kampı terk ettim.

Abdülhamit'i güneşe benzetti.

Ne kadar kaldınız o kamplarda?

1 yıl. Kamptaki uygulamalar beni ürküttü. Bu camianın tek yanlı koşullandığını gördüm. Bu arada dini gruplarla, Nurcularla da münasebetim vardı. Çok erken anladım ki olay biraz farklı. Bir yandan sol, bir yandan İslam hakkında önüme ne geldiyse okudum. Okudukça anadan babadan, çevremden gördüğüm İslam'ın gerçek İslam'la bir alakasının olmadığını anladım.

Kamplarda silah eğitimi aldınız mı?

l başkanımız "Burada silah eğitimi de yapmamız lazım" deyince ben ülkücü hareketten çıktım.

Bir dakika. Bir sene kaldım dediniz o kamplarda.

Kamplarda dâhil MHP'nin içinde.

Hiç mi vukuatınız olmadı?

Bir kompozisyon yazılısı olmuştu. Abdülhamit'i güneşe, Atatürk'ü de küçük bir yıldıza benzetmişim. Atatürk'e hakaretten beni Malatya'dan Elazığ'a sürgün gönderdiler. Şu anda Atatürk'ü Atatürk olarak, Abdülhamit'i Abdülhamit olarak düşünüyorum. Ben ne Atatürkçüyüm, ne Muhammetçi. Ben hiçbir beşere bağlı değilim. Hz. Peygamber dâhil.

Peygamber'e bağlanmadın Müslüman olunuyor mu?

Tarikatçılar şeytan mı?

Bir insan prensiplerine bağlıdır. Ben Kuran'a bağlıyım.

O da Allah'ın elçisi.

O benim peygamberim. Ama ben Muhammedi değilim.

Değişik bir mantık yapınız var. Laik olmadığınızı da söylemiştiniz daha önce. "Tarikatçılar peştamallı şeytanlardır" demiştiniz. Müslüman olduğunu söyleyip Müslümanlara laf yetiştirmek, laik olmadığını söyleyip laiklere sözünü dinletmek her babayiğidin harcı olmasa gerek. Nasıl bir portre bu?

Peştamallı şeytanlar ediğim insanların ölüm listesindeyim. İslam'ın bir üniforması olmadığı halde birtakım çirkin görüntüleri din diye takdim edenler bunlar. Laik olmadığıma gelince, İslam total bir dindir. Ben Kuran'daki İslam'la çağdaş değerlerin sentezinden yanayım.

Laik değilsiniz ama Bahriye Üçok öldürüldükten sonra SHP'ye bir laiklik raporu verdiniz.

Laiklik raporu değil. Abdülkadir Ateş, Güneydoğu ile dini konularda yardım istedi, 15-20 sayfalık bir tarikatlar, İslam nedir, yazdım kendilerine verdim.

Türk müyüm, Kürt müyüm?'

Kürt ve Alevi misiniz?

Ne Alevi, ne Sünni'yim. Sadece Müslüman'ım. Kürtlüğüme gelince, dedeme sordum bunu. Çünkü Kürtlerle Türklerin Malatya'da büyük bir sentezi vardır. Kim Türk'tür kim Kürtt'tür bulamazsınız. Dedem ve babam Kürtçe konuşurdu. Ben maalesef ne konuşabilirim ne de anlayabilirim. Dedem "Horasan'dan gelmişiz" dedi. Biz sülale olarak biliniyoruz, ama ırkımız konusunda bir şey yok elimizde. Yani hiç bilmiyorum şu anda Türk müyüm, Kürt müyüm?

Birkaç yıl evvel, kendisini sık sık arayıp haber yazdırmak istediğiniz bir gazeteci, Özal'ın kuryesinin Apo'yla görüştüğüne dair uydurma bir istihbarat sordu size. "Haberim var, 15 ün önceden biliyordum" dediniz. Diyor ki o gazeteci, "Benim o gün Nacar'a güvenim bitti".

Yanlış anlamış olabilir. Ben Özal'ın bu tür arayışlarından haberdardım.

Ama o gün için öyle bir şey söz konusu değildi.

Somut olarak kimi kastetmiş bilmiyorum. Özal'ın bazı gazetecilerle bu iş için temaslar kurabileceğini biliyordum.

Sürekli tarikatları izliyor ve bir şeyler ifade ediyorsunuz. Bunun için ajan mı kullanıyorsunuz?

Hayır, benim arkadaşlarım, geniş bir çevrem var. Yani onlar bir şey yapacaklarsa haberim olur.

Öyle çok gizli tarafları yok'

Bu nasıl dostluk ki aleyhlerinde kullanılacaklarını bile bile size bu bilgileri aktarıyorlar?

Yani bu çok şey değildir. Bu camiayı merak ediyorsanız siz de rahatlıkla bunları izlersiniz. Öyle çok gizli tarafları yok.

Bugüne kadar şeyh sofralarında önce havyar yediniz sonradan yediklerinize tükürdünüz. Şeyler size niye havyar yedirdi işin bu kısmına hiç değinmediniz.

Ben hiçbir şeyhin dergâhında yemedim. Çünkü onların gözünde o kadar asi bir insandım ki. Hiçbir şeyle benim bir şeyim olmadı. Ama sofralarına, yani faraza bir iftar sofrası olmuş da, vakıf çağırmış bir sürü grupları çağırmış, beni de çağırmış, yani onların sofrası değil 300-400 kişinin katıldığı bir sofradır.

