[Mustafa Kalemli] - Meclis'te silah var
Nuriye Akman
Sabah Gazetesi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kalemli, Meclis'e silahla giren milletvekilleri için şöyle diyor: "Bu bir eğitim meselesidir, alışkanlık meselesidir. Bu konuda polise kesin emir verdik. Polis, ‘Sayın milletvekili silahınızı verin' diyor. Cevap, ‘Silahım yok benim'. Polisin milletvekilini arama hakkı yok. Anayasanın 88'inci maddesini değiştirdiğimiz zaman onlar biraz daha törpülenir."
Ne kadar adildir?
Meclis kürsüsü adildir. Vezirliğe de rezilliğe de eşit şans tanır. Hatip kürsünün arkasına geçer, dilediği makamı seçer. Kürsünün üstündeki ne hisseder? Hatibi rezillikten uzaklaştırıp, vezirliğe geçirmek için ne terler döker? Kızma ve küfretme hakkından yoksun olmak, hangi ince taktikleri ilham eder? Cinayet görmüş bir meclisin reisi olmak, hangi korkuları vehmeder? Milletvekillerini Meclis'te silahla dolaşmaktan ne men eder? Yeni bir cinayet ihtimali silah sever vekillerin insafına kalmışsa, riski kim almış olur?
"Meclis'te mafya var" iddiası kurusıkı bir atış mıdır? İddialar ata ata mı biter? Meclis'in saygınlığı ne zaman biter?
Meclis oturumlarını yönetirken, tıp tahsiliniz sırasında keşke psikiyatriye daha çok ağırlık verseydim diye düşündüğünüz oldu mu?
Hayır, ama keşke bir de Hukuk Fakültesi'ni bitirseydim diye çok düşündüm. 1983'te seçilip kürsüye çıktığımda yemini ezbere okuyan bir-iki milletvekilinden biriydim. Hala bugün gibi hatırlarım ayaklarımın titrediğini. Kürsüde konuşurken ayakları titreyen bir insanın herhalde parlamentoyu yönetirken bunun çok daha ötesinde bazı hisler taşıması lazım.
Hala dizleriniz titriyor mu?
Alıştım, eskisi kadar titremiyor. Politikada biraz eskidiğiniz zaman bu hislerinizi yenmeyi de öğreniyorsunuz. 550 milletvekilimizden 450'sinin ismini, kimliğini yakından tanırım, davranış kalıplarını bilirim. Daha yerinden elini kaldırdığında ne soracağı, ne tarzda, hangi tonda soracağı hakkında fikrim vardır. Biraz heyecanlıysa sizin yatıştırıcı, çekingense sizin teşvik edici olmanız lazım. Bu ilişkiyi kurabildiyseniz oturumu yönetmeniz kolaylaşır. Tabii olayların heyecanı içinde kendisinden hiç beklemediğim davranışları gösteren arkadaşlarım da olur.
Çalışma Bakanıyken, cerrahlığınıza atıfta bulunarak gerginlik yaşadığınız habercilere "Siz hiç hayatınızda aort yakaladınız mı" diye sordunuz. Acaba gerilimli oturumlarda milletvekillerini aortlarından yakalayıp sarsma ihtiyacını hissediyor musunuz?
Hiçbir milletvekilinin şah damarını tutmak gibi bir düşünce aklımdan geçmedi ama o milletvekillerini iyi okuyabilmeyi hep düşünmüşümdür.
Canlarına okumayı mı?
'Çok disiplinliyimdir'
Hayır efendim. Davranışlarını okumayı ve o çerçevede arkadaşlarıma yardımcı olmayı, Genel Kurul yönetiminde daha hoşgörülü ve aktif olmayı düşündüm. Benim Meclis Başkanı olarak kızma hakkım hiç yok.
Buna kızıyor musunuz?
Kızma hakkımın olmayışına kızamıyorum çünkü işin gereği böyle. O basın toplantısını hatırladım. Anatomi hocamız derdi ki bize, "Hekimler Tanrı'ya en yakın insanlardır, çünkü insanın şah damarını tutma şansına sahiptirler." Ben dedim ki siz kimsenin atardamarını tuttunuz mu? Kalbi elinizin içine alsaydınız insanın ne yüce bir varlık olduğunu daha iyi kavrardınız. Görevimi yaparken cerrahlıktan gelen bir alışkanlıkla çok disiplinliyimdir. Aynı hatayı ikinci kez yapanı affetmem.
Bu prensibi milletvekillerine uygulayamamak sizde stres yapıyor mu?
