[Hüseyin Ergün] - ‘Zemin demokrasi dışına kayıyor'
YDH'yı Cem Boyner'den sonra "Hayır bu iş bitmedi" deyip üstlenen Hüseyin Ergün, 1994 ortalarından itibaren parti politikalarının yanlış olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: "Ülkenin sorunlarını nasıl çözeceğimizi söylemedik. Bugün söylüyoruz. Kişiliğime güveniyorum. Eğer ben partide etkili olursam, bu parti o önceki dönemde ‘kısa yoldan büyük başarı kazanacağı' düşüncesinin yarattığı sapmalardan arınır."
Bugün kuruluş yıldönümünüz. Hüzünlü müsünüz, sevinçli mi?
Orta bir noktadayım.
Öyleyse kendinizi parti başkanı olarak mı yoksa amatör gönüllülerin başı olarak mı görüyorsunuz?
Şu anda parlamento dışındaki partilerin yalnız ikisi parti; MHP ve HADEP. Yani kitlelerle titreşim yaratma anlamında. YDH da kitlelerde titreşim yarattı, kavramları değiştirdi, farklı bir anlayış getirdi. Bugün bir siyasal hareket olma özelliğini koruyor ama sosyolojik anlamda bir parti değiliz.
Boyner ve Ergun dönemleri arasındaki en belirgin fark nedir?
Medyanın, kamuoyunun ilgisi. O zaman ilgi çok yüksekti. 1995 ortalarından itibaren bu ilgi düştü. Seçimlerden sonra da iyice düştü. Şimdi arada sırada bize dönüp bakıyorlar. Esas fark burada.
Ama bir liderin aradaki farkı kendi dışındaki sebeplerle açıklamaması lazım. Kendi içinizdeki fark nedir?
Çok haklı bir soru. Ben 1994 ortalarından itibaren uygulanmakta olan politikanın yanlış olduğunu söyledim. Parti içi demokrasi umursanır olmaktan çıkmıştı. Ülkenin sorunlarını nasıl çözeceğimizi söylemedik. Bugün söylüyoruz. Ama bu bir anlam ifade etmiyor. Çünkü binlerce insan kaynamıyor partide.
Kaynatabilecek misiniz?
Büyük bir inancım var. Kişiliğime güveniyorum. Haksızlık yapmam, dürüstlükten sapmam, demokrasiye hakikaten inanırım. Eğer ben partide etkili olursam, bu parti o önceki dönemde "kısa yoldan büyük başarı kazanacağı" düşüncesinin yarattığı sapmalardan arınır.
Boyner'in liderlik sorumluluğunu üstlenmediğini söylüyordunuz. Liderlik açısından ondan fazlanız ne?
Cem Bey yol çatağında bir seçme yapmalıydı. Yani kimliklere ve değerlere bu kadar çok ağırlık mı vereceğiz, Cumhuriyete, Atatürk'e karşı vs. tavrımız konusunda daha net olacak mıyız, parti içi demokrasiyi sonuna kadar gerçekleştirecek miyiz gibi noktalarda Cem Bey bir seçim yapmadı.
YDH'da eskiden daha sert, şimdi daha yumuşak bir söylem olduğu doğru mu?
Şimdi daha yumuşak değiliz. Yalnız YDH inşacı bir parti olmak zorundadır. İnşacı bir partini üslubunda kırıp dökmecilik olmamalıdır, yapıcı olmalıdır. Yani çarpıcılığı değil açıklayıcılığı öne çıkarıcı bir üslup daha doğru olur.
Bugün toplumun karşısına "Çözüm Bloğu" fikriyle çıkıyor, siyasal hayatımızda gerekli temizlik kalite ve toparlanmanın tüm partilerin oluşturacağı bir Çözüm Bloğu'yla gerçekleşeceğine inanıyorsunuz.
Tüm partilerin değil, bazı partilerin. Aksi takdirde milli mutabakat fikrini doğurur ki ona şiddetle karşıyım. Bir defa şu aşamada hükümet partileri ve hükümete çok yakın partiler olmaz. Protest partiler de böyle bir Çözüm Bloğu içinde yürüyemezler.
Ama siz kendinizi daha baştan sınırlıyorsunuz?