Yani siz hiç şeyh havyarı yemediniz mi? 26.2.1989'da Hürriyet'te Çölaşan'a "Ben bu şeyhlerin sofralarında havyar yedim" diyorsunuz.

Hayır. O yedim tabiri ilavedir. Ben gördüm. Yani bunların sofralarına gidiyorum. Bunlar zengin sofralar kurarlar.

Şimdi anlamadım, bir şeyhin sofrasında ya bulunulur ya bulunulmaz.

Şeyhin sofrası deyince hazırladığı sofra ayrı, şeyhin de içinde bulunduğu sofra ayrı. Ben hiç hayatımda havyarın tadını bilmem. Benim şahit olduğum yaşantılarıdır.

Refah nasıl güveniyor?

Siz o cemaatlerde ne sıfatla bulunuyorsunuz, araştırmacı olarak mı, provokatör olarak mı?

Yılını hatırlamıyorum. Esat Coşan beni evine davet etti. 1982'de İran'da beraberdik. Bir oğlu olmuştu, ziyafet vermişti. Böyle davetlerde yan yana bulunuruz. Dışarıda benim hakkımda size söyledikleri gibi bunlar benle öyle şey değildir. Gördükleri zaman hürmet eder, çağırır, konuşurlar. O yemekte çorba getirdiler. Aynı kaptan 3-4 kişi beraber yedik. Esat Hoca bana takıldı, "İsmail Nacar için sünnet önemli değil" gibi. Yerde oturmayı, bir kapta yemek yemeyi sünnet kabul ediyorlar.

Esat Coşan'ın Erbakan aleyhindeki sözlerinin kasetini basına verdiniz. Geçmişte Refah'a söylenmedik laf bırakmadınız. RP nasıl güveniyor size?

Böyle bir olay yok. Beni Başbakan niye çağırdı, kim ona ne iletti bilmiyorum. O onun sorunu. Sayın Başbakan bu konuda çalışmalarım olduğunu biliyor. Sadece "Meseleyi kardeşçe çözmek istiyoruz, sizce bu mesele nasıl çözülür?" dedi.

Faruk Sükan iftira attı'

MİT'le hiç bağlantınız oldu mu?

Hayır. Benim için MİT'le çalışmak bir şereftir. Taha Kıvanç benim için "Faruk Sükan zamanında MİT'e girdi" dedi. Tabii iftira. Faruk Sükan 1964-69 arasında İçişleri Bakanıydı. Kendisiyle 76'da tanıştık. Benim devlete 1 saatlik bir çalışmışlığım yok. MİT'in de başım üzerinde yeri vardır. Gerçekten de işlerine yarardım, çalışsaydım. Şimdi bir çağrıda bulunayım. Hakikaten ihtiyaç duyuyorlarsa çalışırım.

Çağırsalar MİT'e ne bilgiler verirdiniz?

Polisiye bilgiler değil tabii. Benim katkım yorum tarzında şeyler. HADEP kurultayında Türk Bayrağı indirildiği zaman, ben bir cumhurbaşkanı olarak İstanbul'daki evime bayrak asmazdım. Kimsenin bayrağından şüphesi yok. Bu tepkiler, devlete zarar verir. Devletin demokratik, insancıl bir takım adımlar atarken PKK karşısında şöyle mi olurum, böyle mi olurum diye komplekse kapılması doğru değil. Bu olayın bitmesi yüce duygu işidir. Gandhi gibi yürek, De Gaulle gibi devlet adamı ister. Madem bizim De Gaulle'ümüz, Gandhi'miz yok kolektif aklımızı kullanalım. Başta MİT olmak üzere devletin birimleri herkesler görüşsünler. Görüşmüyorlarsa da görüşenleri damgalamasınlar.

Demirel'le hiç görüşmeniz oldu mu?

Sayın Demirel DYP''de iken bazı arkadaşları çok ısrarcı oldular. Bir gün Güniz Sokak'a gittik. Orada Süleyman Bey emrivaki yaptı beni tuttu DYP'ye kaydetti. Bir müddet sonra partiden istifa ettim.

Erbakan'a neler önerdi?

Görüşmeniz sırasında Erbakan'a ne önerdiniz?

Korumasız olarak Diyarbakır meydanında bir konuşma yapsanız, 1800'lerden beri yapılan hataları halka itiraf etseniz, PKK'nın cinayetlerini saysanız, teröre taviz verir miyiz kompleksinden sıyrılıp demokratik, çağdaş, İslami ve insani değerlere inanan bir ülkeye yakışır biçimde barışçıl programınızı açıklasanız ve yanlışlardan vazgeçmek isteyenlere dönüş yolu gösterseniz, PKK ya öyle, ya da böyle biter dedim. Şimdi bu görüşmeye yapılan tepkileri görünce böyle bir tarihi şahsiyetimiz olmadığını görüyorum. Olayın PKK ile devletin diyalogu şeklinde takdim edilmesi karşısında Sayın Cumhurbaşkanı'nın ve diğer makamların rahatsız olması normaldir. Bundan sonra yine kendi adımıza çalışmalarımızı yürüteceğiz. Barıştan yana olan unsurları, sivil örgütleri de yanımıza alarak bu konuda ısrarlı olacağız. Cesaret ister bu işler. Sayın Baykal ve Sayın Yılmaz sacın öbür ayağından söz etmişlerdir. Sacın öbür ayağı nedir? Millet bilmeli. İlk defa bir başbakan inisiyatif kullanmak istiyor. Bir adım atmak istiyor. Bu sorun zaten başbakanın değil, ülkenin sorunudur.

1996 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player