Ancak içtüzüğe aykırı davranışlardan dolayı disiplin cezası hükümleri uygulayabiliyoruz. Bu eksikliği gidermek için bir ahlak komisyonu kurulmasına ilişkin bir kanun teklifi hazırladım. Komisyonun anlayış göstererek onu öne almasını bekliyorum. Anayasanın 83'üncü maddesindeki milletvekili dokunulmazlığının çok geniş çerçevesi nedeniyle de bazı sıkıntılarımız var. 83'üncü madde değişikliği teklifi de benim imzamla verildi Meclis'e. Bu değişiklikleri yapabilirsek daha çok cezai müeyyide koyabileceğiz.
Ses tonunun Meclis'in asayişine etkisi nedir?
Çok etkilidir. Ben daha oturum açılır açılmaz yüksek bir ses tonuyla başlarım. Hatta bir iki olayı bahane edip daha da yükseltirim. O anda hâkim olursunuz Genel Kurul'a. başlangıçta çok yumuşak bir tavır sergilerseniz oturumun sonunu getiremezsiniz.
Neleri bahane edersiniz?
'Kırıcı oldunuz denmedi'
Cep telefonlarının çalmasını, milletvekillerinin çok sık ayakta dolaşmalarını, yüksek sekle kendi aralarında konuşmalarını. İstendikten sonra bahane bulunur.
Siz en çok hangi konuda eleştiri aldınız?
Zaman zaman haddinden fazla sert olduğum konusunda. Görüntünüz sert, cümleleriniz sert, sesinizin tınısı yüksek gibi ama hiçbir zaman kırıcı oldunuz denmedi.
Kendi partinizin milletvekillerine daha acımasız davranmakla eleştirildiniz mi hiç?
Tabii Sayın Mesut Yılmaz'a ısrarla kaç defa istediği halde söz vermedim. Çünkü gerekmezdi. O sırada konuşması benim ölçülerime göre daha da gerginleştirirdi ortamı. Sayın Yılmaz bunları anlayışla karşılamıştır. Ama kendi partimden milletvekillerinin beni zor durumda bıraktıkları zamanlar da olmuştur. Zamanı çok aşırı kullanırlar. Bazen müsamahamı istismar değil de biraz fazla kullanırlar. Tabii o zaman diğer partilerin grup başkan vekilleri başta olmak üzere hepsi itiraz etmeye başlar. Ben bu müsamahayı genelde lider seviyesinde herkese gösteririm. Bir siyasi liderin hele bir başbakanın önemli günlerde kürsüye çıktığında sözünün zaman sınırları içinde hapsedilmesine taraftar değilim.
Ama 5 dakikalık konuşmayı 25 dakikaya çıkaranlar var.
Efendim Sayın Mesut Yılmaz geçen sever daha çok çıkarttı. Ama ben o toleransı bütün liderlere gösterdim o gün.
Mesut Bey biraz daha fazla kullandı ama Başbakan olarak kürsüdeydi, sözünü kesmeyi yakıştıramadım kendime.
Liderler içinde zamanı en kötü kullanan kim?
'Ön ismini kullanırım'
Bunda kötülük aramıyorum bir lider belki çok şey söylemek istiyor. Hepsi kürsüyü ele geçirdiğinde zamanı geniş
kullanmak isterler. Ama Sayın Ecevit bu konuya biraz daha hassasiyet gösteriyor.
Gerilimli oturumlarda bağrışanları susturmaya çalışırken onlardan daha fazla bağırmak zorunda kalmak sinirlerinizi nasıl etkiliyor?
Onlardan daha çok bağırmamaya gayret ediyorum ama mikrofonlar benim önümde olduğu için belki benim sesim fazla çıkıyor. Beni iki şey kurtarıyor: "Sayın" kelimesi ve bazı arkadaşlarıma "Nuri Bey, Ahmet Bey" gibi ön isimleriyle seslenmek. "Sayın" demek durumu inceltiyor. Soyadını söylersem bazı arkadaşlarımı teşhir etmiş oluyorum, seçmenine yanlış iş yaptığı imajını veriyorum. Bu hiçbir milletvekilinin hoşuna gitmez. O bakımdan ben ön ismini kullanırım. Çok mecbur kalırsam soyadı ile hitap ederim.
Bu, çok kızgın olduğunuzu mu gösterir?