Hayır, ben ülke için çağrı yapıyorum. Bizim yapmak istediğimiz toplumun geniş kesimlerini toparlayabilecek bir siyasal ağırlık merkezi yaratmak. Bugün hükümetin bir siyasal ağırlık merkezi var. Buna karşılık idareyi ele alma iddiasında bulunabilecek bir ağırlık merkezi yok. Biz bunu yaratmak istedik.
Bu romantizmi, hayalin ötesine taşıyabilecek gücünüz var mı?
Aslında bu hayalin en güzel tarafı çok gerçekçi olması. Partilerin yüzde 20'nin üstüne çıkması, tek başına iktidar iddiasında olması mümkün değil. Söz gelimi CHP, ANAP ve meclis dışındaki 3-4 parti bir araya geldiği zaman, yurttaşlar, "Burada bir siyasal ağırlık var, bunlar sorunları göğüslemek için bir araya geldiler, ürettikleri çözümler şunlar şunlardır, dolayısıyla biz iktidar alternatifi olarak bunları düşünebiliriz" diyebilecekler. Böylece bu partiler kendi aldıkları oylardan daha fazlasını toplayabilecekler. Çağrımız bu ortaklaşa çalışmayı yürütmeyi isteyen tüm siyasal gruplara açık.
Ciddiye alınma olasılığınız yüzde kaç?
ANAP yöneticileriyle konuştum, "Bu konuda olumsuz bakıyoruz" demediler.
"Olumsuz bakmıyoruz" ile "Olumlu bakıyoruz" arasında dağlar var. Umudunuzu besleyen ne var?
Mesut Bey de Deniz Bey de "Böyle bir şeyin içinde olmayalım, biz Meclis içindeki bir işbirliğine bakıyoruz" diyebilirlerdi. İkisi de bu konuyu görüşmeye devam etmememizi istediler. Dolayısıyla umutluyum. Biraz da bu umudun yaratılması gerek. Öyle bir adımda olacak bir şey değil.
Şimdi siz Yeniden Doğuş Partisi, Yeni Parti ve Liberal Demokrat Parti'yi bir masa etrafında topladınız. Bunların oy oranları yüzde 2. dolayısıyla umut verici bir başlangıç yaptığınızı düşünüyor musunuz?
Evet. Bu bir başlangıçtır. Türk siyasal hayatında ilk defa yakın bir iktidar hedefi veya yakın bir seçim olmadan, partilerin kimlikleri ve kişiliklerini koruyarak bir araya gelmeleri bu. Bunun arkasının doldurulması lazım. Bu partilerin ve başka gelecek partilerin Türkiye'nin belli başlı sorunlarını gündemlerine alıp konuşmaya başlamaları ve aynı zamanda güncel olaylarda gerçekten sağduyulu çözümler üretmeleriyle olur bu.
Bu iyi niyetli çabanızın, binde 5 oy oranı olan bir partinin, kendi varlığına bir neden arayışı gibi algılanmasından sizi koruyacak olan nedir?
‘Harp yok, darp yok'
Bir defa böyle algılanmasından rahatsız olmam. Çabalarımın içinde elbette öyle bir şey de olacak. Bunun ötesinde kimse çıkıp bana bugün Türkiye'de siyasal hayatın istikrar ve kalite kazanması için Meclis'teki partiler yeter diyemez. Birisinin başka bir akıl yürütmesi lazım ki şimdi üretiyorlar. Saçma bir addır milli mutabakat. Çünkü harp yok, darp yok. Memleket çok büyük bir felaketle karşı karşıya değil, bir takım zorlamalarla partileri bir araya getirmek istiyorlar. Yani parlamenter siyasi hayatta partileri etkisizleştirerek sonuç almaya çalışıyorlar.
Bugün Cumhurbaşkanı bütün partileri bir araya getirecek. Ne düşünüyorsunuz?
Bunun temelinde bir sakatlık var. 1983'ten bu tarafa Türkiye'yi yöneten ve bu duruma getiren partiler ve kişilerden yani derdin sebebinden derdin çaresi çıkarılmaya çalışılıyor. Herkes sadece kendi dar çıkarları açısından bakıyor meseleye. Onun için bir yere varamayacaklar. Bence zirvenin anlamı şu: Yani denecek ki bakın Cumhurbaşkanı topladı konuştu, bunlar gene bir şey yapmadılar. Öyleyse bunlara bir şey yaptırmak lazım. Yani demokrasi dışı usullere zemin ve gerekçe hazırlanıyor. Genelkurmay'dan YAŞ kararlarına karşı doğan tepki karşısında 6 ayrı yerden 6 ayrı fars çekildi. Bu apaçık bir olay. Rejim daha güdümlü bir noktaya götürülmek isteniyor. Cumhurbaşkanı kendi deneylerinden yola çıkarak çözüm arıyor. Kimseyi suçlamıyorum ama Cumhurbaşkanı, "Böyle bir şey olacaksa ben bunun altında kalmayayım, bu sivil görünüşü fazla zedelemesin" diye düşünülebilir.
Türkiye'de ciddi bir değişiklik yapmak için her kesimle konuşmak lazım örneğin askerleri bürokratları bir kalemde silip atamayız" diyordunuz. Genel başkan seçildiğiniz günden bu tarafa askerlerle bir temasınız oldu mu?
Hayır. Bu aşamada zaten olamaz. Bir defa benim kişisel ilişkilerim askerlerle olağan bir kontağa elverişli değil. Ama şu olabilir YDH toplumda titreşim yapar bir halde olsaydı elbette o zaman daha kolay olurdu.
YDH maç oynarken sahaya katılmak isteyen bir partiydi değil mi?
Yine öyle. YDH ortaya çıktığı zaman sahada bozuk düzende maç oynanıyordu ama insanlar sahada oynayan takımların yozlaştığı kanaatindeydi. Saha artık çok net gözüküyor dolayısıyla bu Çözü Bloğu'nu başarırsak YDH sahada oynamaya başlayacak. Şimdi maça girmeye çalışıyoruz.
‘Çok fırın ekmek yemem lazım'
"Bu hareketin lideri ben olmalıyım" diye mi düşündünüz?
Hayır. Benim ilk günden itibaren kafamda Cem Bey'e sonuna kadar yardımcı olmalıyım, yükü taşımalı, öne çıkmamalıyım düşüncesi oldu. Ama başka bir şey gelişti. Belirli bir döneme kadar esas hamallığı yapan bendim ama o hamallığı yapmak bazı arkadaşlarımızda benim özel bir inisiyatif sahibi olabileceğim gibi bir kaygı uyandırdı. Oysa beni yakından tanıyanlar bilirler. Top benim olsa bile sesimi çıkarmam. Cem Bey lider olabilirdi, genel başkan oldu. Benim şu anda lider olmam için çok fırın ekmek yemem lazım. Cem Bey kamuoyunda yarattığı titreşim açısından liderdi ama partiyi iyi yönetemedi. Biz esas olarak iç nedenlerden başarısızlığa uğradık.
Madem lider olmak için çok fırın ekmek yemeniz gerekiyor, Boyner'den sonra batmış bir gemiyi ısrarla yürütme çabanız biraz da namus belasına mı?
Biraz da namus belasına. Eğer bu parti Cem Bey istifa ettiği an kapatılsaydı bu şu demekti: Bir kısım insanlar işte kendilerine göre adı sanı olan, toplumda yer almış birtakım gruplar var. Cem Boyner'in eteğine tutunarak bir şey olmak istiyorlar. Ve o olmayınca da bırakıp gittiler. Bunu kendime yediremedim.
Ama bu işler böyledir. Yarın da sizin eteğinize bir takım insanlar tutunacak, ne yapacaksınız?
Onlardan bir kısmı yani önde görünenler iddia sahibi olanlar, düşünce üretiyorum diyenlerin bir kısmının ilişkisi devam etmekte. Yoksa hiçbir kurum devam edemez. O bakımdan öyle bir şeyi kendime yediremediğim için devam etmek zorunda hissettim kendimi.
Demin dediniz ki top kendimin bile olsa çocuklar beni oyuna almazsa ben ses çıkarmam. Şimdiki sözünüz bununla çelişmiyor mu?
Çelişmiyor. Ben kendi adıma olan şeylerde, bir şeyi elde edeyim, kazanayım, fotoğrafta önde gözükeyim demem. Ama birinin adına çok fedakârlık yapabilirim, çok çalışabilirim ve yılmam.