Evet. Bir de vücut dilini kullanırım. Yani "susun" işaretini yaparım elimle. Grup başkanvekillerine dönerek "yardım etsenize" gibisine bakarım. Bir de kürsüden mektup yazarım milletvekillerine. Şu dosya bana yazılan ve benim onlara yazdığım mektuplardan oluşuyor. Birkaçını okuyayım: "Değerli başkanım. Bugün çok sertsiniz, sizi sertleştiren Saikleri bir tarafa itelim. Sizi rahatlatalım efendim. Saygılarımla." "Sayın ve Sevgili Başkan. Dün ve bugün çok serttiniz. Sebepleri ne acaba? Sevgi ve saygılar." Bakın bu arkadaşlarımıza ben de cevap yazmışım: "Sebebi şu: Meclis'in kaybettiği saygınlığı hiç olmazsa çalışma disipliniyle birazcık olsun geri getirebilir miyim düşüncesiyledir. Saygılarımla."
Bu mektuplar işe yarar mı?
'Memnuniyet duyarım'
Çok. Bir milletvekili kendisine özel bir not yazılmasından son derece mutlu olur. Ben de bana özel not gönderilmesinden büyük memnuniyet duyarım. Bunları bir kitap halinde toplamak istedim vakit bulup da neşredemedim. Son güvenoyu oturumunda bir arkadaşıma soyadı ile bağırmışım. Soyadı aynı olan iki arkadaş var. Benden söz istedi vermedim. Bana yazılı ifade
ediyor: "Sayın başkan lütfen uyarıda bulunduğunuz falanın falan olduğunu açıklar mısınız?" çünkü seçmen duyuyor televizyondan.
Yaptınız mı peki bu açıklamayı?
Gerek kalmadı. Benim uyardığım kişiyi o anda TV ekranda gösterdi. Bakın başka bir not: "Sayın Başkanım Genel Kurul yönetiminiz sırasında kasten ve sizi üzmeye yönelik hiçbir düşünceyle hareket etmediğimi ifade ediyor, eğer sizi üzmüş isem bu durumdan dolayı özür diliyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Saygılarımla."
Ağzınızdan çıkan en kötü laf ne oldu?
"Çok rica ederim".
Bu çok kötü değil. Daha kötü lafınız yok mu?
Ben zaten başka kelime kullanamam. Aksi halde içtüzüğe göre kendi kendime ceza veririm. Çünkü içtüzüğümüz
der ki temiz bir dille konuşun. Geçen gün bir hatibi uyardım; temiz bir dille konuşun dedim. Hatip bana cevap veriyor: "Efendim dilimin hiçbir kirliliği yok." O da aklı sıra kurnazlık yapıyor, seçmenine selam veriyor.
550 milletvekilini kaç tipolojiye ayırabilirsiniz?
'Boş olacak tabii'
İki. Genel Kurul görüşmelerine son derece ilgili, devamı aksatmayan, bilgisinin yettiğince her konuda söz alıp konuşanlar. Bir de daha çok seçmenin esiri olanlar. Onlara kabahat bulmuyorum çünkü seçmen geliyor sabahleyin odalarında tevkif ediyor onları. Sayın milletvekilinin meclis gündemiyle ilgilenmeye o kadar az zamanı oluyor ki Genel Kurul sırasında konsantre olamıyor. Genel havaya uyuyor yani parmak kaldırıyorlarsa o da kaldırıyor kendi grubuyla beraber. Bağırıyorlarsa o da bağırıyor.
Yüzde kaçı bu gruba girer?
Çoğunlukla. Ama bu bütün parlamentolarda böyledir. 20-30 kişiyle toplanır İngiltere Parlamentosu. 300 kişiye yakındır sayıları. 150 kişilik oturma yeri vardır. Milletvekili enterese olduğu konuda Genel Kurul'a gelir, yoksa komisyona gider, kütüphaneye gider veya konuşması varsa onu hazırlar. Ama bizde bir saplantı var efendim sıralar dolmuyor. Boş olacak tabii, 550 kişi oturacak değil ki.
Genel Kurul'da cep telefonuyla konuşan milletvekilleri size ne ilham veriyor?
Çok sinirleniyorum. Cep telefonları icat edildiğinden beri bununla mücadele ediyorum ve bu mücadelemden galip çıktım.
Çıkamadınız daha.