Nitekim "Gelecek YDH'nındır. Daha birhayli yara alabiliriz ve dimdik ayakta kalabiliriz" diyorsunuz. İlginç bir psikoloji. Süpermen misiniz? Bu kadar yara alıp da ayakta kalacak?
Hayır, bütün insanlar böyledir aslına bakarsanız. Yani çok düşünmüşümdür en kahraman kimdir diye? Sıradan adamdır diye cevap vermişimdir. O hayatın en büyük zorluklarıyla karşılaşmakta ve ayakta durmaktadır. Ben bunu yazdığım zaman parti seçim yenilgisinden yeni çıkmıştı. Onu bir yara olarak kabul ettim bütün partiyi yüreklendirmek için söyledim. O satırlar biliyorsunuz Nazım Hikmet'in şiirinin bir parçasıdır.
YDH'nin ilk 10 kurucusundan bir Zülfü Dicleli kaldı. Herkes inançsız, bir siz mi inançlı çıktınız?
"Gelin karar verir"
Böyle yorumlayarak kendime pay çıkarmak istemiyorum. Belki arkadaşlarımın yapacakları daha önemli işleri vardı.
"Bir kişi bile kalsam YDH'den gitmeyeceğim" demiştiniz.
Hayır, öyle demedim, "Bir kişi daha varsa ben varım" dedim.
Bu inanılmaz romantizm, bitkisel hayata girmiş bir YDH'yi diriltir mi?
Tabii romantizm mi denir onu bilmem ama bende bir idealizm var. Benim politik geçmişim de aslında bir hayalin peşinde koşmakla geçti. Bu kolay yoldan bir başarı elde etmek değil. İnandığım onursal yolda yürümek. O bakımdan bu romantizm olmadan hiçbir şekilde sıçratıcı bir şey yapılamaz.
Bu anlayış, YDH'nin muhtaç olduğu oksijeni nereden bulacak?
Romantizmin yanına akılı ve çalışmayı da katmak lazım. Bunu bir tek adam başaramaz.
İyi de siyaset size bu kadar cömert olacak mı?
Alacağımıza değil, vereceğimize bakarız. Ayrıca hiçbir şey boşa gitmez. Ektiğiniz şey bir yerde filizlenir.
Ama arpa ekince buğday çıkmaz.
Çok doğru dolayısıyla iyi bir şey ekmek gerekiyor. Biz de bu gayret içindeyiz. Çok başarı odaklı olduğunuz zaman iyi bir şey ekme ihtimaliniz azalıyor. Yani ne olursa olsun başarmalıyız dediğinizde iyi bir şey yapma olasılığınız düşüyor. Başarı kadar, yürüdüğünüz yolun da düzgün olması lazım.
Kaç üyeniz var?
Hiç üyemiz yok veya 10 bin kadar üyemiz var. Şu anda partide benim anladığım anlamda üye olarak birkaç yüz kişi var. Bunlar partinin yükünü taşıyorlar. Çünkü YDH fikirlerinin yaşaması gerektiğine inanıyorlar. Vatandaş da böyle düşünüyor. Cem Bey'in istifasından sonra zaten herhangi bir organda da görevim yoktu ve bu iş bitti diye bakıyordum. Çanakkale'nin bir köyünde konuştuğum bir esnaf dedi ki "Elimizden bir hakkımızı aldınız". Türk toplumunun ortalama sağ görüşünü temsil eden bir insanın olaya böyle bakışı fikrimi değiştirtti bana. Devam etmeye karar verdim.
Peki, başarısız olduğunuzu ne olursa anlarsınız?
26 Mayıs 1997 geldiği zaman başkanlığımda 1 sene dolacak. Eğer partiyi kıpırdatamamışsam, "Arkadaşlar gelin karar verin" diyeceğim.
Peki, kıpırdatmanın ölçüsü ne?
Tabii duruma göre değişiyor ama parti içinde belirli bir canlanmanın gerçekleşmesi, işte bu Çözüm Bloğu veya başka girişimlerden sonuç almaya başlamak, medyanın sağırlıktan az da olsa kurtulmuş olması lazım.