Çıktım. Yüzde 95 oranında azaldı. Çünkü isimleriyle teşhir ediyorum. Hatta bir defasında bir arkadaşım telefonla konuşuyordu. Ben görmeyeyim diye de sıranın altına girmişti. Hatibin sözünü kestim, "Bir dakika Sayın hatip" dedim, "arkadaşımız sizin sesinizden rahatsız oluyor. Telefon konuşmasını bitirsin. Öyle devam edersiniz." Tabii son derece üzüldü, bozuldu, dışarı çıkmak zorunda kaldı. Sonra benden özür diledi. "Başkan çok ağır oldu benim için" dedi. "Ee hak ettin" dedim. Yeni Genel Kurul Salonu faaliyete geçtiğinde her milletvekilinin sırasında bir ekran olacak. Ekranda bir işaret belirecek sekreteri aradığı zaman. Milletvekili çıkacak, telefon konuşmasını dışarıda yapacak.
Yeni salonda da, şu anda olduğu gibi yüz yüze bakılacak. Ama yüz yüze bakmak küfürleşmeyi önlemedi, aksine sözlü küfürden yazılı küfür dönemine geçildi. Önereceğiniz başka bir iç boşaltma yöntemi var mı?
Var. Kulise çıksınlar efendim. Orada istedikleri kadar birbirleriyle münakaşa ederler.
Milletvekillerini Meclis'e silahla gelmekten alıkoyamamayı başkanlık döneminizin bir zaafı olarak görüyor musunuz?
'Meclis'in zaafı'
Bu şahsımın değil, Meclis'in zaafı. Çünkü biz başkanlık olarak her türlü tedbiri aldık, bütün kapılara elektronik detektörler koyduk. Milletvekillerimizden rica ediyoruz silahlarınızı odalarınızda bırakınız diye. Ama bazen gözden kaçıyor arka kapıdan bir yerden giriyor. Fakat 550 kişi içinde 3-5'i geçmez.
Bu da yeter. Siz bir cinayete şahit oldunuz bu Meclis'te.
Bir teki dahi yeter. Keşke hiç olmasa. Çok üzüldüğüm bir olay.
Üzülmek yeter mi? Detektör ötüyor polis silahı alamıyor kapıda.
Milletvekili dokunulmazlığı var. Arkadaşlarımızın insafına bırakıyorum bunu.
Bir cinayet ihtimali insafa bırakılır mı?
Efendim bu bir eğitim meselesidir, bir alışkanlık meselesidir.
Bunu insafa bırakacağınız yerde polise kesin emir veremez misiniz, silahla alınmayacak diye.
Polise kesin emir verdik. Polis, "Sayın milletvekili silahınızı verin" diyor. Cevap, "silahım yok benim". Bir polisin milletvekilini arama hakkı yok.
O zaman öyle bir hak getirilmeli.
Anayasanın 88'inci maddesini değiştirdiğimiz zaman onlar biraz daha törpülenir.
Bu arada Meclis'te bir cinayet daha işlense bundan kim sorumlu olur?
Hanefi Avcı'nın iddiası
Silahın sahibi. Çünkü biz yazısını yazıyoruz, bütün grupları uyarıyoruz, milletvekillerine tek tek söylüyoruz. Kontrol kapılarını geçişte düdük ötüyor taam silah var. Polis ikaz ediyor, efendim silahınızı bırakın. Milletvekili silahı çantanın içine koyuyor, geçiyor. Silahı içeride beline takıp takmadığını polis bilebilir mi? Meclis Başkanı bilebilir mi?
Hanefi Avcı, "Meclis'te mafya var. Trakya illerinden bir milletvekili aklınızın alamayacağı kadar büyük bir mafya" diyor. Kim bu milletvekili?
Sayın milletvekilleri bu şahsı dava edecekler. İddiada bulunan kişinin ispat etmesi lazım.
Meclis'in saygınlığı adına sizin yapabileceğiniz bir şey yok mu?
Şahsen itham ediyor, Meclis'i itham etmiyor. Onun için kişilerin müracaat etmesi lazım.
Siz merak etmediniz mi kim bu milletvekili diye?
Hiç merak etmedim. Hiçbir arkadaşıma onu konduramam.
Bir Meclis Başkanı'na böyle ciddi bir iddiayı merak etmek yakışmaz mıydı?
Yakışır ama benim önüme yazılı bir belge gelmemiş yani bu iddiada bulunan kişi Meclis Başkanı'na bir ihbarda bulunmamış veya o kişinin amirleri Meclis Başkanı'na bir yazı yazmamış. Peki, hiçbir şeye muhatap olmadığım bir durumda falanca bölgenin milletvekilleri gelin bakalım bir adam çıktı sizin hakkınızda böyle bir suçlamada bulundu, bunun cevabını verin demek durumunda olabilir miyim?